in

Kpss Tarih Ders Notları – Ramazan Hoca

Norveç, Portekiz, Kanada ve İtalya bir araya gelerek ‘Kuzey Atlantik Savunma Örgütü’nü kurudular. Kuruluşa Türkiye ve Yunanistan 1952 senesinde üye olmuşlardır.
d) Avrupa Konseyi’nin Kuruluşu (1949)
İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, Norveç, İsveç, İrlanda ve İtalya tarafından 5 Mayıs 1949’da kurulmuştur. Konseyin amacı, üye ülkeler arasında başta ekonomi olmak üzere insan hakları, hukuk, medya, sağlık, eğitim, kültür, spor ve benzeri birçok konuda işbirliği yapmaktır. Konseye Türkiye’de 1949’da üye olmuştur. e) Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) (1951)

Avrupa ülkeleri arsında birlik oluşturmasını amaçlayan bu girişimin öncülüğünü Fransız Dış İşleri bakanı Schuman tarafından 1950’de ortaya atıldı. Schuman Fransız ve Alman kömür ve çelik üretimini denetleyecek bir örgütün kurutmasını istedi. Bunun üzerine Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İtalya ve Federal Almanya bir araya gelerek 1951’de ‘Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kurdular. Girişimin başarıya ulaşmasıyla daha geniş bir ekonomik birleşmeyi hedefleyen Avrupa ülkeleri bu seferde 1957 yılında yaptıkları Roma Antlaşması ile de “Avrupa Ekonomik Topluluğu”nu kurdular.

B) PAYLAŞILAMAYAN ORTA DOĞU

1) İsrail’in Kuruluşu (1948)

İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour’un Z Kasım 1917’de Siyonist Federasyonu Başkanı’na gönderdiği mektupla Filistin’de bir Yahudi Devleti’nin kurulduğunu kabul etmesi ve bölgeye Yahudi göçüne izin veren tarihi “Balfour Deklarasyonu”ydu. Bu tarihten sonra Filistin’e yüz binlerce Yahudi göç etti. II. Dünya Savaşı’nda bu sorun 1947 yılında Birleşmiş Milletlere götürüldü. Birleşmiş Milletler ise yaptığı toplantı sonrasında Filistin topraklarında iki devletli bir yapının oluşturulmasını ve Kudüs’ünde tarafsız bir şehir olması kararını verdi. İngiltere’nin 1948’de Filistin üzerindeki mandasını kaldırmasıyla Yahudi’ler İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan ettiler. Bu devleti ilk tanıyan devlet ise ABD oldu.

Not: İsrail Devletini ilk tanıyan devlet ABD, ilk tanıyan Müslüman ülke Türkiye, ilk tanıyan Arap devleti ise Mısır olmuştur.

2) Eisenhower Doktrini

Mısır devlet başkanı Nasır’ın Süveyş Kanalı’nı Millileştirdiğini açıklamasıyla Süveyş Krizi ortaya çıktı. Bölgenin SSCB’nin kontrolüne girmesini istemeyen ABD başkanı Eisenhower 5 Ocak 1957 yılında Amerikan Kongresi’nde tarihe “Eisenhower Doktrini” diye geçecek olan isteklerini kabul ettirdi. Buna göre doktrinin amacı; Orta Doğu ülkelerine ekonomik ve askeri yardım yapma, bölgeye olası bir saldırı SSCB saldırısına karşı ABD askerlerini bölgeye göndermekti. Bu doktrini kabul eden ve yararlanan ülkeler ise; Türkiye, Lübnan, Afganistan, Irak, Mısır, Tunus, Fas, Pakistan ve İsrail olurken, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Ürdün ise doktrine tepki gösterdi.

C) UZAK DOĞU’DA ÇATIŞMA

1) Uzak Doğu’da Hakimiyet Mücadeleleri

Kore Savaşı (1950-1953)

II. Dünya Savaşı’nın sonucunda 38.enlem sınır kabul edilerek kuzeyde SSCB kontrolünde Kore Halk Cumhuriyeti, Moskova’nın talimatıyla Güney Kore’ye saldırdı. Bunun üzerine ABD Birleşmiş Milletlerin yardımıyla askeri bir kuvvet hazırlayıp bölgeye gönderdi. Türkiye’de bölgeye barış gücü adı altında Tuğgeneral Tahsin Yazıcı önderliğinde 5090 kişiyle katıldı. Türkiye bu savaştan 741 şehit, 2147 yaralı ile çıkmıştır. Türkiye’nin barışa yönelik bu hareketi ABD tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmış ve Türkiye’nin NATO’ya girişi hızlanmıştır.

SEATO’nun Kuruluşu (1954)
ABD Uzakdoğu’da etkinliğini artırabilmek amacıyla Tayland, Filipinler, Pakistan, ABD, Fransa, İngiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ile birlikte Güney Doğu Asya Antlaşma Teşkilatı’nı (SEATO) kurdu.

D) ASYA VE AFRİKA’NIN KURTULUŞU

Güney Asya’daki Gelişmeler

19.yüzyıldan beri İngiltere’nin sömürgesinde olan Hindistan’daki ilk bağımsızlık ayaklanmaları 1917’de Mahatma Gandhi’nin önderliğinde başladı. Bu durum Hindistan’daki Müslümanları da cesaretlendirdi ve 23 Mart 1940’ta toplanan ‘Müslümanlar Birliği Cemiyeti Kongresi’ sonucunda Muhammed Ali Cinnah’ın önderliğinde Hindistan’dan ayrı Pakistan Devleti’nin kurulması kararı alındı. Bunun üzerine İngiltere 1946’da Hint Yarımadası’nda Hindistan ve Pakistan adıyla yeni iki dominyon devlet kurulduğunu açıkladı.1947 yılında da İngilizlerin bölgeden askerlerini çekmesiyle Hint Yarımadası’nda bağımsız bir Hindistan ve Pakistan devletleri kuruldu.

Bölge ülkeleri Soğuk Savaş döneminde ekonomik ve ticari alanda işbirliği yapmak için ASEAN’ı (Güneydoğu Asya Milletleri Birliği) kurdular. 1967 yılında kurulan bu teşkilatın kurucu üyeleri; Filipinler, Tayland, Malezya, Endonezya ve Singapur’dur.

E) SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE TÜRKİYE
1) Soğuk Savaş Döneminde Türk Dış Politikası
Türkiye’nin NATO’ya Girişi (1952)
Türkiye’nin BM’nin oluşturduğu Kore Savaşı’na asker göndermesi, savaşta Türk askerlerinin üstün cesareti, Türkiye’nin stratejik konumu, NATO’nun SSCB’ye yakın olan Türkiye’de üs kurma düşüncesi sonucunda 15 Eylül 1951’de NATO Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya girmesine karar verdi. TBMM’de 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya girişini onayladı.
Balkan Paktı’nın Kurulması (1953)
Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan’ın 2 Şubat 1953’te “Dostluk ve İşbirliği Antlaşması”nı imzalamasıyla Balkan Paktı kuruldu. Paktın amacı ise; üye ülkeler arasında ekonomik ve kültürel işbirliğini geliştirmek, sorunları barışçıl yollarla çözmek, ortak savunma konusunda işbirliği yapmaktı.
Bağdat Paktı’nın Kurulması (1955)
24 Şubat 1955′ te Türkiye – Irak arasında imzalanarak bu pakt kuruldu. Paktın amacı; Orta Doğu’da yaşanan istikrarsız ortamda savunma ve güvenliği sağlamaktı. Daha sonra bu Pakta İngiltere, İran ve Pakistan’da katıldı.1958’de Irak’ta krallık rejiminin yıkılması sonucu, Irak Pakt’tan ayrıldı. Irak’ın ayrılmasıyla Paktın merkezi Ankara’ya taşındı. 1959’da ise adı ‘Merkezi Antlaşma Örgütü’ (CENTO) olarak değiştirildi.20 yıl devam eden bu örgütten İran ve Pakistan’ın ay- rılması sonucu Pakt fiilen sona erdi.

2) Türkiye’de Hayat

a) Siyaset

II. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı’nın demokrasi fikirleri ülkemiz aydınlarını da etkilemişti. Özellikle aydınların yazıları ve halkın demokrasi talepleri çok partili hayata geçişte etkili oldu, İsmet İnönü’nün de çok partili hayata geçilmesini isteyen demeçlerde bulunmasından hemen sonra Nuri Demirağ tarafından ‘Milli Kalkınma Partisi kuruldu. (1945). Milli Kalkınma Partisi’nin kurulmasından sonra CHP milletvekilleri Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün parti kanunlarında değişiklik yapılmasını istediği kanunun CHP yönetimi tarafından reddedilmesi üzerine “Dörtlü Takrir” diye nitelendirilen bu milletvekilleri CHP’den ayrılarak yılında Demokrat Parti’yi (DP) kurdular. Bu gelişmeler sonucunda aynı yıl parti daha kuruldu ve ilk defa seçimlerinde birden fazla siyasi parti seçimlere girdi. Seçimleri CHP kazanırken DP milletvekili ile Meclis’e girdi. Ancak DP’nin Meclis içinde CHP’ye karşı yeteri derecede muhalefet yapamadığını düşünen bir grup milletvekili DP’den ayrılarak “Millet Partisi”ni kurdu. Böylece Meclis’te 3 parti yer aldı. 1950 seçimlerinde ise DP % 55,2 oy alarak birinci parti oldu. Böylece 27 yıllık CHP iktidarı sona ererken Demokrat Parti iktidarı başlamış oldu.

22 Mayıs 1950’de Demokrat Parti Genel Başkanı Celal Bayar Cumhurbaşkanı seçildi. Başbakan ise Adnan Menderes oldu. Bu dönemde memurlara hafta sonu tatilleri ücretli hale getirilmesi, işçilere sendikalaşma hakkının verilmesi, genel af çıkarılması, Marshall yardımlarının alınması, NATO’ya üye olunması ve ekonomik büyümenin gerçekleşmesi sonucunda Demokrat Parti 1954’te yapılan seçimlerden % 58,4 oy alarak yeniden birinci parti olarak çıktı.

b) Ekonomi

1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelişiyle ekonomide;
 Marshall yardımlarından gelen tarım aletleri sonucu üretim arttı.
 Dışarıdan krediler alınarak ithal makineler satın alındı. Traktör sayısı artırıldı.
 1950-1953 arasında Türkiye %11 oranında büyüdü.
 17 Kamu İktisadi Teşekkülü kuruldu. (Devletçilik politikası doğrultusunda)
 Karayollarına önem verildi. İthal otomobil ve kamyon sayıları arttı. Demiryolu üretimi durdu. c) Sosyal ve Kültürel Hayat

İnsanların refah seviyesini yükseltmesiyle tüketim arttı. Köyden kente göçler başladı. Caz, Rock and Roll Türkiye’de yayıldı. Radyo ve plaklar önem kazandı.
Zeki Müren, Neşet Ertaş ve Müzeyyen Senar dönemin ünlü sanatçıları oldu.
Garip, Hisarcılar ve İkinci Yeniciler edebiyat alanında yeni akımlar olarak ortaya çıktı. Verem Savaş Dispanserleri ile Ankara Ebe ve Hemşire Okulu hizmete açıldı.

1946

13

1946

69

F) SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE DÜNYA

Sanayi ülkeleri büyük bir ekonomik büyüme yaşadı, işsizlik azaldı, nüfus artışı hızlandı.
Televizyon günlük hayatın bir parçası oldu. Rock and Rol sanatçısı Elvis Presley ünlendi.
‘ENİAC’ adlı ilk bilgisayar üretildi. İlk uydu ‘SPUTNİK-1’ SSCB tarafından uzaya gönderildi.
Uçak ve telefon kullanımı yaygınlaştı. Birçok ressam, şair ve bilim adamı Paris’ten New York’a göç etti. New York

“Batı’nın başkenti” unvanını Paris’ten aldı.
Akdeniz Oyunları ilk defa Mısır’ın İskenderiye kentinde yapılmaya başlandı. UEFA Kupası ilk defa düzenlendi. (1955-1956) İlk kupayı Real Madrid kazandı.

YUMUŞAMA DÖNEMİ

A) ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DEĞİŞİM SÜRECİ

Doğu ve Batı bloklarının gerginliğini azaltmak amacıyla karşılıklı görüşmelerin başladığı döneme “Yumuşama (Detant)” denir. Yumuşama Dönemi’ne geçilmesinin en önemli nedeni SSCB ve ABD’nin nükleer silahlanma yarışında eşit hale gelmesi ve dünyanın olası bir nükleer saldırıya hedef hale gelmesidir. Bu sebeple ABD Başkanı John Kennedy ile SSCB Başkanı Nikita Kruşçev 1961 senesinde bir araya gelerek “Yumuşama Dönemi”ni başlattılar.

1) Yumuşama Dönemi Politikaları

Japonya’da yapılan Dünya Şampiyonasında ABD’li masa tenisçileri (ping-pong) Çin’in davet etmesi ve ardından da ABD’nin Çin’e uyguladığı ticari ambargoyu kaldırması iki devlet arasındaki ilişkileri geliştirdi. Bunun üzerine Çin daha önce ayrıldığı BM’ye tekrar üye oldu.
2) Nükleer Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri

1969 yılında ABD ile SSCB Helsinki’de bir araya gelerek “Stratejik Silahları Azaltma Görüşmeleri” (SALT – l)’ni başlattılar. Sadece savunma füzelerinin sınırlandırılması için yapılan görüşmeler sonucu 1972’de Moskova’da
“SALT-I Antlaşması” imzalandı. 1979’da Viyana’da imzalan “SALT-II Antlaşması” SSCB’nin Afganistan’ı işgali nedeniyle uygulanamadı.
3) Helsinki Konferansı
Her iki blok arasında başlayan yumuşama dönemini fırsat bilen diğer Avrupa ülkeleri iki blok arasındaki sorunların çözümü için Helsinki’de bir araya geldiler. Yapılan görüşmeler sonucu “Helsinki Nihai Senedi” imzalandı. Buna göre;

  • ►  Konferansa katılan devletler birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyacak.
  • ►  Devletler sorunları tehdit ve kuvvet kullanarak değil, barışçıl yollardan çözmek için uğraşacak.
  • ►  Katılan devletler birbirlerinin iç ya da dış politikalarına müdahalede bulunmayacak.
  • ►  Her devlet ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı yapmadan temel özgür- lüklere ve insan haklarına saygı gösterecek.B) YUMUŞAMA DÖNEMİ ÇATIŞMALARIKüba BuhranıSSCB 1962 yılında Küba’ya füzelerini yerleştirmeye başladı. Bunun üzerine her iki taraf arasında yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca ABD Küba Kıyılarına savaş gemilerini gönderdi. Ancak nükleer savaş ihtimaline karşı her iki ülkede yeri adım atmak zorunda kaldı. Bunun üzerine SSCB Küba’daki füzelerini, ABD ise Türkiye’de bulunan Jüpiter füzelerini sökme kararı aldı.Vietnam SavaşıSSCB’nin kontrolündeki Kuzey Vietnam, Güney Vietnam’a saldırdı. Bunun üzerine Güney Vietnam ABD ’den yardım istedi. ABD’de 1965’te Kuzey Vietnam’ı bombalayarak savaşı başlattı. Vietnamlılar karşısında büyük kayıplar verilmesi ABD’de büyük tartışmalara ve protestolara neden oldu. Protesto edenler arasında Vietnam Savaşı sırasında askere çağrılan Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu Muhammed Ali’de bulunmaktaydı. Muhammed Ali “Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım.” diyerek askere gitmeyi reddetti. Kamuoyu baskıları karşısında zor durumda kalan ABD 1968 yılında Paris’te Kuzey Vietnam ile barış görüşmelerine başladı. Yeni başkan olan Nixon ABD askerlerini Vietnam’dan çıkarma kararı aldı. 1973’te “Vietnam Barışı” imzalanarak savaş sona erdi. 1975’te ise Kuzey Vietnam, Güney Vietnam’ı ele geçirerek birleşik “Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti”ni kurdular.Keşmir MeselesiHindistan ile Pakistan’ın kuruldukları andan itibaren birbirleriyle yaşadıkları en önemli sorundur. Çoğunluğu Müslüman olan bu bölgenin yönetimini elinde tutan Keşmir Mihracesi burayı Hindistan’a verince 1948 yılında iki ülke ilk kez savaştı. 1966’da SSCB’nin aracılığında “Taşkent Deklarasyonu” imzalanarak her iki devlet savaş öncesi sı- nırlarına geri döndü.

Afganistan’ın SSCB Tarafından İşgali

1973 yılında Afganistan’da Cumhuriyet ilan edildi. SSCB’nin de destek vermesiyle ülkede sosyalist bir hükümet kuruldu. Bunun üzerine SSCB 1979’da Afganistan’ı, mevcut hükümeti koruma adına işgal etti. Bu olay tüm dünyada kınandı. ABP bu gelişme üzerine SALT-II Antlaşması’nı onaylamaktan vazgeçti. 1988’de Cenevre’de yapılan görüşmeler sonucu SSCB,1989’da Afganistan’dan askerlerini geri çekti.

C) BARIŞ İÇİNDE BİR ARADA YAŞAMA

Doğu ve Batı Bloklarının dışında kalan ülkeler kendilerini “Bağlantısızlar”, “Üçüncü Dünya Ülkeleri” veya “Tarafsızlar” olarak ifade etti. Bu hareketin liderliğini Hindistan, Mısır ve Yugoslavya üstlendi. Bunun üzerine 1955’te yeni kurulan ve sömürgeciliğe karşı başarı elde eden 24 ülke Endonezya’nın Bandung kentinde bir araya geldiler. Amaçları her iki blokun dışında kalmayı sürdürerek bu iki süper gücün karşısında varlıklarını korumaktı. Yapılan konferans sonucu “barış içinde bir arada yaşamanın beş ilkesi” belirlendi. Buna ilkeler; siyasi bağımsızlık, askeri ittifaklara katılmama, kendi topraklarında başka devletlere askeri üs kurma izni vermeme, ikili ittifaklara girmeme ve sömürgeciliğe karşı başlatılan milli kurtuluş savaşlarına destek vermedir.

D)ARAP & İSRAİL SAVAŞI

1948 – 49 (Arap-İsrail Savaşı ): Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan, Irak birleşerek yeni kurulan İsrail’e saldırdı. Savaşı İsrail kazandı. “Mülteci Sorunu” ortaya çıktı. İsrail’i ABD, SSCB ve İngiltere destekledi.
1956(Mısır-İsrail Savaşı): Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi sonucu ortaya çıktı. İngilizlerin ve Fransızların kışkırtması sonucu İsrail Mısır’a saldırdı. İngiltere ve Fransa durumdan faydalanıp Süveyş’i işgal edince ABD ve SSCB’nin tepkisiyle geri adım atmak zorunda kaldı. Savaşı İsrail kazandı. SSCB bu süreçte Mısır’ın yanında yer aldı. Ortadoğu’da SSCB- ABD mücadelesi başladı.

1967 (Arap – İsrail (6 gün) Savaşı): Mısır’ın Akabe Körfezini İsrail’e kapatması ve Filistin Kurtuluş Örgütü’ne yardım etmesi sonucu ortaya çıktı. Mısır Ürdün ve Suriye İsrail’e yenildi. İsrail bu savaş sonucunda Suriye’ye ait Golan Tepelerini, Doğu Kudüs’ü, Sina Yarımadası’nı ve Gazze’yi ele geçirdi. SSCB bu süreçte Arap ülkelerini destekleyerek bölgedeki gücünü artırırken ABD ‘ye giderek tepkiler artmaya başladı.

1973(Yom Kippur Savaşı): Mısır ve Suriye 1967 yılında kaybettikleri toprakları geri almak için İsrail’e saldırdı. Savaşı yine İsrail kazandı. Ancak buna rağmen Mısır, ABD’nin de İsrail’e baskı yapması sonucu Sina Yarımadasının bir kısmını İsrail’den geri aldı ve Süveyş Kanalı’nda tek hakim devlet oldu. Bu süreçte ABD’ni yine İsrail’in yanında tavır takınması üzerine Arap ülkeleri Batılı devletlere petrol ambargosu koyarak “1973 Petrol Krizi”ni ortaya çıkardılar. 1973’te Arap – İsrail savaşlarına son vermek ve bölgedeki eski itibarını kazanmak isteyen ABD, Dış işleri Bakanı Henry Kissinger’i bölge barışını sağlamak için görevlendirdi. Kissinger barışın sağlanabilmesi için defalarca İsrail ve Arap ülkelerini ziyaret etti. “Mekik Diplomasi” adı verilen bu süreç sonucun Mısır ile İsrail arasında savaş sona erdirilerek 17 Eylül 1978’de Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile İsrail Devlet Başkanı Menahem Begin arasında “Camp David Antlaşması” imzalandı. Böylece Mısır, İsrail’i tanıyan ilk Arap ülkesi oldu.

İslam Konferansı Örgütü

1969 senesinde İsrail’in işgalinde bulunan Kudüs’teki El-Aksa Camisi’nin kundaklanması ve caminin yakılmak istenmesi üzerine Ürdün Kralı Hüseyin’in önerisi ile Arap devletlerinin dışişleri bakanları Kahire’de toplanarak “İslam Zirvesi” yapılmasına karar verdiler. Bu karar doğrultusunda Fas’ın başkenti Rabat’ta aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 24 ülkenin katılımıyla “İslam Zirvesi’’ toplandı. Kuruluşun ismi 2012 yılında “İslam işbirliği Teşkilatı”(İİT) olarak değiştirildi. Örgütün Genel Sekreterliğini 2005’ten 2014 kadar Türk kökenli Ekmeleddin İhsanoğlu yapmıştır.

E) ULUSLARASI POLİTİKADA PETROLÜN YERİ

II. Dünya Savaşı’ndan sonra petrolü Batılı ülkelere ucuz vermek istemeyen Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, İran ve Venezüella bir araya gelerek 1960 yılında “Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı (OPEC)’’nı kurdular. Kuruluşun amacı; petrol fiyatlarını yüksek seviyelere çıkarmaktı. Bu amaçlarına da 1970 senelerinde ulaştılar. Yine bu dönemlerde ortaya çıkan 1967 Arap- İsrail Savaşı’ndan sonra da petrolü İsrail’e karşı siyasi bir silah olarak kullanmak isteyen Arap ülkeleri de bir araya gelerek “Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Teşkilatı (OAPEC) ”nı kurdular. Ancak OAPEC başarılı olamadı.

F) İRAN-IRAK SAVAŞI (1980-1988)

1) Irak’ta Rejim Değişikliği

1958’de yapılan bir askeri müdahale sonucu ülkede monarşi rejimi yıkılarak cumhuriyet ilan edildi. Sosyalist bir sistemle birleşik laik bir Arap toplumu hedefleyen Baas Partisi 1968’de Irak’ta yönetimde söz sahibi oldu.
2) İran’da Rejim Değişikliği
1928’ten itibaren İran’ı yöneten Pehlevi Hanedanlığının uygulama

ları halk tarafından benimsenmemişti. Batı İran’ın

amacı ise Basra Körfezi’ne ve su yollarına egemen olmaktı. Halkın uygulamalara karşı başlattığı protestoların yönetim

tarafından dikkate alınmaması ayaklanmaya sebep oldu.

1978’de sürgündeki lider Ayetullah Humeyni’nin ülkeye

İran İslam Cumhuriyeti

3) Savaş ve Sonuçlar

İran-Irak Savaşı’nda Suriye ve Libya İran’ı; diğer Arap devletleri ise Irak’ı desteklediler.
BM’nin kararı ile 6 Ağustos 1988’de ateşkes gerçekleşti ve savaş sona erdi. Irak’ın 1990’da Kuveyt’i işgal etmesi ve ABD’nin bu işgale müdahale ihtimalinin ortaya çıkması üzerine Irak işgal ettiği İran topraklarından çekildi. Böylece İran kaybettiği topraklan geri aldı.
Sekiz yıl gibi uzun süren bir savaş sonucunda iki ülkeden yaklaşık bir milyon insan hayatını kaybetti.
Not: Bu savaşta Irak’ı destekleyen ABD’nin savaş sırasında çıkarı için İran’a da silah sattığı ortaya çıktı. Tarihe “İrangate Olayı” olarak geçen bu olay sonucunda Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi Yarbay Oliver North suçlu bulunurken, dönemin ABD Başkanı Reagan’ın suçunun olmadığı sonucuna varıldı.

G) YUMUŞAMA DÖNEMİNDE DÜNYA

1) Ekonomi

Dünya ekonomisindeki büyümeye bağlı olarak talep fazlası ürünlerin pazarlama ihtiyacı reklam sektörünün önemini artırdı. Uydu teknolojisi sayesinde de televizyon programları uluslararası bir boyut kazandı, ilk kez “1964 Tokyo Olimpiyatları” canlı televizyon yayını ile tüm dünyaya ulaştırıldı.
2) Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler

SSCB’nin 1957’de ilk uzay aracı olan Sputnik’i uzaya fırlatmasından bir yıl sonra ABD, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesini (NASA) kurarak ilk uydusunu uzaya gönderdi. 1961 ‘de Rus kozmonot Yuri Gagarin, Vostok-1 uzay aracı ile ilk kez uzaya giden insan oldu. 1962’de ABD aynı şekilde karşılık vererek uzayda rekabet hızlandırdı. 1969’ da ise Amerikalı astronot Neil Armstrong’un aya inmesi ile ABD uzay yarışında liderliği ele geçirdi.
Savaş yıllarında yapılan bilgisayar geliştirilerek 1970’te kişisel bilgisayar üretildi. 1978’de üretilen APPLE’ın fabrikalarda kullanılmasıyla bilgisayar, sanayi alanına girmiş oldu.1969 yılında ilk olarak ABD de bilim adamları arasındaki iletişimi sağlamak maksadı ile deneme niteliğinde olan “ARPANET” ABD’deki bütün üniversitelerin araştırma kuruluşlarının bilgisayarlarını bünyesinde toplayarak büyüdü.
3) Kültürel Hayat
Müzik alanında 1950’lerde ortaya çıkan “Rock And Roll” tarzı bu dönemde de etkisini sürdürmüştür. Heavy Metal müzik türü ve bu türün temsilcisi olan Rolling Stones grubu döneme damgasını vurmuştur. 1951 yılından itibaren yapılan Akdeniz Oyunlarının tamamına katılan Türkiye, 1974’te düzenlenen altıncı Akdeniz Oyunlarına İzmir’de ev sahipliği yaptı.

H) TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Türkiye’nin Soğuk Savaş Döneminde Batı ittifakına dâhil olarak bu doğrultuda dış politika izlediği belirtilmiştir. Bu dönemde Kıbrıs, Ege sorunları, Orta Doğu’da Arap-İsrail Savaşları ve Ermeni terörü Türk dış politikasının belirlenmesinde etkili olmuştur.
1) Türk – Yunan İlişkileri

Kıbrıs Meselesi

Kıbrıs’taki Rumlar, İngiliz yönetimi altındayken Adayı Yunanistan’a katma idealleri (Enosis) doğrultusunda faaliyetlerde bulundular. Yunanistan ise, 1951’de Kıbrıs’ın kendisine verilmesi için İngiltere’ye resmen başvurdu. Bu girişimi olumsuz karşılanan Yunanistan, 1954’te Kıbrıs sorununu BM ‘ye taşıyarak meseleyi uluslararası bir konu haline getirdi. Bu gelişmeler, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda harekete geçmesinde önemli rol oynadı. Böylece Kıbrıs sorunu, Türk dış politikasının en önemli konularından birisi haline geldi.
1960’tan önce Yunanistan’ın Kıbrıs konusundaki isteklerinin BM tarafından reddedilmesi üzerine Rumlar, Kıbrıs’ta EOKA yer altı örgütünü kurarak önce İngilizler, sonra da Türklere yönelik tedhiş hareketlerine başladılar. Bu örgütün amacı: İngiltere’yi Kıbrıs’tan atmak, Türkleri imha etmek ve Enosis’i gerçekleştirmekti. 1959’da Türkiye ve Yunanistan başbakanları Zürih’te bir araya gelerek Kıbrıs anlaşmazlığını çözümlemek için görüşmelere başladılar. 11 Şubat 1459’da Kıbrıs’ta bağımsız bir cumhuriyet kurulması kararı alınarak Zürih Antlaşması yapıldı. Daha sonra Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Londra’da bağımsız bir Kıbrıs Devleti’nin kurulmasına karar verildi ve Londra Antlaşması imzalandı.
Zürih ve Londra Antlaşmaları doğrultusunda 16 Ağustos 1960’ta bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi. Cumhurbaşkanlığına Rum lider Makarios, yardımcılığına da Türk lider Dr.Fazıl Küçük getirildi. Kıbrıs’ta sağlanan barış ortamı uzun sürmedi. Yunanistan’ın asker ve silah göndererek desteklediği EOKA, Türklere karşı tedhiş hareketlerine devam etti. Kıbrıs Türkleri de bu faaliyetlere 1955’te kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) vasıtasıyla karşı koymaya çalıştı. 24 Aralıkta “Kanlı Noel” denilen ve 24 Türk’ün şehit edildiği olay üzerine Türk savaş uçakları Lefkoşa üzerinde ilk uyarı uçuşunu yaptı. 1964’te Yunanistan’ın Ada’ya daha çok asker ve silah göndermesi Rum çetelerinin

dönmesiyle

kuruldu.

saldırıya geçmesi Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale kararı almasına yol açtı. Ancak bu kararın uygulanmasını istemeyen ABD Başkanı Johnson, yazdığı mektupla Türkiye’yi kararından vazgeçirmeye çalıştı.
1966 yılında ise Patris Gazetesinde yayınlanan bir habere göre Türk halkının ani bir şekilde yok edilerek ve Ada’nın Kıbrıs’a bağlanacağı Akritas Planı ortaya çıktı.

Ancak Enosis’in hemen gerçekleşmesini isteyen EOKA üyeleri Yunanistan’dan aldıkları destekle 15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı bir darbe gerçekleştirdi. EOKA üyeleri Nikos Sampson’u Cumhurbaşkanlığına getirirken “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti” ilan ettiler.
Türkiye oluşan bu ani gelişme sonrası darbenin Yunan müdahalesi olduğunu belirterek garanti antlaşmasının kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak Enosis’e engel olmak, adada barışı yeniden kurmak ve bölgedeki Türklerin güvenliğini sağlamak amacıyla 20 Temmuz 1974’te “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı başlattı. ABD ise bu harekâtı gerekçe gös- tererek Türkiye’ye yapmakta olduğu ekonomik yardımları kesti ve Türkiye’ye silah ambargosu uygulamaya başladı. Bunun üzerine Türkiye 1969’da ABD ile yapılan ”Savunma ve İşbirliği Antlaşması”nı fesh etti ve ülkede bulunan tüm ABD üs ve tesislerine el koydu. 1978’de ABD ambargoyu kaldırınca ilişkiler tekrar normalleşti.

Harekât sonunda Türkler adanın kuzeyinde, Rumlar ise adanın güneyine yerleşti. Yapılan görüşmelerden de bir sonuç alınamayınca 1975’te Rauf Denktaş’ın liderliğinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti” kuruldu. Ancak BM Genel Kurulu 1983 yılında yaptıkları bir toplantı sonrasından Kıbrıs Rumlarını ”Kıbrıs Hükümeti” olarak tanıma kararı aldı. Bu gelişmeler üzerine Türkiye 15 Kasım 1983’te “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni kurdu.

Ege Adaları Meselesi

Yunanistan II.Dünya Savaşı’nda sonra Ege’de bulunan tüm adalara sahip olup Ege Denizi’ne tamamen sahip olmak istemesi sonucu bu sorun ortaya çıktı.Bu sorunlar Ege adalarını silahlandırılması, kıta sahanlığı, karasularının 12 mile çıkarılması ve Fır hattı (Ege Hava Sahası) ‘dır.
Ege Adalarının Silahlandırılması

Yunanistan Ege Adaları’nı NATO tatbikatları kapsamın aldırarak silahlandırma faaliyetlerine yasal dayanak aramıştır. Özellikle Limni Adası’nın bu tatbikatlarda kullanılmasını NATO’dan istemesine Türkiye tepki göstermiş ve Limni’nin statüsünün değiştirilemeyeceğini belirtmiştir.
Kıta Sahanlığı Sorunu

Kıta Sahanlığı; karasularının bittiği yerden başlayan ve denizaltından devam eden ve kıyıya sahip olan her devletin 200 deniz milini aşmayacak şekilde belirlenmiş kara devamına denir. Yunanistan’ın bölgede petrol arama çalışmalarına başlaması ve bu petrol çalışması yapılacak bölgenin Türkiye karasularına kadar gelmesi ilişkileri gerginleştirdi. 1976’da Türkiye’nin Sismik-I adlı araştırma gemisi ile Ege Denizi’nde bir araştırma yapması üzerine Yunanistan konuyu BM Güvenlik Konseyi ve Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na götürdü. Bunun üzerine her iki ülke temsilcilerinin katılımıyla “Bern Deklarasyonu” imzalandı. Buna göre her iki devlet kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir girişimde bulunmamayı kabul etti.

Kara Sularının 12 Mile Çıkarılması Kanunu

Lozan Barış Antlaşmasında 3 mil olarak kabul edilen kara suları genişliği 1936 senesinde Yunanistan tarafından 6 mile çıkarılmıştır. Ancak Yunanistan’ın 6 milden 12 mile çıkarma isteğini ise Türkiye ise savaş nedeni saymıştır. Çünkü bu sayede uluslararası sularında bir kısmı Yunanistan’ın olacak böylece Boğazlar ve Batı Anadolu Yunan tehdidine açık kale gelecekti.

Ege Hava Sakası (FIR Hattı-Uçuş Bilgi Bölgesi) Sorunu

1974 yılında yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında bu sorun ortaya çıkmıştır. Türkiye bu harekât sırasında NOTAM (Havacılara ihbar Bildirimi) sonucunda kendine ait yeni bir FIR hattı oluşturdu. Buna göre Türkiye yönüne uçan her uçak Türk kıyılarına 50 mil kala durumunu ve uçuş planını Türk yetkililerine bildirmek zorundaydı. Yunanistan ise Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Ege Denizi’ni “tehlikeli bölge” ilan ederek hava sahasını tüm uçuşlara kapattığını açıkladı. Ancak bu karardan her iki ülkede zarar görünce 1977’te yapılan görüşmelere sonucu her iki ülkenin daha önce aldığı kararlar geçersiz sayıldı ve Ege hava sahası trafiğe tekrar açıldı.

2) Ermeni İddiaları

Türkiye içinde azınlık statüsünü kabul etmeyen Ermeniler, Ermeni diasporası ve bazı politik çevreler sözde soykırımı dünyaya tanıtmak ve bunu Türkiye’ye kabul ettirmek, Türkiye’den tazminat ve toprak almak ve en sonunda da büyük Ermenistan hedeflerine ulaşabilmek için “ASALA” adı verilen “Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu”nu kurdular. Bu örgüt ilk eylemini 1973’te Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Bayder ve yardımcısı Bahadır Demir’i şehit ederek yaptı. Bu olaydan sonra örgüt Türkiye’nin dış temsilcilerini ve diplomatlarını şehit etmeye devam etti.

kadar

35 diplomatlarını şehit etmeye devam etti. 1994’e kadar 35 diplomatımız ASALA tarafından şehit edildi.

1994’e

Not:Ermeniler 4T olarak adlandırılan bir plan doğrultusunda hareket ettiler. Buna göre sözde Ermeni soykırımı dünya

devletleri tarafından tanınacak, bu iddiaları daha sonra Türkiye’nin de tanınması sağlanacak, sonra sözde soykırımda

ölenler için Türkiye’den tazminat alınacak ve en sonunda da bölgeden göç eden Ermenilerin toprakları kendilerine

iade edilecek.

I) TÜRKİYE’DE BUNALIMLI YILLAR (1960 – 19 83)

1) Siyaset

1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti’ye karşı bir takım subaylar 27 Mayıs 1960 yılında hükümete karşı askeri müdahalede bulundu. Bu müdahale sonucu Meclis kapandı, siyasi partilerin faaliyetleri askıya alındı. Birçok milletvekili, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı yargılandı. Bu yargılama sonucunda Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Haşan Polatkan idam edildi.

Bu darbeyi yapan Milli Birlik Komitesi ülkede tekrar anayasa yapmak için ülkenin farklı kesimlerinden ve Sivil Toplum Kuruluşlarının da yardımıyla yeni bir anayasa hazırlandı. Kurucu Meclis tarafından hazırlanan bu anayasa 1961’de yapılan halk oylaması sonucu kabul edildi.

Anayasa’nın yürürlüğe girmesiyle siyasi parti faaliyetleri de tekrar başladı. Ekim 1961 ’de darbe sonucu yapılan ilk seçimlere CHP(Cumhuriyet Halk Partisi), AP (Adalet Partisi), Köylü Millet Partisi) ve YTP (Yeni Türkiye Partisi) katıldı. Seçimleri çok az bir oy farkı ile Adalet Partisi önünde CHP kazandı. Ancak CHP daha önceki yıllar gibi tek başına iktidar olamadı.

1965 seçimlerini ise Adalet Partisi kazandı. Süleyman Demirel’in Başbakanlığı başladı. Ancak DP iktidarının önü bu seferde 12 Mart 1971 Askeri Muhtırasına kadar devam etti. Askerin siyasete müdahalesi sonucu Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Bunun üzerine Nihat Erim başbakanlığında geniş tabanlı bir hükümet kuruldu. 1973 yılında yapılan seçimlerde ise hiçbir parti tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamadı. 25 Aralık 1973’te ise İsmet İnönü vefat etti ve devlet töreniyle Anıtkabir’e defnedildi. Türk Silahlı Kuvvetlen 12 Eylül 1980’de ülke yönetimine el koydu. Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren kendi başkanlığında üst düzey komutanlardan oluşan Milli Güvenlik Konseyi’ni (MGK) oluşturdu. Bülent Ulusu’nun başkanlığında ise bir hükümet (Bakanlar Kurulu) kuruldu. Prof. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında ise hazırlanan anayasa 7 Kasım 1982’de halkoyuna sunularak kabul edildi. 6 Kasım 1983’te Anavatan Partisi (ANAP), Halkçı Parti (HP) ve Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP)’nin katıldığı seçimlerden ANAP birinci parti çıktı ve Turgut Özal başkanlığında tek başına iktidar ANAP oldu.

2) Ekonomi

1960’tan itibaren planlı ve kalkınmayı hedef alan bir ekonomi modeli benimsendi. Bu planların hazırlanması ve hükümete danışmanlık yapılaması amacıyla da Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kuruldu.1970’lerden itibaren ise enflasyonun yükselmesi ve alınan dış borçlarının ödenememesi, siyasi iktidarsızlıklar, 1973 petrol krizi, 1974 Amerikan ambargosu ve yurtdışında yaşayan işçi vatandaşlarımızdan gelen döviz miktarının azalması ekonomik gerilemeye neden oldu. Birçok tüketim malı karaborsaya düştü. Türk lirası değerini kaybetti. Bunun üzerine serbest piyasa ekonomisine geçişi sağlamak amacıyla 24 Ocak kararları ilan edildi.

3) Sosyal ve Kültürel Hayat
1960-80 arası köyden kente göçler devam etti. Bunun sonucunda gecekondulaşma (çarpık kentleşme) altyapı ve

üstyapı sorunları ortaya çıktı.
1960’lardan itibaren ‘’Toplumculuk” adı verilen edebi akım ortaya çıktı. (Nazım Hikmet ve Ahmet Arif temsilcileri

arasındadır.)
Necip Fazıl Kısakürek tüm şiirlerini ”Çile” adlı kitabında topladı.
Ülkenin sorunları ise Adalet Ağaoğlu ve Vedat Türkali’nin romanlarında yer aldı.

Gezi, hatıra türünde Yusuf Ziya Ortaç, deneme türünde Nurullah Ataç, Mahmut Kaplan ve Cemil Meriç öne çıktı.

Dormen, Birleşik Sanatçılar Topluluğu ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu günlük konuları eleştirel bir biçimde eğlenceli olarak ele aldı.

Sinemada Zeki Alasya, Metin Akpınar, Adile Naşit, Şener Şen, Kemal Sunal, Münir Özkul, Tarık Akan, Kartal Tibet, Ediz Hun, Filiz Akın, Türkan Şoray ve Fatma Girik ön plana çıkan erkek ve kadın oyuncular oldu.

Metin Erksan’ın yönetmenliğindeki ‘’Susuz Yaz” filmi, Berlin Film Festivali’nde ‘Altın Ayı” ödülünü kazandı. 1964’te Antalya Film Festival düzenlenmeye başladı.
“Arabesk” adı verilen yeni bir anlayış ortaya çıktı.
1965’te Altın Mikrofon Yarışması düzenlenmeye başladı. Türk müziğine yeni sesler kazandırmak için yapılan bu

yarışmanın ilkini “Gençliğe Veda” şarkısıyla Yıldırım Gürses kazandı. Yine bu yarışma ile Cem Karaca ve Erkin Koray isimleri de Türk Müziğine kazandırıldı.

Barış Manço önderliğinde Anadolu-Rock adı altında yeni bir müzik türü Moğollar Grubu ile ortaya çıktı.

15

CKMP (Cumhuriyetçi

KÜRESELLEŞEN DÜNYA

A) SSCB’DE DEĞİŞİM VE SONUÇLARI

SSCB’de Politika Değişiklilikleri ve Nedenleri

Ocak 19872’de açıklık ve yeniden yapılanma programlarıyla, komünist iktidarın tepki çeken baskıcılığını, demokratik bazı uygulamalarla halk egemenliğine yaklaştırmak için glasnostu, kasım ayında ise ekonomik yapıda radikal değişikliklerle ülke ekonomisini canlandırmayı, ekonomiye yeni bir dinamizm kazandırmak için perestroikayı açıkladı. NOT:26 Kasım 1983’te ABD ile SSCB nükleer savaşın eşiğinden döndü. Moskova yakınlarında bulunan Serpukhov-15 istasyonunda Rus füze erken uyarı sistemi ABD tarafından beş adet kıtalararası balistik füze gönderildiğini tespit etti. Ancak bu uyarının hata olduğunu anlayan Stanislav Petrov adındaki komutan herhangi bir girişimde bulunmadı. İlerleyen saatlerde bu olayın güneş ışığı yansımasından kaynaklandığı anlaşıldı. Petrov dünyayı olası bir nükleer savaşın eşiğinden döndürdüğü için 2004 yılında kendisine “Dünya Vatandaşı” ödülü verildi.

SSCB’nin Dağılması

Gorbaçov, SSCB içindeki Letonya, Estonya ve Litvanya’da başlayan bağımsızlık hareketlerine çözüm bulmak için Aralık 1990’da “Egemen Devletler Birliği Antlaşması” fikrini ortaya attı. Buna göre SSCB’ye bağlı cumhuriyetlerdeki bağımsızlık ilanlarına karsı Gorbaçov’un gerekli tedbirleri almadığını düşünen ve bu antlaşmaya karşı olan ordu içindeki bazı komutanlar, bakanlar ve KGB liderinin aralarında bulunduğu bir grup, 18 Ağustos 1991 günü Gorbaçov ‘a karşı bir darbe yaptı.

Ortaya çıkan bu karışıklardan yararlanan SSCB’ye bağlı cumhuriyetlerin tamamına yakını bağımsızlıklarını ilan etti ve SSCB yıkıldı. Devlet başkanlığı görevine bir süre daha devam eden Gorbaçov, 25 Aralık 1991’de bu görevinden de istifa etti ve yerine Boris Yeltsin geçti.
SSCB’nin Dağılmasının Doğu Avrupa’ya Etkileri

ABD ve SSCB arasında var olan “Dehşet Dengesi” sona erdi. Bu devletlerden Çekoslovakya hiçbir çatışma olmadan kadife devrim adı verilen bir gelişmeyle Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrıldı.
SSCB’nin dağılmasının dünya güçler dengesi üzerine etkileri
1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın “Şanghay Beşlisi” adı ile kurdukları iş birliği yapılanması 2001’de Özbekistan’ın da katılımıyla “Şanghay İş Birliği Örgütü adını aldı.

B) TÜRK CUMHURİYETLERİ BAĞIMSIZ OLUYOR

Azerbaycan

Azerbaycan 1918’de Mehmet emin Resulzade önderliğinde bağımsızlığını ilan etmelerine rağmen kısa bir süre sonra SSCB yönetimine girmiştir. Ebulfeyz Elçibey’in önderliğinde “Halk Cephesi” adıyla bir teşkilat kuruldu. SSCB’nin dağılmasından sonra 1991’de yeniden bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye oldu. 1993’te cumhurbaşkanı olan Haydar Aliyev’in “Biz bir millet, iki devletiz” sözleri Türk-Azeri ilişkilerine egemen olmuştur. Mehmet Emin Resulzade, Bahtiyar Vahapzade gibi birçok ünlü şair ve yazar yetişmiştir.

Dağlık Karabağ Sorunu

1985’ten sonra SSCB’deki iç gelişmelerinden faydalanan Ermenistan Karabağ’ı kendisine bağlamak istemiştir. Azerilerden silahlar toplanırken Ermenistan Meclisi bu kararnameyi kendi topraklarında uygulamamıştır. Azerilerin tamamen silahsız kalması üzerine Karabağ, Ermenistan tarafından işgal edildi. Hocalı başta olmak üzere birçok kentte çok sayıda sivil öldürülmüş veya göçe zorlanmıştır.
Kazakistan
Gorbaçov tarafından Kazakistan’ın başına getirilen Nursultan Nazarbayev, SSCB’nin dağılmasından sonra 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Kazakistan’ı tanıyan ilk devlet Türkiye oldu. Kazakistan, 1991’de Semey Nükleer Deneme Alanı’nı kapatarak dünya tarihinde ilk defa gönüllü olarak kendi nükleer silah deposundan vazgeçen ülke olmuştur. Kırgızistan
1990 sonbaharında yapılan seçimlerde Askar Akayev cumhurbaşkanı seçildi. Şubat 1991’de başkent Frunze’nin adı Bişek (devrim öncesi adı ) olarak değiştirildi. SSCB’nin dağılması üzerine 31 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Türkiye Kırgızistan’ı bağımsızlığını tanıyan ilk ülkedir. Kırgızistan’ın yetiştirdiği ve bütün dünyada tanınan önemli bir yazar olan Cengiz Aytmatov’un romanları ülkemizde de büyük ilgi görmektedir.
Not: Kırgızistan’da 2005 senesinde başlayan “Lale Devrimi” sonucunda Aksar Akayev görevini bırakmak zorunda kalmıştır. 2011 yılından itibaren ise Kırgızistan’daki cumhurbaşkanlığı görevini “Almazbek Atambayev” yürütmektedir. Özbekistan
SSCB’nin dağılması üzerine 31 Ağustos 1991’de Özbekistan bağımsızlığını ilan etti ve Kerimov, cumhurbaşkanı seçildi. 2013 yılı itibariyle de Cumhurbaşkanlığı görevini İslam Kerimov sürdürmektedir.

Türkmenistan

1985’te ise Türkmenistan Komünist Partisi Başkanlığına Saparmurad Niyazov getirildi. Türkmenler arasındaki kabileciliği ortadan kaldırıp birliği sağlayan Niyazov, Türkmen dilinin resmi dil olmasını sağladı. Türkmenistan 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Türkmenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke ise Türkiye oldu.
NOT: Saparmurad Niyazovun 2006 yılında vefat etmesinden sonra yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Gurbangulı Berdimuhammedov kazanmıştır ve 2015 yılı itibariyle de bu görevini sürdürmektedir.
Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)
Bağımsız devletler topluluğu (BDT), SSCB’nin dağılmasının ardından 21 Aralık 1991’de Almatı zirvesi sonucu Azerbaycan, Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Moldova, Kırgızistan, Rusya, Tacikistan ,Türkmenistan, Özbekistan, Ukrayna’nın katılımı ile kurulmuştur. Daha sonra ise Aralık 1993’te Gürcistan katılmıştır. Ancak Gürcistan, 2008 Güney Osetya Savaşı sonrasında Meclis kararı ile 15 ağustos 2008’de BDT’den ayrılmıştır.
TİKA ( Türk İş Birliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı )
TİKA, 24 Ocak 1992’de başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere; gelişmekte olan ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle ekonomik, teknik, sosyokültürel ve eğitim alanlarında işbirliğini geliştirmek, ülkelerin kalkınma ihtiyaç ve hedeflerini, yapılabilecek iş birliği ve yardım konularını belirlemek, gerekli program ve projeleri hazırlamak için kurulmuştur. Pazar ekonomisine geçiş çabalarını desteklemek, TİKA’nın görev ve sorumluluklarındandır.

C) DOĞU BLOKUNDAN SONRA AVRUPA’DA YENİ ARAYIŞLAR

1) İki Almanya’dan Tek Devlete

1989’da Demokratik Almanya’nın kendi vatandaşlarına ülkeden çıkış vizesi vermesi üzerine on binlerce kişinin batılı ülkelerin büyükelçiliklerine sığındı. Demokratik Almanya’daki özgürlük isteyen halk hareketleri sonunda 9 Kasımda Berlin Duvarı geçişlere açıldı ve 14 Ocak 1990’dan sonra da yıkılmaya başlandı. 3 Ekim 1990’da iki Almanya resmen birleşti.

Avrupa Ekonomik Topluluğundan (AET) Avrupa Birliğine (AB)

1957’de imzalanan Roma Antlaşması ile “Avrupa Ekonomik Topluluğu” adını alan birliğin politikalarının başarıya ulaşması sonucunda 1972’de üye sayısı altıdan dokuza çıktı.
7 Şubat 1992’de imzalanan ve Kasım 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile Avrupa topluluğu “Avrupa Birliği” adını aldı. Avrupa Birliği 1 Temmuz 2013 itibariyle Hırvatistan’ın da birliğe katılması ile üye sayısını yirmi sekize yükseltmiştir.

a) Maastricht Kriterleri

Hollanda’nın Maastricht kentinde imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması’nda (Maastricht antlaşması) , Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) aşamaları , bu aşamalarda izlenecek ekonomik ve parasal politikalarla bu politikaların uygulanması için gerekli kurumsal değişiklikler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesi için “Maastricht Kriterleri” olarak adlandırılan yakınlaşma kriterleri tespit edilmiş ve bunlara uyumaması durumunda uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir. Bu kriterler şunlardır:

Üyelerin yıllık ortalama enflasyon oranı, en düşük yıllık enflasyona sahip üç üye devletin enflasyon ortalamasını en fazla 1.5 puan geçebilir.

Üye devletlerin bütçe açığı oranı gayri safi yurt içi hasılasının ( bir ülke sınırları içerisinde belli bir zaman içinde , üretilen tüm mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değeri) %3’ünü aşmaması gerekir.

Üye devletlerin kamu borcunun , gayri safi yurt içi hasılalarının % 60’ını geçmemesi gerekir.
Her üye devletin uzun vadeli faiz oranı , en düşük orana sahip üç üye devletin faiz oranını en fazla 2 puan aşabilir. Üye devletlerin ulusal paraları, Avrupa döviz kuru mekanizmasının izin verdiği normal dalgalanma sınırları içinde

kalmalıdır.

b) Kopenhag Kriterleri

22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde de adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce aday ülkeler; demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlık hakları, ve işleyen bir piyasa ekonomisi alanlarında belirli bir seviyeye gelmiş olmalıdırlar. AB, bu kriterlere uygun gördüğü birçok Doğu Avrupa ülkesini özellikle 2004 yılından sonra tam üyeliğe almıştır.

AB VE DÜNYA

NATO’nun Avrupa’da Genişlemesi

Doğu Blokunun yıkılmasından sonra şan Doğu Avrupa ülkeleri NATO’ya girerek güvenlik sorunlarını çözmekle beraber ABD ve Batılı ülkelerle siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendirmeyi amaçlamışlardır. Bu amaçla Ocak 1999’da ilan edilen “ Barış İçin Ortaklık (BİO) “ adıyla bir ortaklık programı uygulamaya konularak NATO ile yakınlaşmaları ve farklı tarihlerde üye olma imkanı sağlanmıştır. Ancak Makedonya’nın üyeliği Yunanistan tarafından, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de üyeliği Türkiye tarafından veto edilmiştir.

TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ

Türkiye’nin AB Serüveni

Ankara Antlaşması ve Katma Protokol

Türkiye, Temmuz 1959’da Topluluğa tam üyelik için başvurmuştur. AET tarafından verilen cevapta, Türkiye’nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik şartları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık antlaşması imzalanması önerilmişti. Bu gelişmeler sonucunda 12 Eylül 1963’te “Ankara Antlaşması” imzalanmıştır. Ancak Ankara Antlaşması, geçiş dönemi hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükleri belirten Katma Protokol (1973) öngörüldüğü uygulanamamıştır.

AB ile başlangıçta sadece ekonomik olan sorunlar, Yunanistan’ın 1980’de topluluğa tam üye olması ile siyasi boyut da kazanmıştır. Çünkü AB’ye üyeliğin kabulü için oybirliği şartı aranmaktadır. Türkiye ile arasındaki sorunların kendi politikasına uygun şekilde çözümü için Yunanistan’ın veto hakkını bir koz olarak kullanması sonucu Topluluk ile Türkiye arasındaki ilişkiler dondurularak mali iş birliğine son verilmiştir.

Türkiye’nin Gümrük Birliğine Girişi

Türkiye, 14 Nisan 1987’de tekrar AB’ye tam üyelik müracaatında bulunmuştur. AB komisyonu tarafından 1989’da verilen cevapta, Türkiye’nin AB’ye üyelik konusundaki ehliyeti kabul edilmekle birlikte, gelecekteki genişleme sürecine kadar beklenmesi ve Gümrük Birliği sürecinin tamamlanması önerilmiştir. Yapılan müzakereler sonunda Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği, 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Avrupa birliğinin Genişleme Süreci ve Türkiye

Avrupa Birliği, 1993 Kopenhag Zirve Toplantısı’nda 12-13 Aralık 1997 tarihlerinde Lüksemburg’da yapılan Avrupa Birliği Zirvesi’nde Türkiye’nin tam üyeliğe ehliyeti bir kez daha teyit edilmiştir. 15-16 Haziran 1998 tarihinde gerçekleşen AB “Cardiff Zirvesi” Sonuç Belgesi’nin genişleme ile ilgili bölümünde, adayların tam üyeliğe hazırlanma durumunu incelemek üzere kurulmuş olan gözden geçirme mekanizmasına Türkiye de dâhil edilmiştir. Belgede ayrıca, Komisyon tarafından Türkiye’yi tam üyeliğe hazırlamak için sunulan “ Avrupa Stratejisi” onaylanmıştır. AB komisyonunun 1999’da açıkladığı raporda, Türkiye tam üyeliğe aday gösterilmiş ve ülkemize de somut bir “Katılma Ortaklığı Stratejisi” önerilmiştir. 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye, oy birliği ile Avrupa aday ülke olarak kabul edilmiştir. Bu süreçte Türkiye AB fonları tarafından finansı sağlanan Sokrates ( Genel Eğitim) , Leonardo da Vinci (Mesleki Eğitim) , Hayat Boyu Öğrenme (LLP) ve Gençlik (Youthbin Action ) Programlarına tam üye olarak katılarak ülkemizde bununla ilgili “Ulusal Ajans” adı verilen bir yapılanmayı gerçekleştirmiştir.

YENİ OLUŞUM SÜRECİNDE BALKANLAR

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin Dağılması

1945’te yapılan seçimleri kazanan Tito, Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyet’ini kurarak ülkedeki krallık yönetimine son verdi. Yugoslavya; Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan, Makedonya Federal Cumhuriyetleri ile Voyvodina ve Kosova özerk bölgelerinden oluşturuldu. 1974 anayasası ile Tito ömür boyu devlet başkanı seçildi. Tito’nun 1980’de ölümünden sonra aralık 1987’de Slobodan Miloşeviç’in bir darbeyle Sırp Komünist partisinin başına geçmesi ile Avrupa’nın 4. Büyük ordusu olan Yugoslavya Federal Ordusu ( JNA) , Sırpların kontrolüne geçti. Buna karşılık Slovenya Cumhuriyeti Parlamentosu 7 Haziran 1989’da Slovenya halkının kendi geleceğini kendisinin belirlemesi yönünde karar alarak 2 Temmuz 1990 ‘da da bağımsızlığını ilan etti. Bunu Hırvatistan Parlamentosunun bağımsızlık kararı takip etti. Böylece Yugoslavya’da parçalanma süreci başlamış oldu. Aynı yıl içinde Makedonya ve Bosna-hersek de bağımsızlıklarını ilan edince Yugoslavya’yı oluşturan altı devletten dördü; Slovenya, Hırvatistan, Makedonya, Bosna-Hersek devletten ayrılmış oldu .
Bosna-Hersek’in bağımsızlık kararı 29 Şubat 1992’de, Bosnalı Sırpların seçimi boykot etmelerine rağmen referandumla onaylandı. 6 Nisan’da da AT Bosna-Hersek’in bağımsızlığını tanıdı. Bu durumu kabul etmeyen Sırbistan, “Büyük Sırbistan” hayalini gerçekleştirebilmek için yanındaki milis grupları da silahlandırarak silahsız Boşnaklara karşı savaş başlattı. Temmuz 1995’te General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp güçleri, daha önce BM Güvenlik Konseyi tarafından “güvenli bölge” ilan edilmiş olan Serebrenika’yı işgal etti ve binlerce sivili topluca katletti. Bu gelişme

üzerine NATO harekete geçerek 30 Ağustos 1995’te Sırp hedeflerine yönelik kapsamlı hava operasyonları başlattı. Üç hafta süren bu harekât sonucunda Sırplar ateşkes yapmayı kabul etti. 14 Aralık 1995’te Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franyo Tucman ve eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı “Bilge Lider” lakaplı Aliya İzzetbegoviç tarafından “Dayton Antlaşması” imzalanarak Bosna Savaşı sona erdi.

Arnavutluk’ta Demokratikleşme Süreci

II. Dünya Savaşı’nda İtalyanlar tarafından işgal edilen Arnavutluk Enver Hoca liderliğinde, İtalyan ve Almanlara karşı mücadele verdi ve savaş sonunda Komünist Partisinin yönetimine girdi. Enver Hoca döneminde bütün kilise ve camiler kapatılmış ve Arnavutluk, 1967 yılında resmi olarak dünyadaki ilk ateist devlet olmuştur. Nisan 1985’te Enver Hoca’nın ölümünden sonra Ramiz Alia, Arnavutluk Komünist Partisi liderliğine ve devlet başkanlığına getirildi.

F) ORTA DOĞU VE AFGANİZTAN’DAKİ GELİŞMELER

1) Körfez Savaşları
Irak, borçlarını ödeyebilmek, sanayileşmesini sürdürmek ve askeri yönden yeniden güçlenebilmek için, Kuveyt’in günlük limitten fazla petrol çıkararak kendisini zarara uğrattığı iddiasını öne sürerek bu devletten 24 milyar dolar istedi. Bu isteklerin kabul edilmemesi üzerine Irak birlikleri, 2 Ağustos 1990 günü Basra Körfezi’nin doğusunu ve Kuveyt’teki zengin petrol yataklarını ele geçirerek bölgede daha etkili olma amacıyla Kuveyt’i işgal etti.
Kuveyt’in işgali Irak’ı kendileri için bir tehdit unsuru olarak gören İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere bölge ülkelerinin politikalarıyla da uyuşmuyordu. Bu nedenlerle Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan “Körfez Krizi”, aynı zamanda bir dünya sorunu hâline geldi. Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesini sağlamak amacıyla Güvenlik Konseyi kararıyla oluşturulan koalisyon güçlerine ABD ve Avrupa devletlerinin yanında Mısır, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suriye gibi Arap ülkeleri de destek verdi. BM Güvenlik Konseyi kararına göre koalisyon güçleri 17 Ocak’ta hava saldırısına başladı. Bu saldırılar sonucu Irak, askeri gücünün büyük bölümünü kaybetti.
Mayıs 1991’de, 36.paralelin kuzeyini kontrol altında tutmak ve Irak’ın ateşkes koşullarına uyup uymadığını kontrol etmek için uluslararası “Çekiç Güç” kuruldu. Merkezi Türkiye’deki İncirlik Üssü olan bu güç; Amerikan, İngiliz, Fransız ve Türk hava birliklerinden oluşuyordu. 20 Mart 2003’de ABD ve İngiltere Irak’a saldırı başlattı.ABD ve İngiliz kuvvetleri 9 -10 Nisan’da Bağdat’a girdi. Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, 30 Aralık 2006’da idam edildi. Yapılan uzun çalışmalar sonucunda 13 Temmuz 2003’te “Geçici Irak Yönetim Konseyi” oluşturuldu ve seçimler 30 Ocak 2005’te yapıldı. Celal Talabani cumhurbaşkanlığına seçildi. Hükümetin kurulmasının ardından Ekim ayında anayasa referanduma sunuldu ve kabul edildi. Koalisyon askerleri ise 2003’ten beri işgal ettikleri Irak’tan 31 Aralık 2011 tarihinde geri çekildi ve Körfez Savaşı resmen sona erdi.

2) Filistin Sorunu ve Orta Doğu Barış Görüşmeleri

Filistin’deki örgütler İsrail’e karşı 1964’te Yaser Arafat önderliğinde ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı atında birleştiler. BM, 1974’te FKÖ’yü Filistin’in tek temsilcisi olarak tanıdı. Filistin topraklarında FKÖ’nün yönlendirmesiyle İsrail’e karşı “ayaklanma” (intifada) başladı. Ancak İsrail’in insan hakları ihlalleri dünyada yankı uyandırdı ve İsrail’i uluslar arası kamuoyunda zor durumda bıraktı. 14 Kasım 1988’de Filistin Ulusal Konseyi tarafından “Bağımsız Filistin Devleti” ilan edildi. 1989’da Yaser Arafat FKÖ merkez konseyi tarafından Filistin Devlet Başkanlığına seçildi. 1993’te “Oslo Görüşmeleri” sonunda ise FKÖ İsrail’i, İsrail’de FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi olarak tanıdı.

İsrail’in BM Güvenlik Konseyi kararlarını ve dünya kamuoyunun tepkisini dikkate almayarak, 2004’te Gazze’ye saldırılarını yeniden başlattı.”Refah Operasyonu” adı verilen saldırılar Yaser Arafat’ın ölümü sonrasında Filistin Devlet Başkanı olan Mahmut Abbas tarafından İsrail’le ateşkes imzalanması ile son buldu. Yapılan antlaşmaya göre İsrail 2005’te Gazze’deki 21 ve Batı Şeria’da ki 4 yerleşim yerinden çekilmeyi tamamladı.
2007 sonlarında İsrail ile Filistin arasında iki devletli çözüm esasına dayanan “Anna Polis” toplantısı yapıldıysa da sonuç alınamadı. 2008 sonlarında İsrail’in muhalif Filistinli örgütleri gerekçe göstererek Gazze üzerine başlattığı saldırılarda çoğunluğu sivil, yüzlerce insan hayatını kaybetti. İsrail son olarak 31 Mayıs 2011 tarihinde Gazze’ye yar- dım malzemesi götüren “Mavi Marmara” adlı bir bandıralı gemiye uluslar arası sularda askeri operasyon yaparak 9 Türk vatandaşını şehit etti. Tüm dünya tarafından kınanan bu olay sonrası İsrail ile Türkiye ilişkileri koptu. İsrail bu olaydan iki yıl sonra (22.03.2013) Türkiye’den resmen özür diledi ve şehit olanların yakınlarına da tazminat ödemeyi kabul etti.
3) Afganistan’daki Gelişmeler
Afganistan’da Şubat 1989’da SSCB birliklerinin çekilmesinden sonra bu durumdan yararlanan Molla Muhammet Ömer liderliğindeki Taliban (öğrenciler) grubu, 1996’da Kabil merkez olmak üzere ülkenin yaklaşık %70’ini kontrolü altına alarak İslam Devletini kurdu. Taliban yönetimine karşı olanlar da Ahmet Şah Mesut liderliğinde ülkenin kuzeyinde toplanarak “Kuzey İttifakı” adı altında örgütlendi.
11 Eylül 2001’de ABD’nin Newyork şehrindeki “Dünya Ticaret Merkezi”ne (ikiz Kuleler) ve ABD Savunma Bakanlığı’na

(Pentagon) terör saldırısında bulunuldu. ABD bu saldırılardan sorumlu tuttuğu terör örgütü liderinin Afganistan’da bulunduğunu iddia ederek 7 Ekim 2001 tarihinde Afganistan’a hava taarruzu başlattı. Hava operasyonları karşısında çaresiz kalan Taliban yönetimi Kasım 2001’de yönetimden uzaklaştırıldı. Afganistan’da Taliban yönetimi yıkılarak yerine Hamid Karzai liderliğindeki hükümet, 22 Aralık 2001’de göreve başladı. Bu hükümetin ülkede güvenliği sağlamasına destek olarak BM Güvenlik Konseyi tarafından Türkiye’nin de aktif rol aldığı “Uluslararası Güvenlik Destek Gücü” (İSAF) kuruldu.

4) Orta Doğu’da Su Sorunu
Orta Doğu’nun başlıca su kaynakları: Dicle, Fırat, Asi, Şeria ve Nil nehirleridir.
1970’li yılların başlarından itibaren Türkiye’nin GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi)’ı uygulamak üzere çalışmalara başlaması, Dicle ve Fırat nehirlerinden yararlanan Suriye ve Irak tarafından tepkiyle karşılandı. Bu gelişme Suriye ve Irak başta olmak üzere Arap devletlerinin sert tepkisi ile karşılandı. Böylece Dicle ve Fırat’ın sularının kullanımı ve paylaşılmasından doğan “su sorunu” ortaya çıktı. Türkiye ise, Fırat Nehri’nden, Suriye’ye saniyede 500 metreküp su bırakmayı kabul etti. Ayrıca Fırat ve Dicle’nin suyunu Arap Yarımadasına kadar akıtacak “Barış Suyu Projesi’ni ortaya attı. Türkiye’nin su sorununu aşmaya yönelik çalışmaları Suriye’nin paylaşım stratejisi nedeniyle bir sonuç vermedi. Ayrıca Fırat Nehri üzerinde “Birecik Baraji’nın yapılmaya başlanması Suriye’nin, Dicle üzerinde “lltsu Baraji’nın yapılması Suriye ve Irak’ın tepkilerine sebep oldu.

G) DÜNYADAKİ GELİŞMELER

Bilimsel ve Teknolojik Gelişmelerin Etkileri

Günümüzde insanları etkileyen, bilimsel alanda devrim niteliğindeki en önemli gelişme “nanoteknoloji”dir. Bu çalışmalar sonucunda ise 1996’da “Dolly” adı verilen koyun kopyalandı. Ülkemizde de 2001 yılında “Oyalı” adı verilen ilk koyun kopyalandı.
1986’daki Çernobil kazası çevre sorunlarına duyarlılığı arttırmıştır.

H) DEĞİŞEN DÜNYA VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

TÜRK DIŞ POLİTİKASININ GENEL ÖZELLİKLERİ

Rusya Federasyonu

2000’li yıllara girilirken Türkiye-Rusya ilişkileri hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Şu anda Rusya, Rus doğal gazını Karadeniz’in altından döşenen bir boru hattıyla Samsun’a ulaştıran “Mavi Akım Projesinden dolayı Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülke hâline gelmiştir.
Kafkasya

Bu süreçte Türkiye ve Azerbaycan’ın siyasi, ekonomik ve stratejik açıdan ortak menfaatlere sahip olması iki ülkeyi yakınlaştırmıştır. Bakü-Tifüs-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı, 2005’te tamamlanarak faaliyete geçmiştir.
Orta Doğu
Arap Baharı diye adlandırılan ve ilk olarak Tunus’ta başlayıp sonra tüm Arap dünyasına yayılan isyan ve gösteriler Suriye’ye de sıçradı. Özellikle Suriye devlet başkanı Beşar Esad’ın halkın demokratik taleplerine karşı bir girişimde bulunmaması nedeniyle ülkede 2011 yılından itibaren iç savaş ortaya çıktı. Yüz binlerce Suriyeli bu iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığındı. Bu gelişme 2013 yılı itibariyle Suriye ile aramızdaki en önemli sorunu oluşturmaktadır.

Türkiye, İsrail’in kuruluşundan itibaren ilişkilerini Arap ülkelerini de dikkate alarak sınırlı bir düzeyde tutmuştu. 2000’li yıllarda İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını Türkiye’nin “devlet terörü” olarak nitelendirmesi, İsrail’in Kuzey Irak’taki oluşumu desteklemesi ve 30 Ocak 2009 tarikinde Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres arasında yaşanan söz düellosu (One Minute Olayı) ve 31 Mayıs 2011 tarihinde Gazze’ye yardım malzemesi götüren “Mavi Marmara” adlı insani yardım gemisine açık sularda askeri operasyon yapılması Türkiye-İsrail ilişkilerini bozmuştur.

Balkanlar

17 Şubat 2008’de bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı ilk tanıyan ülkelerden birisi Türkiye’dir. 1980-1990 arasında Bulgaristan’da sayıları 1,5 milyonu bulan ve ülke nüfusunun %15’ini teşkil eden Türk azınlığın, isimlerini zorla değiştirmek yoluyla Bulgarlaştırmaya (asimilasyon) tabi tutulması Bulgaristan’la ilişkilerimizde önemli bir sorun olmuştur. 1985 Şubatında, Türkiye’nin yapılanlara tepki göstermesi 1989 Haziranında Türkiye soydaşlarımızı kabule hazır olduğunu açıklayınca 300 bin soydaşımız Türkiye’ye göç etti. Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi’yle ilgili sorunlar, azınlıklar ve Kıbrıs sorunu uzun yıllardan beri devam etmekteydi. Buna ek olarak Ocak 1996’da Ege Denizi’ndeki Kardak Kayalıkları yüzünden Türkiye ve Yunanistan savaşın eşiğine kadar gelmiştir. Türkiye ile Yunanistan arasında uzun yıllardır devam eden Batı Trakya sorunu bu dönemde de devam etmiştir. Yunanistan Batı Trakya’da yaşayanlar “Türk değil Müslüman azınlıktır” tezini savunmaya devam etmiş ve Türklerin eğitim, kültür, siyaset, ibadet vb. alanlardaki sorunları çözülememiştir. 26 Ocak 1990’da Batı Trakya Türkleri liderlerinden Pr.Sadık Ahmet’in “Türk” kelimesini kullanması yüzünden yargılanıp cezalandırılması Türkler tarafından protesto edildi.

Kıbrıs sorununun çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın taraflara sunduğu plana göre: Kurulacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki bakanlıkların en az üçte biri Türklerden oluşacak, devlet başkanlığı ve başbakanlık makamları on ayda bir Türkler ve Rumlar arasında değişecekti. Annan Planı uzun müzakerelerden sonra taraflarca kabul edilerek Nisan 2004’te referanduma sunulmuştur. Bu plana Türkler (%65) evet derken, Rumlar (%76) hayır oyu kullandılar. Buna rağmen Mart 2008’de alınan bir kararla iki tarafı birbirinden ayıran Lokmacı Sınır Kapısı açılmıştır.
Türk Ordusu ve Dünya Barışı
Türkiye Kore (ilk), Somali, Bosna-Hersek, Adriyatik Denizi, Arnavutluk, Kosova, Afganistan ve Lübnan’a asker göndermiştir.

I) 1980 SONRASI TÜRKİYE

1) Siyasi Gelişmeler
1987’de yapılan referandum ile 12 Eylül askeri müdahalesi sonucunda siyaset yasağı konan Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş’in siyasi yasakları kalktı. Kasım 1987 seçimlerinden ANAP yine birinci parti olarak çıktı.31 Ekim 1989’da TBMM kararıyla cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ın yerine Yıldırım Akbulut başbakan oldu. Turgut Özal’ın 1993 yılında ölümü ile Süleyman Demirel cumhurbaşkanı oldu. Süleyman Demirel’in yerine Tansu Çiller DYP genel başkanı ve Türkiye’nin ilk kadın başbakanı oldu. AB ile “Gümrük Birliği Antlaşması” imzalandı. 1995 ile 2001 yılları arasında Türkiye’yi Necmettin Erbakan, Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit başbakanlığındaki koalisyon hükümetleri yönetti. Bu dönemde Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliğini sağlamak için önemli çalışmalar yapılırken hazırlanan “Ulusal Program” çerçevesinde AB’ye uyum yasaları çıkarıldı. Mayıs 2000’de Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanı seçildi. 2002, 2007 ve 2011’de yapılan seçimlerde tek başına iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin kurduğu hükümet ülkeyi yönetmektedir.
2) Kültürel Gelişmeler ve Sosyal Hayat
1980’li yıllarda arabesk müziğin de etkisiyle nispeten durgun bir dönem geçiren Türk Pop Müziği, Sezen Aksu, Erol Evgin ve Barış Manço gibi isimlerle birlikte 1990’dan sonra özellikle gençler tarafından ilgiyle takip edilmiştir. Tarkan ile daha geniş kitlelere ulaşanTürk Pop Müziği, Sertab Erener’in 2003 yılında Eurovision ŞarkıYarışması’nı kazanmasıyla uluslararası alanda da önemli bir başarı kazanmıştır. Mazhar-Fuat-Özkan (MFÖ) müzik grubu da halkın yoğun ilgisini çekmiştir.
Türkiye’de ilk renkli televizyon yayını 1984’te başladı. 1990’da ilk özel televizyon kanalı açıldı. Bu dönemde çekilen birçok yerli film, beğeni ile izlendi ve uluslararası Film Festivallerinde ödüller aldı. Nuri Bilge Ceylan “Üç Maymun” adlı Filmiyle Cannes Film Festivalinde en iyi yönetmen ödülünü aldığı gibi film Oscar ödüllerine de aday gösterilmiştir. Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması edebiyat alanında en önemli uluslararası başarı olmuştur. Bu dönemde ülkemizde görülen toplumsal gelişmelerin en önemlilerinden biri de eğitim alanında olmuştur. Mili Eğitim Bakanlığının başlattığı “Haydi kızlar okula”, “Ana-kız okuldayız” ve sivil toplum kuruluşlarının başlattığı kampanyalar sayesinde kız çocukların ve kadınların eğitime daha fazla katılmaları sağlanmıştır.
Bu Dönemde Diğer Önemli Gelişmeler
1993 yılında Türkiye’de ODTÜ’den ilk internet bağlantısının kurulması ve bilgisayar kullanıcılarının sayısının hızla artması, özellikle genç nüfus üzerinde çok etkili oldu. Türk sporu 1980’lerin sonlarından itibaren uluslararası alanda büyük başarılar elde etmiştir.
Naim Süleymanoğlu’nun 1988 Seul Olimpiyatlarında altın madalya kazanmasıyla başlayan süreç, birçok branşta olimpiyat madalyaları kazanılmasıyla devam etmiştir. En çok altın madalya Naim Süleymanoğlu ve Halil Mutlu başta olmak üzere halterci sporcular tarafından kazanılmıştır. 1992 Barselona Olimpiyat Oyunlarında Mehmet Akif Pirim grekoromen güreşte 24 yıl aradan sonra şampiyon olmuştur. 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda Türkiye son 36 yılın en başarılı sonucunu elde ederek, oyunları 4 altın, 2 gümüş ve 2 bronz madalyayla kapadı. Türk Millî Futbol Takımının 2002 Dünya Şampiyonası’nda ve 2008 Avrupa Futbol Şampiyonasında 3. olması millî takım düzeyinde en önemli başarılardır.

İ) KÜRESEL SORUNLAR

Küresel Isınma

Kyoto Protokolü: Küresel ısınma sorunun çözümü için “BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi”ne (BMYDÇS) bir ek niteliğindeki “Kyoto Protokolü” hazırlanmıştır. Aralık 1997’de Japonya’nın Kyoto şehrinde görüşülmeye başlayan Protokol, Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2012 yılında yapılan bir toplantı ile de protokolün süresi 2020’ye kadar uzatılmıştır. Türkiye ise bu protokolü 13.05.2009 imzalamıştır.

Çevre Kirliliği: Çevre kirliliğini genel olarak hava, su, toprak ve gürültü kirliliği olarak sınıflandırabiliriz. Yeryüzündeki su kaynaklarının ancak %1’i kullanılabilir tatlı su kaynağıdır. Son yıllarda küresel ısınmanın etkisiyle dünyada meydana gelen kuraklık, su kaynaklarının çok daha fazla önem kazanmasını sağladı.
Nüfus Artışı ve İşsizlik
Yetersiz Beslenme ve Açlık
Uluslararası Terör
Salgın Hastalıklar
a) AIDS: 1981’de ABD’de keşfedilen, cinsel ilişki ve kan yoluyla bulaşan bir hastalık olan AIDS için hâlen kesin olarak bilinen bir tedavi yöntemi yoktur.
b) Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı: İlk olarak 1944’te Kırım’da tanımlandığı için Kırım Kanamalı Ateşi adı verilen hastalık, 1956’da Kongo’da da ortaya çıkınca “Kırım- Kongo Kanamalı Ateşi” adını aldı. Kenelerden bulaşan Nairovirüs adı verilen bu virüsün sebep olduğu hastalık 2002’den itibaren Türkiye’de de görülmeye başlandı.
c) Kuş Gribi: Kanatlı hayvanlarda toplu ölümlere yol açan ve H5N1 virüsünün insanlarda meydana getirdiği hastalığa “kuş gribi” adı verilmiştir.
d) SARS (Akut Solunum Yolu Yetmezliği Sendromu):İlk defa 2003’te Asya, Kuzey Amerika ve Avrupa’da saptanan SARS’ın nedeni henüz bilinmemektedir. Hastalığın temel yayılma yolu öksürüktür.
e) Hepatit: Karaciğerde meydana gelen iltihabı’ reaksiyon Türkiye’de yaygın olarak sarılık olarak tanımlanır. Ancak ülkemizde de hepatit denilince yaygın olarak hepatit B anlaşılır.
f) Sıtma: Hastalığa sebep olan parazitin dişi anofel sivrisinekleriyle insanlara bulaşmasıyla yayılan ateşli bir hastalıktır. g) A(H1N1) Virüsü (Domuz Gribi): A(H1N1) adı verilen virüsün neden olduğu hastalık domuz gribi olarak adlandırılmaktadır. Bu şekilde adlandırılmasının sebebi, hastalığa sebep olan virüsün domuzlarda görülen grip virüslerine çok benzemesidir.

—————————————————-BİTTİ—————————————————————————