SUÇUN UNSURLARI
- TİPİKLİK
- MADDİ UNSURLAR
- MANEVİ UNSURLAR
- HUKUKA AYKIRILIK
1- TİPİKLİK
Bir fiilin suç teşkil edebilmesi için öncelikle, dış alemde değişiklik meydana getiren fiilin, ceza kanunundaki tarife yani model veya tipe uygun olması zorunludur. Suç ve cezada kanunilik ilkesinin getirdiği temel güvenceler; belirlilik, kıyas yasağı, aleyhe kanunun geçmişe yürümesi yasağıdır. (Suçluların Magna Chartası)
Tipiklik (kanunilik) ilkesinin doğal bir sonucu olarak, failin eylemi kanunda yazılı olan suç tiplerinde yer alan özellikleri taşımıyor ise fail bu eylemden dolayı cezalandırılamaz. Hiç kimse kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. ( TCK m. 2) Bu sebeple toplumsal hayatı düzenleyen örf adet, din, ahlak kuralları bir eylemi kötü ve kabul edilemez olarak kabul etse de, kanunda o eylem suç olarak tanımlanmadıkça faile ceza verilemez.
2- MADDİ UNSURLAR
Suçun maddi unsurları, HAREKET (FİİL), NETİCE, İLLİYET BAĞI, FAİL, MAĞDUR, KONU olarak bölümlere ayrılabilir.
A- HAREKET (FİİL)
Fiil, insanın dış dünyaya yansıyan ihmali ya da icrai bir davranışıyla gerçekleştirilir. İnsanla bağlantısı olmayan tabiat olayları suç olgusunu ilgilendirmez. Fiil ceza hukuku anlamında HAREKET olarak tanımlanmıştır. Hareket iki şekilde ortaya çıkabilir, bir şeyi YAPMAK (vurmak, öldürmek vs.) veya YAPMAMAK (doktorun hastaya müdahale etmemesi).
HAREKETE GÖRE SUÇLARIN SINIFLANDIRILMASI
İcrai Suçlar – İhmali Suçlar:
Hukuki açıdan yapma biçiminde işlenebilen yani mutlaka icrai eylemlerle işlenebilen suçlara icrai suçlar denir. İcrai suçlar yapılmaması gereken hareketlerin yapılması şeklinde ortaya çıkar. Bir kimseye ateş edilmesi, bir kişiye yumruk atılması, zehir verilmesi gibi hareketler yapılmaması gereken hareketlerdir. Çünkü insan öldürmek ve bedenine acı vermek hukuk tarafından yasaklanmıştır.
Hukuki açıdan yapmama şeklindeki hareketlerle işlenen suçlara da ihmali suçlar adı verilmektedir. Kanun koyucu hekimlere hastalara müdahale etme görevi yüklemişken bir hekimin hastaya müdahale etmemesinde icrai bir eylemi yoktur. Ancak kanunun öngördüğü hareketi yapması gerekirken ( müdahale ) yapmamıştır. Örn. Hemşirenin hastanın ilacını vermemesi gibi. İhmali suçlarda dış dünyaya yansıyan bir hareket olmadığı için bu tür suçlara teşebbüs mümkün değildir.
Gerçekte icrai hareketlerle işlenebilen bir suçun olumsuz bir hareketle (ihmali hareketle ) işlenmesine ihmal suretiyle icra suçu denilmektedir. Bu tür suçlar icrai hareketlerle işlenen suçlardır. İhmal suretiyle icra suçuna teşebbüs mümkündür.
Örn: Cerrah A acil serviste gece nöbetindeyken ağır yaralı olarak getirilen K ya müdahale etmemiş ve K erken müdahale edilmediği için ölmüştür. Bu durumda kasten öldürme suçu gerçekte icrai hareketlerle işlenebilen bir suç iken bu olayda ihmali bir hareketle işlenmiştir. İhmal suretiyle icra suçu vardır ( Kasten ihmali davranışla öldürme suçu T.C.K m. 83 )
Örn: Hastaların ilaçlarını saatinde vermesi gereken Hemşire H hastaların ilaçlarını vermemiş ve hastaları sağlığı bu nedenle bozulmuştur. Hemşire H ilaçları vermesi gerekirken vermemiştir. Bu durumda eğer hastalar ilaç verilmediği için ölmüş ise öldürme suçu, rahatsızlıkları artmış ise bu halde de yaralama suçu söz konusu olacaktır. Bu suçlar gerçekte icrai hareketlerle işlenebilirken somut olayda ihmali hareketle işlenmiştir. ( Kasten ihmali davranışla yaralama suçu )
Örn. Polis memurları bir şahsın eşini bıçakladıklarını görmelerin rağmen olaya müdahale etmiyorlar ise burada ihmali bir hareket söz konusudur.
Kişinin bir hareketi yapma yükümlülüğü (garantörlük) üç kaynaktan doğabilir. Bunlar: Kanun, sözleşme ve ön gelen tehlikeli eylem.
Polis veya doktorun kanunun emrettiği hareketi yapmaması (kanun), cankurtaranın suda boğulma vakalarına müdahale etmemesi (sözleşme), sürücünün çarpmış olduğu yaralıyı kaderine terk etmesi (ön gelen tehlikeli eylem).
Suçun oluşması için aynı hareketin belli sayıda yinelenmesinin arandığı suç tipine İTİYADİ SUÇ adı verilir. İtiyadı suçlar itiyadın varlığını gösteren son hareketin yapıldığı anda tamamlanır.
T.C.K m. 6/h ye göre: İtiyadi suçlu deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi anlaşılır.
Bağlı Hareketli Suç:
Suçun oluşması için iki hareketin birlikte yapılması gerekiyor ise bağlı hareketli suç vardır.
Örn: Dolandırıcılık için başkasının malvarlığına zarar verilmiş olacak ve bu zarar hileli hareketlerle ( karşıdakini aldatıcı ) verilmiş olacak. Bu şekilde işlenirse bağlı hareketli suç söz konusudur. Aksi halde dolandırıcılık suçu oluşmaz.
Örn: Atom enerjisini serbest bırakarak patlamaya yol açmak suçu. Bu suçta atom enerjisi serbest bırakılmış olacak VE bu suretle patlama gerçekleşmiş olacak. Bu iki hareket bir birine bağlıdır.
Serbest Hareketli Suç:
Suçun oluşması için yasada her hangi bir hareket belirtilmemiş ise suç her türlü hareket ile işlenebilir. Bu tür suçlara serbest hareketli suç adı verilir.
Örn: Öldürme ve yaralama suçları her türlü hareket ile işlenebilir. Kanun bir hareket biçimi öngörmemiştir. Öldürme ve yaralama sonucunu doğuran her türlü hareket suç sayılmıştır. Bu suçlar için önemli olan, kanun koyucunun aramış olduğu neticenin gerçekleşip gerçekleşmediğidir.
Tek Hareketli Suç- Çok hareketli Suç- Seçimlik Hareketli Suç
1- Suçun oluşması için bir tek hareket yeterli ise tek hareketli suç vardır.
Örn: Yalan yere yemin etmek, yalan tanıklık.
Örn: Hırsızlık, hakaret vs. tek hareketli suçtur. Burada hareketin tekliğinden anlaşılması gereken sayı olarak değil HUKUKSAL OLARAK TEKLİKTİR. Bazen hareket doğal olarak çoktur fakat HUKUKEN TEK KABUL EDİLİR. Örneğin öldürme on bıçak darbesiyle işlenebilir. Ancak bu suç tek bir bıçak darbesiyle de işlenebilen bir suç tipidir. Önemli olan hareketin hukuki olarak tek bir hareket olmasıdır. Örn. Failin bir eve girip orada bulunan, cep telefonu, saat ve altınları alması eyleminde birden çok hareket vardır ( doğal olarak ) ancak bu eylem hukuken tek bir eylemdir ve tek bir hırsızlık suçu söz konusudur.
2- Suçun oluşması için birden çok harekete ihtiyaç var ise bu durumda çok hareketli suç vardır. Bağlı hareketli suçlar da çok hareketli suç kapsamındadır.
Örn: Özel belgede sahtecilik suçu için; özel belge sahte olarak düzenlenecek ve bu sahte belge kullanılmış olacak. Sahte belge kullanılmamışsa suç oluşmayacaktır. (T.C.K m. 207-1)
Örn: Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak. (Yağma Suçu)
3- Suçun oluşması için KANUNDA SAYILAN HAREKETLERDEN BİRİSİNİ YAPMAK YETERLİ İSE SEÇİMLİK HAREKETLİ SUÇ söz konusudur.
Örn: Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek.
Örn: Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ( Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenilmesi, kayda alınması suçu )
Örn: Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi… ( Mala zarar verme suçu )
Örneğin: Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi… (Güveni Kötüye Kullanmak- Emniyeti Suistimal Suçu ) Bu suçta fail, malda devir i inkar etmiş ve aynı zamanda da bu malı satmış olur ise iki seçimlik hareketi de işlemiş olacaktır. Ancak sadece bir suç oluşur.
B- NETİCE ( SONUÇ)
Hareketin ortaya çıkması ile meydana gelen sonuca netice denir. Örneğin kasten öldürme fiilinde, kişinin bedenine bıçak saplamak hareket, bu hareketin sonucu olarak mağdurun ölmesi ise neticedir.
Netice bazen hareket ile aynı anda meydana gelir iken, bazen de hareketten az veya çok bir zaman sonra meydana gelir.
Neticenin meydana geldiği zaman birçok açıdan önemlidir. (kanunun zaman bakımından uygulanması- yetkili mahkeme vs.)
Bazı hallerde her bir netice ayrı bir suç sayılırken, bazı durumlarda birden çok netice tek bir suç olarak kabul edilir.
Her Neticenin Bir Suç Sayıldığı Haller
Ani Suç- Mesafe Suçu
Ceza kanununda tanımlanan hareketten doğan netice derhal sona ermiş ise ANİ SUÇ tan (neticesi harekete bitişik şuç) söz edilir. Netice tamamlandığı anda suç da sona ermiştir.
Örn: Hakaret suçu ani suçtur. Hareket ve netice bitişiktir. Hakaret içeren söz ağızdan çıktığı andan netice meydana gelir.
Örn: Kasten öldürme suçu. Ölüm neticesi gerçekleştiği anda suç da sona ermiş olur.
Ani suçlardan bir kısmının hareketi neticesine birleşik olduğu için teşebbüse elverişli değildir. (Örn. Hakaret)
Suçun tamamlanması (oluşması) ile SONA ERMESİ aynı anlama gelmez. !!!
Kanunda sayılan suç oluşturan hareket ile netice arasında bir mesafe bunuyor ise bu halde mesafe suçu söz konusudur.
Mesafe suçu teşebbüse elverişlidir. Çünkü kural olarak teşebbüs, mesafe suçlarına söz konusu olabilir.
Kesintisiz Suç (Mütemadi Suç)
Neticenin belirli bir süre devam ettiği suça KESİNTİSİZ SUÇ adı verilir. Bu suç tipinde hukuksal ihlal hemen sona ermeyip belirli bir süre devam etmektedir. Kesintisiz suçta, SUÇUN DEVAM ETMESİ söz konusudur.
Kesintisiz suçta, suçun tamamlanması ile sona ermesi farklı zamanlarda meydana gelmektedir.
Örn: Kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunda kişi hürriyeti engellendiği anda suç oluşmamakta bu suçun oluşması için kişinin bir yere gitmekten belirli bir süre (az ya da çok) yoksun kılınması ya da bir yerde zorla bırakılması söz konusudur.
Örn: Örgüt üyeliği, konut dokunulmazlığını ihlal, ruhsatsız silah taşımak suçları.
Mütemadi suç için önemli olan, devam eden neticenin failin kusurundan ileri gelmesi ve bu sürekliliğe son vermek konusunda failin iktidarı bulunmasıdır.
Mütemadi suç kesinti başladığı anda işlenmiştir ve bu andan itibaren işlenmeye devam etmektedir. Netice (suç sayılan hukuka aykırılık) kesildiği anda (KESİNTİNİN GERÇEKLEŞTİĞİ) zaman ve yerde İŞLENMİŞ SAYILIR ve suç ancak bu anda sona ermiş sayılır.
Örn: A, B’nin evine izinsiz girmiş ve orada 1 saat kalmıştır. A eve girdiği anda suç işlenmiş ve tamamlanmıştır. Ancak suç sayılan haksızlık A nın evde bulunduğu 1 saat boyunca devam etmiştir (suçun devamı). Bu suç, A’nın evden çıkması ile sona ermiştir.
Ani Suç ile Kesintisiz Suç Ayrımının Önemi
- Ani suçlarda, fiilin işlendiği anda yürürlükte bulunan ceza kanunu; kesintisiz suçlarda ise kesintinin gerçekleştiği anda yürürlükte bulunan kanun uygulanır.
- Kesintisiz suçlarda zamanaşımı süresi kesinti gerçekleştiği andan itibaren başlar, ani suçlarda ise, zamanaşımı süresinin başlangıcı hareketin yapıldığı andır.
- Ani suçlarda icra hareketleri tamamlandıktan sonra suç iştirak olmaz iken; kesintisiz suçlarda suç sona erinceye kadar iştirak mümkündür.
- Ani suçlarda hareket devam ettiği müddetçe meşru müdafaa mümkün iken; kesintisiz suçlarda netice devam ettiği müddetçe meşru müdafaada bulunulabilir.
Ani suçlarda neticenin gerçekleştiği (hareketin yapıldığı) yer mahkemesi yetkili iken; kesintisiz suçlarda “kesintinin gerçekleştiği yer” mahkemesi yetkilidir.
Ani suç- kesintisiz suç ayrımı mutlak bir ayrım değildir. Bazı ani suçlar da kesintisiz suç şeklinde işlenebilir.
Örn: Hırsızlık ani bir suçtur. Ancak “elektrik hırsızlığı” kesintisiz bir suçtur.
Örn: Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu. Mektup okumak suretiyle “ani suç” şeklinde işlenir iken; telefon dinleme şeklinde işlenir ise “kesintisiz suç” halini alır.
Ancak kasten öldürme ve kasten yaralama gibi suçlar bakımından, ölüm ve yaralanma neticelerinin devamlılığı söz konusu olmadığından bu suçların kesintisiz suç şeklinde işlenmesi mümkün değildir.
C- İLLİYET BAĞI (NEDENSELLİK/SEBEP-SONUÇ İLİŞKİSİ)
Bir fiilin suç teşkil edebilmesi için hareket ile sonuç arasında bir illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Yani sonuç hareketten dolayı ortaya çıkmalıdır. Nedensellik bağı hareket ile netice arasındaki neden sonuç ilişkisidir. Nedensellik bağı TCK’da AÇIK BİR BİÇİMDE DÜZENLENMEMİŞTİR.
Eğer netice hareketten dolayı meydana gelmiş ise, hareket ile netice arasında uygun illiyet bağı var ise fail sebep olduğu neticeden dolayı sorumludur. Olaya bir bütün olarak bakıldığında netice hareketin sonucu olarak görülüyor ise fail bu neticeden sorumludur.
Örn: Fail F aralarında arazi anlaşmazlığı bulunan arkadaşı R yi yaralamıştır. R hastaneye kaldırılırken 112 Ambulansının kaza yapması sebebiyle ölmüştür. Bu durumda ölüm ile F nin hareketi arasında neden sonuç ilişkisi kesilmiştir. İlliyet bağı kesilmiş olduğu için F ölümden dolayı sorumlu değildir. F nin hareketi sadece yaralama neticesini doğurmuştur ve sadece yaralamaktan dolayı sorumludur.
Örn: Fail Veli eşi ile tartışmış ve eşi bir gün sonra bu tartışmadan dolayı depresyona girerek fare zehri ile intihar etmiştir. Velinin eylemi ile ölüm neticesi arasında neden sonuç ilişkisi olmadığı için Fail Veli nin hareketi ölüm neticesini doğurmamıştır. Veli ölüm neticesinden sorumlu değildir ( İntihara zorlamamış ve intihara teşvik etmemiş ise ).
Örn: Fail Zehrettin sınıf arkadaşı Memnun ile tartışmış ve onu bıçaklamıştır. Birer ay ara ile 5 ameliyat geçiren Memnun bir türlü iyileşememiş ve bıçaklanmanın sebep olduğu yaralanmalar nedeniyle ölmüştür. Bu durumda illiyet bağı kesilmediğinden ölüm, bıçaklama hareketinin sonucudur. Bu sebeple Zehrettin öldürme suçundan dolayı sorumludur. Aynı olayda Memnun ameliyatta hekim hatası yüzünden ölmüş olsa idi illiyet bağı kesilmiş olur idi ve Zehrettin ölümden dolayı sorumlu olmazdı.
Örn. K, motosikletle karayolunda seyreden L ye yönelik olarak silahla üç el ateş etmiş, L ise atışlardan korunmak maksadı ile motosiklete kapaklanmış ve kapaklanma sonrasında dengesini kaybederek motosiklet devrilmiş ve arkadan gelen kamyonun altında kalarak ezilmiştir. Bu olay itibariyle K nın hareketi ile ölüm arasında nedensellik bağı bozulmamıştır. K, ölüm neticesinden sorumludur.
Örn: Sanığın, müteahhitliğini yapıp, 3 yıl önce teslim ettiği binadaki bacanın üzerinde bulunan taş parçasının fırtına nedeniyle düşmesi sonuca yan taraftaki gecekondunun çatısının delinip mağdurun yaralanması şeklinde gerçekleşen olayda, baca üzerine beton taşın sanık tarafından konulmadığının anlaşılması karşısında; sonuç ile eylem arasında uygun illiyet bağı bulunmamaktadır.
D- FAİL
İradi hareket yeteneği, yaşayan insana has bir özelliktir. Hayvan ya da eşyanın ya da ölü bir kimsenin iradi hareket yeteneği bulunmamaktadır. Bu nedenle ancak yaşayan bir insan suç faili olabilir. Hareket yeteneği bulunmayan tüzel kişiler suç faili olamazlar.
Bazı suçlar bakımından failin aynı aileden olması veya kamu görevlisi olması cezayı ağırlaştıran bir hal olarak düzenlenmiştir. (Örn. Kasten öldürme, kasten yaralama suçları gibi)
Ceza kanununda yer alan bazı suçlar herkes tarafından işlenebilir iken, bir takım suçlar ise sadece kanunun öngördüğü kimseler tarafından işlenebilir. Ancak kanunda gösterilen kimselerin işleyebileceği suçlara ÖZGÜ SUÇ (mahsus suç) adı verilir.
Örn. Öldürme, yaralama, hırsızlık, mala zarar verme suçlar herkes tarafından işlenebilir.
Örn. İşkence, zimmet, rüşvet, irtikap, haksız arama, görevi kötüye kullanma suçlarını ise ancak kamu görevlileri işleyebilir. (ÖZGÜ SUÇLAR)
Özgü suç iştirak bakımından önemlidir. Zira özgü suçlarda kanun koyucunun öngördüğü sıfatı taşımayan kimseler fail sıfatıyla değil azmettiren veya yardım eden sıfatıyla sorumlu olurlar. (İştirakta Bağlılık Kuralı)
Özgü suç bakımından iştarakta bağlılık kuralının istisnası olarak sadece İŞKENCE Suçunda, kamu görevlileri ile birlikte bu suçu işleyen kimseler (kamu görevlisi olmayan) de kamu görevlisi gibi işkence suçundan cezalandırılmaktadır.
E- MAĞDUR
Her suçta bir mağdur vardır. Mağdur, işlenen suç ile haksızlığa uğrayan, suçun konusunun sahibi olan kişidir. Mağdur gerçek kişidir. Ancak –kanun maddesinde belirtilmiş ise- devlet veya bir tüzel kişi de olabilir.
Bir suçun işlenmesi ile hukuken korunan menfaatleri doğrudan veya dolaylı olarak ihlal olan kimse suçtan zarar görendir. Yaralama suçunda yaralanan kişi hem mağdur hem de zarar görendir. Öldürme suçunda ölen kimse mağdur, yakınları ise suçtan zarar görendir.
Suçtan zarar gören kavramı aynı anlama gelmez; suçtan zarar gören kavramı, mağdur kavramını da içine alan daha geniş bir kavramdır.
Örn. Öldürme suçunun mağduru, ölen kimsedir. Hırsızlık suçunun mağduru ise malın sahibi olan kimsedir.
Örn. A nın gerçeğe aykırı olarak B şirketinin muhasebecisini dolandırması eyleminde, dolandırıcılık suçunun mağduru Muhasebeci iken, B şirketi suçtan zarar görendir.
F- KONU
Suç sayılan hareketin yöneldiği kişi ya da şey suçun konusunu oluşturmaktadır. Konusuz bir suç yoktur. Örneğin, kasten öldürme suçunda mağdur ölen kimsedir. Suçun konusu ise onun canlı bedenidir.
Örn. Hırsızlık suçunun mağduru taşınır eşyanın sahibi iken, suçun konusu taşınır eşyadır. Hakaret suçunda mağdur, hakaret edilen kişi iken, suçun konusu, kişinin şeref ve saygınlığıdır.
Korunan Hukuki Değer: Suç tipinin ihdas edilmesi ile korunmak istenen değerdir.
Örn. Öldürme suçunda korunan hukuki değer, yaşam hakkıdır.
Örn. Hırsızlık suçunda korunan hukuki değer, mülkiyet hakkı, yaralama suçunda beden dokunulmazlığı hakkı.
Failin suç sayılan fiili neticesinde suç konusu üzerinde bir tehlike meydana gelmiş ise bu halde TEHLİKE suçu söz konusudur. Eğer suç konusu bir zarara uğramış ise ortada ZARAR suçu vardır.
Örn. Yaralama, öldürme, hırsızlık vs. suçlar ZARAR SUÇLARIDIR.
Örn. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma, suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçları tehlike suçlarıdır. Ortada henüz bir zarar değil zarar doğma ihtimali vardır.
3- MANEVİ UNSUR
Manevi unsur, işlenin fiil ile fail arasındaki psikolojik bağdır. Bu bağ kurulmadan suçun varlığından söz edilemez. Fail ile eylem arasında kanunda sayılan, kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir şeklinde ortaya çıkan psikolojik bağlardan birisi yok ise fail bu eylemden dolayı kınanamaz ve cezalandırılamaz.
Eğer bu fail bakımından bu psikolojik bağlardan bir tanesi var ise bu halde failin ceza sorumluluğunun olabilmesi ve kınanabilmesi için kusur yeteneği ( isnad kabiliyeti ) olup olmadığına bakmak gerekir.
Örn. Kasten bir başkasını öldüren kişi öldürme suçunu işlemiştir ve cezalandırılır. Ancak öldürme suçunu 5 yaşındaki bir çocuk işlemiş ise eylem hukuka aykırıdır, suçtur fakat 5 yaşındaki çocuğun kusur yeteneği olmadığı için çocuk kınanamaz ve cezalandırılamaz.
GENEL OLARAK KAST VE TAKSİR
Ceza kanununda ASIL OLAN KAST tır. Kasten işlenen suçların cezalandırılması kuraldır. TAKSİR İSTİSNAİ BİR DÜZENLEMEDİR. Eğer bir suçun taksirli hali kanunda düzenlenmemiş ise faile bu suçtan dolayı ceza verilmez.
Örn: Mala zarar verme suçu, insan ticareti suçu, resmi evrakta sahtekarlık suçu gibi suçların taksirle işlendiği halde cezalandırılması söz konusu değildir. Çünkü kanunda taksirli mala zarar verme, taksirli insan ticareti, taksirli evrakta sahtekarlık suçu düzenlenmemiştir.
Ancak taksirle yaralama, taksirle öldürme kanunda düzenlendiği için taksirle ölüm ya da yaralanmaya sebep olunmuş ise fail sorumludur ve faile bu maddeler kapsamında ceza verilir.
- KAST
Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast bir suçun kanuni tanımından yer alan unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Kanunda iki tür kast düzenlenmiştir.
– Kast: Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
Örn: A öldürmek maksadı ile B ye ateş etmiş ve B nin ölümüne neden olmuş ise bu durumda hareketi bilerek yapmıştır. Hareketin sonucunu da bilmekte ve istemektedir. A, kasten hareket etmiştir.
- Olası Kast: suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Bu hâlde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.
Olası Kast failin netice bakımından OLURSA OLSUN dediği ve neticeyi kabullendiği kasttır. Fail neticeyi görecek ve neticeyi KABULLENEREK EYLEME DEVAM EDECEKTİR.
OLASI KAST GENEL BİR İNDİRİM NEDENİDİR. Olası kast ile işlenen suçlarda, kasıtlı suça nazaran daha az ceza verilir.
Örn. Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Örn. Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Örn: Hasmına ateş ederken onun yanındaki arkadaşını da gördüğü ve ona da isabet edeceğini öngördüğü halde DEĞERSE DEĞSİN ( OLURSA OLSUN ) diyerek silahını ateşleyen kimsenin kastı OLASI KAST tır.
Failin öngördüğü veya kabullendiği neticenin gerçekleşmesi bir ihtimal değil de, gerçekleşeceği kesin ise KAST vardır.
Örn. Düşmanını öldürmek için bindiği uçağa patlayıcı madde yerleştiren kimse, gerçekte bir kişiyi öldürmek istemektedir. Ancak diğer kimselerin de bu kişinin ölümü ile birlikte öleceği KESİN olduğu için bu durumda olası kast değil KAST vardır.
Örn: Dur ihtarı yapan polis ekibin yolun ortasında gördüğü halde aracı durdurmayıp polisin üzerine süren bir kimse bu suçu KASTEN işlemiş sayılır (doğrudan kast)
Kural olarak, KASTEN İŞLENEBİLEN SUÇLAR OLASI KAST İLE DE İŞLENEBİLİR. Ancak bir suç maddesinde BİLEREK ibaresi yer alıyorsa bu suç olası kast ile işlenemez. Her kasıtlı suç olası kast ile işlenemez.
Örn: Sahte olduğunu bildiği bir resmi evrakı kullanma suçu.
Örn: Haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşası suçu.
Fail bir suçu işlemek için plan yapar ve suç işleme kararlılığını uzun bir süre devam ettirir ve mutlak olarak neticenin meydana gelmesi için elinden geleni yapar ve neticeyi şansa bırakmamak ve mutlak surette elde etmek için soğukkanlı bir şekilde suçu işlerse bu durumda TASARLAMA KASTI vardır.
Taammüd (tasarlama) için failin: Öldürme kararının şarta bağlı olmadan alınması, ruhsal dinginliğe ulaşıldığını kabule elverişli makul bir süre geçmesine rağmen eylem kararlılığından dönülmemesi ve belli bir hazırlıkla sebat ve ısrarla öldürme fiilinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. (Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2008/9351 E.N , 2009/4246 K.N)
5237 Sayılı TCK ya göre, tasarlama kastı bir kast türü olmayıp sadece “kasten öldürme suçu” bakımından cezayı ağırlaştıran bir nitelikli haldir.
Kural olarak ceza kanunun suç işleyen kimsenin düşüncesine yani hangi amaçla suç işlediğine bakmaz. Önemli olan suç sayılan hareketin yapılması ve neticenin gerçekleşmesidir. Ancak kanun koyucunun bazı özel amaçlarla işlendiğinde cezalandırdığı suçlar da vardır. Kanun koyucunun genel kastın üstünde ( bilmek ve istemekten başka ) failin özel bir amacının da bulunmasını aradığı duruma ÖZEL KAST adı verilir. Kanun bazı suçlar bakımından genel kastın yanında ÖZEL KASTI da aramıştır.
Örn: Göçmen Kaçakçılığı suçu Doğrudan veya dolaylı maddi bir menfaat elde etmek amacıyla işlenirse cezalandırılır. Başka bir amaçla işlendiğinde göçmen kaçakçılığı suçu oluşmaz. Bu durumda özel kast vardır.
5237 Sayılı TCK’ya göre özel kast, bir kast türü olmayıp, bazı suçlar bakımından suçun unsuru; bazı suçlar bakımından da cezayı ağırlaştıran bir nitelikli haldir.
Örn. Kasten öldürme suçunun kan gütme veya namus saikiyle işlenmesi halinde (bu saikler) ceza ağırlaştırılır.
Örn. Göçmen kaçakçılığı suçu bakımından failin maddi menfaat elde etme amacı (saik) suçun unsurudur.
Failin suç yoluna çıktıktan sonra yeni bir kastının ortaya çıkmasına EKLENEN KAST adı verilir. Bu durumda failin kastına yeni bir kast eklenmekte ve yeni bir suç ortaya çıkmaktadır. Bazı durumlarda suç kastı hareketin yapılmasından sonra da ortaya çıkabilir.
Örn: Doktor ameliyatta hastanın karnında makas unutmuştur. Fakat bu durumu sonradan öğrenmesine rağmen hatası ortaya çıkmasın diye durumu hastaya bildirmemiş ve hasta yaşamını yitirmiştir. Doktorun ilk eylemi taksirle yaralamadır. Fakat hatasını öğrenmesine rağmen hastayı yeniden ameliyat etmemesi halinde artık KASTEN ÖLDÜRMEDEN DOLAYI SORUMLUDUR.
Örn: Arkadaşı ile kavga eden A onu yaralamış ve olay yerinde bırakarak arkasını dönüp gitmek üzere iken yerde yatan M nin annesine hakaret etmesini duymuş ve bundan kaynaklanan öfke ile yerde yatan M yi öldürmüştür. Bu durumda ilk andaki kast yaralamak kastı iken, hakaretten sonra ortaya çıkan kast öldürme kastıdır. Bu durumda öldürme kastı EKLENEN KASTTIR.
- TAKSİR
Türk Ceza Kanununda iki türlü taksir düzenlenmiştir. TAKSİR ( BİLİNÇSİZ TAKSİR ) ve BİLİNÇLİ TAKSİR.
TCK madde 22’ye göre:
Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.
Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.
Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
TAKSİR (BİLİNÇSİZ TAKSİR): Kastın iki unsuru bulunmaktadır; BİLMEK ve İSTEMEK. Bir kimse bilerek ve isteyerek bir hareketi gerçekleştirirse ve ölüm meydana gelir ise kasten hareket etmiştir.
Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, “gerekli dikkat ve özen” yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir.
Kast ve taksiri ayıran kısım ise NETİCENİN İSTENİP İSTENMEDİĞİDİR.
Taksirli suçta da hareket bilerek ve isteyerek yapılabilir ( bilmeden ya da istemeden de, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak hareket meydana gelmiş te olabilir ) ancak netice bilinir fakat HİÇBİR ZAMAN İSTENMEZ.
Örn: Bir doktorun hastaya yanlış müdahale yaparak hastanın ölümüne sebebiyet verdiği durumda: hastaya yaptığı müdahaleyi ( HAREKET ) bilerek ve isteyerek yapar. Doktor yanlış müdahale yaptığı zaman hastanın öleceğini bilir ancak hiçbir zaman HASTANIN ÖLMESİNİ İSTEMEZ.
Örn: Ormanda ava çıkan A çalılıkların arkasından çıtırtı gelmesi üzerine keklik var zannedip tüfeğini ateşlemiş ancak keklik olduğunu düşündüğü çalılığın arkasında duran M nin ölümüne neden olmuştur. Bu durumda TAKSİRLE ( BİLİNÇSİZ TAKSİR ) ÖLDÜRME SÖZ KONUSUDUR.
Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir.
Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir.
Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz.
Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Ancak taksirli suçlarda, teşebbüs ve iştirak hükümleri uygulanamaz.
Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir.
3- BİLİNÇLİ/ÖNGÖRÜLÜ TAKSİR:
Failin hareketi bilerek yapıyor NETİCEYİ ÖNGÖRÜYOR fakat eyleme devam ediyor ancak hiç bir zaman İSTEMİYOR. Fail neticeyi öngörüyor fakat NASIL OLSA OLMAZ düşüncesiyle hareket ediyor. Neticenin gerçekleşmesi gibi bir isteği yoktur.
Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olmasıdır.
BİLİNÇLİ TAKSİR CEZAYI ARTIRAN GENEL BİR NEDENDİR. Bilinçli taksir hâlinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır.
Örn: Aracı ile karayolunda ilerlemekte iken, bir aracın manevra yaptığını görmesine rağmen nasılsa kurtarırım çarpmam diyerek yavaşlamayan ( neticeyi öngörüyor ve eyleme devam ediyor ) ve bir insanın ölümüne neden olan kimse veya kalabalık bir caddede hızla araç kullanmasına rağmen sürüş kabiliyetine ve aracın frenine güvenen bir kimsenin yaptığı kazada ölüme sebebiyet vermesi halinde BİLİNÇLİ TAKSİR VARDIR.
Örn: Alkollü olan ve sürücü belgesi bulunmayan sanığın, otomobili ile geceleyin hızlı seyredip direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu aracındaki bir kişinin ölümüne neden olduğu olayda Bilinçli Taksirin koşulları vardır. (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2007/1640 E.N , 2007/6502 K.N.)
Örn: Sürücü belgesi geçici olarak iptal edilmiş olan sanık A…. F….’ın alkollü olarak gündüz vakti meskun mahal dışında 2 yönlü, 7 metre genişlikteki asfalt eğimsiz yolda kamyoneti ile seyri sırasında yola gereken dikkatini vermeyerek önünde aynı istikamette seyir eden kavak yüklü römork ekli traktöre arkadan çarparak bir kişinin ölümü ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olduğu olayda biliçli taksirin unsurları oluşmuştur. (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2010/8825 E.N , 2010/8470 K.N.)
TAKSİRDE netice sadece BİLİNİYOR, ancak bilinçli taksirde NETİCENİN BİLİNMESİNE EK OLARAK MEYDANA GELEBİLECEĞİ DE ÖNGÖRÜLÜYOR ve HAREKETE DEVAM EDİLİYOR.
Gerek olası kastta gerekse bilinçli taksirde, sonuç fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen ve gerçekleşen netice istenme-mekte, olası kastta ise istenmemesine rağmen fail tarafından kabullenil-mektedir. Olası kastta fail, öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek, öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.
BİLİNÇLİ TAKSİR tespit edilmelidir çünkü bilinçli taksir halinde ceza 1/3 ten yarısına kadar artırılır. BİLİNÇLİ TAKSİR CEZAYI AĞIRLAŞTIRAN GENEL BİR NEDENDİR. Bu sebeple somut olayın özelliği, eylemin niteliği, mağdurun durumu, olay yerinin özelliği, sanığın ifadeleri, sanığın mesleki niteliği, tanık ifadeleri gibi unsurlar dikkate alınarak belirlenir.
Mesleki konularda özel bilgiye ihtiyaç duyulduğundan bilirkişiye de müracaat edilmelidir. Ancak CEZA YARGILAMASINDAN KESİN DELİL olmadığından hakim gerekçesini açıklayarak bilirkişi görüşüne aykırı bir karar verebilir. Bu sebeple BİLİRKİŞİ RAPORU HAKİMİ KESİN OLARAK BAĞLAYICI DEĞİLDİR.
Taksirli suç neticesinde KİŞİ, AİLESEL VE KİŞİSEL BİR NEDENDEN DOLAYI ARTIK BİR CEZAYA HÜKMEDİLMESİ ANLAMSIZ OLACAKA DERECEDE MAĞDUR OLMUŞ İSE KİŞİYE CEZA VERİLMEZ.
Ancak fail bilinçli taksirli ise ceza verilir, bilinçli taksir halinde hakim cezada indirim yapabilir.
Örneğin ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde rastlandığı üzere, taksirli suçlarda failin meydana gelen netice itibarıyla bizzat kendisinin ve aile bireylerinin ağır derecede mağduriyete uğradıkları görülmektedir. Söz gelimi, köylü kadınların gündelik uğraşları ve hayat zorlukları itibarıyla, sayısı çok kere üç dörtten fazlasına varan küçük çocuklarına gerekli dikkati ve itinayı gösterememeleri sonucu, çocukların yaralandıkları veya öldükleri görülmektedir.
Aynı şekilde meydana gelen trafik kazalarında da benzer olaylara rastlanmaktadır. Bu gibi hâllerde ananın taksirli suçtan dolayı kovuşturmaya uğraması ve cezaya mahkûm edilmesi, esasen suçtan dolayı evladını kaybetmesi sonucu uğradığı ızdırabı şiddetlendirmekle kalmamakta, ayrıca, ailenin tümüyle ağır derecede mağduriyete düşmesine neden olmaktadır. Bu sebeplerle fail taksirli hareketinden ötürü ailesel veya kişisel bir nedenden dolayı acı çektiğinden artık fail hakkında bir cezaya hükmedilmesi anlamsız olacaktır. Ancak fail bilinçli taksirli ile sadece indirim öngörülmüştür.
NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ SUÇ (KAST TAKSİR KOMBİNASYONU)
Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir. TCK, failin cezalandırılması bakımından kusur sorumluluğu esas almıştır. Failin hareketinden sonra meydana gelen bütün neticelerden sorumlu tutulmasını öngören objektif sorumluluk terkedilmiştir. Bunun yerine failin kusuru oranında cezalandırılmasını benimseyen “kusur sorumluluğu” esası benimsenmiştir.
Meydana gelen bir netice bakımından failin taksir derecesinde dahi sorumluluğu yok ise failin bu neticeden sorumlu tutulabilmesi ve cezalandırılması mümkün değildir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç: “Suçun varlığı için gerekli olanın ötesinde zararlı veya ağır, tehlikeli bir sonucun meydana gelmesi halinde cezası ağırlaştırılan suçlara sonucu nedeniyle ağırlaşan suçlar denir. ” şeklinde tanımlanmaktadır.
Örneğin, basit yaralamada bulunulmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür.
Örneğin; gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir.
Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice de meydana gelmiş olabilir.
Örneğin; canının biraz yanması için mağdurun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması hâlinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken, mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir.
Bu sebeple kast edilen neticeden aşırı bir netice meydana gelmiş ise failin ikinci netice yönünden EN AZINDAN TAKSİR li olarak hareket etmesi zorunluluğu benimsenmiştir. Eğer fail bakımından gerçekleşen ikincil netice ( kastedilenden daha ağır ) bakımından TAKSİR derecesinde dahi bir manevi unsurdan söz edilemiyorsa failin ağırlaşan neticeden ötürü sorumluluğu bulunmayacaktır.
Failin öngördüğü neticeden daha ağır bir netice meydana geldiğinde neticenin fail tarafından öngörülebilip öngörülemeyeceğine bakılacaktır. Failin neticeyi öngörebileceği kabul edilir ise fail, gerçekleşen ağır neticeden dolayı sorumlu tutulacaktır.
Bu açıklamalardan hareketle; sadece gerçekleşen ağır neticeden hareket edilerek, hareket ile ağırlaşan netice arasında illiyet bağı kurup oluşan sonuçtan faili sorumlu tutmak yerine; ağırlaşan neticenin fail tarafından öngörülüp öngörülemeyeceği ve gerçekleşen netice bakımından en azından TAKSİR derecesinde manevi unsurun varlığının araştırılması zorunludur.
Diğer Örnekler:
1- Bir kimseye yumruk/tokat atan birinin; yumruk attığı kimsenin ölebileceğini öngörmesi/ öngörebilmesi gerektiğini söylemek, objektif esaslara, hayatın olağan akışına ve beşer takatine uygun düşmeyen bir iddia olacaktır. Bir kimseye yumruk ile etkili eylemde bulunan bir kimsenin; yumruk attığı kişinin çenesinin ya da dişlerinin kırılması halinde bu sonuçlara ilişkin olası kastının olduğunu söylemek mümkün iken, aynı kimsenin ölüm neticesi bakımından TAKSİR derecesinde dahi sorumluluğunu kabul etmek mümkün değildir.
2- Bir kimsenin boynuna, başına, kalbinin üzerine sert bir cisimle hızlı bir şekilde vuran, akciğer veya kalp gibi hayati organlarına şiddetli bir darbe vuran kimsenin fiili neticesinde mağdur ölmüş ise bu halde gerçekleşen ölüm neticesi bakımından failin TAKSİRLİ sorumluluğu var kabul edilir. Çünkü bu hayati bölgelere şiddetli darbenin mağdurun ölümüne neden olabileceği öngörülebilir.
3- Trafikte yol verme yüzünden çıkan tartışmada A, B ye bir tokat vurmuş ve B nin burnu kanamıştır. Hemofili hastası olan B kan kaybından yaşamını yitirmiştir. Bu olayda A, B nin hemofili hastası olduğunu bilmediği/bilemeyeceği için öldürme suçundan sorumlu olmaz. Sadece gerçekleştirdiği fiil kadarı ile ( kasten yaralama ya da taksirle öldürme ) sorumludur. ( Yargıtay bu durumda taksirle öldürmeyi, fail hastalığı biliyor ise bilinçli taksirle öldürmeyi kabul ediyor. )
4- Cinsel istismar suçlarında mağdurun ölmesi veya bitkisel hayata girmesi halinde, bağımsız ve müstakil yeni bir suç oluşmaz, neticesi sebebiyle ağırlaşmış cinsel istismar suçu söz konusu olur. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2007/5-142 E.N , 2007/240 K.N.)
5- İşkence suçunda mağdurun ölmesi veya durumunda da yine aynı şekilde ayrı bir kasten öldürme suçu değil işkence suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali oluşmaktadır.
6- Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi halinde ise, kasten öldürme suçu değil, NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA suçu oluşur.
4- HUKUKA AYKIRILIK UNSURU
Bir eylemin suç olarak kabul edilebilmesi için hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka aykırılıktan anlaşılması gereken ise; “ söz konusu eylemin sadece ceza kanunu değil hukuk düzeni içerisinde yer alan normlar tarafından mubah sayılmaması-cevaz verilmemesidir ”. Eğer bir eyleme hukuk düzeni izin vermiş ise, o eylemi hukuka uygun kabul etmiş ise o eylemi suç olarak nitelendirmek mümkün değildir. Failin eylemi hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş ise ( hukuka uygunluk sebepleri içerisinde sayılıyor ise ) failin bu fiili hukuka aykırı ve suç olarak kabul edilemez.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer verilen hukuku uygunluk sebepleri şunlardır:- HUKUKA AYKIRILIK UNSURU
ğunu bilmediği/bilemeyeceği için vurarak ölümüne neden olsa idi Bilinçli Taksirle öldürme suçundan
HUKUKA UYGUNLUK HALLERİ:
- Meşru Müdafaa.
- Kanun Hükmünün Yerine Getirilmesi.
- Hakkın Kullanılması.
- Mağdurun Rızası.
Bu durumlarda işlenen fiiller suç değildir. Bu hallerde kişiye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz, dava açılmış ise BERAAT KARARI VERİLİR. Bu nedenler objektiftir. Kişiye bağlı nedenler değildir. Bu durumlarda bulunan bütün kimseler bu hükümler uyarınca değerlendirilir ve ceza verilmez.
1- MEŞRU MÜDAFAA (HAKLI SAVUNMA)
Bir kimsenin kendisine ya da bir başkasına ait bir hakka yönelik olarak gerçekleşen veya gerçekleşmesi kesin olan haksız bir saldırıyı o anda durum ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde ortadan kaldırmaya meşru müdafaa denir.
Meşru müdafaadan söz edebilmek için saldırı ve saldırıya karşı gösterilen savunmaya ilişkin bazı şartların bulunması gerekmektedir.
Saldırıya İlişkin Şartlar:
- Saldırı halen var OLMALI: Saldırı ya halen sürüyor olacak ya da gerçekleşmemiş olsa da gerçekleşmesine kesin gözle bakılıyorsa meşru müdafaa söz konusudur.
Örn: A şahsının elinde bıçak ile B ye saldırması durumunda saldırı günceldir. Bu saldırı da meşru müdafaa söz konusudur.
Örn: X in evi Y tarafından silahla taranmıştır. X evine silah ile ateş edilirken karşı koyar ise meşru müdafaa söz konusu olur. Fakat X o anda değil de ertesi gün Y ye silahlı saldırı da bulunursa meşru müdafaa olmaz.
Bütünüyle sona ermiş bir saldırı için meşru müdafaa olmaz. Ancak saldırının tekrarlanacağına kesin gözle bakılıyor ise meşru müdafaa söz konusu olur.
Örn: X elindeki bıçağı ile Y ye saldırmış ve Y kaçmaktadır. Elinde bıçağı ile Y yi arayan X in eylemi halen devam etmekte olduğu gibi Y ye karşı yaralama fiili de tekrarlanacağı kesin olan bir fiildir ve meşru müdafaa söz konusudur.
Saldırı bir insan hareketi olmalıdır. Hayvan hareketleri ve doğa olaylarında meşru müdafaa değil zorunluluk hali söz konusudur.
- Saldırı HAKSIZ Olmalı: Meşru Müdafaadan söz edebilmek için saldırının haksız olması gerekmektedir. Meşru müdafaa her türlü haksızlığa karşı değil yalnızca HAKSIZ SALDIRAYA karşı kabul edilmiştir.
SALDIRI KONUSU EYLEMİN SUÇ TEŞKİL ETMESİNE GEREK YOKTUR. HAKSIZ EYLEM OLMASI YETERLİDİR.
Örn. Kaçmakta olan ağır cezalık bir hükümlüyü takip eden polisin dur ihtarından sonra silah kullanması durumunda, kaçmakta olan hükümlü bu saldırı dolayısıyla silah kullandığında meşru müdafaadan faydalanamaz. Çünkü polisin kendisine silah kullanması haksız değildir.
Örn. Kendisine saldıran A, şahsına karşı savunma hakkını ( meşru müdafaa ) kullanan B nin eylemine karşı A, B nin saldırısının haksız olduğunu öne sürerek meşru müdafaadan faydalanamaz.
Meşru müdafaadan yararlanan kimse kendi kusurlu hareketi ile saldırıya neden olmuş olsa da meşru savunmadan faydalanabilir.
Örn: F ye küfür eden ve onu sinirlendiren M; F nin kendisini öldürmek amacıyla ateş açması üzerine saldırıyı etkisiz kılmak için F yi yaralamıştır. Bu olayda M haksız saldırıya kendisi neden olmuştur. Ancak bir kimsenin bir başkasına küfür etmesi o kimsenin ölmesini gerektirmeyeceği için F nin ateş açması durumunda M nin meşru müdafaadan yararlanması mümkündür.
Örn. Fail meşru müdafaayı bilerek kurgulamış ise yani meşru müdafaadan yararlanarak F yi öldürmek ya da yaralamak istemişse bu durumda artık meşru müdafaa uygulanamaz.
Saldıran kişinin eylemi suç/cezalandırılabilen bir fiil olmasa da sadece HAKSIZ olması meşru müdafaa için yeterlidir.
Örn. 10 yaşındaki bir çocuğun veya akıl hastasının saldırısına karşı da meşru müdafaa mümkündür.
- Saldırı BİR HAKKA yönelmiş olmalıdır: Saldırının nefse veya ırza yönelmiş olmasına gerek yoktur. Bir kimsenin her hangi bir hakkına yönelik olabilir.
Bu hak; yaşama hakkı, beden dokunulmazlığı olabileceği gibi mülkiyet hakkı, konut dokunulmazlığı hakkı da olabilir.
Her türlü hakka karşı saldırı da meşru müdafaa söz konusu olur. Hakkın önemli bir hak olup olmamasına gerek yoktur.
Savunmaya İlişkin Şartlar
- Savunmada zorunluluk olmalı: Saldırıdan başka surette kurtulma imkanı bulunmamalı.
Savunma, saldırıyı sona erdirmek için daha yumuşak, ancak yanı şekilde etkili bir aracın bulunmaması halinde zorunludur. Ne var ki, kaçma bu kapsamda değildir. Kaçma imkanı var iken kaçmayıp savunmaya geçen kişi de meşru müdafaadan faydalanır. ( Hak Haksızlığa Boyun Eğmemelidir. )
- Savunma ile saldırı arasında nedensellik bağı olmalı: Savunma saldırıya ve saldırıyı yapan kimseye karşı yapılmış olmalı.
Örn: Cemil yaralamak kastı ile Mehmet e karşı bıçak ile saldırmış ve onu yaralamıştır. Mehmet i Cemil e karşı savunma da bulunur ise meşru müdafaa olur. Fakat Cemil in olaya karışmamış olan kızı Serpil e karşı savunma da bulunamaz ona zarar veremez. Zarar verirse meşru müdafaa olamaz.
- Savunma ile Saldırı Arasında ORAN bulunmalı: Savunma saldırıyı def edecek, uzaklaştıracak ölçüde olmalıdır. Oran saldırıda bulunan kişinin elindeki silah ile orantılı bir silah ile savunma, korunan menfaatler arasında da söz konusu olur.
Saldırılan menfaat ile savunmada zarar verilen menfaat arasında mutlak bir eşitlik bulunması zorunlu değildir.
Örn: Kısa boylu ve zayıf olan Recep e karış 2-00 boyunda ve elinde büyükçe bir döner bıçağı ile saldıran Yavuz arasında silahlar bakımından oran yoktur. Recep Yavuz un saldırısını daha etkili bir silah ile ( örneğin ateşli silah ) def edebilir. Bu halde araçlar arasında oran var kabul edilir.
Mal için meşru müdafaada kural olarak insan öldürülmez.
ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA MEŞRU MÜDAFAA
Kanunda kendisine ya da bir başkasına ait bir hakka yönelik olarak gerçekleşen bir saldırıya karşı meşru müdafaa düzenlenmiştir. Yani bir başkasına karşı gerçekleşen bir saldırıya karşı savunma yapılabilir.
Örn: Ormanda piknik yaptığı sırada az ileride birinin bıçaklandığını gören K nın saldırganlara karşı savunmada bulunması mümkündür. K mağduru kurtarmak için faillere karşı her türlü savunma vasıtasını kullanabilir.
MEŞRU MÜDAFAA İÇİN SALDIRININ SADECE KİŞİYE KARŞI İŞLENMİŞ OLMASI GEREKMEZ. BAŞKA BİRİSİNE (üçüncü kişiye karşı) GERÇEKLEŞEN BİR SALDIRIYA KARŞI DA MEŞRU MÜDAFAADA BULUNULABİLİR.
MEŞRU MÜDAFAA HALİNDE EYLEM SUÇ TEŞKİL ETMEZ, EYLEM NEDENİYLE YARGILAMA YAPILMIŞ İSE BERAAT KARARI VERİLİR VE EĞER BİR ZARAR MEYDANA GELMİŞ İSE TAZMİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ YOKTUR.
2- KUNUN HÜKMÜNÜN YERİNE GETİRİLMESİ
Yasa hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez ( T.C.K m. 24/1 )
Kanun hükmünün yerine getirilmesi halinin hukuka uygunluk nedeni olması için şu koşulların bulunması gerekir:
- Kanunun yetkili kıldığı kimsenin eylemde bulunması gerekir,
- Kanunun öngördüğü şekilde davranılmış olmalıdır,
- Kanunun öngördüğü sınır aşılmamalıdır.
Örn: İcra iflas Kanununa göre hacze gidilen evde kimse yok ise ya da mal kaçırmak için evde bulunulmuyor ise bu halde icra müdürü kapıyı açtırabilir. Bu durumda kapının çilingir marifetiyle açtırılması halinde suç oluşmayacaktır.
Örn. Hakkında yakalama emri bulunan bir kimseyi yakalayan kolluk görevlisi de kanun hükmünün yerine getirilmesi ( görevin ifası ) hukuka uygunluk hali kapsamındadır.
3- HAKKIN KULLANILMASI
Türk Ceza Kanununa göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. (TCK m. 26) Örneğin evinin bahçe duvarına Dikkat Köpek Var uyarısı bulunan ev sahibi M nin, geceleri konutuna gelebilecek tehlikelere karşı kendini koruması söz konusudur. Eve hırsızlık amacıyla gece gelen hırsızın köpek tarafından yaralanması durumundan ev sahibi M, hakkını kullandığı için ceza sorumluluğu yoktur..
Hakkın kullanılmasının bir hukuka uygunluk nedeni olması için, hakkın kötüye kullanılmamış olması gerekir.
Örn: Bahçesindeki kirazların çocuklar tarafından toplanmasına engel olmak isteyen bahçe sahibinin ağaca elektrik vermesi durumundan hak kötüye kullanılmış olur. Çünkü bu durumda hak amacını aşacak ölçüde ve başkalarına zarar verecek bir biçimde kullanılmıştır.
Zilyet ( Bir malı elinde bulunduran kimse ) malını her türlü gasp ve saldırıya karşı kuvvet kullanabilir ( M.K. m. 981-1 ).
Tıbbi müdahalelerde de; bir mesleğin icrası hukuka uygunluk nedenidir. Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası şarttır. Ancak hasta rıza beyan edebilecek durumda değil ise sağlığını düzeltmek için ( yüksek bir menfaat ) rıza aranmadan müdahale edilebilir. Yine üstün kamu menfaati için yapılan eylemlerde de rıza aranmaz. Bu eylemler hukuka uygun sayılırlar.
4- İLGİLİNİN RIZASI
Mağdurun rızasının hukuka uygun olarak kabul edilmesi için öncelikle RIZA GÖSTERMEYE EHİL OLMASI GEREKİR. Yani 15 yaşını tamamlamış olması ve ayırt etme gücüne sahip olması gerekir.
Rıza kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin ise hukuka uygunluk nedenidir. Eğer böyle bir hak söz konusu değil ise rıza hukuka uygunluk nedeni değildir. Rıza sözlü, yazılı olarak açıkça verilebileceği gibi ZIMNEN ( Susmak suretiyle ) de verilebilir.
Örneğin, bir başkasının kendisine ait olan kalemi aldığını gören fakat ses çıkarmayan kimsenin durumu zımnen rıza göstermektir.
Üzerinde mutlak surette tasarruf edilebilecek haklar; Malvarlığı hakkı, Şeref üzerindeki hak, hürriyeti üzerindeki hak, cinsel özgürlük olarak sayılabilir.
Yaşama hakkı, vücut bütünlüğü (beden ve organlar) ve devlete ve aileye ilişkin haklarda bireyin mutlak surette tasarruf imkanı yoktur.
Örn: Kişi kendisinin öldürülmesine veya yaralanmasına rıza göstermesi söz konusu değildir. Çünkü bu haklar üzerinde mutlak tasarruf yetkisi yoktur. Ancak kişi malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etmek hakkına sahiptir. Bir kimse malının alınmasına rıza gösterirse hırsızlık suç oluşmaz.
Rızanın hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için EYLEMDEN ÖNCE veya ENGEÇ EYLEM SIRASINDA VERİLMİŞ OLMASI GEREKİR. Eylemden sonra verilen rıza hukuka uyguluk nedeni değildir. Rıza verildikten sonra geri alınmış ise veya söz konusu eylem rıza gösterilen kapsamın dışında ise, hukuka uygunluk nedeninden bahsedilemez.
Örn: Bir kimse bir eşyasının bir başkası tarafından alınmasına o kişi eşyayı almadan önce veya en geç aldığı anda rıza göstermelidir. Eğer eşya alınmış ise artık hırsızlık suçu oluşmuştur. Bundan sonra gösterilen rıza hukuka uygunluk nedeni değildir. Bu tür bir rıza takibi şikayete bağlı suçlar bakımından, şikayetçi olmamak şeklinde tezahür edecektir.
Rıza, eğer ilgili suç tipinde suçun unsuru olarak düzenlenmiş ise (örneğin, reşit olmayanla cinsel ilişki suçu veya göçmen kaçakçılığı suçu, organ satma suçu vs.) bu durumda rıza bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilemez.
HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİNDE SINIRIN AŞILMASI
Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılmasında üç şekilde olabilir:
- Sınırın Kasten aşılması: Sınır kasten aşılmış ise suç oluşur ve hukuka uygunluk sebebinden bahsedilemez. Örneğin saldırgan saldırıyı bitirmiş ve arkasını dönüp gider iken ona karşı öldürme fiili gerçekleştirilirse kasten öldürme suçu oluşur.
- Sınırın Taksirle Aşılması: Eğer sınır dikkatsizlik ve özensizlik sebebiyle aşılmış ise eylem taksirli olduğunda cezalandırılıyorsa taksirli halden ceza verilir. Örn: Kendisine saldıran saldırgan a karşı savunmada bulunurken onun aşarı şekilde yaralanmasına neden olan kimse sınırı taksirle aşmış ise taksirle yaralama suçundan sorumlu olur.
- Sınırın Korku Heyecan ve Panik İle sınırın aşılması: SADECE MEŞRU MÜDAFAA HALİNDE olayın olduğu sırada, heyecan ve panik ile sınırın aşılması durumunda failin SORUMLULUGU YOKTUR. Örn: gece vakti kendisine saldıran kişilere karşı güç kullanırken heyecan ve korku nedeniyle aşırı güç kullanan kimse saldırganlar ölmüş olsa bile sorumlu olmaz.
KUSURLULUK (CEZALANDIRILABİLİRLİK)
Kusurluluk, işlenen fiil dolayısıyla bir insan olarak failin hangi şartlarda sorumlu tutulacağını tespit etmeye yarar ve işlediği fiille ilgili olarak kişideki iradenin oluşum şartlarının tespiti ve bu tespite istinaden gerçekleştirdiği eylem dolayısıyla failin şahsen cezalandırılması gerekip gerekmediği, diğer bir ifadeyle kınanabilirliği hususundaki yargıyı ifade eder.
Kusurluluk suçun unsuru değildir. İşlenmiş bir suç nedeniyle, failin cezalandırılabilmesini sağlayan bir ilkedir. Failin cezalandırılabilmesi için, eyleminin suç olması (tipe uygun ve hukuka aykırı) yeterli değildir. Aynı zamanda failin kusurlu da olması gerekir. Buna göreB
Tipe Uygunluk (Tipiklik) + Hukuka Aykırılık= SUÇ
Suç+ Kusurluluk (Cezalandırılabilirlik)= CEZA
Kanuni tanımda yer verilen suç, failin kusur yeteneği olmadan dahi işlense haksız bir fiildir ve SUÇ NİTELİĞİNİ KORUR.
Örn. Bir akıl hastası bir şahsı öldürse eylem suçtur ve fail akıl hastası olduğu için kusur yeteneği yoktur ve cezalandırılamaz.
Kusurluğun iki unsuru vardır; algılama yeteneği ( işlediği fiilin mahiyetini ve sonuçları anlama ), irade ( hareketlerini yönlendirebilme ) yeteneği.
Kusur yeteneği, fiilin işlendiği anda mevcut olmalıdır. Suçun işlenmesinden sonra kusur yeteneğinin kalkması failin bu suç dolayısıyla sorumluluğunu etkilemez.
KUSURLULUĞU KALDIRAN ya da AZALTAN NEDENLER
Aşağıda sayılan durumlarda kişinin kusurluluğu tam ya da kısmen kalkmaktadır ve bu sebeple de kişinin ceza sorumluluğu kalmakta ya da azalmaktadır.
- Zorunluluk hali ( ıztırar )
- Haksız Tahrik
- Bağlayıcı Emrin Yerine Getirilmesi,
- Cebir, Şiddet, Korkutma ve Tehdit
- Hata
- Yaş Küçüklüğü
- Sağır ve Dilsizlik
- Akıl Hastalığı
- Geçici Nedenler, Alkol ve Uyuşturucu Etkisinde Olma.
1- ZORUNLULUK HALİ ( IZTIRAR )
Gerek kendisine ve gerekse bir başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka surette korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiilden dolayı kişiye ceza verilmez.
Bu hallerde eylem SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR fakat faile CEZA VERİLMEZ. Zorunluluk halinde işlenen suç hakkında BERAAT KARARI DEĞİL, CEZA VERİLMEYE YER OLMADIĞINA karar verilir. Yine bu eylem nedeniyle ortaya çıkan zararların TAZMİNİ GEREKİR.
Zorunluluk Halinden Söz edebilmek için aşağıdaki şartların bulunması gerekmektedir:
Tehlikeye İlişkin Şartlar:
- Kişinin KENDİSİNE ya da BİR BAŞKASININ BİR HAKKINA yönelik bir tehlike olacak,
- Bu tehlike AĞIR VE MUHAKKAK olacak,
- Tehlikeye bilerek neden olunmamış olacak,
- Tehlikeye karşı koyma yükümlülüğü bulunmayacak ( örn: Yangın söz konusu ise itfaiye erinin yangına karşı koyma yükümlülüğü vardır. İtfaiye eri haklı bir durum söz konusu olmadıkça yangından kaçamaz. Eğer itfaiye eri yangından kaçarken bir kimseyi ezerse ve yaralanmasına neden olur ise, bu halde zorunluluk halinden faydalanamaz. Çünkü tehlikeye karşı koyma yükümlülüğü var.)
Korunmaya İlişkin Şartlar
- Başka surette korunma imkânı olmayacak,
- Tehlikenin ağırlığı ile yapılan eylem arasında ORAN
Örn: Karlı ve soğuk bir havada dağda mahsur kalan bir dağcı soğuktan donmamak için bir dağ evinin kapısını kırsa ve içine girse, içeride ısınsa ve nihayet dolaptaki yiyecekleri yese bu eylemi nedeniyle cezalandırılamaz. Ancak bu durumda eylem suç vasfını korumaktadır. Yine dağcının verdiği zararları tazmin yükümlülüğü vardır. ( MEŞRU MÜDAFAA DA EYLEM SUÇ DEĞİL VE ZARARLARI TAZMİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ de YOKTUR )
MEŞRU MÜDAFAA DA BİR HAKKA SALDIRI SÖZ KONUSU İKEN ZORUNLULUK HALİNDE BİR HAKKA YÖNELİK TEHLİKE SÖZ KONUSUDUR.
Örn: Evinde çıkan yangından kaçarken yerde yatan çocuğunu ezerek ölümüne neden olan kimsenin durumu ZORUNLULUK HALİDİR. Yine yokuş aşağı giderken arabasının freni boşalan kimsenin insanlara çarpmamak için yol kenarındaki arabaya çarpması da zorunluluk haline örnek teşkil eder.
ÜÇÜNCÜ KİŞİNİNİ İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMDAN KURTARILMASI İÇİN ÜÇÜNCÜ KİŞİ YARARINA ZORUNLULUK HALİ SÖZ KONUSU OLABİLİR.
Örn: Komşusunun evini su bastığını veya yandığını gören bir kimsenin bir başka komşusunun camını kırarak içeri girmesi halinde de zorunluluk durumu söz konusu olur.
Hayvan saldırısı veya doğa olayları (afet vs.) sırasında işlenen fiiller de zorunluluk hali kapsamındadır.
Örn: Toprak kaymasından veya saldırgan bir köpeğin saldırısından kaçarken bir başkasına çarpıp yaralanmasına neden olmak.
2- HAKSIZ TAHRİK
Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimsenin cezasında indirim uygulanmasına imkân sağlayan durum haksız tahriktir. Bu durumda fail suçu işlerken içinde bulunduğu ruh hali ve psikolojik durum itibariyle haddet ve elemin etkisi altında suç işlemektedir.
Haksız tahrik ceza sorumluluğunu KALDIRMAZ, AZALTIR. Faile ceza verilir fakat İNDİRİM YAPILIR (Tahrikin niteliğine ve olayın özelliğine göre 1/4- ¾ arasında indirim)
Hiddet ve elem HAKSIZ BİR FİİLDEN KAYNAKLANMAKTADIR. Haksız fiilin suç olmasına gerek yoktur, haksız olması yeterlidir.
Bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen dolayısıyla haksız tahrik indirimi uygulanamaz.
Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır.
Haksız tahrikin uygulanabilmesi için, suçun haksızlığı yapan kimseye karşı işlenmesi gerekmektedir. Örn: Kendisi hakkında dedikodu çıkaran bir kimsenin oğluna karşı suç işlenmiş ise haksız tahrik söz konusu olmaz. Çünkü suç haksızlığı yapan kimseye karşı işlenmemiştir.
Örn: Bir kimsenin kendisine hakaret eden kimseyi darp etmesi halinde haksız tahrik söz konusudur. Çünkü hakaret haksız bir fiildir.
Haksız fiilin bizzat suç işleyen kimseye yönelik olmasına gerek yoktur. Örn: küçük bir çocuğun birkaç yetişkin tarafından dövüldüğünü gören bir kimse bu durumun etkisi altında çocuğu döven kimselere karış suç işler ise bu durumda haksız tahrik söz konusu olur.
Suç haksız eyleme tepki olarak işlenmiş olmalı ve haksız eylem ile tepki olarak işlenen suç arasında çok uzun süre geçmemiş olmalıdır.
Örn: Kendisine hakaret eden bir kimseyi 2 yıl sonra öldüren bir kimsenin haksız tahrik altında suç işlediğini söylemek mümkün değildir.
HAKSIZ FİİL İLE İŞLENEN SUÇ ARASINDA ORAN ARANMAZ. ÇÜNKÜ HAKSIZ TAHRİK BİR CEZASIZLIK NEDENİ DEĞİL SADECE İNDİRİM NEDENİDİR.
3- BAĞLAYICI EMRİN YERİNE GETİRİLMESİ
Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan kimse bu hareketinden dolayı sorumlu olmaz. ( T.C.K m. 24-2 )
Emir bir TÜRK merciinden verilmelidir, emri veren emir vermeye yetkili olmalıdır, emrin yerine getirilmesi zorunlu olmalıdır ( bağlayıcı emir olmalıdır ), emir kanuna uygun olmalıdır.
Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. ( T.C.K m. 24-3 )
ANAYASA Madde 137’ye göre:
“ Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.”
Konusu suç olmayan ve yazılı olarak amir tarafından ISRAR EDİLEN emri yerine getiren açısından bir hukuka uygunluk nedeni değil, bir sorumsuzluk nedeni söz konusudur. Yerine getirme zorunluluğu, esasen hukuka aykırı olan emri hukuka uygun hâle getirmez. Ancak, hiyerarşik yapı dolayısıyla, emri yerine getiren sorumlu olmaz. Bu durumda sorumluluk, emri verene aittir.
Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.
Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır”
Kolluk görevlileri için tek özel durum: Kolluk görevlilerinin kendilerine verilen emirlerin hukuka uygunluğunu tartışamamasıdır. Emir hukuka aykırı olsa dahi kolluk görevlisi emri yerine getirmek zorundadır. Ancak konusu suç teşkil eden emir KOLLUK GÖREVLİSİ TARAFINDAN DAHİ YERİNE GETİRİLEMEZ. Getirilirse emri veren de suçu suçu işleyen de sorumludur.
Örn. Ruhsatsız silah taşıyan bir kimseyi yakalayıp karakola götüren ve yasal işlem başlatan polis memurunun, o sırada karakola gelen emniyet amirinin yasaya aykırı olarak verdiği emri yerine getirerek, düzenlediği tutanağı yırtarak ruhsatsız silahı ilgili şahsa geri verip, şahsı serbest bırakması durumunda emri veren ( emniyet amiri ) de suçu işleyen (polis memuru ) de sorumludur.
4- CEBİR ŞİDDET KORKUTMA VE TEHDİT
T.C.K m. 28 e göre: Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir, şiddet veya tehdidi kullanan kimse fail sayılır.
Örn: İtfaiye görevlisinin bir odaya kapatılarak yangın söndürmesinin engellenmesi ya da yardıma gelen kimselerin yardım etmesine izin verilmemesi.
Örn: A, suç işlemesi amacıyla B yi aç bırakmıştır. Olayda korkutma ( açlıktan ölmek korkusu ) söz konusudur. Yine A kendisine, kaçak inşaat ruhsatı vermezse B yi öldüreceğini söylemiş ise bu durumda tehdit vardır ve faile ceza verilmez.
Örn. Bir kimsenin tehdit dolayısıyla saldırgandan kaçmak için bir başkasının aracını çalması durumunda da o kimseye ceza verilmez.
Bu örneklerden hareketle, Cebir, Tehdit ve Korkutma Hallerinin Kusurluluğu kaldırması için bulunması gereken şartlar şu şekilde sıralanabilir:
- Korkutma, cebir, tehdit ile işlenen suç arasında ORAN olmalıdır.
- Korkutma, cebir ve tehdidin ağır ve kesin olması gerekir.
- Tehditte bulunanın isteklerine boyun eğmeden, bu tehditten kurtulma olanağının bulunmaması
- Tehdit in ortaya çıkmasına bilerek sebep olunmamış olmalıdır.
5- HATA
Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz.
Kişi fiili işlediği sırada suçun unsurları konusunda hataya düşmüş ise kasten hareket etmiş sayılamaz. Örneğin; hırsızlık suçunun işlenebilmesi için “başkasına ait olduğu bilinen bir taşınır eşyanın” rızaya aykırı olarak alınması gerekmektedir. O halde, kendisinin zannederek arkadaşının bisikletini alan bir kimse “kasten hareket etmiş sayılamayacağı için” hırsızlık suçunu işlemiş olmaz. Bu fiil sebebiyle fail hakkında CMK’nın 223/2,c hükmü uyarınca, “yüklenen suç açısından failin kastının yokluğu” sebebiyle beraat kararı verilir.
Suçun unsurlarındaki hatanın kasta dayanan ceza sorumluluğu kaldırabilmesi için “esaslı bir hata” olması gerekir. Fail hataya düşmemiş olsaydı eylemi suç teşkil etmeyecek idi denilebiliyor ise hata, esaslı bir hatadır. Bu türden hataya, fiil hatası da denilmektedir.
Örneğin, arkadaşının tarifi ile onun kaldığı konutu bulmaya çalışan bir kimsenin yanlışlıkla kapısı açık bulunan dairenin kapısından içeri girmesi.
Fiil hatası (tipiklikte hata) failin kastını kaldırır. Failin, fiil hatası bakımından taksirli sorumluluğu devam eder. Eğer failin hatalı hareketi sonucunda meydana getirdiği netice kanunda düzenlenen taksirli bir suçun oluşumuna sebep olmuş ise fail bu neticeden sorumludur.
Örneğin; bir avcının tavşan zannederek çalılıklardaki kıpırtıya ateş etmesi ve hata ile diğer avcıyı vurması halinde fiili hatası vardır ve kasten hareket etmiş sayılmaz. Bu sebeple kasten öldürme suçunu işlemiş olmaz. Ancak failin bu fiili hatası sonucu ortaya çıkan netice ceza kanunu kapsamında taksirle öldürme suçunu oluşturduğu için; fail, taksirle öldürme suçundan dolayı sorumludur.
Failin hatası, suç konusunun aidiyetinde veya mağdurda hata ise bu halde failin hatası önemsizdir. İşlediği fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştiren failin, suç konusunda ya da mağdurun şahsında hataya düşmesi onun kasten hareket etmediği anlamına gelmez. Bu durumda fail hataya düşmemiş olsaydı da fiili kasten işlenmiş bir suç niteliğindeydi.
Örneğin; A, B’nin aracını çalmak isterken C’nin aracını çalmış olsa (suç konusunda hata) ya da B’yi öldürmek isterken C’yi öldürmüş olsa (mağdurun şahsında hata) fail A, her iki durumda da kasten hareket etmiştir. İstediği kişiden bir başkasının eşyasını çalmış olması veya istediği kişiden başka birisini öldürmüş olması onun kastını ortadan kaldırmaz. Fail A, kasten işlenmiş suç sebebiyle sorumlu olur.
Ancak, fail, bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşer ise bu hatasından faydalanır.
Örneğin, A, babası B’yi öldürmek isterken havanın karanlık olması sebebiyle mağdurun şahsında hataya düşerek annesi C’yi öldürmüştür. Burada A kasten hareket etmiştir ve kasten öldürme suçundan sorumludur. Ancak fail gerçekte babası öldürmek istemiş olsa da mağdurun şahsında hataya düşerek babasını öldürememiştir. Fail A, öldürdüğü kişinin annesi olduğunu bilmediği için annesini öldürmüş gibi değil (TCK m. 82,d) herhangi bir kişiyi öldürmüş gibi (TCK m. 81) cezalandırılır.
Örn: A, değerli bir mücevheri çaldığını düşünmektedir. Oysa çaldığı şey değersiz bir takıdan ibarettir. Bu halde, A değerli bir mücevheri çalmış olmaktan değil değeri az olan bir eşyayı çalmaktan sorumludur ve cezayı hafifleten bu durumdan (hırsızlık suçu bakımından çalınan eşyanın değerinin az olması cezayı azaltan bir haldir ve fail, bu halden faydalanır.
Yine aynı şekilde, fail B, aralarında düşmanlık bulunan C’yi öldürmek isterken mağdurun şahsında hataya düşerek babasını öldürmüş olsa bu halde de, babasını öldürdüğünü bilmediği için bu hatasından faydalanır ve -gerçekleşen netice bakımından- herhangi birini öldürmüş gibi kasten öldürme suçunun temel şeklinden sorumlu olur.
Fail, nedensellik bağında hataya düşmüş ise bu hatası failin ceza sorumluluğunu etkilemez. Örneğin; A, B’yi öldürmek maksadı ile üst geçitten tren raylarının üzerine atar ancak B, tren çarpması sonucu değil kafasını raylara çarparak yaşamını yitirir. Bu olay itibariyle nedensellik bağındaki sapma önemsizdir fail kasten öldürme suçundan sorumludur.
Örn: A, B’nin boğazını sıkıp onu öldürdüğünü zanneder ve fakat B’nin ölümü, A’nın olaya intihar süsü vermek için baygın halde olan B’yi bir iple tavana asması sebebiyle gerçekleşir. Bu olay itirabiyle de nedensellik bağındaki hata (yanılma) önemsizdir fail kasten öldürme suçundan sorumludur.
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
Fail, “kaçınılmaz bir hataya düşerek” gerçekte ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan bir neden olduğu hissiyle eylemi gerçekleştirmiş ise bu hatasından faydalanır. Örneğin; A, kendisine ses tabancası (kuru sıkı) ile ateş eden B’ye ateş eder ve onu öldürür. Burada gerçekte meşru müdafaa hali söz konusu olmasa da A, meşru müdafaanın gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda “kaçınılmaz bir hataya” düşmüştür ve tıpkı meşru müdafaada bulunmuş gibi hukuka uygunluk halinden faydalanır, A’ya ceza verilmez.
Örn: Gece vakti devriye görevini yerine getiren polis memurları, karanlık bir ara sokakta A’nın B’nin başına silah doğrulttuğunu görür ve onu bacağından yaralayarak yakalar. Ancak daha sonradan anlaşılır ki; A, arkadaşı B’ye şaka yapmak istemiştir. Bu olayda polis memurları hukuka uygunluk sebebinde “kaçınılmaz” bir hataya düşmüştür ve bu hatalarından faydalanır. Eylemleri sebebiyle cezalandırılamaz.
Örn: Oturduğu binaya yeni taşınmış olan C, gece vakti yapılacak olan deprem tatbikatından habersiz bir şekilde; gece vakti deprem uyarısını duyar duymaz koşarak merdivenlerden aşağı inmeye çalışırken karşı komşusu B’ye çarparak yaralanmasına neden olur. Bu olay itibariyle zorunluluk hali hali bakımından C kaçınılmaz bir hataya düşmüştür ve C bu hatasından faydalanır.
İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz. (Haksızlık yanılgısı-yasak hatası- hukuki hata)
Fail, işlediği fiilin hukuk düzeni tarafından yasaklandığı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş ise cezalandırılmaz. Fail işlediği fiilin “haksız” olduğu konusunda hataya düşmüş; diğer bir deyişle “hukuka uygun bir fiil gerçekleştirdiğini tasavvur ederek” fiili gerçekleştirmiş ise bu hatasından faydalanır.
Örn: A yakın arkadaşı ve komşusu B tatilde iken evine girerek bozuk olduğunu bildiği çeşmesini tamir ettirmiştir. Bu olay itibariyle A eylemi hukuka ya da daha doğru bir ifade ile toplumsal hayatı düzenleyen davranış kurallarına uygun tasavvur etmektedir. Bu sebeple A, konut dokunulmazlığını ihlal suçu sebebiyle sorumlu olmaz.
Örn: Köy sınırları içinde bulunan bir tarihi eserin (kervansaray) kapısının yerinden düştüğünü gören bir köylünün, birkaç çivi çakmak suretiyle kapıyı tamir edip yerine sabitlemesinde eylemi gerçekleştirirken eyleminin; “tarihi esere zarar vermek” türünden bir haksızlık olduğu konusunda bir yanılgısı vardır. Bu kimse eyleminin haksız olup olmadığı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüştür.
Ancak fail, fiili işlerken “haksız olduğunu” bilerek işlemiş ve fakat “suç olup olmadığı” konusunda hataya düşmüş ise ceza sorumluluğu kalkmaz.
Örneğin; uyuşturucu kullanan veya kullanmak için bulunduran kişi, eylemi gerçekleştirirken “haksız olduğunu bilerek” gerçekleştirmektedir. Bu kimsenin (yabancı bir kişi olsa ve kendi ülkesinde serbest olsa dahi) yanılgısı “eylemin suç olup olmadığı” konusundadır. Bu kimsenin ceza sorumluluğu tamdır. Çünkü TCK’nin 4. maddesine göre, “ceza kanunlarını bilmemek mazeret değildir”.
Hedefte Sapma
Tek Neticeli Sapma: Fail mağdurun şahsında (şahısta hata) ve suçun konusunda hataya düşer ise bu durum yukarıda zikredilen suçun kanuni tanımında hata ve cezayı ağırlaştıran ya da hafifleten nitelikli hallerde hata kapsamında çözümlenmektedir. Bu sebeple, şahısta hataya ilişkin olarak TCK’de ayrı bir hükme yer verilmesi gereksiz görülmüştür. Aynı şekilde, hedefte hata hali de aynı şahısta ve suç konusunda hata kapsamında çözümlenecek bir konu olduğu için bu konu hakkında da ayrı bir hüküm yer almamaktadır.
Örneğin; A, öldürmek amacıyla B’ye ateş etmiş ve fakat B’ye isabet ettiremeyerek onun yanında bulunan C’nin yaralanmasına neden olmuştur (suç konuları aynı). Bu olay itibariyle birisi faili istediği öldürme neticesi (ölüm neticesi elde olmayan sebeplerle gerçekleşmediği için kasten öldürmeye teşebbüs suçu söz konusu olur) ve diğeri de sapma sonucu ortaya çıkan yaralama neticesi vardır. Şu halde failin bu fiil sebebiyle hangi suç/suçlardan sorumlu olacağı konusu içtima (zincirleme suç-fikri içtima) konusunu ilgilendirmektedir.
Çok Neticeli Sapma: Failin gerçekleştirmek istediği netice ile birlikte konusu aynı veya farklı olan başka neticeler de meydana gelir.
– Birden çok kişiye karşı aynı suçun işlenmesi; A, öldürmek amacıyla B’ye ateş eder ve B ve onun yanındaki C’yi kasten veya olası kast ile öldürür. Bu olay itibariyle B’ye karşı işlenmiş kasten öldürme suçu; C’ye karşı işlenmiş kasten veya olası kast ile işlenmiş öldürme suçu söz konusu olacağı için aynı suçun (kasten öldürme) tek hareketle birden fazla kişiye karşı işlenmesi (aynı türden fikri içtima) vardır. Ancak aynı türden fikri içtima TCK’nin 43/2 hükmü içerisinde “zincirleme suç” başlığı altında düzenlenmiştir. TCK’nin 43. maddesinin 3. fıkrası “kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma” suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını yasaklamıştır. Bu sebeple somut olay bakımından tek bir hareket ile B ve C’nin ölümü hakkında gerçek içtima hükümleri uygulanır ve A, her iki öldürme sebebiyle ayrı ayrı cezalandırılır. Meydana gelen neticeler aynı suç olduğu için (tek bir fiil ile iki kişiye karşı aynı suç) için TCK’nin 44. maddesinde yer alan “farklı türden fikri içtima” hükmünün uygulanması mümkün değildir.
– Tek hareketle birden fazla farklı suçun işlenmesi; A, öldürmek amacıyla B’ye ateş eder ancak kurşun, B ile birlikte olay yerinden geçmekte olan C’ye de isabet eder. Bu durumda B’ye karşı kasten öldürme, C’ye karşı da bilinçli taksirle veya taksirle öldürme suçu olmak üzere iki farklı suç tek bir fiil ile işlenmiştir. Bu halde farklı türden fikri içtima söz konusu olduğu için, TCK’nin 44. maddesinde yer alan, “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” hükmü uyarınca fail sadece B’ye yönelik kasten öldürme suçundan sorumludur.
Yine aynı şekilde, A’ya fırlatılan taşın, A’ya isabet edip daha sonra, A’nın arkasında bulunan bir aracın camına isabet edip onu kırması örneğinde de, tek bir hareket ile iki farklı suç işlenmiş olur ve TCK’nin 44. maddesi (farklı türden fikri içtima) uyarınca fail en ağır suçtan (A’yı kasten yaralamak suçu) sorumludur.
6- YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ
Ceza kanunun bakımından 12 yaşını doldurmamış kimselerin ceza sorumluluğu yoktur. Bu yaştaki kimseler suç işleseler dahi cezalandırılamaz. ANCAK BU ÇOCUKLAR HAKKINDA GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULANABİLİR. ( Aile yanına yerleştirme, eğitim kurumu, tedavi vs. )
Çocuk: Ceza kanununa göre 18 yaşını tamamlamamış kimseler çocuk olarak kabul edilmektedir.
Ceza Kanunu Bakımından Çocuklar üç gruba ayrılır:
- 0-12 yaş; hiçbir ceza sorumluluğu yoktur. Bu durumdaki çocuklara güvenliktedbiri uygulanabilir.
- 12-15 yaş; yaptıkları hareketin sonucunu kavrayabiliyor ve kendilerini yönlendirme yetenekleri var ise sorumludurlar. Bu yetenekler yok ise ceza sorumlulukları yoktur (Güvenlik tedbiri uygulanır). Eğer bu yetenekler var ise cezalandırılırlar ve cezaları indirilir.
- 15-18 yaş; işledikleri fiilin anlam ve sonuçlarını kavrama ve hareketlerini yönlendirme yetenekleri bulunduğu için ceza sorumlulukları tamdır. Sadece çocuk olmaları sebebiyle cezaları indirilerek verilir.
7- SAĞIR VE DİLSİZLİK
Sağır ve dilsiz kimselerin algılama yetenekleri yaşıtlarına göre daha geç geliştiğinden sağır ve dilsizler hakkında indirim öngörülmüştür. Bu durumda olan kimseler hakkında:
- 15 yaşını doldurmamış sağır dilsizlerin cezai sorumluluğu yoktur ( 12 yaşını doldurmamış çocuklar gibi )
- 15-18 Yaş arasındaki sağır dilsizler hakkında 12-15 yaş arasındaki çocuklar ilişkin hükümler ve indirimler uygulanır.
- 18-21 Yaş arasındaki sağır dilsizler hakkında 15-18 yaş arasındaki çocuklara ilişkin hükümler ve indirimler uygulanır.
21 yaşını tamamlamış SAĞIR VE DİLSİZLER HAKKINDA İNDİRİM YOKTUR. BUNLARIN CEZAİ SORUMLULUKLARI TAMDIR.
8- AKIL HASTALIĞI
Akıl hastalığının tam ve kısmi akıl hastalığı olarak ikiye ayrılmaktadır:
Tam Akıl Hastalığı: İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULANIR.
Kısmi Akıl Hastalığı: İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği KISMEN azalmış olan kişiye ceza verilir ancak cezada İNDİRİM YAPILIR.
Akıl hastalığı bakımından önemli olan husus, akıl hastalığının SUÇUN İŞLENDİĞİ SIRADA OLMASI ve failin hareketlerini yönlendirme yeteneğini Tamamen veya Kısmen Ortadan Kaldırmasıdır.
9- GEÇİCİ NEDENLER, ALKOL VE UYUŞTURUCU ETKİSİNDE OLMA
“ Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.”(TCK m. 34)
Örn: Zorla alkol ya da uyuşturucu verilerek bir kimseyi zayıflamış kişinin suç işlemesi halinde bu kimseye ceza verilmez.
Örn: Uyurgezer bir annenin gece çocuğunun üzerine basması ya da eteşli hastalık sırasında kişinin yanındakine hakeret etmesi veya epilepsi (sara) hastası birinin kriz geçirirken bir başkasına zarar vermesi gibi.
İRADİ OLARAK ALKOL YA DA UYUŞTURUCU ALINMIŞ VE BU ETKİ İLE SUÇ İŞLENMİŞ İSE BU DURUMDA FAİLİN CEZAİ SORUMLULUĞU TAMDIR. CEZADAN HİÇ BİR İNDİRİM YAPILMAZ.
Örn: Alkol alıp trafiğe çıkan ve alkollü olarak kaza yapan kimse veya uykusu geldiği halde araç kullanmaya devam eden sürücü geçici nedenin oluşması bakımından kusurludur ve kusuru oranında sorumludur. Ancak zorla uyuşturucu ya da alkol verilerek araca bindirilip kaza yapan kimse ise sorumlu değildir.
SONRAKİ SAYFAYA GEÇİNİZ
[wp_ad_camp_5]
sonraki sayfadan devam ediniz