Koşullar:
- araç işletenin aracının katıldığı bir kaza ya da arıza olmalıdır.
- Bu kaza nedeniyle bir 3. kişi kurtarma faaliyetlerine katılmış olmalıdır.
- Yardımda bulunan zarara uğramış olmalıdır.
- Araç işleten bu kazadan dolayı sorumlu olmalı veya yardım doğrudan doğruya kendisine veya araçtakilere yapılmalıdır.
Araç işleten kusursuzluğunu değil illiyet bağını kesen sebepleri kanıtlamalıdır. Genel illiyet bağını kesen sebepler tek başına sorumluluktan kurtulmayı sağlamaz. Araç işletenin illiyet bağını kesen sebeplere dayanarak sorumluluktan kurtulması için ana koşula ek olarak özel koşullar gerekir. Bunlar;
- zararın doğumunda kusurunun bulunmaması
- araçtaki bir bozukluğun etkili olmaması.
- Kendisinin yada eylerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurunun bulunmaması.
Ana koşulè mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve 3. kişinin ağır kusuru illiyet bağını keser. Fren tertibatında olan bozukluk illiyet bağını kesen sebep olmasına rağmen araç işletenin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kusursuz sorumluluk için kişinin kusuru varsa munzam kusur vardır ve illiyet bağını kesen kanıtlar işe yaramaz ve tazminat kararında aleyhte hüküm verilir. Karayolları trafik kanunu özel kurtuluş kanıtı hallerine yol vermiştir. Bunlar;
- çalınana ya da araç işletenin izni dışında kullanılan zarardan sorumlulukta çalınma veya gaspta kusurunun olmadığını kanıtlarsa kusursuz sorumluluk halinden kurtulur. Bu yeterlidir.
- hatır için taşıma yada araç verilmesinde araç işleten kural olarak kusursuz sorumlu ancak hatır ilişkisini kanıtladığında kusurlu sorumluluğa dönüşür.
Hüküm ve Sonuçları:
Doğan zararın tazmini gündeme gelebilir. Birden fazla kusursuz sorumlu kişi ya da birden fazla kusurlu sorumlu kişi olabilir.
Araç sahibi è ktk 85
İşleten è ktk 85
Sürücü è Borçlar kanunu 41
Sigorta şirketi è sözleşmeden doğan sorumluluk.
Birden fazla kişinin değişik hukuksal nedenlerle sorumluluğu Borçlar kanunu 51 de düzenlenmiştir. Müteselsil sorumluluk diye adlandırılır. Yargıtay 4. dairesi otobüs firmaları sadece bilet kesse dahi kusursuz sorumlu sayılacağı yönünde karar vermiştir.
Zarardan sorumlu kişilerin birbirlerine rücu hakkı doğar. Karayolları trafik kanunu 88. maddesi kişilerin rücu haklarını ve oranını yargıca bırakmıştır. Tazminat indirim sebepleri varsa yargıç bunu dikkate alacaktır.
Sorumsuzluk anlaşmaları geçerli midir? Zarar dogmadan önce yapılan anlaşmalar sorumsuzluk anlaşmalarıdır. Zarar doğduktan sonra tazminat miktarına ilişkin anlaşmalar geçerli midir?
Sorumsuzluk anlaşması karayolları trafik kanunu madde 111 de düzenlenmiş ve bunların geçersiz olduğu buna rağmen yapılırsa hukuka aykırı olduğunu Borçlar kanunu madde 19 ve 20 gereği batıldır. Sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarına ilişkin yapılan anlaşmalar geçerlidir. Ancak karayolları trafik kanunu zarar görenin içine düştüğü zor durumdan ötürü bu tür anlaşmaları yaptığı tarihten 2 yıl içersinde iptali istemine olanak tanımıştır. İptal istemi için tazminat miktarı yetersiz ya da fahiş olmalı ve bu açıkça görülmelidir. Zarar araç işletenin kusursuz sorumluluğundan doğmaktaysa zararı ve faili öğrendikten sonraki 2 yıl; olaydan sonra 10 yıl, eylem aynı zamanda suç teşkil ediyorsa ceza zamanaşımı uygulanamaz. Birden fazla kişinin sorumluluğu halinde rücu alacağı süresi düzenlenmiştir. Zararı tazmin edenin rücü alacağını 2 yıl olarak belirlemiştir kanun. Değişik hukuksal nedenlerden dolayı birden fazla kişinin haksız fiilden sorumluluğunu Borçlar kanunu madde 50den farklı eksik müteselsil sorumlu kişiden birine karşı zamanaşımını kesen neden sübjektif. Sorumlu kişiye karşı zamanaşımı kesilmişse sigorta şirketine karşı da kesilmiştir.
Yargı uygulamasında karşılaşılan ve yorumla çözüm fiil suç teşkil ediyor ve bu fiil için ceza yargısı daha uzun zamanaşımı süresi öngörüyorsa tazminat alacağı içinde aynı zamanaşımı süresi öngörülür. Eylemi suç teşkil eden ve sorumlu olan şoför için uzun zamanaşımı süresi uygulanır. Bu Borçlar kanunu madde 60 mantığıdır. Ancak yargı kararında zarar göreni korumak düşüncesiyle araç işletenler de daha uzun zamanaşımı süresine tabii tutulur.
SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDEN DOĞAN BORÇLAR
Konu Borçlar kanunu madde 61 – 66 ile ilgilidir. Haksız rekabete karşı açılan davalarda bu haksız rekabet sonucu sebepsiz zenginleşme olması hali. Kişilik haklarında saldırıya uğrayan kişiye failin bu hareketinden elde ettiği kazanç varsa bunları isteme hakkı tanınmıştır. Patent, endüstriyel tasarımlara karşı saldırılarda açılacak davalara sebepsiz zenginleşmede yer verilmiştir. Haksız bir fiil ile mal iktisabından doğan borçlar başlığında düzenlenir. Bu isabetli bir başlık değildir. Sebepsiz zenginleşme olarak düzeltilmelidir. Sebepsiz zenginleşme ile haksız fiil arasında farklar bulunmakta bu kavramlar aynı olarak nitelendirilemeyecek durumdadır.
- haksız fiilin borç doğurabilmesi için eylemin tüm hukuk düzenince ret edilmesi ve diğer unsurları barındırması gerekir. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurabilmesi için hukuka aykırılık aranmaz. Mal varlıkları arasında haklı bir neden olmaksızın değişim olması borç doğmasına yeter. Fiilin haksız olma koşulu aranmaz. Mal iktisabından doğan borçlar kavramı yeterli değil. İktisap şeklinde olmayan zenginleşmeler de vardır. B bankaya borcunu ödüyor ancak yanlışlıkla c nin borcu siliniyor. İktisap dışında borçlanmaya yol açılabilir.
Sebepsiz zenginleşme bir borç kaynağıdır. Yaygınlık derecesine göre borç kaynakları düzenlenmiştir. Sebepsiz zenginleşme borç doğurabilmesi için zenginleşen kişi aleyhine zenginleştiğini geri almayı sağlayan başka dava imkanları varsa gündeme gelmez. Rıza dışında zilyetlinden kaçırılan mal sebepsiz zenginleşme konusuyla dava edilip istenme hakkı yok. Ayni istihkak davası açma olanağı bulunduğundan sebepsiz zenginleşme ileri sürülemez. Burada mal mülkiyetinden çıkmamıştır. Bu nedenle sebepsiz zenginleşme tali nitellikli bir borç kaynağıdır. Şahsi nitelikte bir borç kaynağı oluşturur. Zenginleşenle fakirleşen arasında nispi bir ilişki doğar. Zenginleşen kişilerden 3. kişilerce mal iktisap edilmiş ve bu kanunca koruma altındaysa davacı zenginleşen kişiyi sorumlu tutabilir. Aynen eşyanın yerine konması mümkün değilse yerine geçer değerin ifası istenir. Alacaklının hakkı kaybolmamış ise talep hakkı ayni talep hakkıdır. Sebepsiz zenginleşme gündeme gelmez.
Benzer durumlardan farkı:
hukuksal işlemlerden:
hukuksal işlemlerde karşılıklı ve birbirine uygun bir irade vardır. Buna ilişkin borç varsa hukuksal işlemlerden doğan borçlara tabi olacaktır. Sebepsiz zenginleşmede bir irade açıklaması yoktur. Tam aksine alacaklının mal varlığında iradesi dışında bir eksilme gündeme gelmiş ve bu azalmanın giderilmesi istenmektedir. Muvazaa nedeniyle iptal edilen işlemde alacaklının karşı tarafa dayanan alacak hakkı sebebin ortadan kalkmasına dayanır. Sözleşme devam ediyorsa sebepsiz zenginleşme ileri sürülemez.
haksız fiilden:
haksız fiilde borç eylemin haksızlığı ve hukuka aykırılığı halinde vardır. Sebepsiz zenginleşmede eylem haklılığa dayanmaz. Haksız fiilde zarar unsuru aranır. Ancak sebepsiz zenginleşmede fakirleşen kişi zarara uğramamış olsa dahi borç doğar. Alacaklının malvarlıkları arasında haksız yere değişimin kanıtlama yükümlülüğü vardır. Borçlar kanunu madde 60 da haksız fiilin aynı zamanda suç teşkil etmesi halinde uzun zamanaşımı aranırken sebepsiz zenginleşmede uzun zamanaşımı kavramı yoktur.
koşulları:
ü malvarlığında azalma: malvarlığının aktif kısmının azalması veya pasif kısmının çoğalması şeklinde gerçekleşir. Paranın yanlış yere yatması, hizmetin farklı kişi için yapılması örneklerinde kişinin malvarlığının aktifinde azalma söz konusudur. Fakirleşme iktisap halinde malvarlığı değerlenin bir başkasına geçme yada kayden bir artış olur ve pasif artar.
ü Malvarlığının çoğalması:
ü Bu zenginleşme bir başkası aleyhine meydana gelmiş olmalıdır.
ü Zenginleşme ile zenginleştirici olay arasında bir illiyet bağı bulunmalıdır.
ü Zenginleşme haklı bir sebebe dayanmamalıdır.
hüküm ve sonuçları:
ü İade yükümlülüğü:
İade: sebepsiz zenginleşen kişinin iyi niyeti veya kötü niyetli olması esaslıdır. Zenginleşen kişinin malvarlığında sebepsiz zenginleşmeye konu olan şey aynen mevcutsa bunu iade etmelidir. İyi niyet daha dar kapsamlı ele alınmıştır. Kötü niyet açısından daha geniş tutulmuştur. Zenginleşen kişinin edindiği zenginleşme ile bir değer temin etmişse o iade konusudur. İadeyi malvarlığında meydana gelen artış oluşturur. İyi niyetli kişi iyi niyetle malı elinden çıkardığında sorumlu değildir. Ancak kötü niyetli ise bu durumda bedelini iade etmelidir. Bu Borçlar kanunu madde 63.2 de gösterilir. Borçlar kanunu madde 64te iadeyle yükümlü kişinin zenginleştiği şey için yaptığı masrafları düzenler. Burada da iyi niyetli kişi zenginleştiği varlık için yaptığı tüm masrafları talep edebilir. Faydalı, zaruri ve lüks giderleri temin etme hakkına sahiptir. Bu zilyetlikteki iade hükümlerine ilişkin olarak düzenlenmiştir. İadeyle yükümlü olan zilyet eski zilyede iadeyle yükümlüdür ve bu mal için yaptığı masraflar varsa bunları talep edebilir. Ölçüt kişinin iyi niyetidir. Zenginleşmeyi iade edeceğini ve dolayısıyla zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmadığını bilen veya bilmesi gereken kimse kötü niyetli zenginleşendir. Zorunlu, faydalı ve lüks masrafları iyi niyetli zenginleşen kendisine ödenmesini talep edebilir. Zenginleşen zenginleşmeyi elde ettiği zaman kötü niyetle hareket etmişse yaptığı faydalı masraflardan iade zamanında halen mevcut bulunan fazlalık oranındaki miktarı kendisine ödenir. Zorunlu ve lüks masraflar bakımından iyi niyetli zenginleşen ile aynı haklara sahiptir.
ü İadeyle yükümlü kişinin semerelerden sorumluluğu. İyi niyetli zenginleşen elde ettiği semereleri ancak kötü niyetli zenginleşen elde ettiği semereleri ve elde etmeyi ihmal ettiği semereleri iade ile yükümlüdür.
ü Sebepsiz zenginleşmenin özel türü borç olmadığı halde ödenmiş şeyin iadesi sebepsiz zenginleşmenin genel koşullarından farklıdır. Genel koşullar bulunmadığı halde borçlu olmadığı halde hata sonucu verdiğini kişi kanıtlarsa geri isteyebilir. Yani bu özel durumun şartları:
- ifası gereken bir borcun bulunmaması.
- ifanın gerçekleşmiş olması.
- davacının ifayı yanılarak gerçekleştirmiş olması.
- ifa edilen borç zamanaşımına uğramış veya ahlaki bir görevin ifası amacıyla yerine getirilmiş bir borç olmamalı yani eksik borç olmalıdır. İlk 3 şart olsa dahi bu şart bulunmazsa sebepsiz zenginleşmeye dayanılamaz.
ü Zamanaşımı:
Sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlar için özel zamanaşımı süresi görülmüştür. Bunlar;
- kısa zamanaşımı: 1 yıldır. Zararın ve malvarlığında azalmanın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bu süre başlar.
- uzun zamanaşımı: öğrenme önemli değildir. Olay tarihinden itibaren bu süre işler.
BORÇLARIN HÜKÜM VE SONUÇLARI
Borçlar kanununun ikinci babı borçların hükmü başlığını taşımaktadır. Bunda amaç borç ve borç ilişkisinin doğurduğu sonuçlardır. Madde 67 de borcun kaynağı ne olursa olsun, bu borç ilişkisi nedeniyle tarafların yükümlülükleri, bu yükümlülüklere aykırı davranışlarının sonuçları haklar ve sorumluluklar ele alınmıştır. Borç nerede, ne zaman, kim tarafından , hangi sıra içersinde ifa edilecektir. Borçlu borcunu buna uygun olarak ifa etmediği taktirde kendisinin ne gibi yaptırımlar beklemektedir. Birinci kesitte borcun ifa yeri, zamanı taraflar ve ifa sırası ikinci kesitte tarafların borca aykırı davranmaları ele alınacaktır.
İfa Yeri:
Borçlar kanunu madde 73. borcun ifa yeri bazı koşullardan dolayı önem taşır. Borç ilişkilerinde yetkili yargı yerini belirlemek için önemlidir. Yetkili ve görevli mahkemenin hangisi olduğu hukuk usulü muhakemeleri kanununda belirtilir. Ancak borç ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda borcun ifa edileceği yer yetkisine yer verilmiştir. Sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda sözleşmenin oluşturulduğu yer mahkemesi görevlidir. Davalı nerdeyse genel kurallarda davalının olduğu yerdeki mahkeme davaya bakar ancak sözleşmelerde sözleşmenin ifa edildiği yerdeki mahkeme davaya bakmakla yükümlüdür.
Örnek: otobüs kazası Polatlı da oldu. Kişi öldü. Bilette ankaraya gidilecek diyor. Hareket istanbuldan. Varış yeri belli bir ücret karşılığı ankara dediği için dava ankara da açılır.
Nakliyatta cari(piyasa) fiyatları esas alınır derken ifa yerindeki cari fiyatlar dikkate alınır. Yabancılar arasındaki uyuşmazlıklarda da önem taşır. Borç nerede ifa edilecekse doğan uyuşmazlıklar oranın mahkemelerinde çözüme kavuşturulur.
Bir borcun ifasında ifa yeri neresidir?
- sözleşme ile taraflar serbestçe belirleyebilir. Sarih veya zımni rızasına göre tayin edilebilir.
- ifa yeri kanunla belirlenebilir. Bu konudaki düzenlemeler;
- para borçları: alacaklının parayı verdiği zamanki alacaklının yerleşim yeri ifa yeridir.
- Para borçları dışındaki taşınırlar için sözleşmenin yapıldığı anda o taşınırın bulunduğu yer ifa yeridir.
- Bütün bunlar dışında her borç doğduğu tarihte borçlunun yerleşim yerinin bulunduğu yerde ifa edilir.
Borçlu borcunu ifa yerinde ifa etmezse temerrüde düzer ve temerrüdün sonuçları gündeme gelir. Borca aykırı davranmıştır. Bu ifa yerinin daha sonradan taraflarca zımnen ya da sarih biçimde değiştirilmesi mümkündür. Geçerlilik şekli söz konusu değilse burada da geçerlilik koşulu aranmamaktadır. Kanundan kaynaklanırsa ifa yeri geçerlilik şekline bağlıdır.
İfa Zamanı:
Borçlar kanunu madde 74. borçlu borcunu zamanında ifa etmezse borca aykırılık doğar. Alacaklının bunu talep etmesi için ifa zamanının gelip çatması gereklidir.
- borçlunun borca aykırı davranıp davranmaması açısından temerrüdün esası borcun ifa zamanının gelip çatmasıdır.
- zamanaşımının işlemesi için alacağın gelip çatması gerekir.
- takas bakımından takas borcu sona erdiren nedenlerden biridir. Takas ifa zamanı gelip çatmış olduğu zaman gündeme gelir.
- faiz borcu bakımından faiz ister anapara faizi olsun ister gecikme(temerrüde) faizi olsun ifa zamanı gelince işlemeye başlar.
İfa Zamanının Belirlenmesi:
- hukuksal işlemlerden doğan borçlarda ifa zamanını taraflar anlaşmayla belirler. Serbestçe değişik ölçütler kullanarak belirleyebilirler. Vadenin tayininde iki olasılık gündeme gelebilir. Kesin vadede borcun ifa zamanı geldiğinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi için başka bir şeye gerek yoktur. Borçlunun borcunu ifa etmemesi yeterli olup ayrıca bir ihtar işletmeye gerek olmadan temerrüdü işletebilir. Borçlar kanunu madde 106 nın uygulanmasında kesin vade önem taşımaktadır. Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü ağır sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle yasa koyucu bu tür sözleşmelerde borculuyu temerrüde düşürmek için alacaklıya mehir son bir fırsat tayin etmiştir. Sözleşme kesin vadeli ise mehire gerek yoktur. Kesin vadeli olmayan sözleşmelerde mehir ve borcun muaccel olması gerekir. Taraflar vadeyi tayin ederken kullandıkları ifadeden vadenin kesin olup olmadığını anlarlar. Özellikle ticari sözleşmelerde ticaret yaşamının sürati gerektiğinden vade genelde kesindir. Kesin vadenin olduğuna dair yasa koyucu ticaret sözleşmelerinde ifadeler bulunmasa dahi bunları kesin vade olarak görmektedir. Ticari satım, belirli bir zaman tayin edilmişse satıcı temerrüde düşmüşse bu vade kesin bir vade olarak kabul edilir. Alıcı satıcının temerrüde düşmesine dayanarak işlem yapma hakkı karineden vardır. Muayyen vadeli satımlarda satıcı temerrüde düşmüşse alıcı kesin vade karinesinden yararlanır.
- ifa zamanı anlaşmayla tayin edilmediği hallerde ifa zamanının yasayla tayin edilmesi. Tamamlayıcı kuraldır. Sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlarda ifa tarihi olay tarihidir. Haksız fiilde borç olay olduğu andadır. Gecikme faizi olay olduğu andan itibaren işlemeye başlar.
- ne anlaşmada ne de kanunda ifa zamanı ile ilgili bir hüküm yoksa her borç doğduğu anda ifa edilir.
- borcun ifası için ayın son günü öngörülmüşse ayın başlangıcı 1. gün ayın sonu sonuncu gün olarak belirlenir.
- ifa zamanı gün olarak tayin edilmişse sözleşmenin kurulduğu ilk gün hesaba katılmaz. Tatil günlerine rastlayan vade bunu izleyen güne uzar.
İfa Sırası:
İfa sırası tam 2 taraflı borç yükleyen sözleşmelerde söz konusudur. Satım, kira, istisna.
- taraflar kendileri sözleşme ile ifa sırasını belirleyebilir. Bu sıraya uymayan kişi karşı edimi talep edemez ve temerrüde düşer.
- ifa sırası yasada tayin edilmiş olabilir.
- her ikisinde de bu düzenlenmemişse taraflar edimlerini aynı anda ifa etmelidir.edimini ifa etmeyen karşı tarafın edimini ifa etme hakkını yitirir ve bu aynı zamanda diğer tarafa bir savunma hakkı verir. Borçlu alacaklıya kendisinin önceden ifa yükümlülüğü bulunmadığı savunmasında bulunabilir. Yasa koyucu buna ödemezlik defi demiştir. Bu geçici bir defidir. Alacaklı bu sav sırasında edimi ifa ederse ortadan kalkar. Borçlar kanunu madde 81 de her iki taraf edimini aynı anda ifa etmelidir. Borçlar kanunu madde 82 de önceden ifa yükümlülüğü vardır. Borçlunun arzı nedenlerle ödemezlik defini ileri sürmesinin koşulları:
- tam iki taraf borç yükümlülüğü sağlayan bir anlaşma.
- Önceden ifa yükümlülüğü bulunmalı yani ifa sırası olmalı.
- Alacaklının borcunu ödemeden arz halinde bulunması. Yasa buna iki örnek verir. Bunlar iflas ve aleyhine yapılan takiplerin sonuçsuz kalması.
- Alacaklının borç ………aczi nedeniyle karşı edimini ifasının tehlikeye düşmesi.
Bu koşullar mevcutsa karşı taraf şu haklara sahiptir:
- karşı tarafın teminata bağlanmasını isteme. Bu durumda ödemezlik defi artık ileri sürülmez.
- Alacaklıya borcu garanti etmesi için uygun bir süre verilmesi bu süre içersinde teminat getirilmezse sözleşmenin feshedilmesi.
İfanın Tarafları:
Borç ilişkisi nisbi ilişkidir. Bu nedenle borç ilişkisinin tarafları bu ilişkiyi kuran alacaklı ve borçludur. Borç ilişkisinin nisbi olmasının istisnaları vardır. Şahsi hakların şerh vermek suretiyle güçlendirilmesi ve herkese karşı ileri sürülmesi durumlarıdır.
Borç ilişkisinde ifanın tarafı borçludur. Borçlunun ölümü kural olarak borcu sona erdirmez. Şahsen ifası zorunlu olan edimler dışında kalan borçlar mirası reddetmemiş mirasçılara geçer. Borçlu hayatta olduğu sürece alacaklı borcu sadece borçludan talep edebilir. Alacaklının borcu bir başkasından talep etmesi için;
- mirası reddetmemiş mirasçı
- Borçlar kanunu madde 173 ve devamı gereği borcun naklinde borcu üstlenen kişi
iii. Sözleşmenin tüm aktif ve pasifleriyle başkasına devrinde bunu devralan için söz konusu olabilir. İfa yükümlülüğünün 3 istisnai durumudur bunlar.
Borçlu borcunu bizzat ifa ile yükümlü müdür?
Borçlar kanunu madde 67 bu kuralı koyar. Alacaklının yararı mevcut değilse borçlu borcunu şahsen ifaya mecbur değildir. Borç 3. kişilerce de ifa edilebilir. Bizzat yükümlülük söz konusu ise alacaklı 3. kişilerce borcun ifasını kabul etmez. Başlıca bizzat ödeme durumları:
- alacaklının borcun bizzat borçlu tarafça yerine getirilmesini sözleşme ile öngörmesi.
- Edimin niteliği borcu bizzat borçlu tarafça yerine getirilmesini zorunlu kılabilir. Borçlunun kişisel özellik ve yetenekleri ön planda tutulmuşsa bu durum gerçekleşir. İş görme sözleşmelerinde alacaklı borçlunun niteliklerini ön planda tutar ve ona güvenir.
Borcun 3. Kişilerce İfası:
Bizzat ifa yükümlülüğü olmadığı hallerde 3. kişilerce borç ifa edilebilir. Alacaklının bu durumda ifayı kabul etmemesi borca aykırı davranışı ifade eder. 3. kişilerce ifa daima bir 3lü ilişkiye yol açar. Asıl borç ilişkisi dışında 3. kişi ile borçlu arasında bir iç ilişki söz konusudur.
- kişi borcu ifa ettiğinde borçluya rücu hakkına sahip midir ve bu rücu hakkının niteliği nedir?
haksız fiillerde fail dışında sorumlu tutulan 3.kişilere zararı rücu hakkı haksız fiil hüküm ve sonuçlarına tabidir. Sözleşmeden doğan borçta 3.kişi başkasına ait borcu ifa ettiğinde aralarındaki iç ilişkiye dayanarak rücü hakkına sahiptir. 3.kişinin borçluya rücu hakkı yasada görülen istisnai hallerde güçlendirilmiştir.
- basit rücu hakkı
- güçlendirilmiş rücu hakkı (halefiyet)
halefiyet söz konusu oldugu hallerde basit rücü hakkına sahip kişiye oranla 3. kişi daha iyi konumdadır. Halefiyet yerine geçmek, ardıl olmaktır. Kişi alacaklının yerine geçer. İfada bulunan kişi alacaklının konum ve koşullarına sahiptir. Alacağı garanti eden teminatların mevcudiyeti halinde bu teminatların ifa oranında 3. kişilere hizmet etmesi sonucunu doğurur.
İfada bulunan kişi ne zaman halef olur?
Konu Borçlar kanunu madde 109 ile ilgilidir. Bu madde halefiyet ile ilgili genel hüküm niteliğindedir. Bu genel hüküm dışında özel hükümlerde mevcuttur. Halefiyet genel ve özel olmak üzere ikiye ayrılır.
Genel halefiyet:
Borçlar kanunu madde 109 da 3.kişilere iki durumda tanınmıştır.
- başkasının borcu için rehin veren kişinin borçlunun borcunu ifa etmemesi halinde borçlu yerine ifada bulunup malını rehin halinden kurtaran kişi lehine halefiyet. Buna rehinden kurtaran lehine halefiyet denir. Kredi sözleşmeleri buna örnektir.
- Borçlunun alacaklıya ihbarı ile halefiyet. 3.kişi borçlu yerine ifada bulunduğunda alacaklının yerine geçeceği borçlu tarafından alacaklıya bildiriliyor. Borçlunun ihbarı ile 3. kişinin rücu hakkı halefiyet ile destekleniyor. İhbar alacaklıya ulaşıp 3. kişi ifada bulunduğu anda bu kurum işler. 3. kişinin ifası işleminin niteliği hukuksal işlem benzeri işlemdir. Hukuksal işlem ehliyeti gerektirir. Halefiyette alacaklıyı bağlayan yükümlülükler ortaya çıkar. Elindeki ispat ve teminat araçlarını 3. kişiye vermekle yükümlüdür. Teslimat gerçekleşmezse alacaklı 3. kişiye vermiş olduğu zararlardan sorumlu hale gelir.
Özel halefiyet:
- borçlu lehine ifada bulunan kefil lehine halefiyet. Borçlar kanunu madde 496. kefil ifa oranında alacaklının haklarına ve koşullarına sahip olur.
- Borçlar kanunu 147 müteselsil borç. Hissesinden fazla ifada bulunan borçlu başkasına ait bir borcu ifa etmiştir. Diğer hissedarlara bu borcu rücu eder. Bu rücu hakkı halefiyet ile desteklenmiştir.
iii. 506 sayılı sosyal sigortalar kanununun 26. maddesi hastalık veya ölüm nedeniyle sigortalı işçiye bir ödeme yapılırsa sosyal sigortalar kanunu alacaklı yerine geçer ve rücuda bulunur.
- Türk ticaret kanunu1301. maddesinde mal sigortalarında hasarın tazmin edilmesi halinde zararı tazmin eden sigortacıya zarardan sorumlu faile rücu hakkı tanımıştır. Mal sigortalarında halefiyet vardır.
Borçlunun İfada Yardımcı Kişi Kullanması:
Yardımcı kullanılabilinir. İşbölümü bunu zorunlu yapabilir. Borçlunun bizzat ifa yükümlülüğü yoksa bu mümkündür. Bunlara ifa yardımcısı denir. Borcun gereği gibi ifa edilmemesi halinde oluşan zararlardan borçlu sorumlu olur. İfa yardımcısının eylemi aynı zamanda haksız fiil teşkil ederse haksız fiilin faili olarak sorumlu tutulabilir. Ancak bu alacaklının borç ilişkisi nedeniyle borçluyu sorumlu tutmasını engellemez.bu sorumluluğun kaynağı Borçlar kanunu madde 100 dür ve koşulları:
- alacaklı ile borçlu arasında bir borç ilişkisinin varlığı. Bu borç ilişkisi genelde hukuki işlemlerden doğar.
- Borçlunun ifa yardımcısına başvurması.
- İfa yardımcısının alacaklıya zarar vermiş olması. Bu zarar maddi veya manevi olabilir.
Borçlar kanunu madde 55 ve Borçlar kanunu madde 100 farkı:
ü Borçlar kanunu madde 55 haksız fiil sorumluluğu ile ilgilidir. İstihdam eden çalıştırdığı kişinin kendisi ile borç ilişkisi içinde bulunmayan 3. kişilere verdiği zarardan sorumluluğu vardır.
ü Borçlar kanunu madde 55 haksiz fiil zamanaşımı sürelerine tabiidir. Borçlar kanunu borca aykırılık ve sözleşmelere ilişkin zamanaşımına dahildir.
ü Borçlar kanunu 55 te yasa koyucu kurtuluş kanıtı getirme olanağı tanımış ancak Borçlar kanunu 100 de bu mümkün değildir.
ü Borçlar kanunu 55 uygulandığı hallerde zararı tazmin edenin müstahdeme rücu hakkı düzenlenmiş Borçlar kanunu madde 100 de rücü hakkı düzenlenmemiştir. Bu durumda borçlu ile ifa yardımcısı arasındaki iç ilişkiye göre tayin edilir.
ü Borçlar kanunu madde 55 uygulandığı hallerde kusursuz sorumluluk hali söz konusu ve sorumluluktan kurtulmak için kurtuluş kanıtı getirmek ya da illiyet bağını kesen sebepleri kanıtlamakla mümkün. Borçlar kanunu madde 100 de borca aykırı davranış söz konusu borcu ifa yardımcısına eylemi nedeniyle sözleşmelerde kusursuzluğa ilişkin ve kusurun ispatına ilişkin kurallara dayanarak sorumluluktan kurtulabilir.
Borçlunun Başkasının Fiilini Taahhüt Etmesi:
Borç ilişkisinde kural olarak kendi edimini taahhüt eder. Borçlu kendi edimini değil başkasının edimini de taahhüt edebilir. Borçlu bir başkasının belirli yöndeki hareketinin garantisini vermekte bu davranış gerçekleşmediğinde bunların risklerini üzerine almaktadır. Borçlar kanunu madde 110 konuyu düzenler. Garanti sözleşmesi olarak da nitelendirilir. Bu garanti gerçekleşmezse alacaklının zararı borçlu tarafından tazmin edilir. Banka teminat mektupları bunun özel türüdür.
Banka teminat mektupları bir şahsi teminat türüdür. Banka alacaklıya başkasının fiilini taahhüt etmektedir. Banka A ya hitaben teminat gösterir. Banka lehdar ile bir iç ilişkisi söz konusudur. Rücu alacağın garantisi olarak teminat mektubu verir. Banka iç ilişkide rücu alacağına uygulanacak faizi de belirler. Risk doğmadığı halde banka teminat mektubunun kullanılması borca aykırı davranıştır. Banka yargılayan organ değildir. Genelde yapılan başvurularda banka teminat mektubu bedelini öder. Tek ödememe koşulu ödemeyi durduran yargı kararının getirilmesidir. Aksi olursa banka B ye karşı sorumlu olur. Teminat mektubu süreli ya da süresiz olabilir. Süreli mektuba süre dışında yapılan ödeme de rücu hakkının kaybına yol açar. Süre içersinde sınırlama da başvuru yapılmazsa sözleşme geçersiz olur. Banka muteber olur. Banak teminat mektubunu alacaklıca haksızca paraya çevrildiğinde zarara uğrayan B Ayı borca aykırı davranmaktan sorumlu tutabilir. Maddi ve manevi tazminat davası açabilir.
İfanın Taraflarından Alacaklı:
Borç ilişkisinde alacaklı taraf kim ise borcun ifasını talep yetkisi ona aittir. Alacaklı taraf ölüm veya Borçlar kanunu madde 162 de hukuksal işlemle borç ilişkisi kurulduktan sonra alacağın bir hukuksal işlem yani temlikle tamamen yada kısmen başkasına devri ile değişebilir. Borcun ifası kural olarak alacaklıya yöneliktir. Alacaklı tahsil yetkisini başkasına bırakmışsa temsil söz konusudur.
Borçlar kanunu madde 111 başkası lehine şart kenar başlığını taşır. Borç ilişkisi borçlu ve alacaklı arasında yapılmasına rağmen ifa başkasına yapılır. Bir sözleşme ile buna karar verilebilir. Bu başkası lehine şarttır. İki türü vardır.
- tam 3.kişi lehine şart ve sözleşme: 3. kişi bu durumda doğrudan doğruya edimin ifasını borçludan talep edebilir.
- eksik 3. kişi lehine şart ve sözleşme: doğrudan doğruya talep yetkisi elde edemez 3.kişi. ancak A talep edebilir ve ifanın bir 3. kişiye yapılmasını isteyebilir. Yaygın türü mecburi mesuliyet sigortasıdır. Trafiğe motorlu araç çıkaracak kişiler verilecek zararlara karşılık bu sigortayı yaptırmak zorundadır.bu borcun nisbilik ilkesinin istisnai durumudur.
para borcunun ifası
para bir çok borcun konusunu oluşturur. Satım sözleşmesinde bedel karşılığında mülkiyetin devri söz konusudur. Kira, istisna(yüklenici para karşılığı eserini yaratma borcu altına girmiştir.), finanssal kiralama. Haksız fiilden doğan borçların konusunu da para borcu oluşturur. Zararın tazmini durumu vardır. Sebepsiz zenginleşmenin birçok halinde zenginleşen kişinin para bakımından bir zenginlik elde etmesi söz konusudur.
Yasa koyucu para borcu ile ilgili özel hükümler koymuştur. Para bir değişim aracıdır. Bir borç ilişkisinde borçlu para borcunu hangi para birimi ile ifayla yükümlü?
Bu değişik ihtiyaçlardan kaynaklanabilir. Yerli ve yabancı vatandaşlar arasında sözleşme gündeme gelebilir. Yerli kişiler arasında da tarafların yabancı para birimi üzerinden anlaşabilmelerine Borçlar kanunu madde 83 ile düzenleme getirilmiştir. Konusu para olan borç memleket parasıyla ödenir. Bu mutlak bir kural değildir. Borçlar kanunu madde 83.2 de tarafların yabancı para üzerinden borç ilişkileri kurabileceği düzenlenmiştir. Bunun aynen ifa edilmesi koşulunu taraflar öngörürse bu yabancı paranın aksine bir anlaşma olmadıkça vade ve fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parasıyla ödenir. Belirlenen süreçler:
- sözleşme aşaması. Sözleşmenin oluştuğu anda alınabilir.
- Vade zamanı. Muacceriyet.
- Dava ve icra aşaması
- Karar aşaması.
- Tahsil edildiği tarihteki TL talep edilir.
Yasa koyucu Borçlar kanunu madde83 deki düzenlemeyi 3678 sayılı kanunla alacaklının yabancı para ifasında enflasyon nedeniyle ezilmesini engellemek için şu olanağı tanımıştır. Sadece yabancı para üzerinden yapılan sözleşmelerde borcun vadesinde ödenmemesi halinde bu borcu vade veya fiili ödeme günündeki rayice göre TL olarak alacaklı talep edebilir. Borçlu yabancı para üzerinden de aynen ifada bulunabilir. Borçlu borcunu yerine getirmezse alacaklıya dava ve takip yolu açılır. Davacı davalıyı aynen tahsile mahkum ettiremez. İcra ve yargı organları yabancı para üzerinden ifaya karar veremezler. Hukuk usulü, icra iflas kanunu ve Borçlar kanunu TL üzerinden işlem yapılma zorunluluğunu getirmişlerdir. İcra dairesi merkez bankasının o günkü kurundan hesap yapar. Satış kuru.
Faiz:
Para borçlarında gündeme gelir. Diğer borçlarda söz konusu olmaz. Asıl borca bağlı feri nitelikte bir borçtur. Aynı para cinsinden feri niteliklidir. Bir miktar paranın kullanılmasının karşılığı oluşan borçtur. Borçlu para borcunu faiz karşılığında ifa etmeyi üstlenmiştir. Karz, kredi sözleşmeleri Borçlar kanunu madde 308 ve devamında düzenlenmiştir. Bazen borçlu para borcunu zamanında yerine getirmediği için faiz öder. İfa zamanında ödemenin yapılmaması halinde temerrüt faiz oluşur.
- ana para faizi:
- temerrüt faiz.
paranın sözleşme gereğince kullanım süresiyle orantılı olarak oluşan faiz. Karz ve kredi sözleşmelerinde gündeme gelir. Bu süre geçtikten sonra ödeme gerçekleşmezse temerrüt faiz işlemeye başlar.
FAİZ
anapara faizlerinde anlaşma ile oran serbestçe belirlenir. Ancak bunun istisnası: genel sınırı borçlar kanunu gabin oluşturur. Gabin varsa faiz makul koşullara çekilir. Banka ve finans kurumlarınca kullandırılan para için faiz oranına ilişkin sınırlar getirilmiştir. Bakanlar kurulu yetki vermişse merkez bankası sınır getirebilir. Diğer finans kurumları için ödünç para verme işleri hakkındaki kanun hükmünde kararname hazine müsteşarlığına faiz ile ilgili sınırlama getirme yetkisi tanımıştır. Factoring şirketlerin müşterilerinden alacağı faiz de sınırlandırılabilir. Ana para faizinin tarafların birince sözleşme ile arttırma yetkisi verilebilir mi? Bu sözleşmenin özgürlüğü ilkesince mümkündür. Ancak her hakkın kullanılmasının sınırını doğruluk ve dürüstlük kuralı oluşturur. Benzer kurumlar bu hakkı kullanmamış, piyasada değişim olmamışsa medeni kanun madde 2 gereği bu hakkın kullanılmasının suiistimalidir.
Anlaşmada oran belirtilmediği hallerde adi işlerde 3095 sayılı yasa uygulanır. Ticari nitelikli karzlarda 3095 sayılı yasa uygulanır. Ancak ödeme yerinde yasadan öngörülen orandan daha yüksek faiz oranı varsa bu orana itibar edilir.
Borçlu temerrüde düşmedikçe taraf bu faize girmez. Ticari işlemlerde temerrüt faizi asıldır.
Faize faiz yürütülebilir mi? Faiz ana parayı geçebilir mi?
Ana para faizine faiz eklemek suretiyle faize tabii tutulması karz sözleşmeleriyle ilgili Borçlar kanunu madde … ve 3095 sayılı yasa ile yasaklanmıştır. Ancak bunun 3 istisnası vardır. Bunlar:
- 3 aydan az olmamak üzere cari hesap sözleşmelerinde Türk ticaret kanunu madde 8.2
- borçlu bakımından ticari nitelikli ödünç sözleşmeleri.
- ödünç para verme işlemlerinde banka, tarım kredi kooperatifi senetleri kullanılması.
Temerrüt faizine faiz eklenerek hesaplanması yasaktır. Borçlu anapara faizini ayrı temerrüt faizini ayrı tutmalıdır. Borçlar kanunu madde 104.3 bu yasağı dile getirir. Alacaklının mahkemeye ya da icraya başvurması sonrada geçerlidir. Bunun istisnaları vardır.
Munzam zarar: temerrüt faizi ile karşılanamayan zarar. Temerrüt faiz talebi zarar koşuluna bağlı değildir. Zarar ispat şartına bağlıdır. Fiilen ya d akar kaybı şeklinde zarar kanıtlanmalı ki giderim olsun. Faiz zarar koşulu gerektirmeyen bir yan borçtur.
Borçlar kanunu madde 105 para borçlarının ifasının ilgili munzam zarar kenar başlığını taşır. Borçlunun temerrüde düşmesi hallinde temerrüt faiz karşılanmayan zararın da tazminine imkan tanır. Koşulları:
- borç para borcu olmalıdır.
- Borçlu para borcu ifasında temerrüde düşmelidir.
iii. Alacaklının borçludan temerrüt faizi tahsil etmiş fakat bu faiz alacaklının gerçek zararını karşılamamış.
- Borçlu alacaklının faizle karşılanmayan zararın dogmasında kusuru bulunmadığını ispat edememiş olmalıdır.
İspat yükü ters çevrilmiş bir kusura dayanan sorumluluk öngörmektedir. Munzam zarar tazmininde en önemli sorun munzam zararın ispatıyla ilgilidir. Alacaklı ülkedeki enflasyonu iddia edebilir mi? Bunu kanıtlarsa ispat koşulu aranır mı? Enflasyon olgusu Türkiye de maruf ve meşru bir kavramdır ve ispata gerek yoktur. Alacaklı temerrüde düşülen tarihten borcu tahsil ettiği sürece kadar enflasyon rakamlarını koymaktadır. Yargı kararlarında 105. madde kabul edilmiştir anca ispat konusunda görüşler ayrılmaktadır.
Munzam zarar ile faiz arasındaki farklar:
- faiz zarar koşulunu gerektirmez. Munzam zarar gerektirir.
- Munzam zarar kusur koşulunu gerektiren bir alacak doğurur. Borçlu temerrüde kusuruyla düşmelidir. Faizde kusur gerekmez.
3095 sayılı faiz kanunu:
Borçlar kanunu madde 103.1 4 Aralık 1984 tarihine kadar temerrüt faiz oranını yıllık %5 olarak görmüştür ancak bu gerçekçi bulunmamaktadır. Faiz kanunu yürürlüğe konunca bu oran %30 a çıkartıldı. Borçlar kanunu madde 103 adi işlerde Türk ticaret kanunu özel hükümleri ise ticari işlerde uygulanır. 3095 sayılı kanun alacaklıya talep ederse reeskont faizinin uygulanacağı olanağı tanımıştır. Bu genelde %30 un üzerindedir. İş her iki taraf tacir veya taraflardan biri tacir ve borç borçlu bakımından ticari nitelikliyse ticari olur. 18 Aralık 1995 tarihli resmi gazetede yayımlanan 4489 sayılı yasayla bu yasada değişiklik yapıldı. İş ister adi ister ticari olsun temerrüt faizi TC merkez bankası reeskont faizi oranı kabul edildi. 30 Haziran – 30 Aralık arası 5 puandan farklılık gösteriyorsa yılın ilk yarısında da bu yüksek orandaki faiz uygulanır.
Akreditif:
Uluslar arası alım-satım sözleşmelerinde para borcunun ifasının aracı olan bir bankacılık işlemidir. Tarafların edimlerini bir banka aracılığıyla aynı anda yerine getirmesini sağlayan kurumdur.
Havale kayıtsız şartsız ödemedir. Akreditifte ise a’nın adına ve hesabına para ödeme ve belgelerin incelenmesi söz konusudur. Bu sayede taraflar ödemezlik definde bulunamazlar. belgeler mevcut ve geçerli ise banka sorumlu olmaz. Malların hasarı bankayı ilgilendirmez
[wp_ad_camp_5]