f) ATATÜRK DÖNEMİ BANKALAR
İş Bankası
Tütüncüler Bankası
Sanayi ve Maadin Bankası Emlak ve Eytam Bankası Eskişehir Bankası
Merkez Bankası Zonguldak Yatırım Bankası Kayseri İktisat Bankası İller Bankası
Sümerbanl
Etibank
Denizbank
Halk Bankası
Dikkat:
Merkez Bankası’nın kurulmasında;
Ulusal para politikası izleme,
Hükümetlere mali ajanlık yapma,
Para (banknot) basma amaçları etkili olmuştur.
Osmanlı Bankası para basma yetkisini Merkez Bankası’na devretmiştir. Merkez Bankası Milliyetçilik ilkesinin bir uygulamasıdır.
Merkez Bankası ayrıca, hazine işlemlerini yapmış, iskonto fiyatını düzenlemiştir.
g) ULAŞIM ve BAYINDIRLIK ÇALIŞMALARI
Demir Yolları:
1924’te Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü kuruldu. Bu kurum ilk kamu işletmesidir. 1928’de Demiryollarının ulusallaştırılmasına başlandı.
Osmanlı Devleti’nden kalan hatlara ek olarak;
Ankara-Kayseri-Sivas-Erzurum hattı
Zonguldak-Ankara hattı Sivas-Samsun-ÇArşamba hattı Sivas-Malatya-Fevzi Paşa hattı Malatya-Diyarbakır hattı Balıkesir-Kütahya Kuzeybatı hattı açıldı.
Hava Yolları:
1925- Tayyare Cemiyeti kuruldu.
1926- Tayyare Makinist Okulu kuruldu.
1926- Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası kuruldu.
1932- Vecihi Hürkuş, ilk sivil havacılık okulunu açtı.
1933- Hava Yolları Devlet İşletme İdaresi açıldı. 1938’de Hava Yolları Genel Müdürlüğü oldu. 1935- Türk Kuşu kuruldu. (İlk müdürü Abdurrahman Türkkuşu’dur)
1936- Eribe Hanım ilk hava şehidi kadın oldu.
Deniz Yolları
1926’da Kabotaj kanunu kabul edildi.
Türkiye Seyriseferain İdaresi düzenlendi. Deniz Bankası kuruldu.
Devlet Deniz Yolları Genel Müdürlüğü kuruldu.
6) SAĞLIK ve SOSYAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR
1920- Sıhhiye Nazırlığı kurulmuştur.
1920- Yeşilay kurulmuştur.
1921- Çocuk Esirgeme Kurumu açılmıştır. (Himaye-i Eftal)
1923- Hilal-i Ahmer, Kızılay’a dönüştürülmüştür. (tam resmiyet 1935)
1929- İlk kez Hilal-i Ahmer Günü olarak kutlanmıştır. Beden Terbiyesi Kanunu kabul edilmiştir.
1923- Hekimler Mecburi Hizmet Kanunu kabul edilmiştir. Verem Savaş Dernekleri kurulmuştur.
Heybeliada Sanatoryumu ve Numune Hastaneleri (Ankara, İstanbul, Sivas, Trabzon, Erzurum ve Diyarbakır) açılmıştır. Sağlık Memuru Okulları açılmıştır.
Ebe ve Hemşire Okulları açılmıştır. (ilk hemşire okulu Ankara Kızılay Hemşire Okulu)
Genel Hıfzısıhha Kanunu kabul edilmiş ve Hıfzısıhha Enstitüsü açılmıştır.
Bulaşıcı hastalıklarla mücadele edilmiştir.
ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK DIŞ POLİTİKASI
A) 1923-32 ARASI
Lozan’da kalan sorunlar çözülmeye çalışıldı.
Dış Politikanın esasları:
Tam bağımsızlık Gerçekçilik Akılcılık Barışçılık
1) Musul Meselesi:
Video 62
Lozan’da gündeme gelmesine rağmen çözümü sonraya bırakıldı.
1924’te bu sorunu çözmek için Haliç Konferansı toplandı.
Bu konferansta Türkiye’yi Ali Fethi Okyar temsil etti.
Doğu’da Suriyelilerin İngilizler tarafından silahlandırılması, Süleymaniye kentinin vurulması ve Doğu’da Şeyh Sait İsyanının çıkması Türkiye’nin Musul üzerindeki etkinliğini azalttı.
1926 Ankara Antlaşması ile bu sorun çözüldü.
Buna göre Musul İngiliz mandaterliğindeki Irak’a bırakılacak ve Musul petrollerinin %10’u 25 seneyle Türkiye’ye verilecek gibi kararlar alındı.
Not: Bu sorun Misak-ı Milli’ye uygun çözülmemiştir.
2) Yabancı Okullar:
1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu sonrası özellikle Fransa ile sorun yaşandı. Türkiye’nin kararlı tutumu sonucu yabancı okullar Türk Hükümeti’nin isteklerini yapmak zorunda kaldı.
3) Patrikhane:
Tüm ısrarlarına rağmen İstanbul dışına çıkarılamadı. Medeni Kanun ile yetkileri sınırlandırıldı.
4) Nüfus Mübadelesi
Yunanlıların İstanbul’da daha fazla Rum bırakma isteği yüzünden bu sorun ortaya çıktı. Sorunu derinleştiren olay ise Yunanlıların Batı Trakya’da Türklerin mallarına el koymasıdır. Konu Milletler Cemiyeti’ne götürülse de bir sonuç alınamamıştır. Yunan Başbakanı Eleffiros Venizilos 1930’da Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonucu “Ankara (Ahali) Antlaşması” imzalandı. Buna göre İstanbul’a yerleşme tarihine bakılmaksızın herkes “İstanbul Rumu” sayılarak mübadele dışında tutuldu. Yunanlılarla dostane ilişkiler 1954 senesine kadar (Kıbrıs Sorunu) devam etti.
B) 1932-1939 ARASI
Dış Politikanın Esasları:
Sınırlarımızı korumak Barışa katkıda bulunmak.
1-) Milletler Cemiyeti’ne Giriş (1932)
Milletler Cemiyeti kendi kuruluş ilkelerinden vazgeçerek ilk defa bir devleti kuruluşa üye olması için davet etti. Türkiye İspanya’nın daveti ve Yunanistan’ın desteği ile cemiyete üye oldu.
Not: Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ndeki ilk temsilcisi Cemal Hüsnü Taray’dır.
2-) Balkan Antantı (1934)
Temeli 1933’te Yunanistan ile yapılan Samimi Antlaşması ile atılmıştır.
1934’te İtalya, Almanya, Bulgaristan’ın tehditleri üzerine Atina’da bir araya gelen Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında batı sınırlarımızı güvence altına alan Balkan Antantı (Pakt) kurulmuştur. Bu pakta Balkan ülkesi olmasına rağmen Bulgaristan (Ege Denizine inme isteği) ve Arnavutluk (İtalya’nın tehdidi) katılmamıştır.
Balkan Antantı;
Boğazların Montrö’de Türkiye’ye verilmesinde etkili olmuştur. II.Dünya Savaşı’nın çıkması ile önemini yitirmiştir.
3-) Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936)
Lozan’da komisyonun devam etmesi ve başlanın Türk olması kararlaştırılmıştır. Komisyon başkanı ise Vasıf Cemal Paşa olmuştur.
1931’de Japonya Marçuraya’yı işgal etti.
1932’de Avrupalı devletler ile ABD arasında herkesin güvenliğini sağlayacak kadar eşit şekilde silahlanması plan olan “Mac Donald” kabul edildi.
1933’te Londra Silahsızlanma Konferansı’nda Türkiye boğazlar konusunu ilk defa dile getirildi.
1936’da Almanya Ren’i İtalya ve Habeşistan’ı işgal edince Fransa ve İngiltere boğazlardaki askerlerini geri çekti. Bunun üzerine Türkiye ilgili devletlere bir nota çekerek “Şartların değiştiğini (Rebus Sic Stanbibus) ” söyleyerek İsviçre’nin Montrö kentinde toplanılmasını teklif etti. Görüşmeler sonunda Montrö Boğazlar Sözleşmesi 20 yıllığına imzalandı. Bu sözleşmeye göre;
Boğazlardaki komisyon kaldırıldı.
Boğazın her iki tarafına Türk askerlerinin yerleşmesine karar verildi.
Not: Bu sözleşmeyi en geç İtalya imzaladı. Ayrıca bu sorunun çözümü Türk-Sovyet ilişkilerini olumsuz etkiledi.
4-) Akdeniz Paktı (1936)
İtalya’nın yayılmacı politikasına karşılık İngiltere’nin himayesinde kuruldu. Bu parkta Türkiye’de üye olmuştur.
5-) Sadabad Paktı (1937)
İtalya ve Almanya’nın yayılmacı politikasına karşılık Türkiye, İran, Irak, Afganistan arasında kurulmuştur. II.Dünya Savaşının çıkmasıyla önemini yitirmiştir. Paktın devamı sayılan Bağdat Paktı 1955’te kurulurken bu paktta önemiini İran-Irak Savaşı (1980-88) sonucu tamamen yitirmiştir.
6-) Hatay (Sancak Sorunu) (1936-39)
1936’da Almanya Fransa’ya ait Ren’i işgal edince, Fransa’da Suriye üzerindeki mandasını kaldırarak buradaki askerleri ülkesine çağırdı ve Hatay’ı da Suriye’ye bıraktı.
Durumu kabullenemeyen Türkiye Milletler Cemiyeti’ne başvurdu. Cemiyet bölgeyi araştırması için “Sandler”i görevlendirdi. Sandler yayınladığı raporunda Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını talep etti.
1937’de Hatay’a Türk vali atandı.
1938’de ise Fransa ile yapılan antlaşma ile “Hatay Bağımsız Cumhuriyeti” kuruldu. Bu devletin ilk ve son Cumhurbaşkanı “Tayfur Sökmen” olurken ilk Başbakanı “Abdurrahman Melek” olmuştur.
Hatay Meclisi’nin kararıyla 1939’da (İsmet İnönü) anavatana katıldı.
Not: Mustafa Kemal Adana’da yapmış olduğu bir konuşmasında Hatay için “40 yıllık Türk yurdu ecnebi eline bırakılamaz” demiştir.
Not: Hatay meselesi için Mustafa Kemal Prof. Dr. Afet İnan ile mektuplaşmıştır.
CUMHURİYET DÖNEMİ KÜLTÜR ve MEDENİYET
DEVLET YÖNETİMİ
Mustafa Kemal genelge ve kongrelerde;
Demokratik meşrutiyet,
Demokratik temsil, Hukuki kurallara saygılı olmaya dikkat etmiştir. Mustafa Kemal’e göre vatandaşlığın tanımı;
Kalkınma yolunda birlikte ilerleyen,
Hür bakış açısına sahip olan,
Çağa uygun davranışlar gösterendir.
Not: İlk defa vatandaşlığın tanımı 1924’te Anayasa’sında yapılmıştır.
Meslekler
Belediye Başkanı Muhtar
Köylü Mebus Kadın Mühendis
Kadınlar
Sadiye Hanım (Artvin’in Yusufeli ilçesinin Ersis Kasabası) Gül Esin (Aydın’ın Karpuzlu Köyü Çine ilçesi)
Satı Kadın (Ankara2nın Kazan İlçesi)
Sabiha Rıfat
İnşaat Mühendisi Savaş Pilotu Tiyatrocu
Dünya Güzeli
Sabiha Güreyman Sabiha Gökçen Afife Jale Keriman Halis Ece
Bir erkek okuluna atanan ilk kadın Tezer Taşkıran (Ağaoğlu)
Operatör Doktor Rallici
Milli Sporcu Avukat
Kadın Doğum Uzmanı Başbakan
HUKUK
Rahime Batu
Azize Hanım
Leyla Asım Turgut (Milli Yüzücü) Beyhan Hanım
Pakize İzzet Tarzi
Tansu Çiller
1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)–Kişi hak ve ödevlerine yer verilmez.
Bu anayasayla egemenlik ilk defa millete verilmiştir. Savaş zamanında yapıldığı için kısa ve özdür. Ayrıca tek yumuşak anayasadır.
Not:1921 Anayasası’nda yapılan ilk değişiklik “Devletin rejimi Cumhuriyettir.” maddesinin eklenmesidir.
SOSYAL HAYAT
İlk nüfus sayımı 1927’de yapıldı.
Atatürk nüfusu arttırmak için;
-Doğumu engelleyici ilaç ve araçları yasakladı.
Çok çocuklu aileler vergiden muaf tutuldu.
6 çocuk ve üzerine bedelsiz tarla verildi.
Yurt dışında yaşayan Türklerin geri gelmesi için vize muafiyeti sağlandı.
Not: 1985’te ilk defa şehirli nüfusu köy nüfusunu geçmiştir.
Not: Atatürk bir çok defa yurt içi gezisi yaptı. Ancak Cumhurbaşkanlığı döneminde (1923-1938) Hatay’a hiç gidemedi.
MİMARİ
Mimar Kemaleddin: Gazi Eğitim Enstitüsü
Vedat Tek: II.TBMM Binası ve Ankara Palas
Prof. Dr. Emin Halid Onat ve Doç. Dr. Orhan Ada: 1953 (Anıtkabir) Ali Talat Bey: Beşiktaş ve Kuzguncuk İskeleleri
RESİM
İbrahim Çallı (Zeybekler Tablosu/Hatay’ın Anavatan’a Özlemi) Ruhi Arel
HEYKEL
Osmanlı Devleti’nde ilk heykelini yaptıran padişah Sultan Abdülaziz’dir. İlk Atatürk Heykeli ise İstanbul Sarayburnu’nda açılmıştır.
Heinrich Krippel Ulus Zafer Anıtı ve Samsun Atatürk Anıtı’nı yapmıştır. Pietro Konanica ise Taksim Cumhuriyet Anıtı’nı yapmıştır.
ORDU
Ordu gençleştirilmeye çalışıldı.
Hazar Projesi ve Konuş Projeleri yaşlı askerler emekliye sevk edildi.
MÜZİK
Darüleyhan: Konservatuar
Darülbedayi: İstanbul Şehir Tiyatroları 1927 Muhsin Türk Tiyatrolarının genel müdürü oldu.
Müzik: Prof.Paul Hindemint’in yazdığı rapor doğrultusunda Musiki Muallim Mektebi açıldı. Daha sonra bu mektep Milli Musiki ve Temsil Akademisi’ne ve Ankara Devlet Konservatuarı’na dönüşmüştür.
Türk Bestecisi:
Cemal Reşit Bey (10.Yıl Marşı’nın Bestecisi)
Adnan Saygun (Özsoy Operası adıyla ilk operayı açtı.)
Necil Kazım Akses
Ulvi Cemal Erkin Hasan Ferit Alnar
MÜZECİLİK
1924-Topkapı Sarayı’nın bir bölümü açıldı. 1925-Ankara Etnografya Müzesi açıldı. 1927-Konya Mevlana Müzesi açıldı. 1934-Ayasofya Cami’den Müzeye çevrildi. 1937-İstanbul Resim ve Heykel Müzesi açıldı.
EĞİTİM
Türkiye eğitimde Fransa’yı kendine örnek almıştır. 1924-Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi.
1925-Ankara Hukuk Mektebi açıldı. 1925 Medreseler kapatıldı. 1926-Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun çıkarıldı.
1928-Latin Harfleri kabul edildi. 1928 Millet Mektebileri açıldı.
1931-Türk Tarih Kurumu açıldı. İlk başkanı Semih Rıfat Yalnızgil’dir.
1932-Halkevleri açıldı.
1933-Prof.Dr.Albert Malche’nin yazdığı rapor doğrultusunda Darülfünun kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi açıldı.
1936-Öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan döneminde Eğitmen Kurları açıldı. Not: Gazi Üniversitesi resim öğretmeni yetiştirmek amaçlı kurulmuştur.
EDEBİYAT
Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Kadro Dergisi (Türk İnkılabının ideolojisinin sistemleştirilmeye çalışıldığı yayındır.) Kadir Arıburnu: Atatürk’ten Anılar
Halide Edip Adıvar: Ateşten Gömlek Milli Mücadele üzerine yazılan ilk romandır.
Halide Edip Adıvar: Türk’ün Ateşle İmtihanı.( Halide Edip Adıvar’ın orduda geçirdiği yılları anlattığı eserdir.) Falih Rıfkı Atay: Zeytinyağı ve Çankaya (1961’de yayınladı. Cumhuriyet dönemini anlatıldı.)
Kazım Karabekir: İstiklal Harbimiz.
Kazım Karabekir: Şarkılı İbret (Şehir çocuklarına oynattığı müzikal tiyatro) Samim Karagöz: Karakalpaklılar
Fahrettin Paşa: Medine Müdafaası
Kemal Tahir: Yorgun Savaşçı
Ali Fuat Cebesoy: Sınıf Arkadaşım Atatürk
Tarık Buğra: Küçük Ağa ve Osmancık
XX.YÜZYILIN BAŞLARINDA DÜNYA
I.DÜNYA SAVAŞI ve SONUÇLARI
1) I.Dünya Savaşı: 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesi ile başlamıştır. Savaşın nedenleri şunlardır;
Devletlerarası sömürgecilik ve pazar arayışı
Almanya’nın ve İtalya’nın siyasi birliklerini geç tamamlayıp sömürgecilik yarışında İngiltere’ye ve Fransa’ya rakip olması
Devletlerarası silahlanma yarışı
Fransa ile Almanya arasındaki Alsace-Lorraine (Alsas Loren) sorunu
Fransız İhtilal’ inden yayılan Ulusçuluk akımı
Balkan topraklarında Rusya ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun nüfusunu artırmak istemeleri Rusya’nın Panslavizm politikası
Rusya’nın sıcak denizlere inmek istemesi.
2) Savaşın Sonuçları
Avrupa’nın siyasi haritası değişti. Alman-Rus-Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorlukları yıkıldı.
Polonya, Türkiye, SSCB, Ermenistan, Yugoslavya, Çekoslovakya, Avusturya, Macaristan gibi yeni devletler ortaya çıktı. Milletler Cemiyeti kuruldu.
Dünyada milliyetçilik düşüncesi güç kazandı. Yeni milli devletler ortaya çıktı.
10 milyona yakın insan öldü.
Sömürgecilik isim değiştirerek “manda yönetimi” adıyla daha da yaygınlaştı.
Savaş sonunda yapılan atlaşmalarda etnik yapıya dikkat edilmediği için azınlıklar sorunu ortaya çıktı.
3) Paris Barış Konferansı:
Barış antlaşmalarının esaslarını belirlemek ve bozulan uluslararası siyasi dengeleri yeniden kurmak amacıyla 32 devletin katılımı ile 18 Ocak 1919’da Paris’te düzenlendi. Konferansta İngiltere ve Fransa diğer katılan ülkelere göre daha etkili olmuştur. ABD’nin isteği üzerine dünya barışını korumak için Milletler Cemiyeti kurulmuştur. İsteğini elde eden ABD yalnızlık politikasına geri dönmüştür. İngiltere ve Fransa bundan Wilson Prensipleri’ni dikkate almadan kendi çıkarlarına göre hareket etmiştir. Bu konferansta ilk olarak Almanya ile barış antlaşması imzalanmıştır.
Monreo Doktrini: 1823 yılında ABD başkanı James Monreo tarafından ortaya konulan ABD’nin dış politika esaslarıdır. Buna göre ABD; Avrupa devletlerinin Amerika kıtasında yeniden sömürgecilik yapımlarına izin vermeyecek, Avrupalı devletler arasında oluşan sorunlara ise karışmayacaktır. ABD’nin bu siyasetine yalnızlık (infirat) politikası ismi verilmiştir. Bu politikasından ilk defa I.Dünya savaşına dahil olarak çıkmış ancak savaş sonunda yine bu politika gereği kıtasına geri dönmüştür.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), Orta Asya’daki Türk Devlet ve Toplulukları
a) Çarlık Rusyası’nın Yıkılışı ve Bolşevik İhtilali:
I.Dünya savaşında hayat şartlarının ağırlaşması, yolsuzlukların artması üzerine kadın işçilerin başlattığı grev daha sonra toplumsal bir harekete dönüştü. 1917 Mart’ında yaşanan bu gelişmeler sonucunda zor durumda kalan Çar.II.Nikola tahttan çekildiğini açıkladı. Duma adı verilen meclis tarafından ise geçici bir hükümet kuruldu. Ancak sürgündeki lider İlyiç Lenin’in “Barış, toprak ve emek” vaatleriyle Petersburg’a gelmesiyle Bolşevikler geçici hükümeti devirerek Ekim 1917’de “Bolşevik İhtilali” ni gerçekleştirdiler. Bunun üzerine Çar yanlılardan oluşan Beyaz Ordu yeni yönetime karşı saldırıya geçti. 3 yıl süren iç savaşı Bolşevikler kazandı. Bu iç savaşta 13milyon insan hayatını kaybederken ülkede kıtlık baş gösterdi. Bunun üzerine devlet başkanı Lenin ekonominin güçlenmesi amacıyla Novaya ekonomiçeskaya politika (N.E.P) adı verilen yeni ekonomik politikasını ilan etti. Buna göre;
Tarım ürünlerine el konulmaktan vazgeçildi. Çiftçiye, esnafa ve tüccara kolaylıklar sağlandı.
Küçük sanayiciye destek verildi.
Yabancı sermayenin ülkeye girişi sağlandı.
1923’te ülke federasyona dönüştürülerek SSCB adını aldı. 1924 yılında İlyiç Lenin’in ölmesiyle devlet başkanlığına Joseph Stalin geldi. Stalin, I.Beş Yıllık Kalkınma Planını hazırlayarak Rusya’nın öz kaynaklarıyla büyümesi gerektiğine inandı. Bunun için köylünün elindeki küçük toprakları birleştirerek “Kollektifleştirme Politikası” izledi. Köylülerin çok sert muhalefeti ile karşılaşılan bu politika sonucu yaklaşık dört milyon civarında köylü öldü ve tarımsal üretim düştü. Yine bu dönemde eski fabrikalar modernleştirilerek traktör imalatı ve demir-çelik alanlarında yeni fabrikalar kuruldu.
b) Rusların Orta Asya’yı İstilası:
20.yüzyılın başlarından itibaren Çarlık yönetimin baskılarına maruz kalan Türkler ve diğer uluslar 1905 yılında Rusya’ya karşı ayaklandılar. Özellikle Yusuf Akçura ve İsmail Gaspıralı önderliğinde 1905 yılında “Rusya Müslümanları I.Kongresi” düzenlendi. Çalışmalar sonucunda Rus Meclisi Duma’ya temsilciler gönderildi. Bu temsilciler arasında yaptığı çalışmalarla ün kazanan Ufa Müslümanlarının temsilcisi olarak gönderilen A.Zeki Velidi Togan yer aldı. Ancak siyasi ve kültürel hakları verilmeyen Türkler 1916 senesinde Türkistan’da “Milli İstiklal Ayaklanması”nı başlattılar. Bu gelişmelerden rahatsız olan Rusyaharekete geçerek 1920 yılından itibaren Türk devletleri üzerindeki baskıyı arttırdı. Bağımsız olan Türk devletlerine teker teker son veren Ruslar bölgede asimilasyon politikasını hayata geçirmeye başladı. Bunun içinde;
Bölgedeki Türkler Hristiyanlaştırılmaya çalışıldı.
Bölgede Rus okulları açıldı. Ancak Türkler bu okullara rağbet etmedi.
Rus harita ve kitaplarında Türkistan ismi silindi ve kullanılması yasaklandı.
Türkler arasında birlik ve beraberliğin bozulması amacıyla farklı lehçelerin kullanılmasını yaygınlaştırdı. Türkler arasında boy (asabiyet) duygusu ortaya çıkarıldı.
Tarih kitaplarında Türklerin milli ruhunu konu alan eserlere yer verilmedi.
Cami ve mescitler çeşitli bahanelerle yıkıldı. Buraların mal ve mülkleri devletleştirildi.
Din adamı yetiştiren medreseler kapatıldı. Din adamları sürgün edildi.
Yüz binlerce Türk işçi sıfatıyla Rusya’nın uzak bölgelerine gönderildi.
Rus Kiril harfleriyle karışık Latin harf sistemine geçerek Türklerin öz dillerini unutmasını sağladılar.
c) Basmacı Hareketi:
Baskın yapan, hücum eden manasına gelir. 1918 yılında Rusların Milli Hokand Hükümetini devirmesiyle ortaya çıkan ve amaçları Türkistan’ı Ruslardan kurtarmak olan hareketin genel ismidir. Türkistan’a yayıldı.1921 yılında Enver Paşa’nın Basmacı Hareketi’ne katılmasıyla mücadeleler şiddetlendi. Bu tarihlerde Ruslarda genel bir saldırıya geçince Korbaşı adı verilen Basmacı liderleri birbirlerinden ayrıldılar. 1922 yılında Enver Paşa şehit oldu. 1936 yılına kadar süren bu hareket “Basmacı liderlerinin kendi aralarındaki liderlik mücadeleleri, Ruslar karşısında yeteri kadar askeri teçhizatın olmaması gibi nedenlerden dolayı sona erdi. II.Dünya Savaşında ise bölge Türkleri zorla savaş meydanlarında ölüme sürüklenirken aynı zamanda düşmanla iş birliği yaptığı gerekçesiyle de Kırım, Karaçay, Balkar, Ahıska, Çeçen ve İnguş Türklerini Orta Asya’ya ve Sibirya’ya sürgün ettiler.
3) Orta Doğu’da Manda Yönetimlerin Kurulması
İngiltere ve Fransa San Remo Konferansında Orta Doğu ülkelerini paylaştılar. Buna göre Fransa, Suriye ve Lübnan’da; İngiltere ise Irak, Filistin ve Ürdün’de manda yönetimler kurdu.
a) İngiltere ve Ortadoğu
Arabistan Yarımadası
Mekke Emiri Şerif Hüseyin Savaş bittikten kısa bir süre sonra kendini Arap ülkelerinin kralı ilan ederken, oğullarını da Ürdün ve Irak’a kral tayin etti. 1924 yılında da halifeliğini ilan ederek bölgedeki konumunu güçlendirdi. Bunun üzerine Necd Emiri Abdülaziz İbni Suud Şerif Hüseyin’e savaş ilan etti. Yapılan mücadeleyi kazanan İbni Suud kendini Hicaz ve Necd Kralı ilan etti. 1932 yılından itibaren ise Suudi Arabistan Krallığı ismini aldı. 1936 yılında Aramco adlı şirkete petrol ayrıcalığı vererek bölgesindeki ABD’nin etkisini arttırdı.
b) Irak:
San Remo Konferansı sonucu İngiltere Irak’ta kendi politikalarına uygun bir yöntem oluşturmak için Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in oğullarından biri olan Faysalı Irak krallığına getirdi. Ancak bu durumu kabul edemeyen ıraklılar bağımsızlık mücadelesine girişti. 1930 senesinde yapılan antlaşma sonucunda Irak bağımsızlığını kazandı ancak İngiltere II.Dünya Savaşı öncesine kadar yönetime kendi adamlarını getirmek suretiyle Irak’taki egemenliğini sürdürdü.
c) Fransa ve Orta Doğu:
San Remo Konferansı’yla kendisine Suriye ve Lübnan verilen Fransa 1920 yılında merkezi Şam olmak üzere Lübnan ve Filistin topraklarını da içine alan Suriye Krallığı’nı kurdu. Ancak bu zamanlarda Anadolu’da işgal ettiği yerlerde tutunamayan Fransa TBMM ile Ankara Antlaşması’nı imzalayarak Güney’den çekildi ve tüm dikkatini Suriye’ye yöneltti. Askeri baskılarla buraları elinde tutamayacağını anlayan Fransa 1926 yılında Lübnan’a, 1930 yılında da Suriye’ye bağımsızlık verdi. Bölgeden ise tamamen II.Dünya Savaşından sonra çekildi.
4) Uzakdoğu’da Yeni Bir Güç: Japonya
Japonya 1850’li yıllara kadar derebeylik ile yönetiliyordu ve dış dünyaya da kapalı bir ülke konumundaydı. Şogun adı verilen ordu komutanları bu derebeyler arasında en güçlü olanından seçilirdi. 1867 yılında tahta geçen İmparator Mutsuhito ülkedeki tüm derebeylikleri kaldırarak merkezi bir devlet kurdu. Aydınlarında desteğiyle Batı tarzı yenilikler içeren “Meiji Restorasyonu” diye adlandırılan reform sürecini başlattı. Bu süreçte Meiji “Güçlü ordusu olan zengin bir ülke hedefiyle;
Batu tarzı bir hükümet kurdu. Prusya-Alman modeli tarzında bir anayasa yaptı. Avrupa’ya öğrenciler gönderdi.
Kılık-kıyafet inkılabını gerçekleştirerek gelenekselleşen Japon giyim tarzını tasfiye etti. Çağdaş bir bankacılık sistemini kurdu.
İngiltere donanması örnek alınarak Japon donanması kurdu.
Dışarıdan modern silahlar getirtti. Ordunun modernize edilmesi için de Prusya’dan uzmanlar getirtti. Ağır sanayi, demir-çelik ve gemi yapımcılığını geliştirdi.
Geleneksel Japon takvimi Şinto yerine Miladi Takvim’e geçildi.
5) 1929 Dünya Ekonomik Krizi
Nedenleri:
I.Dünya Savaşı’nın getirdiği ekonomik zorluklar.
ABD’nin savaş sırasında devletlere verdiği kredileri geri alamaması
ABD ekonomisinin 200 holding tarafından idare edilmesi
I.Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan iyimser havanın ABD borsasını suni (yapay) olarak yükseltmesi.
İngiltere’nin para birimi poundun aşırı değer kazanması, bununda ihracatta düşüşe yol açması
Almanya’nın savaş tazminatını ödemek için karşılıksız para basılması bununda aşırı enflasyona (hiperenflasyon) neden olması.
ABD yönetiminin krizin çıkmasını engelleyici tedbirler almaması
3 Ekim 1929 yılında ABD borsasında yer alan şirketlerin hisse senetlerinin düşmesiyle başlandı. 24 Ekim 1929 Perşembe günü ise borsa dibe vurdu. Tarihe “Kara Perşembe” olarak geçecek bu olay sonucunda;
4,2 milyar dolar ABD borsasında yok oldu.
Çok sayıda banka batarken, binlerce insanın mal varlığı yok oldu.
Ülkelerde açlık ve kıtlık başladı. İnsanlar takas usulü ticarete geri döndü.
İnsanların ruh sağlıkları bozuldu.
Dünyadaki inşaat ve madencilik faaliyetleri durdu.
Dünya genelinde 50 milyona yakın insan işsiz kaldı.
Dünya ticaret hacmi %65 oranında azaldı.
Not: Bu kriz en çok sanayileşmiş toplumları vururken, Sovyet Rusya komünizmden dolayı bu krizden en az etkilenen devletlerden biri olmuştur. Türkiye ise bu krize karşı şu önlemleri almıştır;
Devlet korumacı-iktisatçı politikalara yönelmiştir.
İthalata kısıtlamalar getirilirken, gümrük verileri yükseltilir.
Ülkede yerli malı kullanılması için devlet tarafından propagandalar yapılır.
Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kurulur.
Malımı sattığım devletten mal alırım prensibi hayata geçirilir.(Kliring Sistemi)
6) İki Savaş Arasında Avrupa
a) Barışın Sürekliliğini Sağlama Çabaları:
I.Dünya Savaşının sona ermesiyle barış çabaları ABD önderliğinde başlatıldı. 32 devletin katılımı ile toplanan Paris Barış Konferansı’nda uluslararası bir teşkilatın kurulması kabul edildi. Bunun üzerine 10 Ocak 1920 tarihinde merkezi Cenevre olmak üzere Milletler Cemiyeti kuruldu.
Uluslararası barışı korumak amacıyla bir araya gelen Almanya, İtalya, İngiltere, Belçika, Polonya, Fransa ve Çekoslovakya arasında is 1925 tarihinde Locarno Antlaşması imzalandı. Böylece Almanya uluslarası işbirliğine tekrar dahil oldu. Bu antlaşmadan kısa bir süre sonra ise Almanya Milletler Cemiyetine de üye oldu. Barışın sürmesi yolundaki çabaların en önemlilerinden birisi de 1928 yılında Paris’te ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Çekoslovakya, Belçika, Almanya ve Polonya tarafından imzalanan Briand-Kellogg Paktı oldu. Bu pakta aynı yıl SSCB ve Türkiye’de dahil oldu. Buna göre savunmaya dayanmayan savaş, kanun dışı sayılmıştır.
b) Totaliter Rejimlerin Kuruluşu
1) İtalya’da Faşizm
I.Dünya Savaşı’ndan umduğunu bulamayan İtalya’da ekonomisi de felce uğramıştı. Özellikle asker kaçakları aydınların maddi ve manevi beklentileri, işsizlik iç politikada ki istikrarı bozdu. Bu durum Benito Mussolini’nin liderliğini yaptığı Faşist Parti’nin işine yaradı. Zamanla taraftar sayısında artış yaşanan bu parti 1919 yılında girdiği seçimlerde meclise giremedi.1922 yılında ülke genelinde yapılan işçi grevlerine destek veren bu partinin sempatizanları
yani ‘’Kara Gömlekliler” Napoli’den Roma’ya yürüyüş gerçekleştirdiler. Ülkede bir darbe olabileceğini düşünen mevcut hükümet istifa etti ve başbakanlığa Mussolini getirildi. 1924 yılından itibaren bu seferde Mussolini’ye karşı muhalefet arttı. Bunun üzerine Mussolini mevcut anayasayı kaldırarak yeni bir anayasa ilan etti. Ceza kanununda değişiklik yaparak kendi partisi haricindeki diğer partileri kapattı. Böylece İtalya’da diktatörlük dönemi de başlamış oldu. Mussolini “Sürekli barış ne mümkün ne de faydalıdır. Sadece savaş insan enerjisini en yüksek gerilimde tutar’’ diyerek dış politikasının ne üzerine kuracağını da göstermiştir.
2) Almanya’da Nazizm
I.Dünya Savaşı’ndan sonra Alman imparatorluğu yıkıldı ve yerine Cumhuriyet ilan edildi. Ancak Versay Antlaşmasının imzalanmasıyla Almanya’da iç istikrasızlıklar arttı. Bunun üzerine “Weimar Anayasası” yürürlüğe konularak demokrasiye geçildi ve partiler kuruldu. Bu partilerden bir olan Nazi partisi 1924 yılındaki seçimler sonucunda parlamentoya girdi.1932 seçimlerinde ise en güçlü parti olarak çıktı.19 yılında Hitler başbakan oldu ve meclisten dört yıllığına olağanüstü yetkiler alarak diktatörlüğünü ilan etti, adı verilen gizli bir örgüt kurarak muhalefet ve toplum üzerinde baskı kurdu. Sanatçılar, bilim adamlarına yasaklar getirildi. Kütüphanelerdeki kitaplar okunur okunmaz ibaresi konuldu. Nazi ideolojisiyle uyuşmayan her şey ders kitaplarında çıkarıldı. Naziler bu rejime
Toplumu” dediler. Hitler “Nasyonal-Sosyalist akım onu bugünkü dar yurdundan çıkarıp yeni topraklara doğru
Gestapo
diyerek dış politika hedeflerini ortaya koydu.
33
nHalk
yürütmek cesaretini göstermek zorundadır.”
3) İspanya’da Franco Dönemi
Ispanya’da 1923’te asker darbe yaparak yönetimi ele geçirdi. 1936 yılında İspanya iç savaşı başladı. Cumhuriyetçiler ile Milliyetçiler arasında süren üç yıllık savaşı Almanya ve İtalya’nın desteklediği General Franco kazandı.
7) İki Savaş Arasında Dünya
I. Dünya Savaşı’ndan sonra siyasi, ekonomik, kültürel, teknolojik ve bilimsel birçok gelişme yaşandı. Bu gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz;
Sanayide kullanılan petrol ve elektrik evlere girdi.
Taşıt üretimi arttı. Uluslararası yolcu uçakları faaliyete geçti.
Şehircilik ve gelişti. Mimari bir akım olan Bauhaus şehir planlamasında öne çıktı.
ABD ’de ” ” yapıldı ve gökdelen sayısında artışlar yaşandı.
Radyo kullanımı yaygınlaştı. Radyonun kullanılmasıyla ‘’Konuşan Basın” denilen dönem başladı.
Çizgi Film endüstrisi oluştu. Sinema sektörü gelişti.
Albert Einstein İzafiyet Teorisi ile bilim dünyasında çığır açtı.
Bazı hastalıkların tedavisi için aşılar ve ilaçlar bulundu. Organ nakline başlandı. Tüberküloz tedavisi için BCG aşısı
bulundu.
Alexander Fleming penisilini keşfetti.
Psikoloji önem kazandı. Varoluşçuluk ve Fenomenoloji gibi yeni akımlar ortaya çıktı.
Tarih yazıcılığı değişti. Gelenekselleşen tarih yerine yerel, sosyal, ekonomik ve medeniyet konuları ön plana çıktı. 1929 yılında iki savaş arası Avrupa ve Dünya’yı özetleyen John Steinbeck’in ‘’Gazap Üzümleri” eseri büyük ilgi
gördü.
Bütün toplumu ve burjuva sanatını tamamen ve sert bir biçimde reddeden ve akımın öncülüğünü Salvador Dali’nin
yaptığı’’Sürrealizm”(Gerçeküstücülük) ve ’ Ekspresyonizm” (Dışa vurumculuk) akımları ortaya çıktı. ABD’de başlayan “Caz” tüm Avrupa ülkelerinde yayıldı.
8) Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası
Lozan Barış Antlaşmasıyla uluslar arası alanda bağımsızlığını kazanan Türkiye, 1923-30 yılları arasında Lozan’dan kalan sorunları çözmeye uğraşırken, 1930-38 arasında ise uluslararası barışa katkı sağlamak ve yaklaşan II. Dünya Savaşı tehlikesine karşı sınırlarını güvence altına almak istemiştir. Dış politikada Atatürk’ün ‘yurtta barış, dünyada barış’ sözünü ilke edinen Türkiye barışçı bir politika izlemeye çalışmıştır.
Dış Politikadaki Gelişmeler
Türkiye’nin Milletler Cemiyetine Girişi (18 Temmuz 1932 )
Balkan Antantı (9 Şubat 1934)
I.Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya’nın Balkanlarda ve Doğu Akdeniz’de yayılmacı bir politika izlemesi Balkan devletlerini tedirgin etti. Kendi aralarında da sorunları bulunun Balkan ülkeleri kendilerine yönelen tehlike karşısında ortak hareket etme kararı aldı. Özellikle Yunanistan ile devam eden sorunlarımızın çözülmesi iki taraf arasında dostane ilişkilerin başlamasına zemin hazırladı. Hatta Yunan başbakanı Venizilos Atatürk’ü 12 Ocak 1934’te Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi. Bu gelişmeler üzerine bir araya gelen Türkiye, Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya arasında 9 Şubat 1934’te Balkan Paktı kuruldu. Buna göre, imzacı devletler Balkanlardaki sınırlarını korumak ve bölgede yayılmacı siyaset izleyen devletlere karşı ortak hareket etme kararı aldılar. Bu antant ilerde Türkiye’nin Montrö konferansında ortak bir tavır belirleyerek Türkiye’yi desteklemiş ve Boğazlar statüsünün Türkiye lehine değişmesine katkı sağlamıştır.1936 yılından itibaren yayılmacı devletlerin politikaları karşısında başarılı olmayan antant II.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla önemini yitirmiştir.
Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936)
Lozan Antlaşması ile “Uluslararası Boğazlar Komisyonu”na bırakılmasını kabul eden Türkiye, 1930’lardan itibaren yayılmacı bir politika izleyen İtalya’ya karşı bu sorunu ilk defa 1933 yılında toplanan “Londra Silahsızlanma Konferansı”nda dile yetirdi. İtalya’nın 1935’te Habeşistan’a saldırması, Almanya’nın da Ren Bölgesi’ne asker sevk etmesi üzerine Türkiye Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesi konusunda harekete geçti. Bu süreçte de SSCB, Balkan Antantı’na üye olan devletler Türkiye’ye destek verdi. İngiltere ise İtalya’nın amaçlarını bildiği için bu girişimi desteklediğini bildirdi. Türkiye sorunun çözülmesi amacıyla bir konferans yapılmasını istedi. Bunun üzerine 22Haziran
mimari
Empire State Building
1930’lardan itibaren Avrupa’da gruplaşmaların belirli bir durum alması uluslararası barış ve güvenliyi tehdit etmeye
başladı. Türkiye’nin bölgede yükselen bir güç olduğunu gören Batılı ülkeler, Türkiye’yi Milletler Cemiyeti bünyesine
katmak istedi. Bunun üzerine Milletler Cemiyeti Türkiye’yi üyeliğe resmen davet etti.9 Temmuz 1-932 yılında Büyük
Millet Meclisi Cemiyete katılma kararı aldı.
1936’da İsviçre’nin Montrö kentinde konferans toplandı. Türkiye, Avustralya, İngiltere, Yunanistan, Japonya, Romanya, SSCB, Fransa ve Yugoslavya arasında Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
Buna göre; Boğazlar Komisyonu kaldırılarak Türkiye’ye Boğazlar ve çevresinde asker bulundurma hakkı verildi. Savaş gemilerinin geçişi de Türkiye’nin iznine bırakıldı. Türkiye’nin girmediği bir savaşta ise savaş gemilerinin boğazlardan geçmesi yasaklandı.
Sadabat Paktı (8 Temmuz 1937)
İtalya’nın ve Almanya’nın yayılmacı politikaları karşısında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran’da Şah’ın yazlık Sadabat Sarayı’nda karşılıklı imzalar atılarak bu pakt kuruldu. Buna göre pakta üye devletler birbirlerine saldırmayacak ve bölgede barış ve istikrarın korunması amacıyla çalışacaklardır. Yapılan bu girişim İslam dünyasında da olumlu karşılandı. 1939 tarihinde II. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla pakt önemini yitirdi. Savaştan sonra durum normalleşince İran paktın canlandırılması için tekrar görüşmelere başladı. 1955 yılında Bağdat Paktı’nın kurulmasıyla, Sadabat Paktı önemini iyice yitirdi. 1980’de Iran-Irak Savaşı’nın çıkmasıyla pakt ömrünü tamamladı.
Hatay Meselesi ve Hatay’ın Anavatana Katılması (30 Haziran i?3?)
1935’te Fransa, Suriye ve Lübnan üzerindeki mandasını kaldırdı ve İskenderun Sancağı’nı da Suriye’ye bıraktı. Bu durum Türkiye tarafından tepkiyle karşılandı. İtalya ve Almanya’nın yayılmacı politikalarını 1936 tarihinde artırmasıyla Fransa Türkiye ile ilişkilerini yumuşatma eğilimine gitti. Fransa sorunu Milletler Cemiyeti’ne götürme teklifinde bulundu. Cemiyet ise İskenderun ve Antakya’nın içişlerinde serbest dış işlerinde ise Suriye’ye bağlı olması kararını aldı. Daha sonra Fransa ile yapılan müzakereler soncu Hatay’ın toprak bütünlüğünün her iki ülke tarafından korunması kararı alındı ve Türk askeri Hatay’a girdi.
1938 yılında ise her iki ülkenin gözetiminde seçimler sonucu Hatay Cumhuriyeti kuruldu. İlk Cumhurbaşkanı Tayfun Sökmen olurken, Başbakanlığına da getirildi. Hatay devleti yöneticilerin Türkiye’ye katılma talebi ile toplanan Hatay Millet Meclisi 1939 yılında yaptığı toplantı sonucu Hatay’ın anavatana katılması kararı aldı.23 Temmuz 1939 günü yapılan bir törenle ise Hatay Türkiye’ye katıldı.
II.DÜNYA SAVAŞI (1939-1945)
1) SAVAŞ ÖNCESİNDEKİ GELİŞMELER
A) Japonya:
Japonya, 1920’li ve 1930’lu yıllarda Uzak Doğu’nun en güçlü devleti oldu. Japonya, 1931 ’de Mançurya’yı işgal ederek Çin’e yöneldi. Asya’daki faaliyetlerinde serbest kalmak amacıyla, 1933’de Milletler Cemiyetinden; 1934’te Washington Antlaşmasından çekildi. Aynı zamanda 1934’te, “Asya, Asyalılarındır.” diyerek Batılıların Çin’le olan münasebetlerini kesmelerini istedi. Japonya’nın yayılmacı politikası, Uzak Doğu’da güçler dengesini bozdu. Bu bölgede çıkarları olan İngiltere ve ABD gibi devletler, önce Japonya’nın bu tutumuna tepkisiz kaldı. Ancak Japonya’nın 1937’de Çin’e saldırması üzerine bu devletler Çin’e yardıma başladı. ’de Japonya doğu ve orta Çin’in topraklarını ele geçirdi. Batılıların doğu Asya’dan atılmasını öngören “Yeni ilan etti. Japonya’nın emperyalist tutumu nedeniyle Uzak Doğu, II. Dünya Savaşı’nın cephelerinden biri oldu.
B) İtalya:
İtalya’nın uzun süreden beri gerçekleştirmek istediği sömürgecilik emelleri, Mussolini ile birlikte “Roma imparatorluğunun yeniden kuruluşu” adı ile milli bir ideal hale geldi. İtalya’nın bu dış politikası rahatsızlık kaynağı oldu. İlk problem Yugoslavya ile yaşandı. “Serbest Şehir” olarak bağımsızlık statüsüne kavuşturulan Fiume, Mussolini’nin Yugoslavya’ya baskısı sonucunda 1924’te İtalya’ya katıldı.
Milletlerarası bir komisyonda görevli İtalya temsilcisinin Yunanistan’da öldürülmesi üzerine İtalya, Yunanistan’a ait Korfu Adası’nı işgal etti.
1924 yılı sonunda İtalya, Arnavutluk’taki bir iç meseleyi fırsat bilerek ekonomik ve sıyasi desteği ile Arnavutluk’u nüfuzu altına aldı.
Ayrıca 1931 ‘de Japonya’nın Mançurya’ya saldırması, Almanya’nın Versay şartlarından kurtulma girişimlerine İngiltere ve Fransa’nın tepkisiz kalması İtalya’yı Habeşistan’ın işgali konusunda harekete geçirdi. İtalya’nın 1934’te başlattığı Habeşistan saldırısı 1936’da işgalle sonuçlandı. İtalya’nın Habeşistan’a saldırısı ile Almanya, Locarno Antlaşması’nı feshetti. Avrupa’daki mevcut durum bozuldu.
C) Almanya
Hitler’le birlikte Alman dış politikası yeniden şekillendi. Bu politikanın ilk hedefi Versay Antlaşmasının maddelerinden kurtulmaktı. İkinci hedefi Almanya dışında Almanların yaşadıkları toprakları almak, ve topraklarını sınır tanımadan genişletmekti.
1 Mart 1935’te Versay Antlaşmasıyla Fransa’ya bırakılan Saar Bölgesi, halk oylaması sonucunda Alman yönetimine
yapılan
Abdurrahman Melek
1938
Düzen”i
geçti. Versay’ın getirdiği askeri kısıtlamalardan kurtulmak isteyen Almanya, gizlice silahlanmaya başlayarak Ekim 1933’te Silahsızlanma Konferansı ve Milletler Cemiyetinden çekildi. 1934’ten itibaren kara, deniz ve hava kuvvetlerini güçlendirme çalışmalarını başlattı. Modern silah, araç ve gereç yapımına önem vererek asker sayısını 300 bine çıkardı. Daha sonrada askerliği zorunlu kale getirip asker sayısını 550 bine çıkardı. Versay Barış Antlaşması’nı tamamen ortadan kaldırmaya kararlı olan Almanya, 7 Mart 1936’da, askerden arındırılan Ren Bölgesi’ne asker gönderdi. Fransa bu durumu kabul etmek zorunda kaldı. Almanya, 13 Mart 1938’de de Avusturya ile birleştiğini ilan ederek burayı ilhak etti.
Çekoslovakya’nın Südetler bölgesinde 3,5 milyon Alman yaşamaktaydı. Burayı ilhak etmek isteyen Hitler’in bu ülkedeki Nazi’lerin çıkardıkları karışıklıklardan yararlanmak istemesi, iki ülke ilişkilerini bir bunalıma dönüştürdü. Hitler, 28 Mayıs 1938’de Çekoslovakya’yı işgal etme kararı aldı. Ara buluculuk faaliyetlerinin sonuç vermemesi Avrupa’da genel bir savaş ihtimalini ortaya çıkardı. İngiltere’nin önerisi üzerine Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere arasında 29 Eylülde Münih Konferansı toplandı. Bu konferansta Südet, Almanya’ya verilirken Çekoslovakya toprakları İngiltere ve Fransa’nın garantisi altına alındı. Münih konferansına davet edilmeyen ve Çekoslovakya ile ilgili kararlarda kendisine danışılmayan SSCB, Batılı devletlerden uzaklaşıp Almanya’ya yakınlaştı.
Münih konferansının ardından 2 Ekimde Polonya, Çekoslovakya’nın Teschen Bölgesi’ni işgal etti.
D) Savaş Yılı: 1939
Münih Konferansı’yla Çekoslovakya’dan Südet bölgesini alan Almanya, 15 Mart 1939’da Prag’a girerek Çekoslovakya’yı işgal etti. Tamamı Almanlardan oluşmayan Çekoslovakya’nın işgaliyle, “Hayat Sahası” politikası uygulamaya koyuldu. Hitler Memel’i de Litvanya’dan istedi ve imzalanan bir antlaşma ile Memel Alman yönetimine geçti. Almanya’nın işgallerinden cesaret alan İtalya, 7 Nisanda, 1926’dan beri nüfuzu altında Arnavutluk’u işgal etti. Bu işgal Almanya tarafından desteklenirken İngiltere ve Fransa tarafından sert tepkiyle karşılandı. Alman ve İtalyan ittifakı 22 Mayısta “Çelik Pakt” ile pekiştirildi.
Almanya’nın ticari bir antlaşmayla Romanya’yı da nüfuzu altına alması, İngiltere’nin yatıştırma politikasından vazgeçmesinde etkili oldu. Almaya, Versay’la serbest şehir statüsüne geçirilen Danzig ‘i Polonya’dan istedi. Bu istek kabul edilmeyince Almanya Polonya’yı işgal etmeye karar verdi. Ancak İtalya’nın 1942 yılı sonuna kadar savaşa girmeyeceğini bildirmesi üzerine Almaya SSCB’ye yaklaştı. 23 Ağustosta “SSCB — Almanya Saldırmazlık Paktı” imzalandı. Almanya’nın 1 Eylülde Polonya’ya saldırması üzerine İngiltere ve Fransa 3 Eylülde Almanya’ya savaş açtı.
II. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra SSCB’nin de katılmasıyla Polonya işgali hız kazandı. Daha sonra SSCB, Estonya, Letonya ve Litvanya’yı işgal etti. Finlandiya bütün çabalarına rağmen bazı sınır bölgelerini SSCB’ye vermek zorunda kaldı. (1940)
2) SAVAŞ YILLARI
3 Eylül’de Almanya’ya karşı savaş ilan eden Fransa ve İngiltere, hemen savaşa girebilecek güçte değildi. Bu yüzden Mihver Devletler savaşın ilk üç yılı içerisinde müttefiklere karşı üstünlük sağladı. Savaş Avrupa, Pasifik ve Kuzey Afrika olmak üzere üç cephede cereyan etti
a) Avrupa’da Savaş
İngiltere ve Fransa, ekonomisini zayıflatarak savaşın süresini kısaltmak istedi. Bu iki devlet, İsveç’te Norveç yoluyla Almanya’ya gelen kömür cevherinin gelişini durdurmak için Norveç kıyılarını mayınladı. Bunun üzerine Fransa’ya saldırmayı planlayan Almanya, 10 Mayıs kısa sürede ele geçirdi. Ardından Almanya
geçirdi. 22 Haziranda Almanya ile Fransa ateşkes kararı aldı. Yapılan antlaşma ile Fransa topraklarının büyük bir bölümünü işgal eden Almanya, kalan bölümde de kendi kontrolünde Vichy hükümetini kurdu. Ağustos sonlarında Hitler, İngiltere’ye karşı hava saldırısı başlattıysa da başarılı olamadı. Hitler, hava ve deniz kuvvetleri açısından üstün olan İngiltere’ye karşı başarı kazanmanın zor olduğunu anladı. Hayat sahası için gerekli zenginlikleri doğuda aramaya karar vererek SSCB’yi hedef seçti. Aynı zamanda SSCB’nin Alman hayat sahası içindeki Balkanlar ve Boğazlara doğru genişlemesi ve silahlanması, Almanya’nın çıkarlarına uygun değildi. Finlandiya’nın işgalinde SSCB ordusunun zorlanması Hitler’i saldırı için cesaretlendirdi.
Almanya, SSCB işgalinden önce Balkanlara yönelerek Romanya ve Bulgaristan ile ittifak antlaşmaları yaptı. Kısa sürede Yugoslavya ve ele geçirdi. Daha sonra 22 Haziran 1941’de SSCB’ye saldırarak ”Barbarossa” harekâtını başlattı. Bu harekâtla ay içinde SSCB’yi teslim almak isteyen Almanya, iklim şartlarından dolayı hedefine ulaşamadı. Buna karşılık iklime alışık Ruslar, Alman hatlarının en ileri uzantılarını durdurarak sınırlı da olsa onları geriletti. AImanya, 1942 ilkbaharında ikinci saldırıya geçti ise de Moskova düşmedi. Aynı zamanda Almanya güneye doğru yöneldi. Amacı; Kafkaslar üzerinden İran’a geçerek petrol kaynaklarını ele geçirmek, Batılıların İran yolu ile SSCB’ye yardımını engellemek ve Hindistan’a ulaşarak Japonya ile birleşmekti. Alman ordusu Mayıs ayında Kırım’ı alarak Karkaslara girdi ve ‘‘Maikop petroller bölgesi” düştü. Böylece SSCB’nin kömür ve elektrik kaynaklarının yarısı ele geçirildi. SSCB’nin orduları Stalingrad’a çekildi. 22 Ağustosta Stalingrad’da başlayan ve üç ay süren mücadele, Almanların yenilgisiyle sonuçlandı. Bu yenilgi Mihver Devletler için bir dönüm noktası oldu.
Yunanistan’ı
Danimarka ile Norveç’i ele geçirdi.
Fransa’nın kendileri için oluşturduğu savunma hattını (Maginot Hattı) aşarak Fransa yı ele
1940’taHollanda, Belçika
6
b) Kuzey Afrika’da Savaş
1940’ta Fransa savaş dışı kalırken İtalya’nın savaşa girmesi Akdeniz ve Doğu Afrika’da İngiltere’yi zor durumda bıraktı. Savaşın ilk haftalarında İtalya, Cebelitarık, Malta, İskenderiye ve Süveyş’i; İngiltere ise Rodos’u ve İtalya’nın endüstri bölgelerini bombaladı.
Akdeniz’e kesin hâkim olmak isteyen İtalyanlar bu kolay başarıdan sonra İngilizleri tüm Afrika’dan çıkarabileceklerini düşünüp Süveyş harekatına karar verdiler. 1940 Eylülünde İtalyanlar, Trablusgarp üzerinden saldırıya geçerek bir haftada 150 km batısına kadar geldiler. Bu noktada karşı saldırıya geçen İngilizler, beş gün içinde Mısır’dan çıkardığı gibi Mart 1941’de İtalyan işgalindeki Bingazi’yi ele geçirdiler. İtalya, 31 Mart 1941 ’de Almanya’nın müdahalesi ile Kuzey Afrika’da yeni bir harekât başlattı. Almanya, bu harekâta büyük önem veriyordu. Plana göre İtalya güneyden; Almanya Kafkaslar ve İran üzerinden Mısır’a gelip Orta Doğu Bölgesi’ni kıskaç içine alacaktı. Japonya’nın, Birmanya ve Hindistan üzerinden İran’a yelmesiyle savaş sona erecekti.
Bu yüzden Almanya, bu harekâta hem kara hem de hava kuvvetleri ile destek verdi.
Bingazi, Derne, Tobruk ve Sallum ortak Almanya – İtalya saldırısı ile İngiltere’den alındı. Bu durum üzerine İngilizler karşı saldırıya geçerek Alman – İtalyan kuvvetlerini Mısır ve Libya’dan attıkları gibi Bingazi’ye kadar ilerleyişini de sürdürdü. Bu harekâtla İngiltere İtalya’nın sömürgelerini elinden alırken Kuzey Afrika’nın büyük bir bölümünü ele geçirdi. 1943 Mayısına gelindiğinde tüm Alman ve İtalyan birlikleri teslim oldu. Müttefikler 250.000 kadar Mihver askerini tutsak aldılar. Bundan sonra müttefikler Avrupa’ya yöneldi.
c) Asya ve Pasifik’te Savaş
Savaş Öncesi ABD
II. Dünya Savaşı çıktığı zaman Amerikan kamuoyu, Hitlerin diktatör (totaliter) rejimi, saldırgan politikası, Yahudilere karşı tutumu, demokratik rejimlere karşı bakışı ve antlaşmaları çiğnemesi sebebiyle Almanya’ya karşıydı. Ancak tarafsızlık politikası gereği ABD başkanı Roosevelt, savaş sırasında bir demeç vererek Amerikan halkından düşüncelerinde bile tarafsız kalmalarını istedi. Alman ilerleyişi durdurulmayınca 1940’da İngiltere’ye para ve silah yardımı yaptı.
1941’de Amerika “Ödünç Verme ve Kiralama Yasası”nı çıkardı. Buna göre her ülke yiyecek ve savaş malzemesini dâhil her türlü yardımı “bedeli savaş sonunda ödenmek şartıyla” alabilecekti.
9-10 Ağustos 1941’de ABD ve İngiltere bir araya gelerek Atlantik Bildirisi’ni yayınladı.
Pearl Harlbour Baskın, ve ABD’nin Savaşa Girişi
Japonya, I. Dünya Savaşandan sonra Pasifik bölgesinde ABD ve İngiltere’nin baskısı altında kalmıştı. Japon yöneticiler II.Dünya Savaşı ile bu baskıdan kurtulmak istedi, ilk adım olarak da Hainan Adası’nı ele geçirdi. 1940’ta da Fransa, Almanya’ya yenilince Almanya’nın Vichy hükümetine baskısı sonucu Japonya, Fransa’ya ait Çinhindi’nden stratejik üsler aldı.
Roosevelt, Japonya’ya petrol ambargosu koyarak Japon ekonomisini yıprattı. Bu meseleyi diplomatik yollarla çözemeyen Japonya, 7 Aralık 1941’de ABD’nin Pasifik üstünlüğünü simgeleyen Hawaii takımadalarından Honolulu’daki deniz ve hava üssü Pearl Harlbour’a saldırdı. Kısa sürede ABD’nin Pasifik Donanmasıyla hava filosunun büyük bölümü etkisiz hale getirildi. Bu saldırı üzerine ABD savaşa girmiş oldu. Ancak Japonya’nın ABD’nin Hawaii’deki petrol depolarını vurmaması ve askeri açıdan önemli bir üssü işgal etmemesi, harekâtın stratejik açıdan başarılı olmasını engelledi.
Pasifik Savaşları
1942’ye gelindiğinde Almanya Avrupa’da; Japonya Uzak Doğu’da üstünlüğü elinde tutmaktaydı. Japonya, Pearl Harlbour saldırısından sonra güneye doğru yöneldi. ABD’nin Manila; İngiltere’nin ise Singapur ve Hong Kong’ta üslerini ele geçirdi. Nisan 1942’de Japonya, Avustralya da durduruldu. Mayısta Amerikan ve Japon filoları Mercan Denizinde karşılaştı ve Japonya burada yenildi. Savaş sırasında ABD donanmasının toparlandığını gören Japonya, vakit kaybetmeden ABD’nin Midway üssüne saldırı planladı. 4 Haziranda gerçekleştirilen Japonya’nın Midway saldırısı, başarısızlıkla sonuçlandı. Bu gelişme Pasifik teki savaşın seyrini etkileyecek bir dönüm noktası oldu.
3) BARIŞA DOĞRU
1) Avrupa’da Savaşın Sona Ermesi
14 -24 Ocak 1943’te Roosevelt ve Churchill, Kazablanka Konferansın’da aldıkları kararla ‘’Mihver Devletlerin kayıtsız şartsız teslim alınması” için harekete geçtiler.
İtalya’yı kuzey Afrika’dan atan Müttefikler Avrupa’ya yöneldi. Saldırı için en uygun yer İtalya idi. İngiltere ve ABD’nin bu harekâtı Stalingrad ölçüsünde bir başarı olmamakla beraber Mihver Devletlerin Avrupa’daki yenilmezliği sona erdi. Müttefikler ancak Haziran 1944’te Roma’ya girip 1945 yılının başında kuzey İtalya’yı ele geçirebildi.
6 Haziran 1944’te Alman işgali altındaki Fransa’ya İngiliz ve ABD birlikleri Normandiya kıyılarından girmeye başladılar. Almanların çok iyi tahkim ettikleri için hiç beklemedikleri Normandiya’dan Müttefik donanması büyük bir çıkartma yaptı. Müttefik birlikleri büyük kayıplara rağmen başarılı oldu ve Fransa’nın güneyinden gelen birliklerle birleşerek 26 Ağustosta Paris’e ulaştı.
II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru gelecekteki barışın esaslarını saptamak amacıyla Roosevelt, Churchill ve Stalin arasında 4 – 1 1 Şubat 1945’te Yalta konferansı yapıldı. Churchill, Balkanlardaki İngiliz etkisinin sona ermesinden, savaş sonunda ABD’nin Avrupa’dan çekilmesinden sonra güçlü bir SSCB ile tek başına kalmaktan çekiniyordu. Bu nedenle, Fransa’nın da Almanya ve Avusturya’nın işgaline katılmasını sağladı. SSCB, Doğu Avrupa’dan ordularını çekmek ve serbest seçimlerin yapılmasını sağlamak için söz verdi. Ancak çekilmenin şartları ile Polonya’nın gelecekteki sınırları konusunda açıklık getirmedi. Almanya’dan tazminat almayı da garantileyen SSCB, Japonya’ya karşı savaşa girmesine karşılık kurulacak Birleşmiş Milletlerde üç sandalye (Sovyetler Birliği, Belarus ve Ukrayna) aldı. Böylece SSCB konferanstan en karlı çıkan devlet oldu. Konferansta SSCB’nin Japonya’ya karşı savaşa girmesi karara bağlandı.
Daha sonra gerçekleşen San Francisco Konferansı sırasında 7 Mayıs 1945’te Almanya kayıtsız şartsız teslim olmuş ve Avrupa’da savaş sona ermişti. Bunun üzerine Müttefikler arasında Berlin yakınlarında Potsdam’da ABD, İngiltere ve SSCB arasında 17 Temmuz – 2 Ağustos tarihleri arasında yeni bir konferans toplandı. Bu konferansa SSCB adına Stalin, ABD adına Truman katıldı. İngiltere Başbakanı Churchill ise konferans sürerken ülkesindeki seçimlerde yenilgiye uğrayınca yerini rakibi devretti.
Attle’ye
Potsdam Konferansında, Almanya’nın teslim olmasından sonra ortaya çıkan sorunlar, yapılacak olan barış
Görüşmelerde Avrupa, Müttefiklerin istekleri doğrultusunda ve SSCB yönetimine bırakıldı. Ayrıca Almanya için ekonomik ve askeri kısıtlama ve yükümlülükler getirildi. Savaş suçlularının tutuklanmasına ve diğer
ülkelerde bulunan Almanların Almanya’ya götürülmesine karar verildi. Avusturya ve başkenti Viyana’nın dört işgal bölgesine ayrılması, İtalya ile koşulları ağır olmayan bir barış antlaşması imzalanması karara bağlandı.
2. Pasifik’te Savaşın Sona Ermesi
6 Ağustosta Hiroşima’ya atılan ilk atom bombası ile 70.000 kişi, 9 Ağustosta Nagazaki’ye atılan ikinci bomba ile 80.000 kişi öldü. ABD’nin Hiroşima üzerine atom bombası kullanmasının ardından SSCB, 8 Ağustosta Japonya’ya savaş ilan etti ve Mançurya’yı ve 38. enlemin kuzeyindeki Kore topraklarını işgale başladı. Japonya, Nagazaki’nin bombalanması üzerine barış istemişti. Japonya 14 Ağustosta kayıtsız şartsız teslim oldu. 2 Eylül 1945’te ateşkes antlaşması imzalandı ve II. Dünya Savaşı sona erdi.
4) SAVAŞIN ETKİLERİ
a) Siyasi Sonuçlar
II. Dünya Savaşı’nın Müttefiklerce kazanılması ile Faşizm ve Nazizm gibi akımlar tasfiye edildi. Asya, Afrika ve Orta Doğu’da yaşayan halklar, II. Dünya Savaşı’nda, emperyalist devletlerin zayıflığını görerek bu devletlere karşı mücadeleye başladı. 1942’de Hindistan, Endonezya gibi ülkelerde milli kurtuluş hareketleri oluştu.
Savaşın mağlup devletleri İtalya ve Almanya’nın toprakları işgal edildi. Müttefik ordularının denetimi altında başkentleri Berlin ve Viyana da dâhil olmak üzere, Almanya ve Avusturya toprakları dört işgal bölgesine ayrıldı. Savaşın diğer mağlup devletleri Japonya, ABD orduları tarafından işgal edildi. Avrupa kıtasının yarısına hâkim olan SSCB, savaş sonunda büyük bir güç haline geldi.
II. Dünya Savaşı’ndan en az etkilenen ABD, atom bombasına sahip olmakla önemli bir avantaj elde etti. Birleşmiş merkez olarak seçmesi ABD’nin gücünü ve
Avrupa merkezli uluslararası sistemin sona erdiğini göstermekteydi.
II. Dünya Savaşı sırasında dünya barışını sağlamak amacıyla ABD ve İngiltere, Atlantik Bildirisi’ni yayınlayarak Birleşmiş Milletler Teşkilatının temelini attı. Şubat 1945’te Yalta Konferansı’nda ABD, İngiltere ve SSCB, Mart 1945’e kadar Mihver Devletlere savaş ilan eden devletlerin Birleşmiş Milletlere üye olarak kabul edilmesine karar verdi. Aynı yıl Birleşmiş Milletleri resmen kurmak için San Francisco Konferansı toplandı. Bu konferansta ABD, SSCB, İngiltere, Çin ve daha sonra Fransa’nın katılımıyla oluşan büyük devletler teşkilat üzerinde kesin üstünlük kurmak ve bunu antlaşmaya eklemek istedi. Konferans sonunda Birleşmiş Milletler Antlaşması kabul edilerek Birleşmiş Milletler Teşkilatı kuruldu ve Milletler Cemiyeti 14 Nisan 1946’da yetkilerini bu Teşkilata devretti.
b) Ekonomik Sonuçlar
Washington’da, ülkenin imzasıyla “Uluslararası Para Fonu” (IMF) kuruldu. Ayrıca “Uluslararası İmar ve Kalkınma
antlaşmalarının temel şartları ve yöntemleri belirlendi.
şekillendirildi. Almanya
Milletlerin New York’u, | Uluslararası Para Fonunun (IMF) Washington’u |
Bankası” oluşturularak
amaçlandı.
c) Toplumsal Sonuçlar
45
, dört işgal bölgesine ayrılarak ABD, İngiltere, Fransa
üye devletlerin yeniden yapılanma ve kalkınma çabalarına maddi destek sağlanması
Hava saldırıları, karne uygulaması, işgal edilen ülkelerin talan edilmesi, sivil esirlerin öldürülmesi, hastalıkların yayılması ayrıca Nazi’lerin üstün ırk yaratma gayesiyle engellileri, Yahudileri, Romanları, rengi farklı olanları toplama kamplarında yok etmeleri neticesinde 60 milyona yakın kişi hayatını kaybetti. yaklaşık 21 milyonu SSCB vatandaşı, 13,5 milyonu Çinli, 7 milyonu AIman’dı.
gibi , ten
verem, tifüs
Sintileri
Bunlardan
İnsan Haklan İhlalleri
Kasım 1945’ten Ekim 1945’ekadar Nürnberg’de, uluslararası bir mahkeme tarafından suçlu görülen Nazi Alman yöneticileri, Nazi Partisi siyasi liderleri ve diğer suçlular da mahkeme karşısına çıkarılarak yargılandı. II. Dünya Savaşı’nda yaşananlardan dolayı
sırasında işlenen insanlık suçları olarak adlandırıldı. Bu kapsama giren suçlar ve suçluların cezalandırılması ile ilgili kararlar
Milletler Teşkilatı “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”ni kabul etti.
5) SAVAŞ YILLARINDA TÜRKİYE
1) II. Dünya Savaşı’nda Türk Dış Politikası
İngiltere, Türkiye’nin kendi yanında savaşa katılması durumunda her türlü yardımı yapmaya hazır olduğunu belirtti.
Yunanistan’ın Almanlarca işgali ve Bulgaristan’ın Mihver Devletler safında savaşa girmesi, Türkiye sınırına kadar dayandırdı. Bu gelişmelerden sonra Almanya, Türkiye ile İngiltere’nin yakınlaşmasını önlemeye çalıştı. 18 Haziran 1941’de Almanya ile Türkiye arasında bir saldırmazlık paktı imzalandı. 22 Haziranda Alman ordularının SSCB üzerine saldırıya geçmesiyle Türkiye üzerindeki baskı azaldı.
Almanların Kasım 1942’de Stalingrad yenilgisinden sonra Müttefiklerin Türkiye üzerindeki beklentilerinin artmasıyla İngiltere ve Türkiye 30 Ocak 1943’te Adana Konferansı’nda bir araya geldi. Yapılan Görüşmelerde, Türkiye’nin savaşa katılmak için hazırlıksız olduğu ve özellikle SSCB’nin savaştan galip çıkması halinde duyduğu ciddi endişeler dile getirildi. Bunun üzerine İngiltere ve Türkiye dışişleri bakanları 5-6 Kasım tarihlerinde Kahire’de bir araya geldi. Türkiye Müttefiklerin savaşa girmesi konusundaki teklifleri reddederek savaş dışı kalmayı sürdürdü.
Müttefiklerin isteği üzerine Türkiye’yi savaşa katılma konusunda ikna etmek isteyen Roosevelt ve Churchill, İnönü’yü Kahire’ye davet etti. Böylelikle 4-6 Aralık gerçekleşen Kahire görüşmelerinde İnönü Türkiye’nin ihtiyacı olan silah ve malzemenin sağlanması şartıyla savaşa katılmayı ilke olarak kabul etti. Ancak 1944 yılı başlarında Türk ve İngiliz askeri yetkililerinin Türkiye’nin ihtiyaçlarının tespiti c konusundaki çalışmaları sonucu ulaşamamıştır.
Türkiye 23 Şubat 1945’te savaş sonrası düzenin oluşturulacağı San Francisco Konferansı’na katılabilmek ve Yalta Konferansı kararları uyarınca Birleşmiş Milletler Teşkilatının asil üyeleri arasında yer alabilmek için Almanya’ya savaş açtı
2) II. Dünya Savaşı’nın Türkiye’ye Etkileri
Türkiye II. Dünya Savaşı’na fiilen katılmamasına rağmen, savaşın getirdiği ağır ekonomik şartları tümüyle yaşadı. Savaş yıllarında Türkiye’de izlenen ekonomik politika, büyümeyi ve gelişmeyi hızlandırmak hedefinden ziyade mal darlığını hafifletmek, fiyat artışlarını frenlemek, karaborsa ile mücadele etmek ve sosyal adaleti sağlamak gibi hedeflere yönelmiştir. Bu malların yüksek kar elde edilerek satılması mevcut hükümetleri bazı kararlar almak zorunda bıraktı. Yersiz fiyat yükselmelerine engel olmak amacıyla fiyatları yükseltilen maddelere “narh koyma” bu kararlardan bir tanesiydi. 18 Ocak 1940’ta çıkan ve 1942’de değişikliğe uğrayan “Milli Korunma Kanunu” alınan tedbirlerin dayanak noktası oldu. Bu kanun ile üretim, dağıtım ve tüketim ilişkileri tümüyle devlet kontrolü altına atındı. Milli Korunma Kanunu’nun 6.Maddesine dayanarak Petrol Ofisi, Et ve Balık Kurumu gibi bazı kurumlar oluşturuldu. 1942’de büyük kentlerde karne uygulamasına geçildi. Ticaret Ofisi ve İaşe Müsteşarlığı gibi yeni kurumlar oluşturuldu. Her ülke savaş zamanlarında az çok görülen karaborsa ve fiyat artışları kent nüfusunu etkiledi. Aşırı ve vergilendirilemeyen kazançlar ile yüksek enflasyon da dikkate alınarak Varlık Vergisi ve Toprak Mahsulleri Vergisi olmak üzere iki olağanüstü vergi uygulaması getirildi.
Varlık Vergisi Kanunu 11 Kasım 1942’de kabul edildi. Verginin amacı savaşı fırsata dönüştüren işletmelerin haksız kazançlarının önüne geçmekti Fakat varlık vergisi uygulamada sermaye sahibi bazı gayrimüslim yurttaşların aleyhine bir takım sonuçlar doğurdu. Yurt içinde ve yurt dışında tartışmalara yol açan vergi uygulaması 15 Mart 1944’te kaldırıldı. Varlık vergisi alınmayan çiftçilerden de 1944’te ayni olarak alınan Toprak Mahsulleri Vergisi 1946’da kaldırıldı.
Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılar sonucunda 1940 ve 1945 yıllarında nüfus artışında azalma görüldü.
Ayrıca “ll.Beş Yıllık Sanayi Planı” ise uygulanamadı.
Bu dönemde savaş şartlarına rağmen devlet harcamalarının bir kısmı eğitim ve kültüre ayrıldı. Bir yandan ilkokul yapımına hız verilirken diğer taraftan 1940’ta çıkarılan bir kanunla köylülerin kendi yörelerinde ve pratik bilgilerle eğitilmesini öngören Köy Enstitüleri kuruldu.
Şiirde serbest nazımı savunan Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat Horozcu, Melih Cevdet Anday’ın öncülüğünü yaptığı “Garip Akımı” bu dönemde ortaya çıktı. Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Behçet Necatigil ve Sait Faik Abasıyanık bu dönemin önemli şair ve yazarlarındandır.
Ankara Radyosu deneme yayınlarından sonra 1943’te sürekli yayına geçti. Bu dönemde halk müziği derleme çalışmalarının dinleyenlere sunulduğu “Yurttan Sesler” programları yapıldı. Sadettin Kaynak başta olmak üzere bazı bestekârlar ise halk türküsü tarzında şarkılar bestelediler. Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Perihan Altındağ Sözeri gibi dönemin önemli sanatçıları radyo programları ve taş plaklarla kendilerini halka tanıttılar.
“Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin sözleşme” 9 Aralık
1948’de Birleşmiş Milletler Genel kurulunda kabul edildi. Savaş
‘’soykırım”
alındı. 10 Aralık 1948’de Birleşmiş
SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ
II. Dünya Savaşı’nda sonra dünyada bir kere daha güçler dengesi değişti.
Dünya tekrar iki kutba ayrılarak uzun yıllar her alanda birbirlerine üstünlük sağlamak isteyen SSCB ile ABD arasında yaşanacak ‘Soğuk Savaş’ dönemini başlattı. Bu sürecin içinde yer almak istemeyen ve yeni bağımsızlığını kazanan devletler ise Üçüncü Dünya’ya da ’Bağlantısızlar’ adı verilen bir blokta yer almayı tercih ettiler.
A) BLOKLARIN KURULUŞU
1) Doğu Blok’unun Kurulması
SSCB savaş sonunda ise işgal ettiği bölgelerden çekilmeyerek kendi rejimini yaymaya başladı. Özellikle Bulgaristan, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan ve Romanya’da muhaliflerin tasfiye edilmesini sağlayarak kendine yakın uydu devletler kurdu. Savaş sırasında işgal ettiği Berlin’den ise diğer işgal eden devletler olan İngiltere, Fransa ve ABD’nin baskılarına rağmen çıkmadı. Buda ‘Berlin Buhranı’nın çıkmasına neden oldu. Berlin aylarca SSCB tarafından abluka altına alındı. Bunun üzerine işgalci devletler ise işgal ettikleri bölgeleri birleştirerek Federal Alman Cumhuriyeti’ni kurdu. SSCB ise bu gelişmeler üzerine kendi işgal bölgelerinde kendine bağlı Demokratik Alman Cumhuriyeti’ni kurdu. Çok sayıda kişinin Federal Almanya tarafına geçmesi üzerine SSCB tarafından Berlin Duvarı inşa edildi ve böylece gerginlik sona erdirildi.
Doğu Bloğu içerisindeki Gelişmeler
Sovyet Rusya’nın destek verdiği Mao Zedong 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyetini kurdu.
Kore ise Yalta Konferansı’nda alınan bir kararla 38.Enlem sınır olmak kaydıyla Güney ve Kuzey olarak ikiye ayrıldı. 1948’de ABD destekli Güney Kore’de cumhuriyet, SSCB destekli Kuzey Kore’de ise komünist rejim kuruldu.
Küba’da ise Fidel Castro Batista’ya karşı verdiği uzun mücadelelerden sonra kendi hükümetini kurdu. Ancak ABD FideI Castro hükümetini desteklemedi.
Sovyet Modeline Göre Ekonomik ve Sosyal Düzenin Kurulması
SSCB, Yugoslavya, Romanya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Fransa ve İtalya komünist partilerin liderleriyle işbirliği yaparak 1947’de Cominform’u (Kominform) kurdular.
Yine komünist ülkeler 1949 yılında ekonomik işbirliği ve dayanışma amacıyla Comecon’u (Komekon) kurdular. Bu kuruluşa SSCB, Romanya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya öncülük ederken daha sonra Arnavutluk, Demokratik Almanya, Moğolistan ve Küba’da katıldı. 1949 yılında ise NATO’nun askeri etkinliklerini artırması sonucu 1955’te SSCB, Arnavutluk, Romanya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya ve Demokratik Almanya tarafından Varşova Paktı kuruldu.
Sosyalist Blokta Sarsıntılar
SSCB – Yugoslavya ilişkileri
Moskova’nın tam denetimine girmek istemeyen Yugoslavya Tito’nun önderliğinde SSCB’ye karşı çıkmaya başladı. Bunun üzerine Yugoslavya 1948 yılında Cominform’dan çıkartıldı.
SSCB – Macaristan İlişkileri
Ekonomik sıkıntılar yaşayan Macar işçileri 1953’te İmre Nagi önderliğinde ayaklandılar. Mecbur kalan SSCB İmre Nagi’yi ülkenin başbakanı olarak atadı. SSCB İmre Nagi’yi başbakan yapmasına rağmen ayaklanmayı durduramayınca Budapeşte’yi işgal etti.
SSBC – Çekoslovakya İlişkileri
1967’de ise Aleksander Dubcek liderliğinde ‘insancıl komünizm’ hareketi başladı. Bu hareketin amacı, komünist sitemin baskıcı değil insan haklarını esas alarak uygulanmasıydı. Bu hareketi çıkarlarına aykırı bulan SSCB, 1968 yılında Çekoslovakya’yı işgal ederek ‘insancıl komünizm’ hareketine son verdi.
2) Batı Blokunun kurulması
a) Truman Doktrini (1947)
ABD başkanı Harry Truman SSCB’nin yayılmacı politikasına karşı ortaya konulan ABD dış politikasında değişikliktir. Buna göre Truman, dünyanın iki bloğa ayrıldığını, SSCB – ABD mücadelesinin başladığını, Avrupa’da eskiden etkin bir devlet olan İngiltere’nin yerini ABD ’ye bıraktığını söylemiştir.
b) Marshall Planı (1948)
II. Dünya Savaşı’ndan zarar gören ve SSCB tehditlerine maruz kalan 16 Avrupa devletine yapılan ‘Dış Yardım Kanunu’nun bilinen ismidir. Bu yardımları alan ülkeler arasında Türkiye ve Yunanistan’da bulunmaktadır. Marshall Planı doğrultusunda 16 Avrupa ülkesi kendi aralarında ‘Avrupa Ekonomik ve İşbirliği Antlaşması’nı imzalamıştır.
c) NATO’nun Kuruluşu (1949)
SSCB’nin Avrupa’da yayılmacı politikasına karşı İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg bir araya gelerek ‘Batı Avrupa Birliği’ni kurdular. Ancak SSCB’ye güçleri yetmeyen bu devletler ABD’nin bu savunma paktını desteklemesin istediler. Bunun üzerine ABD, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, İzlanda,