in

Borçlar Hukuku Özet – 2

 

GABİN:

İrade bozukluğu hallerinde kişinin iradesi ile beyanı arasında bir uyumsuzluk doğmuştur. Gabinde irade ile beyan arasında bir uyumsuzluk yoktur. Kişinin içinde bulunduğu olumsuz koşullardan yararlanma söz konusudur. diğer taraf bundan menfaat etmiş ve bu emsal olaylara nazaran fahiş bir menfaattir. Yasa koyucu yarar dengesini gözetmiş ancak bu denge taraflardan birinin içinde bulunduğu olumsuzluklardan elde etme hallerinde geçersizdir.  kural olarak taraflar edimlerini istedikleri gibi tayin edebilirler. Bunun istisnası Borçlar kanunu 21 de düzenlenen gabin, aşırı yararlanma veya sömürmedir. Bu ancak sıkı koşullar altında gerçekleşir. Gabin koşulları:

1)      Sübjektif koşul: kişinin içinde bulunduğu olumsuz olgular. Kişiye özgüdür. Yasa 3 halle sınırlamıştır.

  1. a)      muzayaka hali: kişinin zor durumda bulunmasını ifade eder. Kişi zor durumda kaldığı için sözleşmeyi akdedilmiştir. Kasabanın tek aracını hasta ulaştırmak için hastaneye kiralamak zorunda kalan kişinin olaydaki pozisyonu. Burada tehdit yoktur. Serbest irade ile işlem yapılmıştır. Devrem nedeniyle ilaç sıkıntısında normalde 10 olacak ilacın 100 liraya alınması…
  2. b)      hiffet: irade zaafı. Kişinin sözleşmeyi akdederken gerekli özeni göstermemesi. Zayıf bir irade beyanı olarak gerçekleştirme. Gerekli dikkat ve azami özeni göstermediği için edimler arası fark oluşur.
  3. c)      Tecrübesizlik: hiffet kişiyle ilgiliyken tecrübesizlik kişinin deneyimleriyle ilgilidir. Bu konuda uzman olursa edimler arası dengesizlik doğmayacak diğer tarafça birey sömürülmeyecektir. Sübjektif koşullar her olaya göre değişir. Kişiyle ilgilidir.

2)      objektif koşul: edimler arası aşırı dengesizlik hali. Birinci koşul tek başına yeterli değildir. Dengesizlik aşırı olacaktır. Açık ve aşırı bir nispetsizlik olmalıdır. Edimler arası nispetsizlik gabine yol açmaz. Bunun aşırı olması gerekir. Bu somut olaya göre değerlendirilir. Diğer tarafı sömürmeye yönelik bir hareket olmalıdır. Borçlar kanunu 21 sömürüyü önleyen bir maddedir.

İki koşul da mevcutsa yasa sözleşmenin iptal edilebileceğini söyler. Gabin irade bozukluğu değildir. İrade bozukluğu Borçlar kanununun 23-31. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak hüküm ve sonuçları arası bir benzerlik vardır. Hukuki tehditle karıştırılmamalıdır. Burada irade bozukluğu ve tehdit varken gabinde kendi serbest iradesiyle sözleşme akdedilmiştir. Kişi tecrübesizdir. Kişi esaslı hataya düşmüşse burada hata vardır. Gabinde hata, hile, tehdit yoktur. Gabin ile irade bozukluğu hallerinin hükümleri farklıdır. Hukuki tehditte sözleşme akdedilmiş fakat sebebi bir hakkın veya yetkinin kullanılmasıdır. Kişinin hukuki yetkiye başvurma hakkını kötüye kullanması söz konusudur. Gabinde böyle bir hakkın kötüye kullanımı ve gabine uğrayan kişinin baskı altında olması söz konusu değildir.

 

Gabinde de sözleşmenin iptali için fahiş menfaat unsuru aranmıştır. Hukuksal tehditte tehdit altında bulunan kişi zor durumda kaldığı için sözleşme yapmıştır. Gabinde de muzayaka hali söz konusudur.

 

GABİNİN HÜKÜM VE SONUÇLARI:

Bu koşullar mevcutsa sözleşmenin iptali yaptırımı burada da geçerlidir. Yasa fesihten bahseder ancak bu iptal olarak algılanmalıdır. Çünkü sözleşme kurulma aşamasında sakatlık vardır. Geçerlilik koşullarından edimler arası dengesizlik ve diğer tarafın sübjektif unsurlardan yararlanması sonucu oluşan dengesizlik vardır.

Gabine uğrayan kişi 1 yıl süreyle sözleşmenin iptali hakkına sahiptir. Bunu gabin ile irade bozukluğu farkı olarak ala biriz. Burada edimler arası dengesizlik fark edilmişse sözleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde iptal istemine sahip.

Yasada öngörülen yol sözleşmenin iptalidir. Sözleşmenin gözden geçirilip edimler arası dengeyi sağlama yönünde ıslahı mümkün mu?

Yasanın ifadesi böyle bir olanak yoktur. 1 sene içinde akdi feshederek demesi buna dayanak. İtalyan Borçlar kanununda buna imkan vardır. Acaba bu çözüm başka hükümlerle sağlanabilir mi?

Öğretide medeni kanun 2 ye göre sağlanır. Sözleşme iptal edilince borç ortadan kalkar. Gabin iptal ile geçmişe yönelik hükümler doğurur. Sözleşme kurulduğu andan itibaren geçersiz. Tarafların aldıklarını iade yükümlülüğü çıkar. Sebepsiz zenginleşme nedeniyle…

 

İRADE İLE BEYAN ARASINDA İSTENEREK YAPILAN UYUMSUZLUK

MUVAZAA:

Sözleşmenin tarafları bilinçli şekilde gerçek iradeleriyle beyan arasında bir uyumsuzluk yaratırlar. Beyan arzu edilen değil uyumsuzluk kişinin kendisince istenmiştir. Kişi 3. kişileri yanıltmak, başkalarından mal kaçırmak, sözleşmenin daha az masraflı olması nedenleriyle bunu isteyebilir.

İsteğe dayalı irade ile beyan arsı uyumsuzlukta geçersizdir. Taraflar sözleşme ile kasıtlı olarak farklı ifadeler getirseler de asıl olan beyan ile uyumlu iradenin varlığıdır.

Muvazaa bir danışıklık halidir. Taraflar anlaşmalı olarak farklı beyanlarda bulunurlar. Borçlar kanunu 18 bu beyanı bağlamaz gerçek irade araştırılır. Görünümdeki beyan ifade görmez.

Amaçları bakımından muvazaa yapılabilir.

Sözleşmenin niteliğinde de muvazaa yapılabilir. Burada sözleşmeyi gizleyip farklı bir sözleşme yapmalarıdır. Sattığı halde bağışladım demesi ya da bağışladığım halde sattım demesi…

Bu duruma karşı medeni kanun bir kimsenin ölümünden 1 sene önceki zamanda yaptığı bağışlar veya süre göze alınmadan mal kaçırmak için yaptığı bağışlar temkin edilebilir kuralı getirilmiştir. Şufa hakkından kurtulmak için muvazaa yapılabilir.

Gizli bir işlemin mevcut olup olmaması halinde işlem sayısı bakımından mutlak ve nisbi muvazaa ayrımlarına tabi tutulur.

Mutlak muvazaa: tarafların arzuladıkları gizli işlem yok sadece görünürde bir işlem vardır.

Nisbi muvazaa: iki işlem vardır. Tarafların arzuladıkları işlem ve arzu etmeyip 3 kişileri yanıltmak için beyan edilen işlem vardır. Birincisi gizli işlemdir. Görünürdeki işlem arzu edilmediği sahte olduğu için muvazaalıdır. Gizli işlem geçerli olması için yasal koşullara uygun olması gerekir.

 

Muvazaanın hüküm ve sonuçları:

Muvazaalı işlem irade ile beyan arasında uyumsuzluk olan işlemdir. Hukuki işlemlerde irade ile beyan arsı uyumu gerektiğinden muvazaalı işlem geçersizdir. Burada danışıklılık olduğu için hata ve tehditten farklı olarak mutlak butlan yaptırımına tabii tutulur. Batıldır.

Butlan ile iptal arası farklar muvazaa ile tehdidi ayırt eden farklardır. Üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin herkesçe ileri sürülebilir.

Muvazaanın en önemli sorunu ispattır. O kişilerin iç dünyasını ortaya çıkarma nasıl gösterilebilir. Bu irade dışa yansıyan davranışlarıyla kanıtlanır.

1)      muvazaa tarafları arası ispat sorunu:

pişmanlık duyduklarında ya da koşullar gerçekleştiğinde hukuksal işlemin kanıtı belgedir. Tanık dinletilmesi kabul edilmemiştir. Belgeyle ispat kuralına tabidir.

2)      3. kişilerin muvazaayı ispat sorunu:

alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik işlemlerde icra iflas kanunu alacaklıyı korumak için ispatla ilgili kolaylıklar ve karineler getirmiştir. İcra takibinde önceki 1 yıl içersinde alacaklının yaptığı tüm temlikler bağış sayılır gibi. Belirli derecedeki yakınlara yapılan satışlar iptal edilir ve bunu kanıtlamak karşı tarafın sorumluluğundadır.

 

İNANÇLI İŞLEMLER

A ile B arasında arzu edilip gizlenen işlem ya da bu iradeye yönelik hiçbir işlem yoktur. Bazen kişiler kendi aralarında bir güven anlaşması yapıp bunun geri planda kalıp 3. kişiyle hedeflenen işlemi yapmayı amaçlamaktadır. Muvazaada daima A ile B arasında kalan işlemler söz konusudur. Muvazaalı işlem hukuka aykırıdır çünkü irade neyse beyanda o olmalıdır. İnançlı işlem hukuka uygundur, başkalarından gizlenme arzusu olsa bile bu meşrudur. A Ü le bir anlaşma yapmak istiyor ancak o esnada koşullar buna uygun değildir. Bu nedenle B anlaşmayı yapıp haklarını A ya sonra devrediyor.

Burada iki işlem vardır. İnançlı anlaşma ve 3. kişiyle inanılan kişi arasında yapılan sözleşme. İnanç anlaşması hukuka aykırı değildir çünkü burada muvazaa yoktur. Bu anlaşmaya aykırı davranıldığında A aradaki inanç anlaşmasını kanıtlamak suretiyle B’yi sözleşmeye uygun davranmaya davet eder. Buradaki sorun bu anlaşmanın kanıtlanmasıdır. Birçok halde gizli tutulup belgeye dökülmez. Böylece karşıma hukuki işlemin ispatı sorunu çıkar.

1)      kendisini gizlemek amacıyla yapılan inanç anlaşmaları

2)      rehinin paraya çevrilmesinden kaynaklanan zorluklarını aşmak amacıyla mülkiyet devri. Bazı yargı kararları bunu muvazaa kabul etmiştir.

3)      Bir alacağın tahsili için inanç anlaşmasına dayanarak alacak hakkının bir 3. kişiye devri.

İnanç anlaşması hukuka aykırı ise ya muvazaalıdır ya da kanuna karşı hile vardır. İnanç anlaşmasında irade ile beyan arasında uyum vardır.

 

HUKUKİ İŞLEMLERDE TEMSİL

Kişilerin  hukuki işlemlerini bizzat yapma mecburiyetleri yoktur. Değişik nedenlerle bir başkasını kullanma ihtiyacı olabilir. Bu kuralın istisnaları vardır. Bazı hukuki işlemlerde temsil yasaca kabul edilmez.

İş görme sözleşmelerinde borçlunun kişisel yetenek ve becerileri ön planda ise borcun bizzat borçlu tarafından ifası zorunludur. Borçlar kanunu 67 düzenlemiştir. Bu haller dışında hukuki işlemlerde temsil gündeme gelir.

  1. a)      işin uzmanlığı gerektirmesi
  2. b)      kişinin gizli kalma isteği
  3. c)      zaman ve masraftan tasarruf

Borçlar kanunu 32- 40 maddeleri temsili borç ilişkilerini genel olarak düzenlemiştir. Ancak yasalarda özellik arz eden konularda temsile ilişkin özel hükümler vardır. Türk ticaret kanununda acente özel hükümlere bağlanmıştır. Bunlar dışında genel hükümler söz konusudur.

Her temsil 3 kişiyi gerektirir. Bunlar temsil olunan, temsilci ve 3 kişi. Temsil yetkisi tek taraflı bir hukuksal ilişkidir. Temsil olunanın bu yetkiyi temsilciye vermesi yeterlidir. Temsil olunanın hukuksal işlem ehliyetine sahip olması gerekir. Bir akıl hastasının birisine verdiği temsil yetkisi geçersizdir. Temsil yetkisi ancak hukuka ahlaka adaba uygun olmalıdır ve yetki irade ile beyan arasında uyum içersinde olmalıdır. Temsil yetkisi tek taraflı bir hukuksal ilişki olduğundan ehliyet sadece temsil olunan kişide aranır. Temsilci kendi iradesini değil temsil ettiği kişinin iradesini yansıtır…… o nedenle temsilcinin sadece sezgin olması yeterlidir. Kurucu unsur yetkiyi verenin iradesi ile beyanı arasında uyumdur. Borçlar kanunu 19 ile 20 de temsil yetkisi düzenlenmiştir.

 

Temsil yetkisinin verilişi bir şekle bağlı mıdır?

Kanundan veya akitten aksi anlaşılmadıkça herhangi bir şekil aranmaz. Temsil yetkisinin geçerlilik sekline bağlı değildir ancak bu durumda karşımıza bir ispat sorunu çıkmaktadır. Hukuksal işlemlerde uyumsuzluk doğduğunda hukuk usulü muhakemeleri kanununun 278. maddesi sebeple ispat kuramını getirmiştir. Kişi temsil yetkisini genelde yazılı olarak verir. Vekaletler noterlerce düzenlenir. İspat sorunu gündeme gelmediği sürece şekle, uyuşmazlık olmadığı sürece ispata gerek yoktur.

 

Temsil yetkisi kaynağı bakımından ikiye ayrılır.

1)      iradi temsil: kişi bizzat yapabileceği hukuksal işlemi temsilci kullanarak yapmaktadır. Temsil olunan kişinin rızası Borçlar kanunu 32 ve devamında iradi temsil olarak düzenlenmiştir. Temsil yetkisinin kapsamını temsil olunanın iradesi belirler.

2)      Kanuni temsil: temsilci yetkiyi yasadan alır. Yasal temsilin yaygın hali veliler, vesayet, kayyımlıktır. Bu kişiler yasadan temsil yetkisini alır ve yetkide uyuşmazlık olduğunda yasaya bakılır. Vasinin satış yetkisini kullanması için mahkemeden izin alması gerekir.

Temsilci temsil yetkisini kanıtlamak zorundadır. İspat sorunu çıkarsa yazılı belge kanıttır. Yasa koyucu bazen temsilcinin yetkisini kanıtlamasını istemez. Hatta bu yetkisi bulunduğu halde bunu ortaya koymamış ve 3. kişide aramamış olur. Bu durumda temsilci işlemin hüküm ve sonuçlarına kendi üzerinde katlanır.

Ancak 3. kişi hal ve koşullardan temsili görürse bu işlem direkt temsil olunanı bağlar. Temsil yetkisi ortaya konmazsa yapılan hukuki işlem temsilci üzerinde  hüküm ve sonuçlar doğurur.

 

Temsil yetkisinin kapsamı:

Temsil iradi temsilse bu yetkinin kapsamı o iradeye göre tayin edilir. Yetki kapsamı sarih olarak ya da iradenin yorumu ile zımni olarak belirlenir. Temsil olunan kapsamda özgürdür. Temsil olunan temsili her zaman geri alma özgürlüğüne sahiptir. Borçlar kanunu 34 fıkra 2’de temsil olunan kişiye yetki verme, sınırlama ve vazgeçmeyi feragat etmeyi yasaklamıştır. Hukuka aykırıdır. Butlan ve batıldır. Sözleşmenin o hükmünü geçersiz kılıp geri kalanını ayakta tutmak mümkünse kısmi butlandır. Temsil yetkisi konu, yer, miktar, süre ve kişi bakımından sınırlandırılabilir.

Temsilci temsil yetkisini ve temsil kapsamını kanıtlamalıdır. Temsil olunanın temsilciye verdiği belgeye selayitname denir. Genelde bu temsilciye verilir. Ancak bu zorunlu olmayıp 3. kişilere de bildirilebilir. Borçlar kanunu 33 fıkra 2’de bu konu düzenlenmiştir. Eğer temsil yetkisi 3. kişiye bildirilmişse bu yetkinin kapsamı 3. kişiye bildirimle sınırlıdır.

Temsil yetkisinin 3. kişilere bildirilmesi bu yetkinin temsilciye bildirilmesinden farklı sonuçlar oluşur. Eğer yetki 3. kişilere bildirilmişse azli de 3. kişilere bildirilmeli aksi halde 3. kişinin iyi niyeti korunur.

Temsil olunan temsilciye her aşamada yetki verirse genel yetkiden bahsedilir. Temsil olunan temsilciye verdiği yetkiyi sınırlandırabilir. Temsilci özel temsil yetkisine sahipse temsil yetkisinin sınırları vardır. 3. kişilerle ancak bu sınırlarda işlem yapar. Yasa koyucu bazı işlemler için genel temsili değil özel yetkiyi arar.

Borçlar kanunu vekaletle ilgili olarak özel yetki hallerini belirlemiştir. Vekaletle ilgili 383.3 te sınırlama getirmiştir. Buradaki işlemler için açıkça yetki verilmelidir. Bu işlemler temsil olunan için ağır koşullar koyduğundan böyle bir özellik aranmıştır. Yargılama yöntem yasalarında özel yetkiye gerek vardır. Feragat yetkisi özel koşullara bağlanmıştır.

Temsil olunan bu yetkiyi sözleşme kurmaksızın sadece yetki olarak verir. Bir sözleşme içersinde bu yetkiyi vermesi geneldedir. Bu sözleşme bir vekalet sözleşmesidir. Temsil yetkisi ve vekalet sözleşmeleri farklıdır. Temsil yetkisi tek taraflıyken vekalet bir sözleşmedir. Vekalet icap ve kabul hallerini gerektirirken temsil yetkisi sadece temsil olunanın iradesini gerekmektedir.

Temsilciyle temsil olunan arası ilişki başka bir sözleşme ile de verilebilir. Hizmet söz., istisna, bayilik, genel distribütörlük …

Temsil bir sözleşme içersinde oluşursa o sözleşme hüküm sonuçlarının uygulanması gerekir.temsilci yetkisi varsa veya yetki sınırları içersinde yaparsa o hukuki işlem geçerlidir. Temsilci 3. kişilerle iki şekilde işlem yapabilir.

1)      Temsilci hukuksal işlemi temsil olunanın adına ve hesabına yaparsa doğrudan doğruya temsil vardır.

2)      Temsilci 3. kişi ile hukuksal işlemi kendi adına ama temsil olunanın hesabına yapabilir. Bu dolaylı temsildir. Hukuki işlem hüküm ve sonuçlarını önce temsilcide daha sonra temsil olunana nakledilmesiyle temsil olunanda doğurur. Komisyon sözleşmelerinde dolaylı temsil görülür.

Kural doğrudan doğruya temsildir. Temsilci taraf değil taraf adına hareket eden kişidir. Taraf olmadığı için hukuksal işlem ehliyetlerinden sadece sezgin olması yeterlidir. Buna karşılık 3. kişiler hukuksal işlemin tarafıdır ve hukuki işlem ehliyetine sahip olmaları gerekmektedir.

Hukuksal işlemin geçerlilik koşulları burada da geçerlidir. Temsilci 3. kişiye zarar vermişse bu zarardan kim sorumludur?

Temsil yetkisi ve yetki sınırları içersinde hukuksal işlemin yapımında zarar verdiyse temsil olunan sorumludur. Temsilci hukuksal işlemin dışında haksız fiille zarar verdiyse 3. kişiye karşı kendisi sorumludur.

 

HÜKÜM VE SONUÇLARI:

Doğrudan doğruya temsilde temsilci 3. kişiyle yaptığı işlem sonunda tüm hüküm ve sonuçlar temsil olunana aittir. Borçlar kanunu 67. ve devamı borçlarda temsil olunanı düzenlemektedir. İfanın tarafları kurulan sözleşmenin taraflarıdır. Doğrudan doğruya temsilde bu hüküm ve sonuçların dogması için başka işleme gerek yokken dolaylı temsilde vardır. Hilede temsil olunanın iradesine bakılır. Temsilcinin yaptığı hile temsil olunanda aranır.

Tüzel kişilerde kuruluş aşamasında özellikle şirketlerde kurucuların yaptığı işlemler kabul edildiğinde şirket bunlardan sorumlu hale gelir. Şirket bu işlemi kabul etmezse sorumlu olmaz kurucular müstakbel şirket adına yapmış sayılır. Dernek kurulmadan önce kurcular kendi üzerlerinde yapmış sayılır.

 

TEMSİL YETKİSİNİN SONA ERMESİ:

1)      İstifa: temsilci her zaman için bu yetkiye sahiptir. Ayrılma anından itibaren hukuksal işlem yapma yetkisi son bulur. Buna rağmen yaparsa yetkisiz temsile girer. Bozucu yenilik doğuran hak kullanımıdır. Tek taraflı irade beyanı yeterlidir. Yasada herhangi bir şekil yoktur. Etkisini o andan itibaren doğuracaktır.

2)      Azil: temsil olunanın temsilciyi görevden uzaklaştırmasıdır. Borçlar kanunu 34. buna dayanaktır. Temsil olunan önceden bu haktan feragati yasaklamış olsa bile temsil yetkisi kısmen veya tamamen ortadan kalkar. Azle rağmen temsilci 3.  kişilerle temsil olunan adına işlem yaparsa 3. kişilerin durumu ne olacaktır? Bunun temsil olunanı bağlayıp bağlamadığı 3. kişinin iyi niyetinde aranır.  Azilden haberdar olmayan olması gerekmeyen kişiler azilden etkilenmez. Sorunun çözümü azilde 3. kişilerin iyi niyetini ortadan kaldıracak önlemleri almaktır. Bunlardan birisi azlin aynı zamanda 3. kişilere bildirilmesidir. Ayrıca Borçlar kanunu 36 da temsil yetkisinin temsilcinin elinden geri alınmasını bildirir. Temsil olunan yargıya bu yetkinin geri alınması için başvurabilir. 3. kişiler çok sayıda ise temsil yetkisinin değişikliği ilan yoluyla bildirilebilir. Temsil yetkisi 3.  kişilere bildirilmişse azlinde 3. kişilere bildirilme zorunluluğu vardır.

 

3)      Ölüm veya ehliyetin kaybı: taraflardan herhangi birinin ölümü, gaipliği, hukuksal işlem ehliyetini kaybetmesi, iflası gibi sebepler temsil yetkisini sona erdirir. Ancak istisnası taraflarca aksinin kararlaştırılmış olmasıdır. İşin niteliği gereği temsil yetkisinin kullanımının devamını gerektirmesi halleri istisnalardır. İflas eden kişinin tasarruf yetkisi sona ere ve bu yetkilerin kullanımı iflas odasına geçer. Ancak istisna vardır. Tüzel kişiliğin son bulmasında da aynı kural geçerlidir.

 

YETKİSİZ TEMSİL:

Temsil yetkisinin bulunmadı yahut bulunmasına rağmen yetki sınırlarının aşıldığı hallerde yetkisizi temsilden bahsedilir. Sahte vekalet buna bir örnektir. Yetkisiz temsille yapılan hukuksal işlemlerde temsil olunan nasıl etkilenir?

Kural yetkisizi temsilcinin yapmış olduğu hukuksal işlem temsil olunanı bağlamamasıdır. Ancak burada tek taraflı bağlamazlık vardır. Temsil olunan bağlı değildir ancak 3. kişi bağlıdır. Zira temsil olunan buna icazet verebilir. İcazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olamaz. İcazetin verilme süresi 38’de gösterilmiştir. Bu süre içersinde temsil olunan susarsa susam ret olarak yorumlanır. Kabul edilirse başlangıçtan itibaren hüküm ve sonuçları doğurur.

İcazet verilmezse 3. kişi bir zarara uğramış olabilir. Konuyu Borçlar kanunu 39 düzenler. Eğer icazetten sarih veya zımnen verilmezse uğranılan zarar yetkisiz temsilcinin sorumluluğundadır. Ancak 3. kişi bu yetkisiz temsili biliyor ya da bilmesini gerektiren bir durumda zararın doğumunda ortak kusuru olabilir. Böyle bir durumda zarardan indirim ve tazminat isteminin reddi haklarını kullanamaz. Ortak kusur davanın reddine yol açar. Sözleşmenin geçersiz kılınması nedeniyle uğranılan zarar menfi zarardır.

 

Müspet zararın tazminin koşulları:

yetkisiz temsilde kusuru varsa.

Hakkaniyet gerektiriyorsa

Haksız eyleme dayanan bir zarda söz konusu olur. Borçlar kanunu 41 koşulları maddi ve manevi zarara ilişkin tazminat isteyebilir. Sözleşmenin yetkisiz temsille geçersiz kılınması halinde tarafların aldıklarını iade etmesi sebepsiz zenginleşme ilkesi gereğidir.

 

SÖZLEŞME YAPMA VAADİ

Taraflar bir sözleşmenin yapılması için gerekli koşullara sahip olmayabilirler. Hukuksal açıdan tarafların bağlanma ihtiyaçları söz konusu olabilir. Asıl sözleşmeyi yapmaya engel bir durum olabilir ya da bağlanma isteği üzerine taraflar sözleşme yapma vaadinde bulunur. Borçlar kanunu 22 akit yapma vaadini düzenler. Bir sözleşmedir amacı ve hedefi ilerdeki asıl sözleşmenin yapılmasıdır. Sözleşmenin ifası farklıdır. Asıl sözleşmeyi yapma edimi söz konusudur. Eğer ki asıl sözleşmenin yapılması imkansızken sözleşme vaadi yapılırsa Borçlar kanunu 19 gereği imkansızlık nedeniyle batıldır. Bir sözleşmenin geçerliliği şekle bağlanmışsa sözleşme yapılma vaadi de aynı şekle uyulmasını gerektirir. Borçlar kanunu 485 kefalet gibi.

Sözleşme vaadi geçerli olarak kurulmuşsa taraflar diğer taraftan vaat edilen sözleşmenin yapılması için gerekenlerin yapılmasını isteyebilir. İfanın konusu asıl sözleşmenin yapılması ve kurulmasıdır. Bir taraf diğer tarafı asıl sözleşmenin yapılmasına kabule davet edecektir.

Sözleşmenin yapılması için tarafların iradelerini açıklamaları gerekir. İrade açıklaması gerekenin iradesinin yerine geçecek sonuç için yargıya başvurulur. Bu karar taraflar arasında sözleşmenin kurulmasını sağlar.

 

Satış vaadi è satış è satışın ifası

Sözleşme kurulduktan sonra ifası gündeme gelir. Uygulamada rastlanılan  en çok şekil satış vaadi bununda çoğunluğu taşınmaz satış vaadidir.

Taşınmaz satışına geçerlilik verecek olan makam tapu sicil memurluk ve muhafızlıklarıdır. Vaade de bunlar geçerlik verir. Noterler de taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yaparlar.ş bu düzenleme şeklinde yapılmalıdır.

Taraflar koşullar gerçekleştiğinde vaade dayalı olarak asıl sözleşmenin yapılmasını talep hakkını elde ederler. Bu yükümlülük sözleşmeden doğar. Gereğinin yapılmaması sözleşmeye aykırılık sonucunu doğurur.

Sözleşmelerdeki nisbilik ilkesi burada da vardır. Sözleşmeden doğan haklar ve borçlar sadece taraflar arsında hüküm ifade eder. Satış vaadi sözleşmesi taraflar için nisbi bir hak doğurmasına rağmen alıcı için bir risk vardır. Satıcı sözleşmenin konusu taşınmazı 3. kişiye satabilir. Yasa koyucu bu nedenle satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerhini mümkün kılmıştır. Burada güçlendirilmiş nisbi hak vardır. Bu durumda hak 3. kişilere karşı da ileri sürülebilir.

Taraflar borç muaccel olduğu tarihten itibaren 10 yıl içinde yargı yoluyla haklarını kullanmak zorundadır. Ama şerhin suresi 5 yıldır. 5 yıl sonra bunu 3. kişilere karşı ileri süremezler. Taraflar 5 yıl sonra şerhi tekrardan uzatabilirler.

 

SÖZLEŞMELERİN YORUMLANMASI:

Bir sözleşmede taraf iradeleri her zaman açık ve net olmayabilir. Taraflar iradeleri farklı yorumlayabilirler. Böyle bir durumda sözleşmenin yorumu gerekir mi? Gerekiyorsa yorumda ölçü nedir? İrade sahibinin iradesine verdiği anlam mı diğer tarafın iradeye verdiği anlam mı yoksa diğer kişilerin dürüstlük kuralı altında sözleşmeye verdiği anlamı esas alınır?

İrade açık ve netse yoruma gerek yoktur.

Yorumla ilgili ana ilke: sözleşme yorumlanırken tarafların kullandıkları sözlere, kurumlara ve nitelendirmelere itibar edilemez. Tarafların bunların arkasında gizli olan gerçek iradelerine bakılır. Sözleşme yorumlanırken öncelikle tarafların gerçek arzu ve amaçları göz önüne alınacaktır.

Bugün yaygın olan güven teorisidir. Doğruluk ve dürüstlük ilkesi gereğince alışveriş yaşamında aynı koşullar altında 3. kişilerin sözleşmeye verdiği anlam esas alınır. Bunda şu ilkelerden yararlanılır:

1)      tümlük ilkesi: sözleşme yorumlanırken sadece bir kısım maddeleri değil tümü göz önüne alınır.

2)      Sözleşmenin yorumunda sözleşme öncesi hazırlık çalışmaları da göz önünde tutulacaktır.

3)      Sözleşmenin ayakta tutulma ilkesi: bu ilke ölüme bağlı tasarruflarda daha çok uygulanır. Bu ilke vasiyetnameler için favor testumenti adını alır. Sözleşmeyi kurtarmak hedef olmalıdır.  Bu yorum sonucu sözleşmenin uyuşmazlık konusu olan hükmü güven teorisi ilkesi gereğince ne anlama geldiği ortaya çıkartılacak sözleşme ayakta tutulacaktır. Yasa hükmünün yorumlanmasındaki ilkeler burada da geçerlidir.

 

SÖZLEŞMELERİN UYARLANMASI:

Geçerli bir sözleşme kurulduğunda taraflar için sonradan meydana gelen değişiklikler ne olursa olsun ana ilke sözleşmeye bağlılıktır. Taraflar sözleşmeden doğan yükümlülükleri gereği gibi ifa etmek zorundadırlar. Sonradan meydana gelen değişiklikler ne kadar ağır olursa olsun taraflar sözleşmeye vefa etmek zorundadır. Buna ahde vefa ilkesi denir. Sonradan koşulların değişmiş olması sözleşmenin yükümlülüklerini güven ilkesi gereği değiştirmez. Bu ana kuraldan sapmalar görülür mü?

Ahde vefa ilkesi mutlak olmayıp istisnalar göstereceği kabul edilmektedir. Bu istisnalar oldukça sıkı koşullara bağlatılıp dar uygulanmıştır. Borçlu sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelen değişiklikleri öne sürerek edimlerinde değişiklik talep edemez. Edimin imkansız hale gelmesi borcu sona erdirir. Bunda borçlunun kusurlu bulunmaması ön koşuldur. Uyarlamada ana koşul edimin ifasının mümkün olmasıdır. Ancak borçlu ifada oldukça zorlanacaktır.

1)      uyarlamanın yasada özel olarak düzenlendiği haller

yasa koyucu bizzat kendisi sözleşmenin kurulmasında sonra ortaya çıkan durumları uyarlama sebebi saymıştır. Bağışlama sözleşmesi Borçlar kanunu 245.2’de bağışlama tahaddütüyle sınırlı olarak; kira sözleşmesinde Borçlar kanunu 282; istisna sözleşmesinde taraflar sözleşmeden sonra koşullar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın ifada bulunmak zorundadır. Borçlar kanunu 365.2 götürü bedel ile yapılan işlerde önceden tahmin edilmeyen külfetli işlerin çıkması halinde.

Bu istisna haller dışında genel olarak diğer sözleşmelerin uyarlanması mümkün mü?

Bazı durumlarda borçlunun edimini imkansızlaşmaması ancak bunun ifası hakkaniyete uygun olmaması ve sözleşmenin doğruluk dürüstlük kuralı medeni kanun 2 objektif iyiniyet kuralı gereğince mümkündür.

2)     genel olarak düzenleme koşulları

  • geçerli olarak kurulmuş bir sözleşmenin varlığı
  • tarafların edimini ifa etmemiş olması.
  • Önceden tahmin edilmesi mümkün olmayan bir olayın ortaya çıkması. ( enflasyon ve devalüasyonunda bir uyarlama sebebi olarak görüleceği yargı kararlarında benimsenmiştir.)
  • Tahmin edilemeyen nedenlerle borçlunun ediminin ifasının zorlaşmış olması.

 

SONUÇLAR:

Uyarlamanın genel veya özel hal koşulları mevcutsa

  1. a)      yeni koşullara uyarlanabilir.
  2. b)      Sözleşmenin uyarlanması mümkün değilse sözleşmenin feshine karar verilir. Bu fesih ileriye veya geriye dönük olabilir. Aynı edimin başkalarınca yerine getirilmesi mümkünse sözleşmenin uyarlanması istenemez. Borçlunun kusuru bulunmamalıdır.

 

HAKSIZ FİİLLER

En yaygın borç kaynağı sözleşmelerdir. Haksiz fiil istisnadır. Haksız bir eylemle bir başkasına verilen zarar sonucu ortaya çıkar. Borçlar kanunu 41 – 61. maddeleri arasında genel düzenleme yapılmıştır. Bu hükümler dışında özel yasalarda veya bunun türleriyle ilgili özel hükümler de mevcuttur. Bu özel hükümlerin yer almadığı hallerde genel hükümlere bakılır.

Haksız fiillerle ilgili fasıl başlık haksız muamelelerden doğan borç olarak isimlendirilmiştir ancak buradaki muamele sözcüğü eylem fiil olarak algılanmalıdır.

Haksız fiil kural olarak bir tazminat borcu doğurur. Borçlar yasası haksız fiilin borç kaynağı olmasıyla ilgilenir. Borcun konusu zararın giderilmesidir. Edim tazminattır. Daima verme borcu doğurur, bu borcun giderimi zararın tazmini olacaktır.

Sözleşmeden doğan borç ifası ile haksız fiilin ifası konuları itibarıyla farklıdır. Sözleşmeye aykırılıkta tazminat gibi konularla haksız fiil ile benzerlik konmuştur. Bu noktada Borçlar kanunu madde 2 düzenlenmiştir. Haksız fiilde zamanaşımı Borçlar kanunu 60, sözleşmede zamanaşımı Borçlar kanunu 125 ile süreler bakımından da farklı olarak düzenlenmiştir.

Haksız fiil borç kaynağıdır ve başka yansımalarda gündeme gelir. Haksız fiil ne zaman borç kaynağı teşkil eder?

fiil

hukuka aykırılık

zarar                                                hepsi bir arada olunca borç doğar.

illiyet

kusur

 

 

1)      FİİL

Eylem koşulu gerçekleşmelidir. Bir dışa vurum, davranıştır. Haksız fiil işleme düşüncesi bir borç kaynağı değildir. Kişi araç, başka kişi, hayvan ile haksı  fiil oluşturabilir.eylem hareket olmasına rağmen hareketsiz bir şekilde de ortaya çıkabilir. İcrai ve ihmali eylem olmak üzere iki çeşidi vardır.

 

2)     HUKUKA AYKIRILIK

Hukuka aykırılık eylemden doğan borçlarda söz konusudur. Haksızlık = hukuka aykırılık. Zarara yol açan haklı eylemler olabilir. Eylem haklıysa diğer koşullar olsa dahi borç doğmaz. Eylemin tüm hukuk sistemi göz önünde tutulmak üzere tasvip edilen bir eylem olup olmamasıyla hukuka aykırılığı belirlenir.

Kural: başkalarının mal ve can güvenliğinin korunmasına yönelik her eylem       hukuka aykırıdır. Bu unsur eylemin aynı zamanda suç teşkil etmesi anlamında değildir. Borçlar kanunu 41 haksız eylem demiş suç dememiştir. Borçlar kanunu 53 ve 60 incelendiğinde haksız fiilin borç doğurması için eylemin aynı zamanda suç teşkil etmesinin zorunlu olmadığını bildirir. 3 tür eylem vardır. Bunlar;

  • sadece hukuka aykırı
  • suç teşkil eden
  • aynı zamanda suç teşkil eden haksız fiiller

Hukuka Uygunluk Sebepleri:

genel nedenler ve özel nedenler olmak üzere ikiye ayrılır. Genel nedenler Borçlar kanunu 52 de düzenlenmiştir. Buna göre eylem ve yöneldiği varlık ihlal edilen kural ne olursa olsun Borçlar kanunu 52 deki koşullar varsa sorumlu olmayacak. Burada bahsedilen koşullar ise:

  • meşru müdafaa
  • zaruret hali
  • kuvvet kullanımı

özel hukuka uygunluk nedenleri eylemin yöneldiği kişisel varlık bakımından özel olandır. Medeni kanun 24.2 deki hallerde gündeme gelecektir. Rıza, üstün nitelikte özel yarar, kamu yararı, kanunun verdiği özel yetki.

  1. a)      meşru müdafaa: kişinin bir saldırıyı önleme amaç ve sınırları içersinde saldırganının şahsına ya da malına zarar vermesidir. Kişi kendisine yönelik bir saldırıyı defetme mecburiyetinde zarar veriyor. Meşru müdafaa şu koşullar altında hukuka uygundur:

1)     faile bir saldırı olmalıdır. Haksız eylem işleyen saldırı altında bulunan olmalıdır. 3. kişi lehine de meşru müdafaa vardır. Bu durumda  da eylem hukuka uygundur. Borçlar kanunu 52. mal için meşru müdafaa kabul edilemez. Ancak şahıs bütünlüğüne karşı saldırıda meşru müdafaa kabul edilir.

2)     Faile yönelik saldırı haksız olmalıdır. Failin eyleminin haklı olması için kendisine yönelik hareketin haksız olması gerekir.

3)     Fail haksız saldırıyı önlemek için saldırgana zarar vermiş olmalıdır. Meşru olan eylem zarar eylemidir. Verilen bu zarar şahıs ya da mala varlığına zarar da olabilir.

4)     Zarar savunma amacıyla yapılmalıdır. Ve savunma sınırları içersinde kalmalıdır. Meşru müdafaa öç alma aracı olamaz. Meşru müdafaanın amacı sadece korunmadır. Bu amaç gerçekleştikten sonra gerçekleşen diğer eylemler gayri meşrudur.

Bu 4 koşul altında eylem hukuka uygun sayılacaktır. Borçlar hukuku bakımından bir borç meydana gelmez. Çünkü hukuka aykırılık nedeni yoktur. Sorumluluk yoktur. Zarar vardır. Bu unsurlardan bir veya birkaçı eksik ise meşru müdafaa değil haksız fiilin unsurları eksiktir. Savunma kişinin yargı mercileri önünde özgürce kendini savunmasıdır. Hak arama özgürlüğü savunma hakkının bir parçasını oluşturmaktadır. Savunma hakkını meşru müdafaadan ayırt etmek gerek.

  1. b)      zaruret hali: meşru müdafaada fail kendisine saldıran kişiye zarar vermektedir. Kişi bir zarar tehlikesi veya zarar altında ise ancak buna neden olan kişiye karşı zarar verebilir. Masum kişilere yönelik zarar hukuka uygun değildir. Zarar tehlikesiyle ilgisi bulunmayan kişinin verilen zararda zaruret hali söz konusudur. Olayla ilgisiz kişiye verilen zarar meşru, hukuka uygun sayılır. Zaruret hali şu şartlarda oluşur:

1)     kişinin kendisine veya bir 3. kişiye yönelik bir zarar veya zarar tehlikesinin olması. Bu zarar tehlikesinin faile yönelik olması şart değildir. Tipiden kurtulmak için orada bulunan dağ evinin kapısını kırıp içeri giriyorlar.

2)     Bu zarar veya zarar tehlikesini önlemek için başkasına zarar verilmiş olmalıdır. Zaruret hali ile meşru müdafaa farklıdır. 3. kişinin mal varlığına yönelik zarar verilmiş olmalıdır.

Bu iki koşul mevcutsa yasa bu eylemi hukuka uygun kabul etmiştir. Meşru müdafaadan farlıdır. Tam değil kısmi sorumluluk öngörmüştür. Yasa hakkaniyet gereği bir tazminatın yargıç tarafından öngörülebileceğini söylemiştir. Çakışan iki unsur vardır burada. Bunlardan ilki zarar tehlikesi ile karşılaşan kişinin değeri ve diğeri ise olayla ilgisiz 3. kişinin mal varlığına yönelik değer.

  1. c)      kuvvet hali: hukuku uygulayacak olan mercilere başvurma olanaksızlığı var ve kuvvet kullanılmadığı taktirde bir hakkı kaybetme riski bulunduğu hallerde kuvvet kullanılabilir. Bu durumda kuvvet kullanan sorumsuzdur. Kuvvet kullanmanın koşulları:

1)     hakkın elde edilmesi veya kullanılması için yetkili mercilere başvurma olanaksızlığının bulunması.

2)     Müdahale edilmediği taktirde hakkın kaybolması veya kullanılmasının tehlikesinin bulunması.

3)     Kuvvet kullanmaktan başka çarenin bulunmaması.

Özel hukuka uygunluk nedenleri:

Medeni kanun 24 fıkra 2 de düzenlenmiştir.

  • rıza
  • üstün nitelikli özel yarar.
  • Kamu yararı
  • Kanunun verdiği özel yetki

 

Meşru müdafaa ile zaruret halinin farkı:

1)      saldırı meşru müdafaada faile yönelikken zaruret halinde 3. kişiye yönelik olabilir.

2)      Meşru müdafaada saldırganın şahsına zarar verilir. Zaruret halinde ise kişinin mal varlığına yönelik zarar da olabilir.

3)      Meşru müdafaada koşullar varsa tam sorumluluk vardır. Zaruret halinde hakkaniyet dahilinde kısmı sorumluluk vardır..

3)     ZARAR

Borçlar kanunu zarar varsa bunun tazminiyle ilgilenir. Zarar şahıs veya mal varlığında meydana  gelen azalmadır. Zararı meydana getiren bu olgu hukuka aykırı, kusurlu eylemdir. Bu zararın giderilmesi gereklidir. Zararın tazmininde amaç zarara uğrayanı haksız fiilden önceki hale getirmektir. Zararın üst sınırını tazminat oluştururu. Zararı aşan tazminat yoktur. Aksi halde haksız eylem sebepsiz zenginleşmeye yol açar. Zarardan az olabilir. Bu da tazminattan indirim sebebi varsa gerçekleşir.

Borçlar kanunu madde 1,4 tazminattan indirim sebepleridir. Tazminat zararı her zaman karşılamaz. Haksız fiil doğduğunda tazminat hükmedilmeden önce doğan zarar hesaplanır. Zarar hesaplanmadan tazminata geçilemez. İndirim sebebi varsa tazminat sebebinden yapılır.

Zararın ispatı:

Zararı ispat zararı ihya eden kişiye aittir. Zira kişinin ne kadar zarara uğradığını en iyi bilen zarar iddiasında bulunan kişidir. Bu bağlamda zarar gören ispatlamalıdır. Zararın varlığı yeterli değildir. İspat edilmelidir. Yoksa tazminat gündeme gelmez. Zarar ve zararın miktarı kanıtlanmalıdır.

Zarar gören zararını her türlü şekilde ispatlayabilir. İspat aracı ve delil sınırlandırması yoktur. Hukuka aykırı eylemden doğan zararlar her türlü şekilde kanıtlanabilir. Buna karşın zararı ispat etmenin güç hatta imkansız olabileceği durumlar da düşünülmüştür. Borçlar kanunu 41 – 42.2

Zarar mevcut ancak miktarın ispatı imkansız ise ne olacaktır?

Tazminat yine gündeme gelecektir. Bu taktirde zarara uğradığını söyleyen miktarı ispat külfetinden kurtarılmıştır. Yargıç bu tayini yapar. 2 ölçüt vardır.

  1. a)      somut olayın meydana geliş şekli.
  2. b)      Zarar gören kişinin zarar doğmaması için aldığı önlemler.

Bu koşullar varsa yargıç hakkaniyet ölçülerinden hareket etme kuralını getirmiştir. Zararı ispatın güç olduğu veya zarar göreni koruma düşüncesinin olduğu hallerde yasalarda tazminatın özel olarak öngörüldüğü durumlar belirlenmiştir. Tazminat miktarının asgarisini belirleme gereği duymuştur.

Zararın Türleri

1)      Maddi ve manevi zarar ayrımı haksız fiilde kişinin mal veya şahıs varlığını etkilemesi açısından yapılır. Haksız eylemde ister mal  ister şahıs varlığına yönelik olsun mal varlığında bir azalma yaratmışsa maddi zarardan söz edilir. Haksız fiilin yöneldiği varlık önemli değil. Etkisini gösterdiği varlık önemlidir.

Haksız eylemin kişide yarattığı duygu dünyasına ilişin eksilme ise manevi zarar olarak görülür. Acı, elem, ızdırap… bu manevi zarar gerçek ya da tüzel kişide olabilir.

2)     mal varlığı zararı – şahıs varlığı zararı

kişinin mal varlığına dahil olan bir değeri zarar görmüşse mal varlığına zarardan bahsedilir. Haksız eylem sadece malvarlığına yöneliktir. Saldırının hedefi, konusu mal varlığına dahil olan değerlerdir. Bu manevi veya maddi zarara yol açabilir. Tazminatın amacı malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermektir. Malvarlığı kaybolmamış ancak değerini yitirmişse bu eksilen değere ilişkin miktar tazmin edilir. Eşya zararlarında zarar hesaplanıp tazminata hükmedilirken eski yeni farkının göz önünde bulundurulması gerekir. 99 model bir arabaya 89 model bir far takılmaz.

Şahıs varlığına zararda haksız eylem şahıs varlığına yönelmiştir. Şahıs varlığı maddi ve gayri maddi değerlerden oluşur. Bedensel bütünlüğe yönelik hasız eylem yaralanmaya ya da ölüme sebep olabilir. Borçlar kanunu 46 cismani, Borçlar kanunu 45 ölüm zararını düzenlemiştir. Şahıs varlığına yönelik haksız eylemlerde bu eylem bedensel bütünlük veya bedensel bütünlük dışındaki değerlere de yönelik olabilir.

 

Manevi zarar:

Haksız eylem kişinin kişilik hakkına yönelmiştir. Kişilik hakkını oluşturan değerleri ayırmak gerekir. Maddi kişisel değerler vücut, bedensel bütünlük, maddi olmayan kişisel değerler ise özgürlükler, özel yaşam, onur gibi kavramlar olup Borçlar kanunu şahıs varlığı zararlarını bu ayrıma tabi tutmuştur.

Bedensel bütünlük haksız fiil sonucu zarara uğrayabilir yani yaralanabilir yada ölebilir. Yaralanmaya uğramışsa veya ölmüşse zarar ve tazminat farklı hesaplanır. Haksız fiil şahıs varlığına yönelmiş kişi cismani zarara uğramışsa tedavi giderleri çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybolmasında , ekonomik gücünün sona ermesinde çalışılamayan günlerin  kazanç kaybı ve diğer gelir kayıplarının karşılanması gerekir. Ekonomik gücün kaybı çalışma gücünün kaybıyla doğru orantılı olması gerekmez. Çok ufak bir zarar ekonomik geleceğin sarsılması sonucunu doğurur.

Kişinin zararlarının haksız fiil anında ortaya çıkması gerekmez zaman süreci içinde de olabilir. Zarar devam da edebilir. Tedavinin 2 sene devam etmesi . her altı ayda bir bu zarar telafi edilecek…ileriki yıllarda hastalık ortaya çıkabilir. Bu durumda zamanaşımı meydana gelmez. Zamanaşımı süresi zararın ortaya çıktığı andan itibaren her zararda baştan başlayacaktır. Borçlar kanunu 44.2 cismani zararın haksız eylemle gerçekleştiği tarihte tam olarak tespitinin mümkün olmadığı hallerde yargılama aşamasında yargıca hüküm tarihinden itibaren 2 yıl içersinde zarar görenin yeni zararlarının hüküm altına alınabilmesine olanak tanımıştır.

Haksız eylem sonucu ölüm derhal vuku bulmamışsa ölünceye kadarki zararlar ölenin mirasçılarına düşer. Kimse ölenin mirasçısı bu kişiler zararın tazminini ister. Ayrıca kişinin ölünceye kadar geçen sürede tedavi masraflarını, ekonomik gücünün azalması, çalışma gücü kaybı zararları da ödenir. Ölüm sonucu manevi zarar tazminini isteme hakkı mirasçılara geçer.

Ölüm gerçekleştiğinde ölenin varlığından mahrum kalan kişilerin tazminat isteminde bulunmaları önem taşır. Ölenin ölünceye kadar ki zararları: maddi zararlar: ölümün getirdiği başlıca zararlar, cenaze,defi… ve ölünceye kadar ki zararlar. Destekten mahrum kalma tazminatı ölüm nedeniyle ölenin ölmeseydi yardımından faydalanan kişilerden dolayı gündeme gelir. Bunlar fiili destekten mahrum kalanlar, farazi destek alanlar ( 10 yaşındaki çocuğunu kaybetmiş kişi ilerde çocuğunun büyüyüp ana babaya yardım edeceği varsayılır.) destekten mahrum kalanın mirasçılıkla ilgisi yoktur. Ancak genelde mirasçıları olurlar. Destekten mahrum kalma tazminatı hesaplanırken göz önünde tutulması gereken kriterler:

1)      ölenin yaşı. Böylece muhtemel yaşama süresi belirlenir.

2)      Mahrum kalan kişilerin yaşı

3)      Ölenin gelir durumu. Gelir düzeyi yüksekse tazminatta yüksek olacaktır.

4)      Sağ kalan eş söz konusuysa bunun evlenme şansı oranında tazminat miktarı değişebilir.

 

5)      Çocukların destekten mahrum kalmaları durumunda erginlik yaşı ve bunların eğitimlerine devam etme durumları göz önünde bulundurulur. Çocuk ergin olana kadar ve eğitimini bitirene kadar destek alır. Evlenen kişiye ölen kişi destek vermez. Kız çocukları evleninceye kadar yaşına bakılmamsınızın destekten yoksun kalma tazminatı alır. Erkek çocuklarında bu eğitimi bitinceye kadardır.

 

6)      Destekten yoksun kalanlara yıllarca yapılan desteğin toptan verilmesi.

Bedensel bütünlüğe yönelik saldırılar nedeniyle manevi zararlarda ortaya çıkabilir. Ölüm ortaya çıkmamış olabilir. Acı, ızdırap, elem duymuş olabilir. Tıbbi müdahale sonucu acı çekmiş veya haksız fiil sonucu bedensel bütünlüğü değişikliğe uğramış olabilir. Bunlar manevi zarar giderimini oluşturur. Zarar tazmin edilmeden kişi ölmüşse bu zararın tazmin hakkı mirası reddetmemiş mirasçılara geçer. Maddi zararın kalem kalem dökümü yapılarak kanıtlanabilir. Ancak manevi zararın tazmininde de genel bazı ölçüler vardır.

  1. a)      somut olayın niteliği
  2. b)      kusurun ağırlığı: kasten işlenmişse farklı, tedbirsizlik sonucu oluşmuşsa farklı değerlendirilecektir.

Borçlar kanunu 44 e göre genel ölçülere ek olarak

  1. a)      zarara uğrayan kişinin buna rızası
  2. b)      zarara uğrayan kişinin zararın artmasında ortak kusuru.

Manevi tazminat bir şarta bağlanmaksızın zamanaşımı süresinde mirasçılara intikal edebilir. Bu tazminat haksız eylem sonucu bedensel bütünlüğü zarar gören kişinin şahsına özgü bir tazminattır.

Borçlar kanunu 47 ölüm nedeniyle manevi tazminatı düzenlemiştir.

Ölüm gerçekleştiğinde kişilik sona erer. Ölenin zararları mirasçılara intikal eder. Ve ölen kişinin yakınlarının manevi zararı gündeme gelir. Bu zarar dolaylı bir zarardır. Bu dolaylı zarar bir istisnadır. Genelde doğrudan düzenlenmiştir. Ölenin yakınları kavramı esas alınmalıdır. Tazminatın hesaplanmasında da manevi tazminat talep eden kişinin ölene yakınlık derecesi göz önünde tutulmalıdır. Yakınlık derecesinden uzaklaştıkça tazminat düşer.

Diğer kişisel varlık zararları:

Kişilerin şeref, haysiyet, özgürlük gibi haklarına özgü değerlerdir. Bir kişiyi yaralama durumunda Borçlar kanunu 47 uyarınca bedensel bütünlüğün manevi zararları, bir kişiye tükürüldüğü halde de bedensel bütünlük dışındaki bedene yönelik manevi zarar Borçlar kanunu 49 uyarınca uygulanır. Borçlar kanunu 49 manevi tazminatın belirlenmesinde 47den farklı olarak

  • tarafların sıfatı
  • tarafların işgal ettikleri makam
  • diğer ekonomik ve sosyal koşullar dikkate alınacaktır.

Bu genel ölçütlerin dışında özel ölçütlere de yer verilmiştir. 49 47 ye nazaran daha kaypaktır. Kişinin maddi niteliğinde olmayan varlıklarına yönelik bir zarar vardır. Kişinin iç dünyasında sonuç yaratır. 47 de failin kusurunun türü önem taşımazken 49 da kusurun ağırlığı aranıyor. Hafif kusurun olması halinde tazminat istemi reddediliyor. Ancak 3444 sayılı kanun 49. maddedeki kusurun ağırlığı koşulunu kaldırmıştır. Bu kusursuz sorumluluk değildir. Kusur hale aranmaktadır.

 

3)      Müspet ve menfi zarar:

Haksız fiillerde bu ayrımın pek önemi yoktur. Bu ayrım sözleşmelerde önemlidir.

 

4)     doğrudan doğruya zarar:

haksız fiilin yarattığı, bu eylemle doğrudan sebep sonuç ilişkisi içinde bulunan zararlardır. Haksız eylemin etkisi içinde bulunmayan bu eylemin yansıdığı diğer zararlar ise dolaylı zarardır. Haksız eylemin yöneldiği varlığı koruyan normun amacı doğrudan doğruya o varlığı korumaktır. Kişi babasının kaza geçirmesi sonucu babasının yanına gider. Bu durumda bilet masrafları oradaki masrafların kazaya sebep olan tarafından ödenmesi gerekir. Burada dolaylı zarar vardır. Türk hukukunda esas alınan doğrudan doğruya zarardır. Haksız eylem faili ancak doğrudan doğruya zararlardan sorumlu tutulabilir. Bu sorun illiyet bağı ile ilgili sorundur. Zararın türü yönünden haksız eylemin hangi sonuçlardan sorumlu olacağı illiyet bağında değinilmektedir.

SONRAKİ SAYFAYA GEÇİNİZ

[wp_ad_camp_5]

sonraki sayfadan devam ediniz