BORÇLAR HUKUKU
Konusu borç ilişkisi oluşturan sosyal ilişkilerdir. Nitelikleri ve unsurları vardır. Kurallara bağlanmıştır. Borçlar Hukuku borç ilişkilerini düzenler. Hukukun kaynaklarında bir uyuşmazlık doğduğunda hangi kaynaklara göz atılması konusunda kanun önce gelir.
4 Ekim 26 yılında İsviçre’den çeviri. Borç ilişkileri uluslar arası bir karakter taşır. Medeni kanunda yerel olma niteliği Borçlar kanunu da aranmaz. Avrupa topluluğu ülkeleri tanım ve hükümleri tek bir çatıda toplamaya çalışmıştır. 1983 yılında yapılan değişiklik bizim Borçlar kanunumuzda yapılan en büyük değişikliklerden birisidir. Borçlar Hukuku borç ilişkilerini düzenlerken ikiye ayırmıştır:
1 bütün borç ilişkileri için uygulanabilen umumi hükümler. İlk 181 maddeyi içerir ve bu kurallar temel normlar niteliğindedir.
- a) borcun kaynaklarıhaksız fiilsözleşme 3 ana kaynak. Buna Yargıtay kararları ile eklenenler oldu.
- b) borcun hüküm ve sonuçları
- c) borcun sona ermesi.
Borç ilişkisinden doğan haklar şahsı haklardandır ve bunlar ayni haklardan ayıran ömürlerinin bir sınırı olmasıdır. Bu üç kısma girmeyen durumlar ise borçlar özel hükümlerine tabidir.
Borçlar kanunu genel hükümleri sadece borç ilişkisini değil hukukun diğer alanlarına da uygulanır. Medeni kanun 5. maddesi bir anahtar kanundur. Bu Borçlar kanununun genel hükümlerinin medeni kanun içinde uygulanabileceğini belirtir. Genel hükümler özel hukukun bütün alanlarına uygulanabilir.
2) aktın muhtevi sözleşmeler düzenlenmiştir. Buraya özel hükümler denir. Bu kısımda tek tek sözleşmeler açıklanmıştır.
Devir è satım, bağış, trampa
Kullandırma è kira, haiz, ariyet
İş görme sözleşmeleri è istisna eser söz., hizmet, vekalet
Teminat aracı è kefalet
Muhafaza è vedia, usulsüz tevd
Borç ilişkilerini sadece yasayla değil özel yasalarla da düzenlenmesi için yasalar yapılmıştır. Faiz kanunu, finanssal kiralar kanunu, fikir ve sanat eserleri kanunu bunlara örnektir.
Borçlar Hukukunun diğer hukuk dallarıyla olan ilişkine bakıldığında;
En yakın ilişkisi medeni hukuk ile olmaktadır. Medeni kanun 5. madde ve Borçlar kanunu 544. madde bunu açıklamaktadır.
Borçlar Hukuku ve ticaret hukuku arasındaki ilişkiye gelince taraflar arası ilişkinin özel hükümleri ticaret kanuna; genle hükümler ise Borçlar kanununa bağlıdır. Türk ticaret yasası geniş anlamda medeni yasanın bir tarafı olan Borçlar kanununa ait olduğu bir gerçektir. İsviçre borçlar kanunu aynı zamanda ticaret kanununu içerir.
Borçlar Hukuku ile anayasanın ilişkisi: borç ilişkilerinde bir uyuşmazlık olursa bakılacak yer medeni kanun 1. deki açıklama gereği kanundur. Anayasamız borç ilişkilerine ait hükümler taşımaktadır. Bir borç ilişkisi anayasanın hükümlerine aykırı ise Borçlar kanunu madde 19 gereği geçersizdir.
BORÇLAR HUKUKU TEMEL KAVRAMLARI
1) BORÇ ve BORÇ İLİŞKİSİ
geniş anlamda borç borç ilişkisini ifade eder.
Dar anlamda borç ise borç ilişkisinden doğan yükümlülükleri ifade etmektedir. Günlük dilde en dar anlamda borç ise para borcudur. Borç ve borç ilişkisi kavramlarını birbirinden ayırt etmek gerekir. Bu farklar:
- a) doğum anları bakımından : borç ile borç ilişkisinin aynı anda dogması gerekmez. Borç ilişkisi doğduğu halde borç doğmayabilir. Ancak borç doğmuşken borç ilişkisinin doğmaması durumu yoktur.
- b) Kapsam : borç ilişkisinin doğurduğu tek yükümlülük borç değildir. Borç ilişkisinden başka yükümlülükler de doğabilir. Aslı yükümlülük borçtur ancak yan yükümlülüklerde olabilir. Borç ilişkisi borç kavramından daha kapsamlıdır.
- c) Devir edilebilme : borç ilişkisi bir başkasına devredilemez ancak borç bir başkasına devredilebilir.
- d) Sona ermeleri : borç ilişkisi sona erdiği halde borç son bulmamış olabilir. Borçlu bu ilişki devam ettiği surece meydana gelmiş borçların ifasından sorumludur.
BORÇ İLİŞKİSİNİN KAVRAM VE UNSURLARI
Bir sosyal ilişkinin borç ilişkisi olabilmesi için 3 unsur gereklidir. Bunlar;
- a) ALACAKLI: alacaklı ve borçlu borç ilişkisinin sujeleri edim ise konusudur. Alacaklı her borç ilişkisinde bulunması gereken aktif sujedir. Alacaklı taraf kişidir. Cenin bir borç ilişkisinde alacaklı tarafı oluşturamaz. Sağ ve tam doğum koşuluyla gerçekleşebilir. Tüzel kişileri temsil eden kişi alacaklı olabilir. Kişi olarak varlık kazanıldığında borç ilişkisine taraf olunabilir. Edimin ifasını talep etmeye sahip olan taraftır alacaklı. İki tarafı da borç altına sokabilen sözleşmeler olabilir. Bir satım sözleşmesi her iki tarafı da borç altına sokabilir. Bu ilişkide taraflar tacirse borç sözleşmesinin hükümleri ticaret kanununa bağlıdır. Alacaklının değişmesi bir borç ilişkisinde ancak iki türlü olabilir. Bu iradi ve ölüm( ölüm ile borç ilişkisi son bulmaz alacaklı sıfatı ölenin mirasını reddetmemiş mirasçısına geçer.).
- b) BORÇLU: pasif sujeyi oluşturur. İfa yükümlülüğü altında bulunan taraftır. Alacaklı olan kişi aynı zamanda bir borç altına girmişte olabilir. Kişiler borçlu olabilir. Borçlunun sıfatı önem taşımaz. En fazla Borçlar kanunu ya da ticaret kanununun harekete geçmesinde önem taşır. Borçlunun değişmesi alacaklı gibi iki türlü olabilir. Bunlar iradi ve ölüm.
- c) EDİM: alacaklının talep hakkına sahip olduğu borçlunun ifa ile yükümlü olduğu konu. Edim ilişkisinden bağımsız borç ilişkileri öğretide düzenlenmiş olsa da edimsiz bir borç ilişkisinin kurulamayacağı kabul edilir. Değişik ayrımlara tabi tutulur. Bunlar:
- i) konular: verme è borçlu bir şey temin edip verme yükümlülüğü altına girmiştir. Mülkiyetin devrini amaçlayan bütün sözleşmeler, haksız fiillerde tazminat bir verme borcudur. Ayrıca sebepsiz zenginleşmede zenginleşenin elde ettiğini iadesi bir verme borcudur. Yapmaè borçlu belirli bir yönde hareket etme yükümlülüğü altına girmiştir. İş görme sözleşmeleri buna bir örnektir. Yapmama èborçlu bir kaçınma yükümlülüğü altındadır.
- ii) Hukuksal sonuçlar : bölünebilir – bölünemez: borçlunun kısmı ifada bulunup bulunamayacağı konusunda önem taşır. Sürekli – sürekli olmayan: sürekli edimde borçlu bir tek ifa ile borçtan kurtulmamakta iken edim zamana yayılmaktadır. Şahsi – maddi edim: şahsi edimde borçlu şahsen ve bedenen bir borç üstlenmiştir. Yapma ve yapmamam borçlarında şahsi edim söz konusudur. Bütün edimlerde borçlunun ifa yükümlülüğü üst sınırını kişisel ve bedensel gücü oluşturur. Hiçbir borçlu sağlığını bozacak şekilde borç altına giremez. Maddi edimlerde ise ön plana çıkan borçlunun bedensel ve fikirsel gücü değil malvarlığıdır. Malvarlığını etkileyen edimlerdir. Şahsenden farklı olarak bir sınırlandırma yoktur. Borçlu bütün malvarlığı ile edim altına girer. Koşullar ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın kural doğruluk ve dürüstlük kuralları gereği ahde vefa ilkesi. Ancak sözleşmenin yeniden uyarlanması ve iptali gündeme gelebilir. Parça – Cins: borçlunun üstlendiği edim nitelikleri gereği hemcinslerinden ayırt edilmişse parça borcu söz konusudur. Resim sergisinden seçilen bir resim buna örnektir. Cins edimleri aynı cins içersinde mevcut olan özle nitelikleri ile değil genel nitelikleri ile ayırt edilebilen edimlerdir. Bu ayrım edimin ifasının imkansızlaşması bakımından önem taşır. Borçlar kanunu madde 117 borcu sona erdiren durumları düzenler. Bu madde gereği borçlunun edimden kurtulabilmesi için aynı cinsten edimin mümkün olmaması gerekir. Cins tükenmez ancak parça tükenir. Bu kuralın önemi satım sözleşmesinde ortaya çıkar. Sözleşmenin kurulması ile yarar ve zararlar alıcıya aittir. Malın parça edimi olması halinde bu kural geçerlidir.
BORÇ İLİŞKİSİNİN NİTELİKLERİ
1) nisbilik niteliği: nisbi ilişkiler yaratır ve ilişkinin taraflarını ilgilendirir. 3. kişilere yansımaz. Alacak hakları niteliği gereği nisbi haklardandır. Aynı kural borç ilişkisinden doğan yükümlülükler içinde geçerlidir. Ancak nisbilik durumunun istisnaları vardır ve 3. kişileri de ilgi alanına alan hak haline dönüşmeleri durumunda bunlara kuvvetlendirilmiş nisbi hak denir. (ön alım, geri alım, alım, şerh edilmiş kira söz., şerh edilmiş satış vaadi söz., boşalan dereceden yararlanma.)
2) sınırlı sayıda olma ilkesine tabi değildir. Borç ilişkisinden doğan nisbi haklar sınırlı değildir. Türk eşya hukukunda ayni haklar sınırlı sayı ilkesine tabi olmasına rağmen nisbi haklar buna bağlı değildir. Sözleşme serbestisi vardır. Yasada öngörülmeyen bir sözleşme türü de geçerli olup borç doğurur.
3) Borç ilişkileri tam borç yaratırlar. Borca aykırılık devlet zoruyla borcun ifasını sağlar. Bunun karşıtı eksik borçlardır. Bu eksiklik borçlunun borcuna aykırı davranması halinde alacaklının arkasında devlet gücünün olmamasıdır. Kumar, bahis, zamanaşımına uğramış borçlar buna örnektir. Eksik borçlarda borçlu gönüllü olarak borcun ifasını gerçekleştirebilir, ifa geçerlidir.
4) Borç ilişkileri geçici sosyal ilişkiler yaratır. Bu özelliği onu ayni haklardan ayırt eder. Her nisbi hakkın bir geçerlilik süresi vardır. Borç muaccel olduğu zamanda ifa edilebilir.
5) Borç ilişkilerinde sorumluluk vardır. Yaptırımlı ilişkilerdir. Bu yaptırım borçtan sorumluluk adını alır. Sorumluluk malvarlığıyla sorumluluk demektir. Borç için hapis terk edilmiş bir yaptırımdır. Borçlu borca aykırı davrandığında
- a) sınırsız malvarlığı sorumluluğu
- b) sınırlı malvarlığı sorumluluğu ( bu da kendi içinde konu bakımından ve miktar bakımından olmak üzere ikiye ayrılır.) mirası reddetmemiş mirasçılar ölenin tüm borçlarından tüm malvarlığıyla ama tutulan deftere yazılan borçlarıyla miktar bakımından sınırlı olarak sorumludur.devletin ölenin mirasçısı olması halinde hazine terekeden intikal eden miktarla sınırlı sorumlu olur.
BORÇ İLİŞKİLERİNDEN DOĞAN HAKLAR VE YÜKÜMLÜLÜKLER
Bir borç ilişkisi nedeniyle alacaklı lehine değişik haklar doğar. Alacaklı hakları, faiz, cezai hak, yenilik doğuran hak ve defi hakları olabilir.
1) ASLİ HAK: bir borç ilişkisi nedeniyle alacaklı lehine doğan ilk akla gelecek olan asli haktır. Ulaşılmak istenen asıl amacı temsil eder. Borç ilişkisinin konusunu oluşturan her alacak alacaklı lehine bir hak teşkil eder. (alacak hakkı) sözleşmeden doğan borçlarda aslı hakkı bu sözleşmeden esaslı unsuru ortaya çıkarır. Mal ve bedel satım sözleşmeleri esaslı unsurdur. Bir borç ilişkisi doğduğu anda alacak hakkı doğmasına rağmen talep hakkı hemen doğmayabilir. Kira, taksitle yapılan satım sözleşmesi. Doğum ve sona erme açısından fark vardır. Borç ilişkileri sona erdiği halde alacak haklarının talep edilmesi engel değildir.
2) FERİ HAK: alacaklı lehine bir borç ilişkisinde feri haklarda doğabilir. Bu haklar asıl amaca tamamlayan asli hak mevcutsa geçerlidir. Tek başlarına asli haktan bağımsız olarak doğmaz. Faiz, cezai nitelikli haklar feri nitelikli haklardandır.
3) TALİ HAK: taraflar için 2. derece haklar doğabilir. Bunlar borç ilişkilerinin esas niteliğini oluşturmaz. Bu borç ilişkileri türüne göre ikiye ayrılır:
- i) yenilik doğurucu haklar : hak sahibi iradesini açıkladığı zaman bir hukuksal ilişkinin kurulmasını, değişmesini veya sona ermesini sağlayan kayıt ve şarta bağlı olmayan kullanıldıktan sonra kendilerine dönülemeyen haklardır. Hukuksal ilişki kurulduğunda değerleri bozulmaktadır. 3 tür yenilik doğurucu hak vardır. Her üç türde de hak sahibinin bir irade açıklaması ve bunun içinde hukuksal ehliyete sahip olması gerekmektedir.
- a) kurucu è tek taraflı açıklaması mümkün ve yeterli olan. Ön alım, vefa hakkı.
- b) Bozucu è hak sahibi bu hakkını kullandığında taraflar arası borç ilişkileri ortadan kalkar.
Yenilik doğurucu hakların iki niteliği vardır. Kayıtsız ve koşulsuz kullanılır ve geri dönülemez, bir kez kullanıldıktan sonra bir başkası kullanamaz.
- ii) defi hakları: hak sahibinin kullanmasıyla hakkın kullanılmasını değiştiren, geliştiren veya ortadan kaldıran tek taraflı irade açıklamasıyla kullanabilen haklardır. Borçlar kanunu madde 81 de ödemezlik defi şeklinde adlandırılmaktadır. Yasada öngörülmeyen defi haklar sözleşme ile kurulabilir. Kesin ve geciktirici defi ayrımına tabi tutulur.
Kesin è hak sahibinin tek taraflı irade açıklamasıyla diğer tarafın hakkını kesin olarak ortadan kaldırmaktır.
Geciktirici è hak sahibi bunu kullanarak alacaklının hakkını geciktirir. Borcun ifa zamanının gelip çatmadığı yasası.
İtiraz : hakkın özünü etkiler. Defi ise hakkın özü ile ilgili değildir. Bunun sonucu itiraz sadece bir taraf savunması olmayıp resende araştırılabilir. Hak düşürücü sürenin göz önünde tutulması bir itirazdır.
BORÇ İLİŞKİLERİNDEN DOĞAN YÜKÜMLÜLÜKLER
Borçlu bakımından değişik yükümlülükler ortaya çıkar. Nitelikler açısından a) edim yükümlülüğü b) yan yükümlülük. Bir kira sözleşmesinde kiracının borç ilişkisinde asıl borcu kira bedelini ödemek. Kiralananın sigortalanması tarafların yan amaçlarıdır.
Bir borç ilişkisi kurulurken sözleşmenin geçerliliği aslı edim yükümlerinde uzlaşma olması halinde olur. Yan yükümlülüklerdeki uyuşmazlık kanuna bakılarak çözülür ve sözleşmenin varlığını etkilemez.
Yan edim yükümlülüğü yasadan kaynaklanabilir.
Yan edim yükümlülüğünün kime ait olduğu hususu taraflarca sözleşmede belirtilebilir.
Her iki kaynakta da çözüm yoksa dürüstlük kuralı yardımcı olur.
YAN YÜKÜMLÜLÜKLER è borç ilişkilerinde edim dışında oluşan yükümlülüklerdir. Borçlunun yükümlülüğü bağımsız bir ifa davası ve bağımsız talep hakkını oluşturmaz. Yan yükümlülüğe aykırı davranış doğan zararın tazmin edilmesi borcunu oluşturur. Bir sağlık kuruluşu ile yapılan sözleşmede size uygulanan tedavinin risklere karşı kuruluş sorumludur. Bu konudaki bilgilendirme bir yan yükümlülüktür. Yan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi borcun ifasına aykırıdır. Bu yan yükümlülük ifa olmazsa oluşan zararın tazmini de borca eklenir. Öğretide ve yargı kararlarında sözleşmeden önceki görüşmelerden doğan borçlarda bir yan yükümlülüktür. Sözleşme kurulduğu anda başlayan borç acaba sözleşme kurulmadan önceki tarihlerde de bir borç var mıdır? Evet vardır. Bu sorumluluk yan yükümlülükten doğan borçlardır. Bunun kaynağı medeni kanun 2. maddesindeki doğruluk ve dürüstlük kuralıdır. Yan yükümlülük kaynağı yasadan da olabilir.
BORÇ İLİŞKİLERİNİN UNSURLARINDA DEĞİŞİKLİKLER
Suje è alacaklı ve borçlu taraf sözleşme ile veya ölüm sonucu değişebilir.
Obje è edimde değişiklik olabilir. Borçlu mal teslimi borcu altına girmişken başka bir malın teslimiyle borcu ifa edebilir.
Borcun kaynaklarında ilk olarak hukuksal işlemlerden doğan borçlardır. Bir sosyal ilişkinin hukuksal işlem olabilmesi için a) irade b) irade açıklaması c) hukuksal sonuç unsurlarının olması gerekir.
- A) İRADE: Bir insan davranışıdır. Hukuksal işlerin tarafları insan ve insanın temsil ettiği tüzel kişilerdir. Bir zihin faaliyetidir. Bu zihni kullanan hukuksal işlem yapabilir. Kişi hukuksal işlem ehliyetine sahip olmalıdır. Sezgin, ergin olacak ve kısıtlı olmayacaktır. Sözleşmenin dışındaki tek taraflı hukuksal işlemlerde yasa koyucu tarafından bu koşullar farklı olarak değiştirilebilir. Bu aşama sözleşmenin hazırlık aşamasıdır.
- B) AÇIKLAMA: Kişi iradesini beyan etmelidir. Yasa koyucu bazı hukuksal işlemlerin geçerliliğini şekle bağlamıştır. Bu durumda resmi şekli yerine getirmek gerekir. İradenin açıklanması sarih veya zımni olabilir. Belli bir kalıbın aranmadığı hallerde bu bireye kalmıştır. Sarih: açık, belli… zımni: kişinin açık olmayan başka davranışlarından böyle bir iradeye sahip olduğunun anlaşılmasıdır. Susma, sahiplenme tüketim gibi eylemler kişinin zımni irade beyanına örnektir. Türk hukukunda susma kural olarak reddedilmektedir. Bu nedenle zımni irade beyanına örnek olamaz. Ancak vekalette susma zımnen kabulüdür. Bu istisnasıdır. Sahiplenme eylemi kişinin hukuksal işlem iradesini zımnen ortaya koyar. Tüketim eylemi de kişinin zımnen irade beyanına örnektir. Fiili sözleşme adı altında kabul edilen sözleşmelerde kişi sarih irade koymamakta bir sosyal davranış kurmakta bu davranış sözleşmenin yapılacağına delil teşkil etmektedir. İradenin varlığı yeterli olmayıp beyan ile uyum içersinde olmalıdır. Uyumsuzluk a) iradenin oluşumunda sakatlık sonucu veya b) beyan aşamasında ortaya çıkabilir. Tehdit altında bir kişi hiç istemediği şeyi yapar. Burada irade tehdit altında olunmadığı haldeki şekilde algılanır. Bazen de irade varken beyan aşamasında uyuşmazlık olabilir. Hata bu bölüme girer. İrade açıklamaları vasıtalı ve vasıtasız olmak üzere ikiye ayrılır. Kişi iradesini doğrudan kendisi ortaya koyuyorsa vasıtasız beyan söz konusudur. Bazı hallerde açıklanan iradenin istenilen sonucu doğurması için başka unsurların da eklenmesi gerekebilir. Şart veya vade kavramları bu unsurlara örnek teşkil eder.
- C) HUKUKİ SONUÇ: Hukuki işlemleri diğer hukuksal olaylarda ayırt eden unsur açıklanan iradenin hukuksal sonuca varmasıdır. Önemli olan tarafların bu hukuksal sonuca yönelik bilince sahip olmalarıdır. Tarafların bilerek veya bilmeyerek bu hukuksal ilişkinin farklı isimler adlandırması sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Borçlar kanunu 18. maddesi bir sözleşmenin yorumunda tarafların kullandığı terimlere bakılmaz, onların asıl amacına bakılır. Ölüme bağlı tasarruf yaparken buna bağış diyen kişi hatalıdır. Bağış sağlar arası yapılır. Bu bir vasiyetnamedir. Hukuksal sonucu hukuk düzeni tayin eder. Tarafların yanlış beyanı hukuksal sonucu etkilemez.
HUKUKSAL İŞLEM TÜRLERİ
1) taraf sayısı bakımından
- i) tek taraflı è tek tarafın irade beyanının hukuksal sonuç doğurması yeterlidir. Vasiyet, vakıf kurma. Tek taraflı ilişkilerde bir borç ilişkisi yaratır. Ancak bu borç ilişkisinin kurulması için başka iradeye gerek yoktur. Oldukça sınırlı sayıdadır. İlan yoluyla vaatler tek taraflı hukuksal işlem olarak kabul edilir.
- ii) İki veya çok taraflı è bir hukuksal ilişkinin kurulması için bir iradeye başka bir iradenin eklenmesi ve bu iradelerin uyuşması gerekir. Akit, sözleşme, mukavele… bir hukuksal işlemde taraf sayısı farklı, her iki tarafı borç altına sokması farklıdır. Bağış tek taraflı bir hukuksal işlem değildir. Çok taraflı hukuksal işleme örnek karardır. Burada karşılıklı değil aynı yönde irade açıklaması söz konusudur.
2) sağlar arası ve ölüme bağlı
borçlar kanunu sağlar arası hukuki işlemleri hedef almıştır. Ölüme bağlı hukuksal işlemlerde Borçlar kanununun genel hükümleri uygulanır. Her iki hukuksal ilişkide amaç, geçerlilik koşulu ve iptal açısından farklıdır. Sağlar arasında ehliyetsizlik mutlak butlanken ölüme bağlı tasarruflarda ehliyetsizlik süreye tabi tutulur. Borçlar kanunu 11. maddesinde sağlar arası tasarruflarda şekle aykırılık hak düşürücü süreye bağlanmışken ölüme bağlı tasarruflarda şekle aykırılık yaptırımı iptal davasına bağlanmıştır.
3) borçlandırıcı _ tasarruf
borçlandırıcı è malvarlığını doğrudan doğruya etkilemeyen malvarlığında sarfa yol açmayan ama malvarlığını borçlandıran işlemdir. Bununla kişi malvarlığını etkileyici işlem yapmayı taahhüt eder. Ancak henüz ifa olmadığından malvarlığını etkilememiştir. Bir sözleşme tasarruf taahhüdünü içeriyorsa . mülkiyetin devrini içeren sözleşmeler malvarlığının aktifini değil, pasifini etkiler. Borçlandırıcı işlemde kişi bir taahhüt altına girmiştir. Malvarlığında sarfa yol açmaz. Malvarlığından kopma ikinci aşamada gerçekleşir. Mülkiyetin devrini içeren sözleşmelerde bir tescil işlemi gereklidir. Mülkiyeti devredilecek mal bir taşınır ise …
tasarruf işleminde temel işlem geçerli olmalı. Türk hukukunda tasarruf işlemler borçlandırıcı işlemin geçerliliği ile gerçekleşir.
4) sebebe bağlılıkları bakımından
illete bağlı ve illetten mücerret hukuki işlemler. Sebebe bağlı hukuki işlemlerde daima bir sebebin varlığı ve geçerliliği zorunludur. Sebebe bağlı olmayan hukuki işlemler geçerliliği bir sebebin varlığını öngörmeyen hukuki işlemlerdir. Bu ayrım kazandırıcı işlemlerde önem taşır. Kazandırıcı işlemlerde bir borç tasarruf işlem veya bir maddi fiille gündeme gelir. Kazandırıcı işlemlerde 4 sebep akla gelir.
- i) ifa sebebi
- ii) alacak sebebi
iii) bağış sebebi
- iv) teminat sebebi
hukuksal işlemlerin sebebe bağlı olup olmaması ile ilgili ilke: kazandırıcı işlemler sebebe bağlıdır ve temeldeki borcun geçerliliği gereklidir. Tasarruf işlemlerinde mutlak ilkedir bu.
Taşınırların devride taşınmazların devri gibi sebebe bağlı işlemdir. Taşınmaz devredildi ancak sebep sakat ise bu işlem geçersizdir. Temeldeki işlem sakattır. Sebepteki sakatlık hukuksal işlemi etkiliyorsa işlem sebebe bağlıdır. Her hukuksal işlemin bir sebebi vardır ama her hukuksal işlemin borç doğurabilmesi için sebep gösterimi zorunlu değildir. Bir borç ilişkisinin kurulması için sebebin gösterimine gerek yoktur. Borçlar kanunu madde 17 alacaklıya su kolaylığı getirir. Bir borç ilişkisinde sebep gösterilmemiş olması halinde ispat yükümlülüğü olmadan borcun ifasını isteyebilir. Sebebi gösterilmeyen borçlarında mümkün olduğunu belirtir.
İlan yoluyla vaatler:
Bir kimsenin ilan yapma suretiyle borç altına girmesini öngörmektedir. Bu duyurusuyla belirsiz kişilerden belirli bir yerde çalışmaları ve sonuç elde etmeleri veya belirli bir yarışma sonucu ortaya çıkan kişiye bir vaatte bulunmaktır. Bu niteliğiyle Borçlar kanunu madde 8 de ilan yoluyla vaat iki türdür.
- a) aleni ödül vaadi è kişi umuma bir sonucu elde etme koşuluna bağlı olarak ödül öngörmektedir.
- b) Ödüllü yarışma vaadi è ödül yarışanlar arasında dereceye gireceklere verilecek. Alenilik, ödül ve yarışma sonrası dereceye girme kavramları aranıyor.
Kişi her iki halde bir borç altına girmiştir. Umuma vaatte bulunan borç altındadır. Borçlu edimini ifa etmekle yükümlüdür. Burada bir akit olup olmadığı Türk hukukunda tartışılmaktadır. 4 farklı görüş vardır.
1) tek taraflı bir hukuksal işlem
2) akit
3) uzatılmış bir icap söz konusu. Sonucu elde eden kişi icabı kabul etmiştir.
4) Şarta bağlı icap
SÖZLEŞMELER
Tek taraflı hukuksal işlemlerde bir başka iradeye ihtiyaç yoktur. Sözleşme iki taraflı bir hukuksal işlem olup en az iki iradeye gereksininim duyar. Kurulan borç ilişkisi bir sözleşme ise bu sözleşmenin yerine getirilmesi, aksi takdirde doğacak olan zararın tazmini gerekir. Sözleşmede irade açıklaması karşılıklı ve uygun olacaktır. Bu iradeler hukuksal sonuca yönelik olmalıdır. İradelerin yorumunda amaca bakılmaktadır. Yasada iki taraf denilmekte ancak taraflar ikiden fazla kişiden oluşabilir. Sözleşmenin kurulması için açıklanan iradelerden biri icap diğeri kabul adını alır.
İCAP: Bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşmenin esaslı unsurlarını içeren bağlanma kastını taşıyan diğer tarafın bu yönde açıklamada bulunmasıyla sözleştirmeyi oluşturan irade açıklaması. Diğer irade açıklamalarından farklı olarak açıklayanı bağlar. İcaba davette bu nitelik bulunmamaktadır. Kişi başkalarının kendisine icapta bulunması için irade açıklamalarında bulunur. İcaba davet bağlayıcı değildir. Reklamlar, mal sergilemek, kampanyalı satım, sözleşmenin stok ilanı ile sınırlı olduğunu içeren ilanlar)…
İcapta bağlayıcılık süresi Borçlar kanununun sözleşmenin hazırlar arasında yapılıp yapılmamasıyla tayin edilmiştir. Taraflar icabın bağlılık süresini serbestçe yapabilir. Bağlılık süresi belirtilmemişse:
1) hazırlar arası sözleşmede icapçı icabıyla diğer tarafın hemen kabul edebileceği süreyle bağlı.
2) Hazır olmayan kişiler arası sözleşme mektup, İnternet, faks gibi durumlarda icabın kabulcüye ulaşması için gereken süre sözleşmenin nitelik ve kapsamına göre sözleşmecinin makul düşünme süresi ve kabul haberinin icapçının eline geçmesi için gereken makul sürenin toplamı kadardır.
Telefonla yapılan ve aracısız sözleşmelerde hazırlar arası sözleşmenin esaslarına tabi olur.
Yasa uyumu sözleşmenin esaslı unsurlarında aramıştır. Yasayla düzenlenen sözleşmelerde yasa o sözleşmenin esaslı unsurunu belirler. Esaslı unsur olmayan ikincil unsur da tarafça dilerse esaslı nokta haline getirebilir.
Sözleşmenin esaslı unsurları:
1) objektif esaslı unsurlar: yasada düzenlenmiş olan sözleşmenin o yasada aranan zorunlu esaslı unsurlardır.
2) Sübjektif esaslı unsurlar: yasa koyucunun asgari olarak görmediği fakat tarafların esaslı unsur olarak nitelendirdiği noktalar.
KABUL: bir sözleşmenin kurulabilmesi için açıklanan diğer iradedir. Kabulün kimden geldiği önemli değildir. Bir icabın kabul sayılması için icabı değiştirmemesi icabın tüm noktalarıyla uyum içinde olması gerekir. İcabı değiştiren irade kabul değil yeni bir icaptır. Kabul irade açıklaması olup irade hakkındaki esaslar burada da geçerlidir. Kabul sarih veya zımni olabilir. Kendisine bir icap yapılan kişi açık kabulle yorumu gerektirmeyecek şekilde sözleşme kurulmasına ilişkin beyanda bulunmaktadır. Zımni kabul: sahiplenme, tüketim ve bazı hallerde susma.( Türk hukukunda susma reddetmektir.) bu açıklamayı yapabilme ehliyetini yani hukuksal işlem ehliyetini gerektirir.
SÖZLEŞMENİN KURULMA ANI, HÜKÜM VE SONUÇLARINI DOĞURMA ANI
İrade açıklamasının hüküm ve sonuçlarını doğurduğu an bakımından değişik aşamaları vardır. İrade;
1) açıklanır
2) yön verilir
3) karşı tarafa varır.
4) Karşı taraf öğrenir.
Bazı irade açıklamaları beyan edildiği, bazıları vasıl olduğu, bazıları ise öğrenildiği anda hüküm doğurur.
İradenin açıklama anı ishar, iradenin ulaşma anı usul, açıklanan iradenin muhatapça öğrenimi ise iptiladır. Kabul denilen irade açıklaması icapçıya vardığı anda sözleşme geçerli olur. Bu kural hazır olmayanlar arası durumda söz konusu. Bu anda kurulan sözleşmenin hüküm ve sonuçları daha önceden kabul denilen iradenin gönderildiği anda doğar. Geçmişe yürür. Hazırlar arası sözleşmede sözleşmecinin kabul haberi açıklandığı anda derhal kurulur, hüküm ve sonuçlarını hemen doğurmaya başlar.
İCAP VE KABULDEN RÜCU
Bir kimsenin icabından veya kabulünden dönmesi mümkündür. Rücuda bir irade açıklaması olup hüküm ve sonuç doğurur. Borçlar kanunu madde 9’da rucu düzenlenmiştir. İcapçı icabından dönmüşse dönem beyanı kabulcüye vardığı anda hüküm ve sonuç doğurur. Eğer icap ve icaptan dönme aynı anda karşı tarafa ulaşmışsa icaptan dönme ancak ve ancak karşı tarafça icaptan önce öğrenildiği ispatlanırsa geçerli olur ve icap geçersizleşir. Yasa koyucu varma esasını aynen kabul etmiş ancak öğrenme anını imtiyazlı olarak değerlendirmiştir. İcaptan dönme esasları kabulden dönmede de aynen geçerlidir.
SÖZLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜ
Kural anayasada ifadesini buluyor. Bu ilkenin bir sonucu olarak taraflar
1) sözleşmenin konusunu seçme özgürlüğüne sahipler. Bu konu yasanın göstermiş olduğu sınırlarda serbest. Borçlar kanunu m.19
2) taraf seçme özgürlüğüne sahipler
3) şekil özgürlüğü. Sözlü,yazılı, adi yazılı, resmi yazılı. Borçlar kanunu m.11
4) miktar tayin özgürlüğü
bu özgürlük mutlak bir özgürlük müdür? Kişiler kendilerini sınırlayabilirler mi? Kişinin sözleşme yapmasını zorunlu kılan durumlar olabilir. Bu istisnalar:
1) zayıfı koruma düşüncesiyle getirilen sözleşme yapma zorunluluğu. Bazı mal ve hizmetleri devlet tarafından verilen imtiyazlara dayanarak yapan kuruluşlar kişilerle sözleşme yapmak zorundadır. Elektrik, doğalgaz…
2) hukuksal işlemle getirilen istisnalar. Kişi kendi iradesini kendi sınırlıyor. Belirli bir sözleşmeyi yapmayı taahhüt ediyor.
3) Hukuka,ahlaka ve adaba aykırılık; imkansızlık; kişilik haklarının ihlali.
SÖZLEŞMENİN GEÇERLİLİK KOŞULLARI
Bir sözleşme geçerli olarak kurulduktan sonra ortaya çıkan başka bir sebeple ortadan kalkabilir. Sözleşmenin feshini ve sözleşmeden dönmeyi geçersizlikle karıştırmamak gerek. Fesihte sözleşme geçerli bir şekilde kurulmuştur. Sonradan ortaya çıkan bir nedenle ileriye dönük olarak ortadan kaldırılmıştır.
Sözleşmede sakatlıkta è sözleşme kurulduğunda geçersizdir.
Sözleşme geçmişe etkili geçersiz
Sözleşme başında çıkan nedenle geçersiz.
SÖZLEŞMEDE RÜCU: Geçerli şekilde kurulmuş sözleşme sonradan çıkan nedenle geçmişe etkili olarak ortadan kalkarsa sözleşmeden rücu söz konusudur. Fesih ve rücunun farkı etkisindedir. Geçmiş ve gelecek.
1) Ehliyet geçerlilik koşuludur. Ehliyetsizlik butlandır. Ehliyetsiz kişinin yaptığı sözleşme başından beri geçersizdir. Herkes ileri sürebilir. Yargıç resen sunabilir.
2) Hukuka ahlaka ve adaba aykırı olmama ve imkansız olmama.
Bu kurala uyulmazda sözleşme batıldır. Mutlak butlanla geçersizdir. Yasak olan mallar sözleşmenin konusu olamaz. Bazen sözleşme kısmen emredici yasaya aykırı olabilir. Bu durumlarda ise kısmi butlan söz konusudur.
Borçlar kanunu madde 19 ahlaka aykırılık koşulları mevcutsa sözleşme geçersizdir der. Kişinin kendi istek ve arzusuyla kişilik haklarını ortadan kaldıran sözleşmeler geçersizdir (mk23.). kanuna ve ahlaka aykırı olmayan konuların sözleşme ile sınırlandırılması mümkündür.
İMKANSIZLIK: Borçlar kanunu 20 ye göre bir akdin konusu imkansız ise o sözleşme batıldır. Edimin ifası olanaklı olmalıdır. Başlangıçtaki imkansızlıklar buna dahildir. Sonraki imkansızlıklar sözleşmenin geçersiz olmasına neden olmaz. Her iki halde de imkansızlık sübjektif değil, objektif olmalıdır. Kişinin mali durumunun değişmesi kişinin koşullarındaki değişme sübjektiftir. Borcunu ifa etmesine engel değildir. Burada imkansızlık fiili bir imkansızlık olabilir. Hukuksal bir imkansızlıkta söz konusu olabilir.
3) şekil Borçlar kanunu 11-16. maddeleri ilgilidir. Şeklin bir sözleşmede aranmasının yararları:
- a) tarafları düşünmeye sevk eder.
- b) Tarafların dikkatli olmasını sağlar..
- c) Sözleşmenin şekle tabi tutulması özellikle yazılı şekillerin arandığı durumlarda iradelerde bir açıklık vardır. İradelerin yoruma ihtiyaç duyduğu yerde elimizde bir belge vardır.
- d) Yazılı geçerlilik koşullarına bağlandığında uyuşmazlık hallerinde ispat aracı vardır.
Sakıncaları:
- a) alışveriş yaşamındaki sürati engeller. Zaman kaybı.
- b) Masraf kaybı vardır.
- c) Gizlilik unsuru ortadan kalkar.
Borçlar kanunu 11 e göre sözleşmenin geçerliliği kanunda aksi belirtilmedikçe şekil serbestisidir. Sözlü, resmi yazılı, adi yazılı yapılabilir.
- i) taşınmazların devrine ilişkin bağış, satım, trampa sözleşmeleri resmi, yazılı geçerlilik koşuluna bağlı.
- j) Kefalet sözleşmesi Borçlar kanunu 484 yazılı geçerlilik.
- k) Motorlu araç devri noterde resmi yazılı.
- l) Alacağın temini yazılı geçerlilik.
- m) Eser sahiplerinin mali haklarını devre ilişkin sözleşmeler yazılı geçerlilik.
Borçlar hukuku geçerlilik şekliyle ilgilenir. İspat şekli hukuk usulü muhakemeleri ile ilgilidir. Borçlar kanunu ispat şekliyle ilgilenmez. İspat şeklinde hukuksal işlemin varlığı ve geçerliliği değil ispat edilmesi sorunu gündeme gelmektedir. Bir anlaşmazlık doğduğunda durumun çözümü için ispat aracına başvurulur. Bu ispat aracı belirli bir format halinde aranıyorsa aranan bu şekil bir ispat şeklidir. Türk hukukunda işlemin geçerli olmasının şekle bağlı olması bir istisnadır. İspat geçerli hukuksal işlemler için gündeme gelir. Uyuşmazlığın özünü sorunun neyle kanıtlanacağı oluşturur. Hukukumuzun ispat sorununda tarafları özgür bırakmamıştır. Hukuki işlemlerde miktardan hareket ederek belgeyle ispatı gündeme getirmiştir.
Kanuni şekil – iradi şekil
(yasanın aradığı şekil) yasa bir hukuksal işlemin geçerliliğini şekle tabi tutmuştur. İradi şekilde ise yasa şekle tabi tutmazken taraflar şekil oluşturmuştur. İradi şekle göre yapılmış bir sözleşmenin değişmesi içinde aynı şekilde uygulanması gerekir.
ŞEKLİN GEÇERLİLİĞİ
Yazılı geçerlilik koşuluna bağlı bir sözleşmenin gerçekleşmesi iki aşamada olur.
1) metin aşaması
tarafların iradelerinin açıklanması aşamasıdır. İradeler yazıya dökülür. Sözleşmenin esaslı tüm unsurları metin aşamasında gündeme gelir. Metnin kimin tarafından kaleme alındığı önem taşımaz. Dili önem taşımaz. Sözleşme adi yazılı geçerlilik şekline bağlıysa metnin hazırlanmasında resmi makamın katılımı söz konusu değildir. Resmi yazılı şeklin söz konusu olduğu hallerde metnin hazırlanması aşamasında resmi kişi gündeme gelir. Resmi yazılı sözleşme a) düzenleme; b) onay şeklinde gerçekleştirilebilir. Düzenleme seklinin arandığı hallerde baştan sona resmi memur gereklidir. Yasa koyucu düzenleme şeklinin arandığı hallerde taraflar metni düzenlerse sözleşme şekle aykırı olur ve geçersizdir. Onay seklinde taraflar metni hazırlar ve resmi memur onaylar. Yasa koyucu sözleşmeye resmiyet verecek kişiyi de belirler. ( noter taşınmaz satım sözleşmesi yapamaz. Bu bir satım vaadi olarak düzeltilebilir.)
2) imza aşaması
tarafların bağlanma iradesini ortaya koyduğu aşamadır. İmza etmeyen kişi için sözleşme kurulmamıştır. Yasa imza el ile atılmalı kuralını getirmiştir. İmza kural olarak metnin altına atılır. Usulüne uygun olarak onanmış bir sembolde imza yerine kullanılabilir.
ŞEKLE AYKIRILIK VE YAPTIRIMI
Yasanın geçerlilik şekline tabi tuttuğu bir sözleşme bu şekle uygun yapılmaması halinde geçersizlik yaptırımına uğrar. Bu butlan yaptırımdır. Bu butlan süreyle ve ilgili kişiyle sınırsızdır. Bunun bir yasal sınırı yok mudur? Vardır. Bu medeni kanun 2. maddesindeki doğruluk dürüstlük kuralı koşulları mevcutsa şekle aykırılık ileri sürülemez. İradeyle beyan arasında uyum olmalıdır. Her iki tarafın iradesinin beyanlarıyla ve iradenin iradeyle; beyanın beyanla uyum içinde olması gerekir. Uyumsuzluk tarafların iradesiyle beyan arasında söz konusu olabilir. Bu uyumsuzluk bilinçli, kasıtlı yaratılabilir. İstenmeden de ortaya çıkar.
Bilerek yaratılan uyumsuzluk muvazaa olarak adlandırılır. Bilmeden oluşturulan uyuşmazlıklar hata, hiledir. Dışardan bir etki olmadan kişinin bilgisizliğine de dayanabilir. Kusura dayanan uyumsuzluk sözleşmenin iptali halinde tazminata yol açar. Hile ve tehditte dış etki söz konusudur. İstenmeden irade ile beyan arası uyumsuzluk kusura dayanmaz. Bu kusurlu eylemde doğan zararın tazmin edilmesini gündeme getirebilir. Muvazaada geçersizlik butlan türündedir. Bilerek ve istenerek yapılan irade ile beyan arası uyumsuzluk butlanken istenmeden yapılan uyumsuzluk ise iptal yaptırımına bağlanmıştır.
Bilmeden ve istenmeden irade ile beyan arası oluşturulan uyuşmazlık
1) HATA
Konu Borçlar kanunu 23 – 27 ile düzenlenmiştir. Kişi bir sözleşme yaparken hataya düşmüş olabilir. Dış etki olmaksızın kişinin kendi yanılgısı söz konusudur. Bu yanılgı değişik noktalara ilişkin olabilir.
Borçlar kanunu kişinin her hatasına değer vermemiştir. Borçlar kanunu 23 te esaslı hataya yer vermiştir. Esaslı hata iptal sebebi olarak sayılır. İki unsur aranır. Bu hata sözleşmeyi yaparken mevcut bir hata olmalıdır. Bu hata esaslı olmalıdır. Esaslı hataya sınır getirilmiştir. Borçlar kanunu 24 e göre;
- sözleşmenin niteliğinde hata: sözleşmenin hukuksal niteliğinde yanılgıya düşmektir. Bir beyan hatasıdır. Bütün hazırlık çalışmaları kirayken beyan aşamasında diğer tarafa intifa hakkı tanınmıştır. Kira şahsi hakken intifa hakkı ayni hak temin eder.
- Sözleşmenin konusunda hata: konuda yapılan hata esaslı hatadır.
- Kişide hata: kişide yapılan hata taraf için olmazsa olmaz nitelikse esaslı hata olarak kabul edilir.
- Miktarda hata: edimler arasında dengesizlik söz konusudur. Bu dengesizlik kişinin kendi yanılgısıyla meydana gelmektedir. Borçlar kanunu 21’deki babın ile Borçlar kanunu 24 III. Bendindekini karıştırmamak gerek. Borçlar kanunu 21’deki gabinde edimler arası dengesizlik tek başına geçerli olmayıp başka koşullar da aramaktadır. Borçlar kanunu 24 3. fıkrasında ise bu dengesizlik yeterli olur.
- Temel hata: Borçlar kanunu 24 ile 3. bendinde yer alan esaslı hata halleri beyan hatasıdır. İradenin oluşumunda bir sakatlık yoktur. Birçok hallerde sözleşme tasavvur aşamasında hataya düşülebilir. Kişi sözleşme yapmayı düşünürken bazı varsayımlarda hareket eder. Bu hususlardaki yanılgı kural olarak sözleşmenin geçersizliğine neden olmaz. Akdin yalnız saiklerine ilişkin hata geçersiz değildir. Dürüstlük kuralı burada kriterdir.
Borçlar kanunu kişinin saikte hatasını değersiz kılmış, sonuçlarını diğer tarafa yüklemeyeceğini kabul etmiştir. Bunun istisnası temel hatasıdır. Burada 3 unsur söz konusudur.
1) sübjektif unsur: kişi hataya düşmüş olmalı ancak bu yeterli değildir. Kişi bu hatayı öngörseydi sözleşmeyi yapmayacak olmalıdır. Her türlü delille kişinin saikte hatası kanıtlanabilir. En geç akdin iktibası.
2) Diğer tarafın da düşülen bu hatanın esaslı olduğunu kabul etmesi gerekir. Borçlar kanunu madde 24 ıv.
3) Objektif unsur: ticari doğruluk bu hatayı kabul etmelidir. Hataya düşen kişi dışında aynı koşullar altında emsal olaylarda saikte bu hata bilinseydi hiç kimsenin bu sözleşmeyi yapmayacak olması ticari doğruluk.
Hatanın hüküm ve Sonuçları
İster temel hata ister beyan hatası olsun;
1) sözleşme iptal edilebilir. İptalin talep hakkı hataya düşen kişiye aittir. İptal isteminin bir hak düşürücü süresi vardır. Süre hak düşürücü süre ise bunu sadece ileri sürme hakkı sahip olan kişi değil yargıçta resen resen göz önüne alır. Yargılama aşamasında zaman aşımını ileri sürmek süreye bağlanmıştır. Yazılı yargılamaya tabi davalarda zaman aşımını ileri sürmek esasa cevap süre içersinde olanaklıdır. Bu süre geçtikten sonra zaman aşım ileri sürülürse diğer taraf karşı çıkabilir. Hak düşümü ise yargılamada her aşamada sürülür.
Zaman aşımını durduran ve kesen sebepler vardır. Borçlar kanunu madde 31 konu ile ilgilidir. Kısa süreyi başlatan hatayı öğrenme, uzun süreyi başlatan ise sözleşmenin kurulma anıdır. Sözleşmeyi iptal etmek bir haktır. Ancak doğruluk ve dürüstlük kuralına uygun olmalıdır bu hak. Yasa koyucu Borçlar kanunu 25. maddenin 1. fıkrasında iptal hakkının dürüstlük kuralına uygun olması gerektiğini özel olarak belirtmiştir.
2) Tazminat yaptırımı:
Hataya düşenin sorumluluğu gündeme gelir. Borçlar kanunu 26 da ihmal yüzünden hata başlığında diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmesi düzenlenmiştir. Tazminatın koşulları:
- hata nedeniyle sözleşme iptal edilmiş olmalı.
- Hata hataya düşen kişinin kusurundan kaynaklanmış olmalıdır. Kişi kusurlu hata ve kusursuz hataya düşebilir. İlk durumda tazminat oluşur.
- Diğer tarafın sözleşmenin iptali sonucu zarara uğramış olması gerekmektedir. Diğer taraf bu zararı kanıtlamalıdır. Borçlar kanunu 43 ve 44 zarar, türleri, tazminatı belirlemiştir. Sözleşmenin feshi halinde irade bozukluğundan sözleşmenin iptali talep edilecekse menfi zarar; müspet zarar ise sözleşme iptal edilmediği taktirde gündeme gelen zarardır. Kar ve kazanç kaybı buna örnektir. Eğer hakkaniyet gerektirirse yargıç zarar görenin sadece menfi değil müspet zararı da tazminata bağlar. Kural menfi; istisna ise müspet zarardır.
- Zarara uğradığını iddia eden taraf hatayı bilmemesi ve bilmesinin mümkün olmaması gerekir..
İrade ile beyan arasında uyumsuzluk nedenlerinden hile:
Tehdidin koşulları:
- bir tehdit eyleminin bulunması. Maddi veya manevi olabilir.
- Tehdit şahıs ya da mal varlığına yönelmelidir, mallara yönelik tehditte sözleşmenin geçersizlik sebebidir.
- Tehdidin kişinin kendisine veya yakınlarına yönelik olması gerekir.
- Tehdit ciddi ve yakın bir tehlike arz etmelidir.
- Sözleşme akdedilmiş olmalıdır. Eğer sözleşme akdedilmemişse iptal ve geçersizlik gündeme gelmez.
- Tehdidin sözleşmenin karşı tarafından veya onun bilgisiyle bir üçüncü kişi tarafından gerçekleşmiş olması gerekir. Eğer 3. kişinin tehdidiyle iptal edilmişse bir tazminat düzenlenir. Eğer taraf 3. kişinin tehdidinden haberdar değilse ve haberdar olması gerekmiyorsa sözleşme tehdit edilence iptal edilirse masum olan tarafa tazminat ödenmesi gündeme gelir.
Hukuksal tehdit
Bir yasal yola başvurulacağı tehdidi altında bir sözleşme akdedilirse kural kişilerin hak arama özgürlüne sahip olmasıyken diğer tarafın zor durumdan yarar elde etmek isteyen kişinin bu hakkı geçersizdir. Hukuksal tehditte daha sıkı koşullar aranmıştır.
- bir hakkın veya yasal yetkinin bulunması.
- Hakkın veya yasal yetkinin tehdit aracı olarak kullanılması.
- Tehdit edilen kişinin zor duruma düşmüş olması.
- Tehdit eden kişinin fahiş menfaat elde etmesi.
Genel tehdit ve hukuksal tehdidin sonuçları:
1) sözleşme geçersizdir. Sözleşme tehdit edilen kişi için iptal etme hakkı doğurur. İptal hakkı 1 ile 10 yıllık hak düşürücü sürelere bağlanmıştır. Tehdidin kalktığı andan itibaren 1 yıl, sözleşmenin yapıldığı andan itibaren ise 10 yıldır. Eğer bu sürelerde itiraz edilmezse sözleşme tehdide rağmen geçerli olacaktır.
2) Tazminat: tehdit nedeniyle sözleşmeden zarar gören kişi sözleşmenin iptali ile tazminat isteyebilir. Bir ayrım kişinin tehdide uğraması sonucu yaşadığı haksız eylemler sonucu tazminat istemesidir.
SONRAKİ SAYFAYA GEÇİNİZ
[wp_ad_camp_5]
sonraki sayfadan devam ediniz
