in

Kpss – Öabt – Halk Edebiyatı Özgün Ders Notları

ÖĞRETMENLİK ALAN BİLGİSİ (Dökümanı Sayfa Sonundan indirin)

 

 

HALK EDEBİYATI

Tarih sahnesinde var oldukları günden beri büyük başarılar kazanan ve bu başarılarla beraber büyük devletler kuran , zaman zaman da büyük felaketler yaşayan Türk milleti bu köklü tarihi boyunca ilk günden bugüne kadar milli  geleneklere bağlı , içeriği hiç değişmeyen fakat içerik bakımından daha da zenginleşen bir edebiyata sahip olmuştur.

İslamiyet’in kabulünden sonra edebiyatımız,  tarihimizdeki siyasal ve kültürel gelişmeler nedeniyle iki farklı biçimde gelişmeye başlamıştır.

    I-Arap ve Fars dillerinin etkisiyle Arap- Fars edebiyat geleneklerinden faydalanmış olan yüksek tahsilli kişilerin oluşturduğu saray ve konaklarda gelişen Klasik Türk Edebiyatı ya da Divan Edebiyatı dediğimiz edebiyat geleneğidir.

    II-Türklerin Orta Asya’da İslamiyet’ten önce yaşadıkları devirde tüm Türk boylarında ortak olan ve İslamiyet’in kabulüyle kültürel, sosyal ve politik şartlar altında zenginlik kazanmış kaynağını halkın oluşturduğu bir edebi gelenek olan Halk Edebiyatı dediğimiz gelenektir.

Bu edebiyat geleneği Tanzimat’ın ilanıyla değer kazanmış ve  Cumhuriyetin ilanından sonra Halk Edebiyatı ismini almıştır.

İslamiyet öncesinde de geniş bir halk kültürüne sahip olan Türkler, İslamiyet sonrasında da bu kültürel birikimlerinden tamamen kopamamışlar,  bu kültürel alışkanlıklarını İslamiyet sonrasında da yaşatmaya devam etmişlerdir.

Bugün de kısmen varlığını devam ettiren Halk edebiyatı geleneğinin kökeni İslamiyet Öncesi Türk edebiyatına dayanmaktadır.

Başka bir deyişle Sözlü edebiyat geleneği, Türklerin İslamiyet’i kabulüyle başlayan kültürel de­ğişikliklere uyum sağlamış, özünü kaybetmeden biçim ve içerik bakımından bazı değişikliklerle varlığını sürdürmüştür. Çoğunlukla halkın ortak yaşayışı­nı, beğeni ve değerlerini yansıtan bu geleneğe “halk edebiyatı” adı verimiştir­.

HALK:  Bir toplumu oluşturan üst sınıf ile toplum kesimlerinden farklı olarak daha ilkel ve nispeten kabile hayatı yaşayan insan topluluğunun arasında  kalan  insanların genel adıdır.

  1. Yüzyıl Batı toplumlarında halk; şehirli, eğitimli, elit ve aydın olarak adlandırılan kesim ile ilkel şartlarda yaşamını devam ettiren , eğitimden haberi olmayan kesim arasında kalan ara gurup olarak tanımlanmıştır.

Kısaca teknolojiden haberdar olan ama bunu yeterince kullanamayan  ve şehirde değil şehirlere yakın yerlerde yaşamını devam ettiren ve eğitimini tamamlamamış kesimler halk olarak tanımlanmıştır. Bu grubun en  önemli  özelliği  muhafazakar yapısını devam ettirmesidir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde de aşağı yukarı halk aynı şekilde tanımlanmıştır.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında ve hatta yirminci asrın ilk yarısında aynı anlayış devam etmiş; genel anlamda devlet yönetimi ve “kamu” kurumları dışındakiler, sokakta dola şan insanlar, kahvehanelerde veya parklarda oturanlar halk kavramının kapsamı içinde görülmüş ve hatta hâlâ böyle görülmeye devam edilmektedir.

NOT: Halk edebiyatı araştırmalarının tarihi gelişimine geçmeden önce Folklor- Halk Bilimi üzerinde durmakta fayda vardır.

FOLKLOR(HALK BİLİMİ):

Folklor kelimesini ilk defa 1846’da İngiliz William J.Thoms kullanmıştır.  Türkçede ilk defa “budun bilgisi”,  “halk bilgisi”, “halkiyat” gibi isimler almıştır. Bir bilim dalı olarak kabul edilmesiyle birlikte 1950 – 1960 yıllarından itibaren halkbilim olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Giyim kuşamdan halk oyunlarına kadar, halka ait her şeyi içine alır. Çeşitli dalları vardır. Örf ve adetler, bölgelere mahsus mahalli kıyafetler, eğlence şekilleri, oyunlar, görgü kaide ve kuralları, sözlü halk edebiyatı eserlerinin hepsi folklorun ayrı ayrı dallarıdır.

Halkbilim  daha çok iki toplum tipi üzerinde çalışmalarını yapar. Birincisi  ilkel hayat yaşayan toplumlar; ikincisi ise herhangi bir toplumun geri kalmış kısmıdır.

FOLKLORÜN KAYNAKLARI

  1. SÖZLÜ KAYNAKLAR: İyi bir sözlü edebiyat birikimine sahip, halkın kültürel zenginliklerini çok iyi bilen kişilerdir. Kaynak kişinin dili çok iyi kullanması gerekir.

2.YAZILI KAYNAKLAR: Sözlü kaynakların dışında kalan  ve tarihi dönemleri iyi analiz etmek açısından çok önemli olan yazılı    kaynaklardır.  Yazma ve cönkler, Yazma halk hikayeleri ve kitapları, Basma halk hikaye ve kitapları, Yazılı ve yardımcı kaynaklar, Menkıbeler (Batta Gazi vs.) , Seyahatnameler    Epik eserler (Manas, Dede Korkut vs.)    Mevlid, Muhammediye gibi dini-lirik eserler

FOLKLORÜN  ÇALIŞTIĞI ALANLAR

  1. Köy, kasaba ve kent yaşamı monografileri:

Anlatılan yerin tarihi ve coğrafi özelliklerinden başlayarak halk edebiyatına kadar  yayılır. Bazı durumlarda istatiksel bilgiler de mevcut olabilir.

  1. Geçici ve sürekli yerleşim yerleri.
  2. Halk mimarisi.

Anadolu bu yönüyle zengin bir çeşitliliğe sahiptir.

4.Tarım ve hayvancılık gibi ekonomik faaliyetler.

  1. Giyim kuşam ve beslenme alışkanlıkları.
  2. Hekimlik ve Meteoroloji.

7.İnançlar, töreler, gelenek ve görenekler.

  1. Evlenme ve doğum gibi hayatın geçiş evreleri.

9.Bayramlar.

  1. Dinsel inançlar.
  2. Büyü ile ilgili inançlar ve işlemler.
  3. Halk Tiyatrosu.
  4. Halk edebiyatı.
  5. Halk Oyunları.
  6. Halk eğlenceleri.

FOLKLOR VE HALK EDEBİYATININ  ORTAK YÖNLERİ

  1. Sözlü Olma Özelliği: Halkbiliminin maddi olmayan tarafıyla ilgilidir ve hemen hemen halk edebiyatının bütün çalışma alanını kapsar. Sözlü malzemeler, kişiden kişiye ve nesilden nesle aktarılırken sözel olarak aktarılır; fakat bu sözlü ürünler bilhassa 20. yüzyıldan itibaren derlemeler yoluyla yazıya aktarılmışlardır.

Türk toplumuyla ilgili çalışmalar W. Radloff , Verbitsky, Anohin ile 19. yüzyılda başlar.

 

  1. Radloff “Sibirya’dan” adlı eserinde, Sibirya’daki Türk boyları arasından derledi ği bilgileri kitaplaştırmıştır. Ahmet Temir, Kültür Bakanlığı’ndan “Sibirya’dan Seçmeler” adıyla eseri tercüme etmiş ve M.E.B. de “Sibirya’dan” adıyla eseri dört cilt olarak sunmuştur.

 

Verbitsky, 19. yüzyılda Sibirya’ya Hıristiyanlığı yaymak için giden bir misyonerdir. Yirmi altı yıl, ömrünün sonuna kadar orada yaşar. Eserlerinde, Türk folkloru ile ilgili birçok malzeme vardır. 

 Varyant: Örneğin bir masalın Anadolu’daki farklı şekilleridir. Aynı masalın Azerbaycan veya Kırgızistan’daki şekillerine ise versiyon denir.

  1. Geleneğe Bağlılık: Gelenekler, folklor malzemesinin belli bir form şeklinde gelişmesini ve kendisini devam ettirmesini sağlarlar. Donmuş ve çok sıkı kalıplara bağlı yapılar değillerdir. Aksine, zaman içinde sürekli kendisini yenileyen bir dinamizme sahiptirler. Yani halk edebiyatı malzemesi, belli bir gelene ğin içinde ve kendisini yenileyerek ya şamaya devam eder.
  2. Çeşitlenme özelliği: Folklor malzemesi, zaman içinde kişiden kişiye ve aynı zamanda bölgeden bölgeye aktarılırken her zaman sözlü olarak aktarılır. Bu aktarımlar sırasında malzeme, bazen çeşitli değişikliklere uğrayabilir. Folklor ürününün bu yeni haline varyant denir.
  3. Anonimlik Özelliği: Bütün folklor malzemelerinin temel özelliklerinden birisi de anonim olmalarıdır. Bu, folklor malzemesinin kolektif olarak yaratıldığı anlamını taşımaz. Malzeme, başlangıçta herhangi bir birey tarafından ortaya konulmuş olmasına rağmen sonradan anonimleşmiştir.
  4. Kalıplaşma Özelliği: Folklor malzemeleri, zaman içerisinde belirli bir form alarak kalıpla şırlar; fakat varyant veya versiyonlarda bazı farklılıklar görülmesine rağmen iskelet daima aynı kalır ya da düşünce sabittir.

FOLKLORUN DİĞER BİLİM DALLARIYLA İLİŞKİSİ

Halkbilimi, sosyal bilimlerin diğer tüm dallarıyla uzaktan veya yakından ilişki halindedir. Bunlar arasında tarih, etnografya, etnoloji, sosyoloji ve psikoloji başta gelir. 

Tarih ve Halkbilimi 

Birbirlerine karşılıklı malzeme veren en önemli bilim dallarıdır. Halkbiliminin malzemesi tam bir tarihi malzeme olarak değerlendirilemez; halkbilimi malzemelerinin incelenip yorumlanmasıyla birlikte, tarihi olayların folklor malzemesine yansıması veya folklor malzemelerinin tarihi olaylara yansıması ve bunların halk üzerindeki etkisi veya tarihi bilinmeyen bazı olayların tarihlerinin yakla şık tespiti gibi sonuçlara ulaşılabilir.

Etnografya, Etnoloji ve Halkbilimi 

Halk kültürünün yalnızca maddi belgelerini inceleyen bir bilim dalı olan etnografya, halkbilimiyle karşılıklı alışveriş halindedir. Etnoloji, hem halkbiliminin hem de etnografyanın malzemelerini birleştiren bir bilim dalıdır. Etnoloji, çeşitli karşılaştırma ve genellemeler yapar. Bunları yaparken halkbiliminin çalışma alanına giren birçok unsuru da araştırıp inceleyerek yorumlar.

Sosyoloji ve Halkbilimi 

Tarih ve halkbilimi ilişkisine benzer. Halkbilimi, sosyolojiye gerek topladığı malzemeleri gerekse vardığı sonuçları verir. Bu malzemeler, toplumun yapısının incelenmesine yardımcı olur. Halkbilimi unsurlarının içerisinde yer alan atasözlerinde toplumun hayatı algılayışı, fıkralarda mizah ve eleştirisi, masallarda ise olmasını hayal ettiği dünyayla, belirtilen reel hayatın gerçekleri vardır. Sosyoloji, bu malzemeleri değerlendirip yorumlayarak, incelediği toplumun yapısıyla ilgili sonuçlara varır.

 

Psikoloji ve Halkbilimi 

Halkbilimi, özellikle sosyal psikolojiye malzeme verir. Yani toplum kurallarına uymakla ve onları yerine getirmekle yükümlü olan bireyin psikolojik faaliyetlerinin açıklanması için, halkbiliminin topladığı malzemelerden sosyal psikologlar geniş ölçüde yaralanır.

Halkbilimi, bunların dışında arkeoloji, filoloji gibi bilim dallarıyla da ilişki halindedir. Bir bakıma felsefe ile de ilişkilidir. Halkbiliminde, dünyaya ve yaratılışa ait pek çok unsur ile ilgili olarak birçok malzeme vardır.

FOLKLOR MALZEMESİNİN TARİFİ

  1. Bilgi haline gelmiş folklor malzemesi: Atasözü, deyim vs.
  2. Yaşayan folklor malzemeleri: Doğum, dü- ğün, evlenme törenleri, merasimler, bayramlar vs.
  3. Sanat haline gelmiş folklor malzemesi: El sanatları, halk destanları vs.
  4. Günlük hayatın içindeki sıradanlık özelliği gösteren folklor malzemeleri: Eşyalar, alet ve araçlar.

FOLKLOR ARAŞTIRMALARININ TARİHİ

  1. Batı dünyası, keşiflerle ortaya çıkarılan yerli halkı tanımak amacıyla, bu halkların folklor malzemeleriyle yakından ilgilenmiştir.
  2. Rönesans ve reform hareketleri, batıda köklü bir zihniyet değişikliği meydana çıkartmıştır. Bu değişiklik, aydınlanmayı ve kısmen de olsa halk hayatına yönelişi beraberinde getirmiştir.
  3. J. G. von Herder tarafından ortaya çıkarılan “romantizm” hareketiyle birlikte kuvvetli bir halka yöneliş ve milli kaynaklar için halk hayatını esas alan düşünceler doğmuştur.
  4. 18. yüzyılda başlayıp 19. yüzyılda artan sömürgecilik ve milliyetçilik hareketleri, halkbilimi çalışmalarında en fazla itici kuvvetlerden biri olmuştur. Büyük imparatorluklar içerisinde ya şayan halklar, bağımsızlıklarını kazanmak ve milliyetçilik duygularını arttırmak için folklor malzemelerini kullanmışlardır.

DÜNYADA FOLKLOR ÇALIŞMALARI

Dünyada folklor çalışmaları aşağı yukarı on yedinci yüzyılda  başlar. Jean  Baptiste Thiers’in “Boş İnançlar El Kitabı” (1677), Thomas Browne’ın “Halk Arasındaki Boş İnançlar Üzerine Araştırmalar”ı (1846) ve Charles Pernault’un “Halk Masalları” gibi, ilk çalışmalar boş inançlar üzerine yapılır.

Dünyada folklorun başlangıcı  Grimm kardeşlerin “Ev ve Çocuk Masalları”nı yayımladığı 1812 yılıdır. Ezop (Aisipos) masallarından veya Heredot’un “Liunya ile Pliny”sinde de folklor araştırmalarına dair öğeler yer alır. W. J. Thoms’tan önce Johann F. Knouffel 1813 yılında Volkskunde terimini kullanır.

Bu durumun aksine, Türkiye’de ilk çalışmalar atasözleri üzerine yapılmıştır. 

Folklor, 19. asırda bir bilim dalı olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. İngilizcede “Folklore”, Almancada “Volkskunde” kavramlarıyla karşılanmış ve yaklaşık yarım yüzyıl boyunca yapılan çalışmalarda ve tartışmalarda folklorun ne olduğu, çalışma alanına nelerin girdi ği gibi konular üzerinde durularak bir bilim dalı olarak tanımlanmaya çalışılmıştır.

  1. yüzyılın ikinci yarısında ise, folklorun kurumsallaşması gerektiğinin farkına varılmış ve bazı kurumlar oluşturulmuştur: Nordiska Arkiv (Stockholm, 1872), Folklor Kürsüsü (Oslo, 1884), The Folklore Society ( İngiltere, 1886), American Folklore Society (Amerika, 1881).

 

TÜRKİYE’DE FOLKLOR ARAŞTIRMALARI TARİHİ

Dursun Yıldırım, araştırmaları beş devreye ayırır:

  1. Tanzimat’tan 1908’e kadar geçen süre (Örtülü devre)
  2. 1908’den 1920’ye kadar geçen süre (Türkçü devre)
  3. 1920’den 1938’e kadar geçen süre (Sentezci devre)
  4. 1938’den 1966’ya kadar geçen süre (Dergici devre)
  5. 1966’dan günümüze kadar süregelen devre (Bilimci devre)
  6. Örtülü Devre : Bu devrede folklora belli bir yöneliş vardır; hatta bu yöneliş, mahallileşme dönemine kadar uzanır; fakat bu dönemde yapılan çalışmalar tam bir folklor çalışması sayılamaz.

Bu devre içerisinde bilhassa Namık Kemal, Ziya Paşa ve İbrahim Şinasi’nin fikirleri, kendilerinden sonra yapılacak olan çalışmalara yön göstermiştir. Şinasi ve Ziya Paşa halka daha yakın dururken; Namık Kemal halka yakın olmaktan biraz uzaktır. Ziya Paşa’nın fikirlerinde tutarsızlıklar göze çarpar: “Şiir ve İnşa” ile gerçek edebiyatımızın halk edebiyatı olduğunu savunur ve divan edebiyatını yerer. Daha sonrasında kaleme aldığı “Harabat” ile de tam tersi bir fikri savunur.

Şinasi, “ Şair Evlenmesi” ve “Durub-ı Emsal-i Osmaniye” gibi eserleri yazar ve bu sayede daha somut adımlar atmış olur. Ayrıca, Mehmet Kamil’in 1844 yılında yazdı ğı “Melcü’t-Tabbahin” adlı eseri, ilk yemek kitabı sayılır. Ahmet Vefik Paşa “Lehçe-i Osmaniye” adıyla bir sözlük yazar. Bu eser Türkoloji’deki en önemli eserlerdendir. Yine bu devrede yazılan “Müntehebat-ı Emsal-i Türkiye” de önemli sayılabilecek eserler arasındadır.

  1. Türkçü Devre: Türk aydınının folklorla bilimsel anlamda ilk olarak tanışması 20. yüzyılda başlar. Folklorun bir bilim dalı olarak tanıtılmasında, yerleşip gelişmesinde Ziya

Gökalp, M. Fuat Köprülü  ve Rıza Tevfik’in yazıları önemli rol oynayacaktır.

Bu dönemim “Türkçü” olarak adlandırılmasının bir nedeni de 1908 yılında “Türk Derneği”nin kurulmasıdır. Bu dernek daha sonra yerini, 1911 yılında “Türk Yurdu”na ve ardından da “Türk Ocağı”na bırakır. Bu dernek, “Türk Yurdu Mecmuası” adıyla bir dergi çıkartır ve bu dergide, dernek üyelerinin yaptığı derlemeler yer alır.

Bu dönemde, 1913 yılında Ziya Gökalp tarafından “Halka Doğru” adıyla çıkartılan dergi de önemli bir yere sahiptir. Ziya Gökalp bu dergide, “Halk Medeniyeti” adıyla bir makale yayımlar. Bu yazısında Gökalp, bir milletin sahip olduğu medeniyeti ikiye ayırır:

  1. Resmi Medeniyet
  2. Halk Medeniyeti

– Halk Teşkilatı

– Halk Felsefesi

 – Halk Ahlakiyatı

 – Halk Hukuku

 – Halk Lisaniyatı

 – Halk İktisadı

  – Halk Kavmiyatı 

Ziya Gökalp’in çıkardığı dergilerden birisi de “Küçük Mecmua”dır (1922). Bu dergide, “Masallar Nasıl Toplanmalı?” başlığıyla bir makale yazar. Ayrıca, bu dergide yayımladığı masalları “Altın Işık” adıyla kitaplaştırır.

Bu dönemin bir diğer önemli ismi olan M. Fuat Köprülü dört adet önemli çalışma sunar:

  1. Türk Edebiyatının İlk Mutasavvıfları
  2. Saz Şairleri
  3. Araştırmalar I-II
  4. Yeni Bir İlim: Halkiyat-Folklore

Köprülü, “Yeni Bir İlim: Halkiyat-Folklore” başlıklı yazısında ilk defa 1914 yılında folklorun ne olduğunu, işlevlerini, çalışma alanlarını izah etmeye çalışır.

Rıza Tevfik, 1914 yılında Peyam-ı Edebîye’de yayımlanan “Folklor (Folk-lore)” adlı yazısında, folklorun karşılığı olarak “hikmet-i âvâm”ı önerir.

1913 yılına kadar Türkiye’de folklor çalışmaları, folklorun bir disiplin olarak ortaya konulmasından ziyade bu bilim dalının tanıtılmasından ibaret olmuştur. Bu tanıtım i şini yapanlar, daha çok doğrudan folklorla ilgilenenler de ğil, sosyolog Ziya Gökalp, edebiyat tarihçisi Fuat Köprülü ve felsefeci Rıza Tevfik gibi isimler olmuştur. Bunların yanında Gyula Nemeth, Friedrich Giesse, Wilhelm Radloff ve Kunoş gibi yabancı bilim adamları da Türk folkloruyla ilgili önemli çalışmalar yapmışlardır. 1920 yılına kadarsa, iki önemli makaleye ek olarak iki önemli kitap yayımlanmıştır. Bunlardan ilki Mustafa Satı’ya ait “ İlm-i Akvam” diğeri ise Hasan Basri’ye ait “Anadolu Köy Düğünleri” adlı eserlerdir.

1919 yılında Maarif Vekaleti’ne bağlı Hars Heyeti (Dairesi) oluşturulmuştur. İlk defa Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte, devlet desteğiyle folklora yöneliş başlar. Hars Dairesi, halk kültürünü araştırır, inceler ve eserler yayımlar; eğitim yoluyla çocuklara ve gençlere halk kültürünü öğretir.

 

  1. Sentezci Devre : 1929 yılında Yusuf Akçura tarafından yapılan “Folklor Nedir?” adlı konuşma bu devre için önemlidir. Ardından Akçura, “Yeni Muhit” adlı dergiyi yayımlar ve folkloru filolojiye bağlar. “Asıl ilim filolojidir; folklor, filolojiye hizmet eder” der ve folklor, filoloji ve etnografyayı ilişkilendirmeye çalışır. Ayrıca Akçura, Türk Yurdu, Türk Ocağı ve Türk Derneği’nin kurulu şunda yer alır. Türkçü dernekler olması sebebiyle, bu dernek üyelerinin hepsinden bulundukları bölgelerin folkloruyla ilgili derlemeler yapılması istenir. Hatta çıkardıkları yayın organlarında, Türkiye dışındaki Türk topluluklarının folkloruna dair örnekler de yer almaktadır.

1932 yılında Türk Ocağı kapatılır. Atatürk, Türk Ocağı’nın yerine aynı görevi görmesi için Halk Evleri’ni açtırır. Cumhuriyet döneminde folklora hizmet eden bir diğer önemli kurulu ş, “Anadolu Halk Bilgisi Derneği”dir. 24 sayı “Halk Bilgisi Haberleri” adıyla dergi çıkarır. Bu dernek, “Folklor Toplayıcılarına Rehber“ adıyla, folklor derlemesi yapanların nasıl derleme yapacakları ve dikkat etmeleri gereken hususlara dair bir rehber hazırlamıştır. Derneğin yaptığı bir diğer iş, 1929 ve 1931 yıllarında Anadolu’ya yaptığı bilimsel gezilerdir. Bu geziler daha çok Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz ile Güneydoğu Anadolu’nun bazı kısımlarını içine alır.

Abdulkadir İnan, Ali Rıza Yalgın, M. Şakir Ülkütaşır da heyet içerisindedir. Yalgın, “Cenup’ta Türkmen Oymakları” adında Kültür Bakanlığı aracılığıyla bir kitap yayımlar.

 

 

  1. (Dergici devre) 1930’lu yılların sonuna kadar Türkiye’de folklorun ne olduğu anlaşılmış, folklor çalışmalarının önemi devlet ve aydınlar tarafından kavranmıştır. Bu yıllara kadar yapılan çalışmalar iki önemli özellik gösterir: Birincisi, dikkatleri folklorun tanımına ve içeriğine yönelten çalışmalardır ki bu çalışmalarda genellikle folklorun, milli birliğin oluşmasındaki ve uluslaşmadaki önemi üzerinde durulmuştur. İkincisi ise, derleme çalışmaları ve faaliyetleridir.

1952 yılında Halk Evleri’nin on dokuz yıl süren faaliyetlerinden sonra kapatılması, Milli Folklor Enstitüsü’nün 1966’daki kuruluş tarihine kadar geçen 14 yıllık süre, folklor araştırmaları için bir suskunluk dönemidir. 1939 yılında Pertev Naili Boratav’ın D.T.C.F.’deki Halk Edebiyatı Kürsüsü’nü kurmasıyla birlikte, Türk folklor araştırmalarında bilimsel bir devre başlar. O’nun ulusal bir bakış açısıyla başlayıp, uluslararası bilimsel bir anlayışa doğru gelişen çalışmaları, aslında I. dönemdeki Türk folklor araştırmalarının da özünü yansıtır. 1940’lı yıllarda Hüseyin Nihal Atsız ve onun temsil ettiği Türkçülük hareketine karşı yapılan yargılama sürecine mukabil olarak Boratav hakkında da aksi yönde bir yargı süreci başlatılmış ve Boratav’ın üniversitedeki kürsüsü 1948 yılında kapatılmıştır.

  1. (Bilimci devre) Türkiye’de folkloru bir bilim dalı olarak üniversiteye dahil edenlerden biri de de Mehmet Kaplan’dır. Erzurum’da Atatürk Üniversitesi’nin kurulu şu sırasında rektör vekilliği yapan Kaplan, üniversitenin Türk dili ve edebiyatı müfredatına halk edebiyatını da dahil etmiştir. Bu sayede bu sahada doktorasını yapan ilk akademik kadronun oluşmasına vesile olmuştur. Kadronun içinde Umay Günay, Bilge Seyitoğlu, Fikret Türkmen, Saim Sakaoğlu gibi isimler vardır.

Bu iki üniversite dışında Hacettepe Üniversitesi’nde de bir kürsü kurulmuştur.

1990’lı yıllara kadar Türkiye’de halkbilimi çalışmaları genel itibariyle âşık edebiyatının halk hikayeciliği ve türler üzerine yoğunlaşmışken, bu yıllardan itibaren Türkiye dışındaki Türk boylarının halk edebiyatlarıyla ilgili çalışmalar da yapılmaya başlanmıştır. Başlangıçta metin neşirleri ve müstakil monografilerden oluşan bu çalışmalar, takriben mukayeseli çalışmalara da yön göstermiştir.

TÜRK HALK EDEBİYATI ARAŞTIRMALARININ TARİHİ GELİŞİMİ

“Halk edebiyatı” terimi, Ziya Paşa’nın yazmış  olduğu “Şiir ve İnşa” makalesiyle birlikte  ortaya konmuştur. Tercüme yoluyla Türkçeye kazandırılmış ve  XX. Yüzyıl başlarında bu sahada ülkemizde yapılan araştırmalarla birlikte kullanılmaya başlanmıştır.  Özellikle Türkçülük düşüncesi çerçevesinde halk edebiyatı araştırmaları  önem kazanmış ve özellikle de cumhuriyet döneminde ivme kazanmıştır.

Ziya Gökalp, “Halka Doğru” dergisinde Her milletin resmi medeniyet ve halk medeniyeti olmak üzere iki medeniyeti olduğunu ve bunların sosyolojinin araştırma sahası içinde yer alması gerektiğini belirtir.  Gökalp, ağızdan ağıza geçmek suretiyle bir soyda uzayıp giden halk medeniyetinin adını halkiyat olarak mütaala eder.

Ziya Gökalp’in bu çalışmasını  Fuat Köprülü’nün  6 Şubat 1914’te İkdam Gazetesi’nde yayımladığı  “Yeni Bir İlim: Halkiyyat-Folklor” yazısı izler.

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Mehmet Fuat Köprülü ve Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi Cumhuriyetten sonra da halk edebiyatına ilgi duyan bir çok araştırmacı, o dönemde yayımlanan günlük gazetelerde halk şairlerinin bir şiirini veya şiirlerini toplamış ve bu şiirlerin çeşitli yönlerden değerlendirilmesi şeklinde yaptıkları çalışmalar, halk edebiyatı alanında o dönemde yapılan ilk çalışmalar  olmuştur.

Bu araştırmacılar arasında Türk halk edebiyatını araştırma ve incelemede yöntem üzerinde duran ilk ve en önemli kişi Mehmet Fuat Köprülü olmuştur. Henüz 23 yaşında 1913 yılında İstanbul Üniversitesi (Darü’l- Fünun Medresesi) Edebiyat Fakültesi  Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü profesörü olur.

Türkiye’de Türkolojinin kurucusu olarak kabul edilmiştir çünkü yaptığı bilimsel araştırmalar, edebiyat alanında yetiştirdiği öğrenciler ve araştırma için kurduğu kurumlar onu Türk Edebiyatı araştırmalarında ayrı bir yere koyar.

Üniversitedeki  görevine başladıktan sonra Bilgi Mecmuası’nda  Türk Edebiyatında Usül adıyla yayınladığı makalesinde, Batı edebiyatında ve edebiyat tarihçiliğinde bilimsel bakış açılarını ve yöntemlerini inceler ve tanıtır.

Köprülü bu makalesinde Türk edebiyatına uygun bilimsel yaklaşımları tespit eder.  Bu makalenin en önemli özelliklerinden biri de Edebiyat Tarihi çalışmalarında kullanılan “tezkirecilik” anlayışını bitirmesi ve çağdaş Türk edebiyatı tarihçiliğini başlatmasıdır.

Mehmet Fuat Köprülü’nün 1920 yılında yayınladığı  “Türk Edebiyatı Tarihi” adlı çalışması ise ülkemizde çağdaş yöntemlerle hazırlanan ilk Türk edebiyatı tarihidir. Köprülü, bu eseri ve halk edebiyatı tür ve şekilleri üzerine yazdığı birçok makalesinin yanında 1915 yılında  “Milli Tetebbular Mecmuası”nın ilk sayısında yayımlanan “Aşık Tarzının Menşei ve Tekamülü” adlı çalışmasıyla  Türkiye’aşık edebiyatı üzerine ilk çalışmayı yapmış ve bu yazısında aşık edebiyatı incelemelerinde izlenecek yol ve yöntemler hakkında görüşlerini belirtmiştir.

Bu yazısında aşık edebiyatı alanında kaynakların yetersizliği sebepleri üzerinde duran Köprülü, bunu divan edebiyatı geleneğine bağlı olanların küçümseyici ve tezkirecilik anlayışının halk edebiyatı geleneğine bağlı olanları dışlamasına bağlar.

Ayrıca Tanzimat edebiyatçılarının halk edebiyatına değer vermelerine rağmen;  divan edebiyatı geleneğine uygun eserler vermelerini de örneklerle eleştirmiştir.

Bu araştırmalardan sonra Köprülü çalışmalarını saz şiiri antolojisi oluşturacak şekilde yoğunlaştırır ve sırasıyla şu eserleri verir:

– XVII. Asır Saz Şairlerinden Gevheri (1929)

– XIX. Asır Saz Şairlerinden Erzurumlu Emrah(1929)

-XVI. Asrın Sonuna Kadar Türk Saz Şairleri(1930)

-XVII. Asır Saz Şairlerinden Kayıkçı Kul Mustafa ve Genç Osman Hikayesi(1930)

-XVII. Asır Saz Şairleri81939)

– 1962-1965 yılları arasında ise  5 cilt halinde Saz Şairleri Antolojisi  adlı eserini yayınlar.

Köprülü’nün aşık tarzı edebiyat geleneğine bu çalışmalarının yanında başka bir çalışma alanı da tekke ve tasavvufi halk edebiyatıdır.   Bu alanda yayınladığı eser 1919 yılında “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvuflar”  adlı çalışmasıdır.  Bu çalışmada önce başlangıçtan Hoca Ahmet Yesevi’ye  kadar Türk edebiyatının başlangıç ve gelişimi ; sonra Ahmet Yesevi’nin hayatı , eserleri ve Türk Edebiyatındaki yeri daha sonra da Anadolu’da Yunus Emre’nin ortaya çıkışı , eserleri ve sonraki dönemlere etkisi konularında bilgi vermiştir.

Türkiye Türklerinin Türkistan’dan Anadolu’ya göç edişi olgusuna bağlı kalarak Türk edebiyatının başlangıcından günümüze kadar gelişi ve şekillenişi bu eserde çok net delillerle ve ayrıntılarıyla açıklanmıştır.

Türkiye’de masal derlemelerinde takip edilecek yol ve yöntemler konusunda ilk çalışmayı Ziya Gökalp, Küçük Mecmua’da yayınlanan Usullere Dair: Halkiyat Masallar ve  Usullere Dair : Tandırname adlı yazılarıyla yapmıştır.    Öte yandan Altın Işık adlı eseriyle de Gökalp, masallardan yararlanarak yeni eserlerin nasıl ortaya konulacağına  dair bilgiler vermiştir.  Bu anlamda bu eser folklordan faydalanarak ortaya daha çağdaş ve modern usullerle eserler koymanın ülkemizdeki ilk denemesidir

Ziya Gökalp, 1923 yılında yayınladığı  “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde  milli edebiyatın kuruluşunda büyük bir payı olan Türk Ocakları’nın görevlerinden birinin de halk edebiyatına ait olan kitaplarla, sözlü gelenek ürünlerini toplayıp halk kütüphanelerini oluşturmak  olduğunu belirtmiştir.  Böylece halk edebiyatı ürünlerini derleme çalışmaları ulusal bir görev anlayışı içerisinde önem kazanmış ve daha önce az da olsa var olan derleme çalışmaları hız kazanmıştır.

 

Cumhuriyetin ilk yılları halk edebiyatı alanında  birbiri ardınca gelen ve kendilerinden sonra ortaya çıkan eserlere yön veren eserlerin verildiği bir dönem olmuştur.

Saadettin  Nüzhet Ergun ve Mehmet Ferit 1926 Yılında “Konya Halkiyat ve Harsiyatı” adlı eseri yayınladılar.

Bu eser eksiklere rağmen alan araştırmasına dayalı bir yöre monografisidir.  Bu yönde çalışma yapmak isteyen araştırmacılara yön göstermiştir. Günümüzde bu araştırma eğilimi  gelişerek köy ve kasaba monografilerini de içine alarak sürmektedir.

1927’de Ankara’da Anadolu Halk Bilgisi Derneği kuruldu. Bu derneğin yayımladığı Anadolu Halk Mecmuası ve Halk Bilgisi Haberleri  isimli dergiler halk edebiyatı araştırmalarında başarılı çalışmalar yapmışlardır.

1928 yılında Çankırılı Ahmet Talat Onay’ın yayınladığı  “Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i  adlı eseri pek çok yönden günümüzde bile aşılmamış  bir araştırma eseridir. Halk edebiyatında tür ve şekil konuları üzerine yapılan pek çok çalışmada  bu eserin açtığı yol takip edilmiştir.

Halk edebiyatının gerekliliğini ısrarla vurgulayan ve divan edebiyatının gereksizliği üzerinde duran başka bir halk edebiyatı araştırmacısı da Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’dur.

1932’de kurulan Türk Dil Kurumu ağız derlemeleri yaptı.  1939-49 arasında Anakara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Pertev Naili Boratav tarafından halk edebiyatı dersleri verilmeye başlandı.  Fakat Boratav ile birlikte  İlhan Başgöz bu kürsüden ayrılmak zorunda kalınca  kürsü kapatıldı.

 

1948’de Fuat Köprülü siyasete atılarak İstanbul Üniversitesi’nden ayrıldı ve halk edebiyatı alanındaki çalışmalar azaldı.

Bundan sonra  Prof . Dr. Mehmet Kaplan’ın yetiştirdiği Muhan Bali, Umay Günay, Saim Sakaoğlu, Bilge Seyidoğlu, Fikret Türkmen, Ensar Aslan  çeşitli halk bilimi çalışmaları yapmaya başladı.

Bununla birlikte  Hacettepe Üniversitesinde Şükrü Elçin Halk Bilimi ve Edebiyatı alanında otorite isimlerden biri olarak ortaya çıktı ve bu alanda önemli katkılar sağladı.

NOT: Türk Halk edebiyatı ile ilgili ilk derlemeleri yapan bilim adamı Macar Türkologu Ignaz Kunoş’tur. (Türk Halk Edebiyatı, 1925)

Kunoş’un dışında araştırma yapan yabancı bilim adamları ise şunlardır:

Radlof, George Jakob, Gyula Nemeth, Otto Spies, Bela Bartok, Jean Deny. Andreas Tietze

NOT:  Halkevleri kanalıyla Ahmet Kutsi Tecer’in de Türk halk edebiyatı araştırmalarına katkıları olmuştur.

DERLEME ÇALIŞMALARININ USUL VE TEKNİKLERİ

  1. Araştırılacak konunun belirlenmesi.
  2. Konunun belirlenmesinden sonra araştırma yapılacak bölgenin belirlenmesi ve o bölgeyle ilgili varsa daha önce yapılmış derlemelerin incelenmesi.
  3. Derleme yapan kişi sahaya gitmeden önce konu hakkında yazılmış eserleri okumalıdır.. Derleme yapılacak bölge ve insanı hakkında iyi araştırma yapmalıdır.
  4. Sahaya çıkmadan önce bölgenin ileri gelenleriyle iletişime geçilmelidir. Eğer bu kişilerin komuyla ilgili bilgisi yoksa o zaman bölge halkıyla doğrudan iletişime geçilmelidir.

HALK EDEBİYATININ KAYNAKLARI

  1. Sözlü Kaynaklar: Halk edebiyatının masal, tekerleme, ninni, mani, fıkra, bilmece, atasözü, beddua, vb. gibi sözlü ürünlerinin çok büyük bir bölümü özellikle ileri yaşlardaki insanları- mızdan elde edilen ürünlerdir. Bu yaşlı insanlar,  dedelerinden, ninelerinden  ya da anne-baba ve o çevredeki  yaşlı kimselerden duydukları bu ürünleri  yeni bir kuşağa aktarmada önemli bir kaynaktır. Halkbilim ve halk edebiyatı araştırmacıları bu yaşlı kaynaklardan derledikleri metinleri yazılı hale getirerek halk edebiyatı kaynağını zenginleştirirler.  Ayrıca çeşitli yörelerimizde,  radyo, gazete ve televizyon gibi görsel-işitsel iletişim araçlarının yaygın olmadığı dönemlerde, halkın başlıca  eğlence ve bir anlamda da eğitim kaynağı olan  bu ürünler anlatıcı ve  sorucularının,  bugün sayıları giderek azalsa da, belleğinde yer etmiştir. Bu usta anlatıcıların yanı sıra halk ozanları, özellikle de saz şairleri  sözlü halk edebiyatı ürünlerinin  günümüze taşınmasında başlıca kaynaklardır.
  2. Yazılı Kaynaklar: Halk Edebiyatı esas olarak sözlü bir edebiyat geleneği olmakla birlikte bu edebiyat geleneğiyle ilgili olarak geçmişte doğrudan veya dolaylı olarak yapılan çeşitli yazılı kayıtlar vardır. Halk Edebiyatına dair bilgiler içeren bu kaynaklar, Halk Edebiyatının yazılı kaynakları olarak adlandırılır. Halk Edebiyatı araştırmaları yapanlar araştırdıkları konuyla ilgili olarak bu yazılı kaynaklara da başvurmak ve onları değerlendirmek zorundadırlar. Halk Edebiyatıyla ilgili olarak yapılan araştırmalarda, kütüphanelerde, özel kitaplıklarda bulunan cönk, mecmua ve pek çok konuda bilgiler içeren yazmalarla, daha önce derlenerek çeşitli kitap ve dergilerde yayınlanmış veya arşivlenmiş bu yazılı kaynaklardan yararlanılır. Türk Halk Edebiyatıyla ilgili doğrudan veya dolaylı olarak bilgiler içeren yazılı kaynaklar vardır. Bunların tam bir listesini burada vermek yer darlığı nedeniyle imkânsızdır. Konuyla ilgili bir fikir vermek üzere, Türk Halk Edebiyatının bu yazılı kaynaklarından bazılarını kronolojik olarak şöyle sıralayabiliriz:Çin Yıllıkları:Eski Çin tarihlerinde Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Kırgızlar başta olmak üzere Türk boyları ve kültürleri hakkında son derece önemli bilgiler yer alır.Bengütaş Yazıtları (Göktürk Abideleri): Göktürk alfabesi ile çoğunluğu taşlar üzerine yazılmış yazıtlar. Bu yazıtlar yoğun olarak Moğolistan, Tıva, Hakasya, Altay, Kırgızistan, Kazakistan sınırları içindedir. En meşhurları, Orhun ırmağı kıyısında bulunan altı yazıttan oluşur. Bunlardan verdikleri bilgiler ve metinlerinin hacmi bakımından en önemlileri, VIII. Yüzyılda Kültigin, Bilge Kağan, Tonyukuk adına dikilen ve “Orhun Abideleri” adıyla tanınan anıtlardır .


 Eski Uygur Metinleri:   
Başta, eldeki tek nüshası, Paris Bibliotheque Nationale’de olan Uygur harfleriyle yazılmış Oğuz Kağan Destanı olmak üzere Uygur döneminden kalan pek çok şiir ve adını bildiğimiz en eski Türk şairi Aprınçur Tigin’in şiirleri ve çeşitli dillerden Türkçeye tercüme edilmiş kitaplardan oluşan eski Uygur metinleri, Türk Halk Edebiyatının İslâm öncesi dönemini aydınlatmada son derece önemli kaynaklardır.

Kutadgu Bilig: Yusuf Has Hacib’in 1069-1070’te tamamlayarak Tabgac Buğra Han’a sunduğu, devlet yönetimini anlatan Türk kültürüyle ilgili son derece zengin bilgiler veren manzum didaktik bir eserdir.


Dîvânu Lügâti’t-Türk:
Kaşgarlı Mahmud’un Araplara Türkçe öğretmek ve Türkçenin Arapçadan daha zengin bir dil olduğunu göstermek amacıyla 1072-1074 arasında hazırladığı ve Türk kültür tarihinin en önemli kaynağı olan ansiklopedik bir sözlüktür.

Atabetü’l-Hakâyık:Edip Ahmet Yüknekî tarafından XII. yüzyılın ilk yarısında kaleme alınan manzum ahlak kitabıdır.

Dîvân-ı Hikmet:XII. Yüzyılda Türk Tasavvuf Edebiyatının ilk şairi sayılan Türkistanlı Hoca Ahmet Yesevî tarafından yazılmıştır. Dinî-tasavvufi konular işleyen didaktik bir şiir kitabıdır.

Codex Comanicus: Karpatlar ile Ural dağları arasında yaşayan Kıpçaklar hakkında XIV. yüzyılda İdil nehri boyunda misyonerlik yapan Fransiskan rahipleri tarafından yazılmış gramer örnekleri, Türkçe kelime listeleri ve Türkçe metinler içeren bir çalışmadır. Özellikle içerdiği 46 adet bilmece bu türün bilinen en eski Türkçe örnekleridir.

Dede Korkut Kitabı: Oğuz-nâme denilen, Oğuz Türklerine ait epik destanlar söyleme ve bunları yazıya geçirme geleneğinin en önemli örneklerinden birisi olan bu kitabın, XV. veya XVI. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülmektedir. Bugün bulundukları yere göre adlandırılan 12 boydan (öyküden) oluşur. Kitabın Dresden ve Vatikan’da bulunan iki nüshası vardır. Dresden nüshası 12 hikâyeden, Vatikan nüshası 6 hikâyeden oluşur. Dede Korkut Kitabı’nda kullanılan dil katkısız bir Türkçedir. Kitapta bulunan atasözleri, alkışlar, kargışlar, şiir parçaları, gelenekler-görenekler, inançlar bu eseri Türk Halk Edebiyatı çalışmaları açısından birinci dereceden en önemli tarihî kaynak kılmaktadır.

Tarih Kitapları: Ortaçağdan kalma Câmi’ü’t-Tevârîh, Dürerü’t-Tîcân, Tevâ- rîh-i Al-i Selçuk, Tevârîh-i Al-i Osman,  Târîh-i Cihan-Güşâ,  fiecere-i Terâki- me, fiecere-i Türk gibi tarih kitapları Türk Halk Edebiyatıyla ilgili birçok konuda kaynak konumundadırlar.

Atasözü Kitapları: XV. yüzyıldan itibaren Türkçede atasözlerinin toplanılıp müstakil kitaplar hâline getirildikleri görülmektedir. Bu gelenek çevresinde oluşturulan “Kitab-ı Atalar”, “Atalarsözü” veya “Durûb-ı Emsâl” gibi kitaplar ve onları takip edenler, Halk Edebiyatımız açısından son derece değerli yazılı kaynakların başında yer almaktadır.

Masal Kitapları:Eski Uygurlar döneminden başlayarak pek çok dilden Türkçeye tercüme edilen “Kelile ve Dimne”, “Binbir Gece”, “Binbir Gündüz”, “Mantıku’t-Tayr” gibi masal kitapları Halk Edebiyatı bakımından öneli kaynmaklardır.


Osmanlı ve Cumhuriyet Yıllıkları:
XIX. yüzyılın sonlarından itibaren yayınlanmaya başlanan ve Cumhuriyet döneminde de devam eden yıllıklardır. İl dahilindeki yatırlar, ziyaret yerleri, adlar ve el sanatları hakkında verdikleri bilgiler önemlidir

Fıkra Kitapları: Türk fıkralarının en çok derlenip yazıya geçirilenlerinin başında Nasrettin Hoca fıkraları yer alır. Nasrettin Hoca fıkraları ilk olarak XVI. yüzyılda Hüseyin adlı bir kişi tarafından “Hikâyet-i Kitâb-ı Nasreddin” adıyla yazıya geçirilmiştir. Bugüne dek yaklaşık 38 Nasrettin Hoca fıkraları yazması tespit edilmiştir.


Menâkıb-nâmeler:
Bir velinin kerametlerini anlatan kısa hikâyelerin toplandığı kitaplar olan Menâkıb-nâmeler, XIII. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanmıştır. Menâkıb-nâmeler, Türk Halk Edebiyatı bakımından son derece önemli yazılı kaynaklardır.

Şâir-nâmeler: Âşıkların diğer halk şairlerinin adları, devirleri, sanatları ve memleketlerine dair bilgiler verdikleri ve hece vezniyle yazdıkları destan biçimindeki eserlerdir. Adeta, halk şairlerinin tezkireleri gibidirler.

Destan Kitapları: Anadolu’da meydana getirilen epik destanlar olanBattal-nâme, Hamza-nâme, Saltuk-nâme, Hz. Ali Cenk-nâmeleri ve Hikâye-i Geyik, Hikâye-i Göğercin, Hikâye-i Deve, Dâsitân-ı Ejderha gibi tamamı erken dönemlerde yazıya geçirilmiş eserler de Halk Edebiyatının çok önemli yazılı kaynaklarındandır.

Seyahat-nâmeler: Yazarların gezip gördükleri yerlerden edindikleri izlenim ve bilgileri aktardıkları eserlerin genel adıdır.

Divan Edebiyatı Eserleri:Genel anlamda divânlar, Tezkirelerdaha özel türler olarak Şehrengizler, Mesnevîler, Sur-nâmelergibi klasik edebiyat eserleri de Halk Edebiyatı hakkında son derece önemli bilgiler içeren yazılı kaynakların başında yer alırlar.

Günlük Gazeteler: XIX. yüzyıldan günümüze kadar yayınlanan gazeteler de Halk Edebiyatı hakkında önemli bilgi kaynaklarındandır.

Cönkler ve Mecmualar: Cönkler, uzunlamasına açılan, ensiz, uzun defterlerdir. Cönkler, Aşık Edebiyatı, Tekke ve Tasavvufî Halk Edebiyatı ve bir çok halk kültürü ürünlerine dair örneklerin bulunduğu yazılı kaynakların başında gelir. Halk arasında, ince uzun oluşlarından dolayı”sığır dili”ve “sefine”olarak da adlandırılan cönklerin boyutları değişiklik gösterir.

Cönklerin ortalama olarak 5,10,15,23 cm. boyutunda oldukları söylenebilir. Cönkler de, cönk sahibinin tercihlerine göre âşıklara ait şiirlerden, çeşitli dualara, sihir-büyü ile ilgili notlara, ilaç tariflerine, Anonim Halk Edebiyatının türkü, mâni, halk hikâyeleri örneklerine varıncaya kadar pek çok halk kültürü ürünü yer alır. Mecmualar ise, günümüz defterlerine benzeyen yapısıyla cönklerden ayrılır ve daha ziyade şehirli ve eğitimli kişilerce kullanılmışlardır.Divan Edebiyatı örneklerinin yanında halk kültürü unsurlarına da yer veren mecmualara da rastlanılır. Kısacası, Türk Halk Edebiyatının en önemli yazılı kaynakları cönkler ve mecmualardır.

  1. Görsel Kaynaklar: Televizyon, sinema ve tiyatro
  2. Maddi Kaynaklar: Taşınabilir ve taşınamaz olan kaynaklar

 

 

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI

İslamiyet öncesi Türk edebiyatını sözlü dönem ve yazılı dönem olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.

  1. Sözlü Dönem Türk Edebiyatı: Türk edebiyatına ait yazılı eserlerin bulunmadığı dönemdir. Başlangıçtan 8. Yüzyıla kadar olan dönemdir. Ürünler tamamen sözlüdür ve şiir şeklindedir. Bu dönemin özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

– En önemli özelliği dilin hiçbir yabancı dil etkisinde kalmamasıdır.

– Dönemin yaşayış tarzını ve kültürünü yansıtan eserler vardır.

-Türkler göçebeliğe dayanan hayat tarzının neticesi  ve düzenledikleri  törenlerde (sığır: av töreni ; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) bir araya geldiklerinde  “kam” , “baksı”, “ozan” denilen şairlerce kopuz denilen bir çalgı eşliğinde   “koşuk”lar ve “sagu”lar söylerlerdi.

– Nazım birimi , dörtlük; ölçü, hece ölçüsüdür. En çok da yedili, sekizli ve on ikili hece ölçüsüyle yazılmış eserlere rastlanmaktadır.

-Bu döneme yönelik elimizdeki en eski kaynak, Kaşgarlı Mahmut‘un “Divan-ı Lügat-it Türk” adlı eseridir.

-Daha çok somut konular işlenmiştir.

– Şiirlerin genelinde yarım uyak kullanılmıştır.

– Yiğitlik, kahramanlık , doğa sevgisi ve aşk şiirlere konu olarak girmiştir.

Kaşgarlı Mahmud’un  Divânü Lûgati’t Türk adlı eserinde ve Turfan kazılarında ele geçirilen metinlerde adlarına ve şiirlerine rastlanan ilk Türk şairleri Aprın Çor Tigin, Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung’dur.

Aprın Çor Tigin’in yazdığı “Bir Aşk Şiiri” adlı ilk Türk şiirinin son parçasının aslı ve çevirisi şöyledir:

Yaruk tengriler yarlukazun (Nurlu tanrılar buyursun)

Yavaşım birle   ( Yumuşak huylum ile)

Yakışıpan adrılmalım  (birleşip bir daha ayrılmayalım)

Küçlüg biriştiler küç birzün (Güçlü peygamberler güç versin)

Közi karam birle (Kara gözlüm ile )

Külüşügin oluralım (Gülüşerek yaşayalım)

 

– Bu şiirler (sagu, koşuk, destan) hece ölçüsüyle söylenen ve yarım kafiye kullanılan şiirlerdir. 

-Sav, sagu, koşuk ve destan dönemin ürünleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çin kaynaklarında M.Ö. II. yüzyıla ait eski Türk şiir çevirilerine rastlanmaktadır.

SAV

İslamiyet öncesinde Türk edebiyatında atasözlerinin karşılığıdır.  Türklerin engin deneyimi ve fikirleri şiirsel olarak bu türde kendini göstermiştir.

Divan-ı Lügati’t-Türk’tan alınan bazı sav örnekleri şunlardır:

-Aç ne times, tok ne times

(Aç ne yemez , tok ne demez.)

-Ağılda oğlak toğsa, arıkta otı öner.

(Ağılda oğlak doğsa ırmakta otu biter.)

-Kuş kanatın er atın.

(Kuş kanadıyla ; er atıyla)

 

 

SAGU

Toplumca sevilen, topluma faydası dokunmuş kişinin ölümünden doğan üzüntüyü dile getiren şiirlerdir. Ölen kişinin yiğitliği , topluma olan faydaları anlatılır. Geniş doğa tasvirlerine de yer verilir.

Cenaze törenlerine yuğ adı verilir; söylenen şiirlere de sagu denirdi. Sagular aynı zamanda destansı özellikler taşımaktadır.

Alp Er Tunga Sagusu XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından halk ağzından derlenmiştir.

ALP ER TUNGA SAGUSU

Alp Er Tunga öldi mü
Isız ajun kaldı mu
Özlek öçin aldı mu
Emdi yürek yırtılur

Ögreyüki mundağ ok
Munda adın tigdağ ok
Atsa ajun uğrap ok
Tağlar başı kertilür

Könğlüm için örtedi
Yitmiş yaşığ kartadı
Keçmiş özüg irtedi
Tün kün keçüp irtelür

 

KOŞUK

Sığır törenlerinde (av şenlikleri) ve şölenlerde söylenen aşk, kahramanlık, doğa sevgisi temalı şiirlere genel olarak “koşuk” denmiştir. Daha çok lirik, pastoral ve epik özellikler taşıyan bu şiirler belli bir ezgiyle söylenmiş, bu ezginin oluşması için kopuzdan da yararlanılmıştır. Şiirler daha çok törenlerde söylendiği için şiir söyleme eylemine bugün için dans olarak adlandırılabilecek ritmik öğeler de katılmıştır.

Ayrıca halk edebiyatında en çok sevilen ve en çok kullanılan nazım biçimidir. İslamiyet sonrası Türk halk şiirindeki karşılığı koşmadır.

Koşuk örneklerini Kaşgarlı Mahmut’un Divan ü Lugati’t-Türk adlı eserinde görmekteyiz.

KOŞUK ÖRNEĞİ

Öpkem kelip ogradım

Arslanlayu kökredim

Alplar başın togradım

Emdi meni kim tutar

 

Kanı akıp yoşuldu

Kabı kamug deşildi

Ölüg birle koşuldu

Togmuş küni uş batar

 

Kaklar kamug kölerdi

Taglar başı ilerdi

Ajun tını yılırdı

Tütü çeçek çerkeşür

 

Etil suwı aka turur

Kaya tübi kaka turur

Balık telim baka turur

Kölün takı küşerür

 

 

SONRAKİ SAYFAYA GEÇİNİZ

[wp_ad_camp_3]

SAYFA NUMARALARINI KULLANINIZ