Gelir Vergisi Tarifesi
Gelir vergisi tarifesi artan oranlı bir tarifedir. Gelir vergisinde artan oranlı tarifeyle amaçlanan hedefe ulaşabilmesi için vergi kaçakçılığı gibi eksik yada kötü uygulamadan ileri gelen aksaklıkların giderilmesinin ötesinde iki koşulun yerine getirilmesi gerekir.
– Gelir vergilemesi genel olmalıdır. Başka bir deyişle vergi herkesi ve herkesin bütün gelir unsurlarını kapsamına almalıdır.
– İkinci koşul ise, gelir vergisinde artan oranlı biçimde saptanan bireysel vergi yükünün, yansıma yolu ile amaçlanan dağılım biçiminde tamamen farklı bir duruma gelmemesidir.
Gelir Vergisinin Tarh ve Ödenmesi
Gelir vergisi ilke olarak mükellefin beyanı yöntemine göre tarh edilmektedir. Ücretli olarak çalışanların (örneğin memur ve işçilerin) vergileri kaynakta kesme yöntemi ile tahsil edildiği gibi bunlarla ilgili beyanlar işverenlerce toplucu vergi idaresine yapılır. Bazı istisnai durumlarda bir kısım ticari kazançlar, serbest meslek kazançları ve ücretler için “götürü usul” uygulanmaktadır. Ancak genel ilke, mükellefin ülkelerde aile reisleri, eş ve küçük çocukların gelirlerini tam bir beyannamede toplayarak vergi dairesine bildirirler. Buna “aile reisi beyanı” denmektedir.
Gelir vergisi mükellefleri beyannamelerini ikametgahlarının bulunduğu yerdeki vergi dairesine verirler. Maliye Bakanlığından izin almak koşuluyla beyanname işyerinin bulunduğu yerdeki vergi dairesine de verilebilir. Tarh işlemi vergi idaresi tarafından beyannamenin verildiği gün yapılır. Posta ile gönderilen beyannameler en geç yedi gün içinde tarh edilmelidir.
Gelir vergisi üç taksit halinde ödenebilir. Birinci taksit Mart ayında, ikinci taksit Haziran ayında ve üçüncü taksit Eylül ayında ödenir. Zamanında ödenmeyen taksitler için gecikme zammı uygulanır.
KURUMLAR VERGİSİ
Kurumlar Vergisinde Gelir vergisi gibi gelirler üzerinden alınan bir vergidir. Vergi objektif karakterli bir randıman vergisidir.
Kurumlar Vergisinin Konusu
Genelde kurumlar vergisinin konusu kurum kazançlarıdır. Kurum kazançları Gelir Vergisi Kanununun ikinci maddesinde sayılan yedi kazanç ve irat türünden oluşur.
Kurumlar Vergisinin Mükellefleri
Sermaye Şirketleri: Sermaye şirketleri anonim şirketler, limitet şirketler ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleridir.
Kooperatifler: 1163 sayılı kanunla veya özel kanunlarına göre kurulan tüketim, kredi, üretim, yapı ve diğer kooperatiflerden oluşmaktadır.
İktisadi Kamu Müesseseleri: Devlete, il özel idarelerine, belediyelere ve diğer kamu idarelerine ve müesseselerine ait veya tabi olan ve faaliyetleri devamlı bulunan, sermaye şirketleri ve kooperatifler dışında kalan ticari, sınai , ve zirai işletmelerdir.
Dernek ve Vakıflara Ait İktisadi İşletmeler: Dernek ve vakıflar kurumlar vergisi mükellefi değildir. Ancak bu dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler vergiye tabi bulunmaktadır.
İş Ortakları: Belli bir işin birlikte yapılmasını müştereken taahhüt etmek ve kazancı paylaşmak amacıyla kurumlar vergisi mükelleflerinin kendi aralarında, şahıs ortaklıklarıyla veya gerçek kişilerle kurdukları ortaklıklardır.
Kurumlar Vergisinde Matrah
Kurumlar vergisinin matrahı, kurumların bir hesap dönemi içinde (genellikle takvim yılı veya Maliye Bakanlığından alınan izin ile uygulanan özel hesap dönemi) elde ettikleri safi kurum kazancıdır.
Kurumlar Vergisi Tarifesi
Kurumlar vergisi tarifesi sabit oranlı bir tarifedir. Vergi Oranı %25 dir. Ancak kurumlar vergisi matrahının %25 i olarak hesaplanan vergi tutarının indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının %20 sinden az olmaması gerekmektir. %20 lik kurumlar vergisinin hesaplanmasında iştirak kazançları, yatırım fonları ve ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden kaynaklanan kazançları ve yatırım indirimi gibi istisnalar dikkate alınmaz. Bu şeklide yapılan hesaplamadan sonra %25 ve %20 ye göre hesaplanan kurumlar vergisi karşılaştırılır. Hangisinde vergi miktarı yüksekse ödenecek olan kurumlar vergisi bu miktar olarak kabul edilir.
Kurumlar vergisi hesaplandıktan sonra ayrıca kalan matrah üzerinden %20 gelir vergisi stopajı da yapılır. Hesaplanan kurumlar vergisi ve yapılan stopajlar üzerinden %10 fon ayrıca hesaplanır. Örneğin 100 lira gelir üzerinden %25 kurumlar vergisi hesaplanırsa vergi 25 olur. Bunun %10’u fondur ve fon 2.5 liradır. 100 – 25 = 75 liradır. Bunun üzerinden %20 stopaj yapılır. Stopaj tutarı 15 liradır. Bunun %10 fon olarak hesaplanır. Fon tutarı 1.5 liradır. Bu yükümlülükler toplandığından (25+15+2.5+1.5 ) toplam ödemenin 44 lira olduğu görünür. Başka bir deyişle kurumlar vergisi yasal oranı %25 olmasına rağmen toplam mali yükümlülükler % 44’ü bulunmaktadır.
Kurumlar Vergisinin Tarhı ve Ödenmesi
Kurumlar vergisi mükellefin veya adına hareket edenlerin beyanı üzerine tarh olunur. Mükellefler veya vergi sorumluları beyannameyi kanuni merkezin bulunduğu yerdeki vergi dairesine veya Maliye Bakanlığından izin almak koşulu ile işyerinin bulunduğu vergi dairesine verilir. Tarh işlemi vergi idaresi tarafından beyannamenin verildiği gün yapılır. Posta ile gönderilen beyannamelerde ise tarh işlemi en geç üç gün içinde yapılmalıdır. Tarhiyat genellikle tüzel kişilik adına yapılır.
Kurumlar vergisinin beyannamesi hesap dönemini takibinden dördüncü ay içinde verilir. Takvim yılı esasına beyanname Nisan ayında verilir. Üç eşit taksit halinde ödenir. Zamanında ödenmeyen taksitlere gecikme zammı uygulanır.
SERVETLER ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER
Emlak Vergisi
Emlak vergisi belediyeler tarafından tahsil edilen kısmi bir servet vergisidir. Emlak vergisi iki vergiden oluşur. Bina vergisi ve Arazi vergisi. Bina vergisinin konusunu Türkiye’de bulunan binalar oluşturur. Bina vergisinin matrahı Emlak vergisinin kanuna göre tespit olunan vergi değeridir. Vergi değeri binanın rayiç bedelidir. Başka bir deyişle beyan tarihindeki normal alım satım değeridir. Bina vergisinde oranlar meskenler için binde 4; işyerleri için binde beştir. Tek bir konutu olan emekliklerde bina vergisi oranı binde 2 dir. Vergi mükellefin beyanı üzerine tarh olunur ve birincisi Mart, Nisan, Mayıs ve ikincisi Kasım ayında olmak üzere iki taksitle ödenir.
Veraset ve İntikal Vergisi
Veraset ve intikal vergisi, ölüme bağlı veya sağlar arasında varlıkların el değiştirmesini hedef alan bir vergidir. Veraset ve intikal vergisinin konusu veraset yoluyla veya herhangi bir şekilde olursa olsun, karşılıksız olarak bir kişinin mal varlığından diğer bir kişinin mal varlığına geçen menkul veya gayrimenkül mallardır. Vergiyi doğuran olay, malların veraset veya bağış yoluyla bir kişinin mülkiyetinden diğer bir kişinin mülkiyetine geçmesidir.
Veraset ve intikal vergisinin matrahı, el değiştiren malların V.U.K’na göre bulunan servet değeridir. Vergi mükelleflerin verecekleri beyanname üzerinden vergi idaresince tarh edilir.
Mükelleflerin matrahları belirlenirken bazı giderler (miras bırakanın belgeli borçları, vergi borçları, cenaze masrafları gibi) indirilir.
Veraset ve intikal vergisi beyannamesi ölüm Türkiye’de meydana gelmişse ve mükellefler de Türkiye’de ise dört ay içinde; mükellefler yabancı ülkelerdeyse altı ay içinde verilir. Ölüm yabancı bir ülkede meydana gelmiş ve mükellefler de yurt dışında başka bir ülkede ise sekiz ay içinde ölen şahsın veya tasarrufu yapan şahsın ikametgahlarının , tüzel kişilerde merkezlerin bulunduğu yer vergisi dairesine verilir.
Veraset ve intikal vergisini tarifesi, çifte artan oranlıdır. Kasım aylarında olmak üzere beş yılda on eşit taksitler ödenir.
Motorlu Taşıtlar Vergisi
Motorlu taşıtlar vergisinin mükellefleri ise trafik, belediye veya liman sicili ile Ulaştırma bakanlığınca tutulmuş sivil hava araçları sicilinde adlarına motorlu taşıt kayıt ve tescil edilmiş olan gerçek ve tüzel kişilerdir.
HARCAMALAR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLER
Katma Değer Vergisi:
Katma değer vergisinin konusuna ticari, zirai, sınai ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler, her türlü mal ithalatı ve diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler girmektedir.
Katma değer vergisi aksi hüküm bulunmadıkça mükelleflerin yazılı beyanı üzerine tarh olunur.
Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi
Banka ve sigorta muameleleri vergisinin konusunu banka, banker ve sigorta şirketlerinin her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün işlemler nedeniyle kendi lehlerine ve her nam ile olursa olsun nakten veya hesaben aldıkları paralar oluşturmaktadır. Verginin mükellefi, bankalar, bankerler ve sigorta şirketleridir. Banka ve sigorta muameleleri vergisinin matrahı bankaların, bankerlerin ve sigorta şirketlerinin yaptıkları işlemler karşılığında nakden ve hesaben aldıkları paraların tutarıdır. Kambiyo alım ve satış muamelelerinde kambiyo satışlarının tutarı vergi matrahıdır. Banka ve sigorta muameleleri vergisinin oranı % 5, bankalar arası mevduat işlemlerinde %1 ve kambiyo işlemlerinde binde birdir.
Vergi işlemlerin gerçekleştiği yer alan vergi dairesince tarh olunur ve beyanname verme süresi içinde ödenir.
Taşıt Alım Vergisi
Taşıt alım vergisi eski yeni bütün motorlu taşıtların mülkiyetinin değişmesi sırasında alınan bir vergidir.
Vergi kanununda bu vergi taşıtların ağırlığı, yaşı, türü, istiap haddi, motor gücü, azami kalkış ağırlığına göre belirlenen tutarlar üzerinden alınır.
Taşıt alım vergisi, mükellefin trafik belediye, liman gümrük idareleri, ana bayii, bölge bayii, yetkili satıcı, acentelerle ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile noterlerce onaylanmış beyannamesi üzerine tarh olunur.
Akaryakıt Tüketim Vergisi
Akaryakıt tüketim vergisinin konusu rafineri şirketleri ve ithalatı gerçekleştiren kurumlar tarafından yapılan normal ve süper benzin, likit petrol gazı, gaz yağı, motorin ve fuel oil satışlarıdır.
Verginin mükellefi bu verginin konusuna giren akaryakıtların satışını yapan rafineri şirketleri ile ithalatı gerçekleştiren kuruluşlardır. Akaryakıt tüketim vergisinin matrahı vergiye tabi maddelerin satış bedelidir. Vergi rafineri şirketleri ile ithalatı gerçekleştiren kuruluşların verecekleri beyanname üzerinden tarhedilir.
Damga Vergisi
Damga vergisinin mükellefleri damga vergisine tabi kağıtları imza edenlerdir. Damga vergisinde nisbi ve maktu olmak üzere iki matrah ölçüsü kabul edilmiştir.
Tahakkuku tahsile bağlı bir vergi özelliği taşıyan damga vergisi belge üzerine pul yapıştırılarak, belge üzerine basılı damga konularak, makbuz düzenlenerek ve istihkaktan kesinti yapılarak ödenir.
Harçlar
Harçların mükellefleri harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kimsedir. Harçlarda da nisbi ve maktu olmak üzere iki matrah ölçüsü vardır. Harçlar pul yapıştırarak yapa makbuz karşılığında ödenebilir.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE VERGİLEME
KALKINMANIN TANIMI VE (GELİŞMİŞLİK ) KISTASLARI
Kalkınma (yada gelişme ) kişi başına reel milli gelirin artmasıyla birlikte ekonomik ve sosyal yapıda bir takım değişmelerin ortaya çıkmasıdır.
Ülkeler gelişme düzeylerine göre tasnif edilirken ülkelerin bazı kriterlere göre ne durumda olduklarına bakılır. Bu kriterleri kabaca ekonomik ve ekonomik olmayan kriterler olarak şöyle belirleyebiliriz. Ekonomik kıstasların en önemlisi kişi başına milli gelir seviyesidir. Diğer kıstaslara gelinde;
– Kişi başına tüketim
– Kişi başına enerji üretim ve tüketimi, çimento üretim – tüketim , petro-kimya ürünleri üretim ve tüketimi
– Ekonomide kaynak kullanım oranları
– Tarımda emek verimliliği, sanayinin GSMH’daki payı
Sosyal Kıstaslar
– Ortalama Ömür süresi
– Bebek ölüm oranı
– Kişi başına hayvansal protein tüketimi
– Eğitim oranları
– Toplam aktif nüfusta ücretlilerin oranı
– Nüfus artışı vs.
AGÜ’in GENEL ÖZELLİKLERİ
Bazı Ekonomik Büyüklüklere İlişkin Özellikler
– Az gelişmişliği niteleyen en bariz vasıf, AGÜ’de “kişi başına ortalama gelir seviyesinin düşüklüğüdür”
– AGÜ’de kişi başına gelir düzeyi düşük olduğu gibi, gelir dağılımındaki eşitsizlik de son derece belirgindir.
– AGÜ’de aile bütçeleri içinde başta gıda olmak üzere zorunlu tüketim mallarına ayrılan pay çok yüksektir.
– Kişi başına gelir seviyesinin düşüklüğünün bir sonucuda tasarruf eğiliminin düşük olmasıdır, zira aileler gelirlerinin hemen hepsini tüketim mallarına harcamak zorunda kalır.
– Tasarrufların azlığında yatırım oranının düşük olmasına ve sermaye birikiminin yetersiz kalmasına yol açmaktadır.
Ekonominin Sektörel Yapısına İlişkin Özellikleri
AGÜ’de tarım sektörünün milli hasıla içindeki payı çok yüksektir. Nüfusun büyük çoğunluğu tarımda çalışır. Bu ülkelerin ihracatında da tarımsal ürünler ağırlıktadır.
AGÜ’de sanayi pek gelişmemiştir. Sanayinin milli hasıladaki payının yüksek olduğu AGÜ’de de imalat değil madencilik sanayi gelişmiştır.
AGÜ’de Pazar Yapısına İlişkin Özellikler
Pazar yapısı deyince kaynak dağıtım mekanizması anlaşılır. AGÜ’de piyasalar kaynak dağıtımında etkinliği sağlayabilecek bir yapıda değildir. Rekabet gelişmemiştir. Devletin sıkça fiyatlara müdahale ettiği görülür. Sanayi kesiminde tekelcilik eğilimi güçlüdür. Ekonomi tam olarak parasallaşmamıştır.
İkili Yapı (Düalite)
Düalizm, yani ekonomide birbirinden oldukça farklı teknolojik seviyeyi yansıtan sektörlerin birada bulunması, AGÜ’de belirgin şekilde gözlenen bir olgudur. AGÜ’de modern bir üretim organizasyonuna ve ileri teknolojiye sahip sanayi sektörü ile gelenekselliğin ağır bastığı, emek yoğun teknolojiyle çalışan ve ekonominin hakim unsuru olarak kendini hissettiren ilkel bir tarım sektörü gelişmenin ilk aşamalarında birlikte bulunmaktadırlar.
AGÜ’in Demografik, Sosyal ve Siyasal Özellikleri
AGÜ’de yüksek bir nüfus artış hızı vardır. Ölüm oranı çok yüksektir. Ortalama ömür süresi nispeten kısa olduğu gibi genç nüfus fazlası vardır. AGÜ’de beslenme yetersizliği, hatta bazılarında açlık önemli bir sorundur. Sağlık şartlarının iyi olmadığı gözlenir. Barınma şartları, konutların sıhhi şartlara uygunluğu yetersizdir. Toplumsal ilişkiler geleneklere dayanır ve dine bağlılık daha yüksektir. AGÜ’de kadınların durumuda çarpıcıdır. Tarımda genellikle çok ağır işlerin yüklendiği kadın nüfus,şehirlerde genellikle çalışma alanının dışında tutulmaktadır. Gelir yetersizliği nedeniyle çocuk yaşta iş hayatına atılanlarında çokluğu AGÜ’nünbir başka sorunudur. AGÜ’de orta sınıf zayıftır. Orta sınıf maddi açıdan kendine yeten,biraz tasarruf yapabilen,iyi eğitimli ve mülk sahibi sınıftır.
AGÜ’de eğitimde pek parlak değildir. okullaşma oranı,yüksek ve teknik eğitim yetersizdir. Okur,yazar oranıda düşüktür. AGÜ’in çoğunda siyasi sistem arayışı bitmemiştir. Batı tarzı bir demokrasi uygulamaya çalışan ülkeler bunu yeterince başaramamakta ve rejim bunalımları ve diktatörlükler oluşmaktadır. Devletin idari kadrosunun yetersizliği vergi sistemlerinin başarısızlığı,koyu merkeziyetçilik AGÜ’de göze çarpan idari özelliklerdir.
ÜLKELERİN GELİŞME DÜZEYİ İLE VERGİ YAPISININ İLİŞKİSİ
Gelişmiş ve Az Gelişmiş Ülkelerin Vergi Sistemlerindeki Farklılıklar
– Genelde kamu gelirlerinin ve özelde vergi gelirlerinin GSMH içindeki payın G.Ü’de AGÜ’e nazaran daha yüksek oluşudur.
– Kamu gelirleri içerisinde vergi gelirlerinin payı G.Ü’de AGÜ’e nazaran daha yüksektir.
– G.Ü’ni vergi gelirleri içinde dolaysız vergiler ağırlığı sahipken AGÜ’de dolaylı vergilerin ağırlığı daha büyüktür. Özellikle gelir ve kurumlar vergisi GÜ’de geniş ölçüdeuygulama alanı bulurken, AGÜ’de gelir vergisini vergi uygulama imkanı daha dardır .Ayrıca G.Ü’de üniter gelir vergisi uygulanırken AGÜ’de daha çok sedüler gelir vergisi uygulanır. Kurumlar vergisi ise kurumalaşma düzeyinin düşüklüğü münasebetiyle vergi sisteminde ancak önemsiz bir parça durumundadır.
– Uygulanan dolaylı vergilerinin yapısında farklılık arz eder. GÜ de KDV gibi yaygın muamele vergileri uygulanmakta ve mal gruplarına göre oranları farklılaştırılarak artar oranlılığa benzer bir durum sağlanmaktadır. AGÜ’e farklılaştırılarak artan oranlılığa benzer bir durum sağlanmaktadır. AGÜ’de ise özel harcama vergileri yaygındır ve bunlarda çoğu kere tersine artan oranlı bir karaktere sahiptirler.
– GÜ’de emlak vergisi önemini yitirmişken A.G.Ü.’de emlak vergileri halen önemli bir gelir kaynağıdır.Ayrıca G.Ü.’de alt yapı hizmetlerine katılma payları (şerefiyeler ) bu tür hizmetlerin finansmanında geniş ölçüde uygulanırken A.G.Ü.’de bu imkan değerlendirilememektedir.
– GÜ’ler dış ticarette liberalizasyona giderek gümrük vergilerini kaldırmaya yönelmişken A.G.Ü.’de gümrük vergileri halen geniş ölçüde kullanılmaktadır.
– G.Ü.’de vergi idaresinin etkinliği başta olmak üzere stopaja tabii gelirlerin fazlalığı muhasebe sistemlerindeki gelişmişlik vergi denetimini kolaylaştırmaktadır.Oysa vergi denetiminin yetersizliği her A.G.Ü.’de şikayet konusu olan bir unsurdur.
Colm ve Hilzener’in Ekonomik Yapı ile Vergi Yapısı Arasındaki İlişkiye Yaklaşımı
Ekonomik gelişme süresince, vergi yapısı da sürecin çeşitli aşamalarına göre değişecektir.
– İktisadi kalkınmanın ilk aşamasında tüketim sınırlandırılarak yatırımlar artırılmalı, ayrıca yatırımlardan sağlanan karların tekrar yatırılması sağlanmalıdır. Bunun için vergi sisteminin harcama vergilerine dayanması ve şirket ve şahıs kazançlarının hafif şeklide vergilendirilmesi gereklidir.
– Kalkınmanın ikinci safhasından sanayici grubu artık bariz şekilde belirmiş ve tüketim pazarının genişletilmesi gereği ortaya çıkmıştır. Ayrıca işçiler ve tüketiciler örgütlenmemiş olduklarından gelir dağılımında iyice bozulmuştur. Bu aşamada harcama vergilerinin nisbi önemi azalarak vergi sistemi, artan oranlı gelir ve servet vergilerine kaymaktadır.
– Ekonominin tamamen geliştiği son aşamada halkın çoğunun gelir düzeyi asgari geçim haddinin üstündedir. Ve müteşebbislerin milli gelir içindeki payı azalmıştır. Bu arada kamu hizmetleri genişlemiş ve kamu kesiminin gelir ihtiyacı iyice artmıştır. Bu aşamada asgari geçim seviyesinin üstündeki gelirler sert bir artan oranlılıkla vergilendirilirken , kurumlardan alınan vergilerin önemi de artmaktadır. Ayrıca yararlanan ödetme ilkesinde her fırsatta uygulanmaktadır.
Hınrıchs’ın Sosyal Mobilizasyon Teorisi
Geleneksel dolaylı vergiler dış ticaret vergileri vergi dışı gelirler gelişmeyle birlikte nisbi önemini yitirirken modern dolaylı ve dolaysız vergilerin ağırlığı artmaktadır. Gelişmenin ilk aşamalarında dolaylı durum tersine dönmektedir. Bu arada kalkınmayla birlikte kamu gider ihtiyacının artması bütçe açıklarını büyütürken, kalkınmanın tamamlanması aşamasında bütçe açığı oransal olarak azalmaktadır.
AGÜ’de VERGİ SORUNLARI
Bir ülkenin vergi sisteminin etkinliği iki unsuru bağlıdır. AGÜ’in vergi sistemlerinin yetersizliğinde bu ülkelerde vergilenebilir kapasite ve vergi gayretinin yetersizliği ile açıklayacağız.
Vergilenebilir Kapasite
Vergilenebilir Kapasite; bir ekonomide ulaşılabilecek azami vergi gelirlerinin milli gelire (GSMH’ya) oranı veya ekonominin taşıyabileceği azami vergi yükü olarak tanımlanabilir. Bir ekonomide vergilenebilir kapasiteyi belirleyen unsurlar şunlardır;
– Fert başına milli gelir seviyesi
– Nüfus artış hızı
– Nüfus yoğunluğu
– Gelir dağılımı
– Ekonominin sektörel yapısı
– Ekonominin dışa açıklığı
– İşletme büyüklüğü
– Ekonomideki parasallaşma oranı
Bunlardan en önemlisi kişi başına düşen gelirdir. Vergiler ancak insanların geçinebilecekleri miktarı aşan gelirlerin üzerinden alınabileceğine göre, vergi kapasitesi de gelir seviyesi ile birlikte artacaktır. Asgari geçim sınırında gelirle birlikte artmakla beraber artış hızı daha düşüktür.
Vergi Gayreti
Fiili Vergi Gayreti; bir dönemde toplanan vergi hasılatının milli gelirine oranıdır.
Vergi Gayreti ise; fiili vergi gayretinin ülkenin ilgili dönem için hesaplanan vergi kapasitesine oranıdır.
Vergi gayreti 1 in altında olan bir ülkede düşük bir vergi gayreti olduğu ve halen vergilenebilecek rezervlerin bulunduğu söylenir. Bu oran 1 den büyük ise ülkede vergi kaynakları kapasitenin üzerinde bir vergi yüküne maruzdur.
Kalkınmanın Vergilerle Finansmanı
Kalkınmanın vergilerle finansmanın sağlanması için şu hususlar göz önünde bulundurulması lazımdır.
– Vergiler tüketimi kısıp tasarrufları ve yatırımları teşvik etmelidir. Mükellefler kalkınma yararına kullanılmayan ödeme güçleri oranında vergilendirilmelidir.
– Bölgesel, kişisel ve sektörel gelir dağılımındaki eşiksizlikler törpülenmelidir.
– Vergi sisteminin gelir esnekliği yüksek olmalı, gelir düzeyi arttıkça vergi yükü de artmalıdır.
– Verimli ve kalkınma planlarına uygun yatırımlara yönlen kaynaklar vergilendirilmemeli , bilakis kaynaklar bu tür yatırımlara doğru yönlendirilmelidir.
Devlet yatırımları arttırarak kalınmayı hızlandırmak için vergileri zorunlu bir tasarruf aracı olarak kullanmaktadır. Buna göre devlet, kalkınma hamlesine ilk ivmeyi vermek üzere, kalkınma amacına tamamen ters düşmeyecek uygun vergileri bulup, azami vergi hasılatını sağlamalı ve bu yoldan el koyduğu kaynaklarla kalkınmayı başlatacak ve kalkınmanın kendi kendini besleyen bir sürece dönüşmesine zemin hazırlayacak yatırımları yapmalıdır.
KAMU BORÇLARI
DEVLET GELİRLERİ İÇİNDE BORÇLANMANIN YERİ
Vergi Gelirleriyle Borçlanma Arasındaki Benzerlikler
Günümüzde devlet, yıllık bütçe açıklarını kapatmak için de borçlanmaya gitmektedir. Buna bağlı olarakda artık borçlanma, diğer devlet gelirleri yanında olağan gelirlerden kabul edilmektedir. Devlet karşılanacak masrafın cinsine bakmaksızın, ülkedeki siyasi ve ekonomik koşulları değerlendirecek, vergi ve borç alma arasında hangisini koşullar bakımından daha uygun, kolay ve faydalı sanıyorsa onu tercih edebilir.
Vergi Gelirleriyle Borçlanma Arasındaki Farklar
– Vergi, devlet için kesin bir gelir kaynağıdır. Borçlanmada ise devlet borçlanma yoluyla sağladığı paraları faizi ile geri ödemek zorundadır.
– Vergi rıza aranmaksızın cebren alınır. İstisnaları almakla birlikte, borçlar iki taraf arasında oluşan bir rıza sonucu oluşur.
– Borçlanmada vergiden farklı olarak, devlet veya borçlanan kuruluş genellikle sağlayacağı parayı nerede harcayacağını belirtir.
– Devlet veya kamu kuruluşu borçlanırken, alacaklıya belli bir faiz ödemeyi ve belli bir sürenin sonunda ana parayı ödemeyi üstlendiğini belirtir.
– Genellikle kabul edilen, borçlanmanın olağan üstü giderlerin karşılanması için yapılmasıdır. Ama günümüzde bütçe açıklarının borçlanma yoluyla kapatılması sıkça görülen bir olaydır.
Kamu Borçlanması İle Özel Borçlanma Arasındaki Farklar
– Kamu borcu, kamu hizmetlerinin görülmesi amacıyla alınır.
– Kamu borçları genellikle özel borçlardan miktar itibariyle büyüktür
– Özel borçlanma genellikle kısa süreli olmasına rağmen, kamu borçlanması daha uzun sürelidir.
– Özel borçlanma genellikle yurt içinde gerçekleştirilir. Kamu borçlanmasında ise dış borçlanma giderek önem kazanmaktadır
– Kamu borçlarında özel borçlarda olduğu gibi, borçlunun varlığı ile borç arasında hiçbir ilişki yoktur. Borcun reddi veya ödemenin gecikmesi halinde alacaklı bu varlıklara müracaat edemez.
– Kamu borçları zaman zaman zorlayışlı ya da yarı zorlayışlı sağlandığı halde özle borçlanmada böyle bir durumla karşılaşmak sözkonusu değildir.
DEVLET BORÇLARININ ÇEŞİTLERİ
– İç borçlar, dış borçlar
– Kısa süreli borçlar, uzun süreli borçlar
– Zorlayışlı borçlar, isteğe bağlı borçlar
diye üç grupta toplanabilir
Ülkemizde önem taşıyan bir ayırımda;
– Genel bütçe borçları
– Katma bütçe borçları
– İktisadi kamu kuruluşları borçları
– Diğer kamu borçları,
olarak oluşturulan idari bir ayırımdır.
İç Borçlar – Dış Borçlar
İç borçlar, iç kaynaklardan, dış borçlar ise dış kaynaklardan sağlanan borçlardır. İç borçlar ülke üzerinden sağlandıkları için milli gelirin kapsamı içindedirler. Bu borçlar geriye ödendiklerinde milli gelir miktarında bir azalma meydana gelmez.
Dış borçlarda ise, sağlandıkları sırada milli gelir miktarına bir katkı niteliği taşır. Geri ödeme sırasında ise, bunlar milli gelir üzerinde azaltıcı bir etki yaparlar. Başka bir deyişle dış borçların itfasında, milli hasılanın bir kısmının ülke dışına transfer edilmesi sonucu doğar.
İş devlet borçları aşağıda belirtilen kaynaklardan karşılanabilir.
– Tasarruf sahipleri (gerçek veya tüzel kişiler)
– Sosyal güvenlik kurumları
– Bankalar
– Merkez Bankası
Ülkemizde iş borçlar; hazinenin doğrudan ödemek durumunda olduğu borçlarla, hazine kefaletini faiz bono ve tahviller tutarlarının toplamıdır. Tahvil, bir yıl veya daha fazla süreli bono ise bir yıldan daha kısa vadeli çoğu kez üç aylık vadeli borçlanmadır.
Dış borçlar; ülke dışındaki piyasalardan temin edilen borçlardır. Bu borçlar “ekonomik dengenin sağlanması” ve kalkınmanın finansmanına destek sağlamak amacıyla” daha çok gelişmekte olan ülkeler tarafından talep edilir.
Genellikle dış borçları oluşturan krediler, aşağıda nitelikleri açıklanacak kredilerden oluşur.
– Kalkınma Kredileri
– İhracat Kredileri
– Borç Ertelemeleri ve Röfinansman Kredileri
Kalkınma Kredileri: Bunlar kalkınmanın finansmanı için verilen kredilerdir.
– Proje kredileri; kalkanıma planlarında yer alan kamu ve özel sektör üretim ünitelerinin yaratılması amacıyla verilen kredilerdir.
– Program kredileri; üretim kapasitesinin ihtiyacı olan ithalatın finansmanı için kullanılır.
– Mala bağlı krediler; bir malın alımı için verilen kredilerdir.
– Ülkeye bağlı krediler, bir ülkeden alışveriş amacıyla verilen kredilerdir.
İhracat Kredileri: Bu krediler özel sektör tarafından kullanılan kredilerdir. Kredi veren malı satan ülkedeki firmadır, kullanansa malı satın alan ülkedeki firma almaktadır. Bunlar genellikle kısa süreli kredilerdir. Süreleri 3-5 yıl arasında değişmektedir ve genellikle malı satan ülkelerdeki finansman kurumları tarafından garanti edilirler.
Borç Ertelemeleri ve Röfinansman Kredileri: Bu krediler genellikle aynı işlemleri görmek için kullanılan kredilerdir. Süresi dolan bir borcun ödenmesinin, ilk kredi faizine oranla daha düşük bir faiz oranıyla daha sonraki yıllara ertelenmesine, borç tecili; buna karşılık süresi dolan bir borç ödendikten sonra aynı miktarda kredinin yeniden açılması şeklindeki uygulamaya rofinansman denir.
Kısa Süreli – Uzun Süreli Borçlar
Kısa Süreli Borçlar; Genelde süresi beş yıla kadar olan borçlar kısa vadeli borçlardır, kısa süreli borçların faizi düşük olur ikramiye, prim gibi çekici olanaklar tanınır. Bu borçların devamlı azalıp çoğalma göstermeleri yani dalgalanmaları nedeniyle dalgalı borçlarda denir. Kısa süreli borçlara devletin gelir ve giderleri arasındaki dengesizlikleri giderebilmek amacıyla başvurulur. Ayrıca kısa süreli (dalgalı) borçlar, kendi içinde iç dalgalı borçlar ve dış dalgalı borçlar diye de ikiye ayrılır.
Türikeye’deki Kısa Süreli (Dalgalı) Borç Çeşitleri
– Hazine Bonoları (Plasman Borçlar)
– Hazine Kefaletini Haiz Borçlar
– Hazineye Kısa vadeli Avanslar (Merkez Bankası Avansları)
– Hazine Taahhütleri (Hazine Tahvilleri)
– Emanet Paralar
ª Adi Emanetler
ª Bütçe emanetler
Dış Dalgalı Borçlar
Dış dalgalı borçlar, yabancı piyasalardan alınan kısa süreli borçlardır. Ülkeler genellikle ödeme güçlüleri (döviz güçlükleri) içinde bulundukları dönemlerde yabancı banaklara veya kuruluşlara müracaatla darboğazları aşabilmek amacıyla kısa süreli dış borçlanmaya gidebilirler.
Uzun Süreli Borçlar (Konsolide Borçlar)
Uzun süreli borçlar, süresi beş yıldan fazla olan borçlardır. Bu borçlar genellikle sermaye piyasasından temin edilebilir ve uzun sürecek işler için özellikle yatırımların finansmanında kullanılırlar. Uzun süreli borçlar, süresiz borçlar ve süreli borçlar olarak ikiye ayrılırlar.
Süresiz Borçlar: Bu tür borçlanmada, borç tahvillerini ellerinde bulunduranlar, ödünç verdikleri ana parayı isteme hakkından mahrum olup sadece, faiz gelirlerini talep edebilirler
Süreli Borçlar: Ödeme planlarına göre devletin borçlanma süresince ödediği ana paranın ve faizlerin yıllık parası taksit adını alır. Bu taksitler ödeme palanlarına göre miktar yönünden değişen taksitler ve değişmez taksitler olarak iki şekilde görülür.
Zorlayışlı ve İsteğe Bağlı Borçlar (Cebri ve İhtiyari borçlar)
Zorlayışlı Borçlar; Zorlayışlı borçlar devletin zorla ödünç alması olduğuna göre , vergiye yaklaşırlar ve vergi ile isteğe bağlı borçlar arasında yer alırlar. Yalnız daha öncede belirtmiş olduğumuz gibi bunlar vergi gibi karşılıksız değildir. Ayrıca devlet borcun süresi dolduğunda ana parayı geriye ödeyecektir. Vergiden farklı olarak da devlet borcun devamı süresince alacaklıya faiz ödemesi yapmaktadır. Çok kez de borçlardan elde edilen paraların nerelere harcandığı belirtilen. Örnek tasarruf bonoları.
İsteğe Bağlı Borçlar: İsteğe bağlı borçlarda daha az olmakla birlikte bir cebrilik vardır. Daha öncede söylemiş olduğumuz gibi borçlanma koşulları devletçe tek yönlü belirlenmektedir. Ayrıca devlet tahvillerinin gerektiğince satılamadığı durumda zora başvurabileceği tehdidi ile de manevi cebir öğesi kullanabilir
KAMU BORÇLARI TEKNİĞİ ve YÖNTEMİ
Borçlanma Tekniği:
Borçlanma işleminin gerçekleşebilmesi için önce bir kamu otoritesinin borç almaya karar vermesi, buna bağlı olarak alacaklıya ne gibi menfaatler sağlayacağını belirlemesi ve borcu ait olduğu piyasaya sürmesi evrelerinden oluşur.
Borçlanmanın Şekil Yönünden Özellikleri
Tahvilsiz – Tahvilli Borçlar (İstikrazlar)
Tahvilsiz borçlar, genellikle bir kaynaktan sağlandığından tahvil çıkarılması gerekli görülmez.
Tahvilli borçlar halka satış söz konusu olduğundan borç verenler için tahviller borç senedi niteliğinin taşır.
Tahvilli borçlarda tahviller üç şekilde çıkarılabilir.
– İsme yazılı (nama muharrer) tahviller
– Taşıyıcıya yazılı (hamiline muharrer) tahviller
– Hem isme, hem taşıyıcıya yazılı tahviller
Borçlanmada Taraflar
Borçlanmada taraflar biri devlet, diğeri ise, tasarruf ve sermaye sahibi yurttaşlar ve kuruluşlardır. Devletin borçlanma kararı genellikle kanunla, yani parlemento tasarrufu ile belli olur. Ülkemizdeki uygulamada kısa süreli borçlanmalar Bütçe Kanunlarında Hükümete ve Hazineye yetki veren bir hükme dayanılarak yapılır, Uzun süreli borçlanmalar ise özel bir kanunla yapılır.
Mahalli idarelerin ve kamu iktisadi teşebbüslerinin borçlanması kendi kuruluş kanunlarında aldıkları yetkiyle olur.
Küpürlerin (kesintilerin) Büyüklüğü: Tahvillerin küpürü denince çıkarılan tahvillerin nominal değeri anlaşılır.
Borçlanmanın Miktarı: Devlet borçlarının giderek yüksek miktarlara ulaşması nedeniyle borçlanmanın miktarı yasama organı ve hükümet tarafından sınırlandırılmaya çalışılmaktadır.
Borçların Adı: Tahviller genellikle belli bir isimle piyasaya çıkarılır. Böylece vatandaşlara elde edilecek fonların hangi amaçlar için kullanılacağı hakkında bir verilmek istenir.
BORÇLANMADA ÇIKAR SORUNU
Devletin arzu ettiği borcu elde edebilmesi için alacaklılara çeşitli çıkarlar sağlaması gerekir. Bu çıkarları ana çıkar (faiz) ve yan çıkarlar olmak üzere ikiye ayırabiliriz.
1- Faiz (Tahvil Alıcılarına Sağlanan Ana Çıkar) : Ellerinde nakit tutmayı tercih eden şahıslara bu tercihlerinden belli bir süre vazgeçmeleri için devlet tarafından sağlanan ana çıkar faizdir. Faiz, tahvil sahipleri için bir gelir, devlet için ise bir giderdir.
Faiz oranı, borçlanmanın süresine, devletin paraya olan ihtiyacına, devlete duyulan güvene, konjonktürel dalgalanmalara ve diğer bazı faktörlere bağlıdır.
Kamu borcu tahvillerinin faiz oranı yasa ile belirlenir ve tahvillerin üzerinde gösterilir. Bu faiz oranına nominal faiz (itibari faiz) adı verilir. Ancak tahvillerin üzerinde yazılı faiz oranı ile işlem gördüğü faiz oranı farklı olabilir. Tahvillerin işlem gördüğü faiz oranına gerçek faiz oranı denir. Belirli koşullarda devlet tahvillerinin gerçek faizi nominal faize göre yüksek olabilir. Bunu gerçekleştirebilmek için devlet aşağıda belirtilen yöntemlerden birini izlemek zorundadır.
- a) Başabaşın altında İhraç: Tahvillerin ihracı, üzerinde yazılı bedel üzerinden yapılmışsa buna başabaş ihraç denir. Devlet tahvillerinin değerinin altından satışa sunulmasına başabaşın altında satış denir.
- b) Primli İhraç: Tahvillerin sürümünü kolaylaştıran ve gerçek oranını artıran bir yöntemdir. Örneğin 1000 liralık nominal değerle ihraç edilen bir tahvile, süre sonunda 200 lira primle 1200 lira ödenmesi gibi
- c) İkramiyeli (Piyangolu) ihraç: Bu tip tahvillerde , gerçek faiz oranın yükseltilmesine imkan verilir. Burada söz konusu olan yükseltme tahvil sahipleri arasında düzenlenen piyango sonucu, kazanan tahvillerin yararlanması şeklinde olmaktadır.
- d) Vergi Muaflıkları: Tahvillerin çekiciliğini arttıran diğer bir yol ise elde edilen faiz, prim, ikramiye gibi gelirlerin, gelir vergisi ve diğer vergilerin kapsamının dışında tutulmasıdır.
- e) Tahvil Alıcılarının Yan Çıkarları: Tahvilleri alanlara tanınan yan çıkarların başında, tahvillerin süresi dolmadan istenildiği anda paraya çevrilebilmesi gelir. Ayrıca bazı ülkelerde vergi borçlarının tahvillerle ödenebileceği veya daha yüksek kazançlı başka tahvillerin alınmasında kullanılabileceği kabul edilmiştir.
Borçlanmada Garanti Sorunu
1) Tahvil sahiplerinin çıkarlarının garantisi: Buradaki garanti devletin tahvillerin süresi dolmadan erken ödeme veya konversiyona gitmemesidir.
2) Para değerindeki değişmelere karşı garantiler:
- a) Altın Garantisi: Bu uygulamada tahvillerin satın alma güçlerinin korunması amacıyla altın değeri esas alınmaktadır.
- b) Kambiyo Garantisi: Kambiyo garantisi, tahvil bedelinin istikrarlı bir veya birkaç yabancı paraya göre hesaplanıp ödenmesi demektir.
- c) Fiyat İndeksleri Garantisi: Burada tahvilin fiyatı bazı malların fiyatı ile ayarlanmaktadır.
Kamu Borçların Yönetimi
Kamu borçlarının yönetimi , para ve maliye politikası ile birlikte göz önüne alınması gerekir. Borç yönetimi tanım olarak birlikte göz önüne alınması gerekir. Borç yönetimi tanım olarak bir ülkenin ekonomik politikasına yardımcı olmak üzere, kamu borçlarının miktarında ve bileşiminde değişiklikler yapmaktır.
Kamu borçlarının yönetiminde kabul edilen ilkeler şöyledir;
– Borçların varlığı bütün topluma en az zararlı ve en fazla yarar sağlayıcı şekilde olmalıdır.
– Tahviller yatırımcıların ihtiyaçlarına en uygun şekilde olmalıdır.
– Devlet açısından borç yükü mümkün olduğu kadar küçük olmalıdır.
Borçların yönetimi ikiye ayrılır;
- A) Borçların normal (olagan) yönetimi
- B) Olağanüstü yönetim işlemleri
- A) Olağan Borç Yönetimi Faktörleri
1-) Borçların Miktarı: Borçların miktarı borçların ağırlıklarının ilk belirtisi olarak kabul edilir.
2-) Borçların Bileşimi: Borçların çeşitli özelliklerine göre gruplamak mümkündür. Bu gruplamalar borçların bileşimini verir. Borçlanmada süre, faiz ödeme, sürüm, alacaklılar (tahvil sahipleri), tedavül imkanları gibi konularda çeşitli ayrıcalıklar görülür. Devletin borçlanmada yapılacak ilk seçim, süre ve faizdir ve bu seçimle borç yönetiminin ilk uygulaması başlamış olur.
3-)Borç Yönetimi Politikasının Para Politikası ve Maliye Politikası ile ilişkileri: Borçların miktarı ne ölçüde artmalı veya azalmalıdır sorusu, maliyet politikası ile ilgili bir sorudur. Merkez Bankasının ne kadar borca sahip olacağı hususu bir para politikası sorunudur. Borçların süreleri, faizleri ve diğer özellikleri ile ilgili sorunlar ise yönetimi ile ilgili sorunlardır.
- B) Olağanüstü Borç Yönetimi İşlemleri
1-) Borçların Tahkimi: Kısa süreli borçların, uzun süreli veya süresiz borç haline dönüştürülmesidir. Bu işlemle yeni bir borç söz konusu olmamakta sadece eski borcun koşullarında değişiklik olmaktadır. Tahkim, zorunlu ve isteğe bağlı (ihtiyari) olmak üzere iki şekilde yapılabilir.
Zorunlu tahkim, tek yönlü kararla yapılmakta ve alacaklıların rızası aranmamaktadır.
İsteğe bağlı tahkim, alacaklıya elindeki kısa süreli senetleri yeni çıkan uzun süreli senetlerle değiştirmek yada parasını geri istemek arasında seçim hakkı tanınır. Uygulamada en çok karşımıza çıkan yöntem bu yöntemdir.
2-) Borçların Değiştirilmesi (Konversiyonu): Borçların değiştirilmesi (konversiyonu) borç yükünü hafifletmek amacını güden bir işlemdir. Borçların değiştirilmesinde, faiz oranı yüksek olan tahvillerin daha düşük faizli tahvillerle değiştirilmesi ile gerçekleşir.
Devletin borçlarını değiştirilmesi işlemine girişmesi için belli, koşulların bir araya gelmesi gerekir. Bu koşulları şöyle sıralayabiliriz.
– Değiştirmeye girmek için önce piyasada eski borçlanmaya kıyasla daha düşük bir faiz oranının oluşmuş olması gerekir.
– Değiştirme için, devletin mali koşullarının bu işlemler için uygun olması gerekir.
– Değiştirme işleminin açık ve basit bir teknikle yapılaması gerekir.
– Değiştirme işlemini kolaylaştırmak için, yeni çıkarılan tahvillerin piyasa faiz haddinin biraz üzerinde olması gerekir.
İsteğe bağlı değiştirmede ise; tahvil sahibi faiz oranının düşürülmesini kabul veya ret etme hakkına sahiptir.
Faiz oranları düşmeye başladığında, yüksek faizli tahvilleri daha düşük faizlerle değiştirmeye, başabaş değiştirme denir.
Faiz yükü başabaş değiştirmeden daha küçük kalmışsa bu değiştirme işlemlerine başabaşın altında değiştirme denmektedir.
Diğer bir uygulama ise yeni faiz oranının birden uygulanması yerine kademeli olarak uygulanması durumudur. Buna kademeli değiştirme diyoruz.
Fark isteme suretiyle yapılan değiştirmede ise devletin faiz yükünü sabit tutarak yeni borç para bulması söz konusudur.
Konversiyonunun olumlu bir yönünde borçların ve faiz ödemelerinin miktarını azaltarak,gelir dağılımında olumlu bir rol oynamasıdır.
BORÇLARIN ORTADAN KALKMASI
Devlet borcunun ortadan kalkması veya azalması üç yoldan gerçekleşir.
A-)Borcun Reddi: Borcun reddi devletin tek taraflı bir kararla mevcut borcun tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırdığını bildirmesi demektir. Bu durum genellikle rejim değişikliklerinde veya olağan üstü siyasi olaylar sonucu olmaktadır.
- B) Para Değerinin Düşmesi Sonucu Kamu Borcunun Azalması: Enflasyon, sabit para birimi ile ifade olunan tüm alacakların değerini düşürür. Para değerindeki düşmeler iç devlet borçlarında azalmaya neden olacaktır.
- C) Borcun İtfası ( Amortisman): Amortisman veya itfa denince borcun vadesi geldiğinde devletçe ödenmesi anlaşılmaktadır. Burada sözü edilen zorunlu amortismandır. Birde ihtiyari amortisman vardır. Burada devlet, borcunu süresi dolmadan koşulların kendisi için uygun olduğu dönemlerde öder.
Bir borcun vade sonunda tamamen iadesi toplu ödeme demektir. Tedrici ödemede ise genellikle borcun akdinden, belli bir süre sonra başlamak üzere alacaklıyla faiz ile birlikte ana paranın bir kısmının iadesi anlaşılır.
Borçların yönetimi amacıyla kurulan ve özerk olarak çalışan kuruluşlara Amortisman Sandıkları adı verilir.
KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ ve ÖZELLEŞTİRME
KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSÜNÜN TANIMI
Kamu iktisadi teşebbüsleri, sermayesinin yarıdan çoğuna kamunun sahip olduğu, özel (kişisel) mal üreten, sosyal fayda sağlama amacına göre çalışan firmalardır.
Ülkemizde kamu sektörünün doğuşu ve kamu iktisadi teşebbüslerinin kuruluşu Birinci Sanayi Planının uygulandığı 1934- 1938 yıllarında başlar İlk kez 1938 yılında sermayesinin tamamını devlete ait teşebbüslerin yönetim, gözetim ve denetimini düzenlemek amacıyla 3460 sayılı kanun çıkarılmıştır.
KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNİN KAPSAMI
Türkiye’de bugünkü yapılarına göre (2929 sayılı kanun) kamu iktisadi teşebbüsleri, iktisadi devlet teşekkülleri (İDT) ve kamu iktisadi kuruluşları (KİK) ile bunlara bağlı olarak çalışan müessese ve bağlı ortaklıkla bunların iştiraklerinden oluşur.
- a) İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) : İktisadi devlet teşekkülleri sermayesinin tamamı genel ve katma bütçeli idarelere ait olan ve iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kanunla kurulan kamu iktisadi teşebbüsleridir.
İktisadi devlet teşekkülleri, bankacılık alanında sermayesinin % 91’inin devlete ait olması şartıyla anonim şirket şeklinde kurulabilir. Teşekküller tüzel kişiliğe sahiptirler. Kuruluş düzenleme kanunlarında saklı tutulan hususlar dışında genel hukuk hükümlerine tabidirler.
Teşekküllerin sorumlulukları sermayeleri ile sınırlıdır ve sermayesi ilgili bakanlığın istemi, Maliye Bakanlığının önerisi üzerine Bankalar Kurulunca saptanır. Teşekküller Sayıştay denetimine tabi değildirler.
Örneğin, ziraat Bankası, Sümerbank, Türkiye Tarım Ürünleri Kurumu, Halk Bankası gibi
- b) Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) : Kamu iktisadi kuruluşları, sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kanunla kurulan kamu hizmeti netliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsleridir. Kamu iktisadi kuruluşu tüzel kişiliğe sahiptir. Kamu iktisadi kuruluşunun sermayesi ilgili bakanlığın istemi ve Maliye Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından saptanır. Sorumlulukları sermayeleri ile sınırlıdır. Örneğin Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü TC Devlet Demiryolları işletmesi Genel Müdürlüğü vb.
- c) Müesseseler: Müessese, sermayenin tamamı bir iktisadi devlet teşekkülüne veya kamu iktisadi kuruluşuna ait olup, ona bağlı işletme veya işletmeler topluluğudur. Müesseselerin sorumluluğu sermayeleri ile sınırlıdır. Ülkemizde en çok müesseseye sahip olan devlet teşekkülü sümerbanktır.
- d) Bağlı Ortaklık: Bağlı ortaklık sermayesinin yarısından çoğu devlet teşekkülüne ve kamu iktisadi kuruşuna ait olan işletme veya işletmeler topluluğudur. Bağlı ortaklıkların kuruluşu Bakanlar kurulu kararı ile olur.
- e) İştirakler: İştirakleri, kamu iktisadi teşebbüslerinin yani İDT ve KİK ile bağlı ortaklıkların bir anonim şirkete iştiraki şeklinde ortaya çıkar.
Bir anonim şirkete iştirak için teşekkülün sermayesine katılma payının en az %26 olması gerekir. Aynı ortaklığa birden fazla teşekkül veya bağlı ortaklık iştirak edemez.
Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Gözetim ve Denetimi
Kamu iktisadi teşebbüsleri yani iktisadi devlet teşekküleri ve kamu iktisadi kuruluşları ve bunlara bağlı müesseseler ile bağlı ortaklıklar Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun mali, idari ve teknik yönden denetimine tabidir. İlgili bakanlık, teşebbüs, müessese ve bağlı ortaklık faaliyetlerinin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak yürütülmesini gözetmekle görevlidir.
Teşebbüsler içindeki denetim; teşekküllerin ve kuruluşların bünyesinde oluşturulmuş olan ve müessese ile işletmeler üzerine gözetim ve denetim ilkesi bulunan teftiş kurulları tarafından gerçekleştirilir.
Başbakanlık Yüksek denetleme kurulu, teşekküllerin ve bağlı ortaklıkların bir yıla ait hesap ve işlemleri üzerindeki incelemelerini en geç ertesi yılın Ekim ayı sonuna kadar tamamlar. Kurulca düzenlenen raporlar ilgili mercilere verilir. Bu kuruluşların üst denetim yetkisi ise TBMM’dir.
Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Mali Faaliyetleri
Kamu iktisadi Teşebbüslerinin plan, program ve bütçelerinin hazırlanması ve yürütülmesi, fiyat ve tarifelerinin belirlenmesi, yatırım finansman programlarının belirlenmesi, bilançoların ve netice hesaplarının hazırlanması ve karların dağıtımı ve teşebbüslerin mali faaliyetlerini oluşturur.
- a) Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Yatırım ve Finansman Programları: Teşekküllere ait uzun vadeli yatırım finansman programları, ilgili Bakanlığın incelenmesinden geçtikten sonra Hazine Müsteşarlığına ve Devlet Planlama Teşkilatına gönderilir. Yıllık Genel Yatırım ve Finansman Programı Hazine Müsteşarlığı’nın da görüşü alınarak hazırlanır.
Teşebbüsler, yatırım ve işletme faaliyetlerini plan, program ve bütçelere dayalı olarak yürütürler. Teşebbüslerin işletme bütçeleri, her hesap dönemi içinde yıllık genel yatırım ve finansman programındaki hedefler esas alınarak hazırlanır ve yönetim kurulunca onaylanır.
- b) Kamu İktisadi Teşebbüslerinde Fiyat ve Tarifeler: Son yasal düzenlemelere göre teşekkül, müessese ve bağlı ortaklıklar işletmelerinde üretilen mal ve hizmet fiyatlarını tespitte serbesttir. Yalnız Bakanlar Kurulunun bu kuruluşlar tarafından üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarını gerektiğinde tespit etmek yetkisi vardır.
Kamu iktisadi kuruluşlara ait fiyat ve tarifelere sosyal faydayı arttırmak amacıyla KİT Koordinasyon kurulunca müdahale edilir.
Türkiye’de Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Özelleştirme Uygulaması
Özelleştirme Amacı ve Tanımı: Devlet tarafından üretilen bir takım mal ve hizmetlerin özel kesim tarafından üretilip, arz edilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik bütün politikaları ve yasal düzenlemeleri kapsayan bir kavramdır.
Amaç kaynak dağılımında etkinlik ve daha yüksek seviyede refah sağlamaktır.
Özelleştirme Yöntemleri:
1- Kamuya ait hisse senetlerinin halka arzı (Petkim hisseleri)
2- Liberalizasyon ve serbestleştirme (Sigortanın özel kesim tarafından da ) üretilmesi
Özelleştirmeye İlişkin Yasal Çerçeve
İlk köklü yasal düzenleme 1986 yılında “özelleştirme Yasası” ile yapılmıştır. Anayasa mahkemesinin iptal kararı üzerine yeniden düzenlenerek 1994 yılında özelleştirme yasası çıkarılmıştır.
Özelleştirmeden sorumlu kuruluş özelleştirme idaresi başkanlığıdır. Karar verici ve uygulayıcı organ ise özelleştirme yüksek kuruludur. Kurul Başbakan’ın başkanlığında 5 bakandan oluşmaktadır.
YEREL YÖNETİMLER
MERKEZDEN YÖNETİM ve ONA BAĞLI KAVRAMLAR
Merkezden Yönetim: Devletin yasama, yargı, yürütmeye ilişkin tüm yetkilerinin yani kamu gücünün tamamının bir otoritede toplanması, tüm hizmetlerin merkezden yönetilmesidir.
Hiyerarşi: Ast ve üst ilişkileridir, üstün asta emir verme ve denetleme yetkilerini ifade eder.
Yetki Genişliği: Merkezden yönetimin katı biçimde uygulanmasının yaratacağı sonuçları gidermek amacıyla yetkilerin merkezden kendi memuruna verilmesidir.
YERİNDEN YÖNETİM ve TÜRLERİ
Kamu hizmetlerinin yönetiminin merkezden yönetimden ayrı özerk kamu hukuku tüzel kişilerine verilmesine yerinden yönetim denir.
1- Siyasal Yerinden Yönetim: Yürütme, yasama ve yargı alanında yerinden yönetim kuruluşlarının yetkili olmasıdır. (ABD, Almanya, İsviçre gibi federe devletler)
2- Yönetsel Yerinden Yönetim: Bu sistemde yasama ve yargı konusunda tüm yetkiler merkezdedir. İkiye ayrılır;
- a) Hizmet Yerinden Yönetim: Belli bir kamu hizmetinin bağımsız bir örgüte bırakmasıdır. (Üniversiteler, ticaret odaları)
- b) Yerel Yerinden Yönetim: Hizmet yerinin önem taşıdığı yönetimdir. (Belediyeler, İl özel idareleri ve köyler)
YÖNETSEL DENETLEME
Merkezi yönetimin yetkisini, karar ve işlemleri mevcut yasalara göre inceleyerek uygun bulma, erteleme yada iptal etme şeklinde kullanılmasıdır. Buna yönetsel denetim yada “idari vesayet” de denir.
YEREL YÖNETİMLERİN GEREKLİLİĞİ
Yerel yönetimin varoluşunun nedenleri;
– Demokrasinin temel kurumlarından biri olmasından kaynaklanır.
– Bölgesel nitelikteki hizmetlerin yerel yönetimler tarafından yapılması kıt kaynaklardan en çok faydayı sağlar, kaynaklar optimum kullanılır.
– Yerel yönetimler kendi hizmet alanlarındaki ihtiyaçları daha gerçekçi biçimde tespit ederler.
– Tarihsel – geleneksel faktörler söz konusudur.
HİZMETLERİN ve GELİRLERİN BÖLÜŞÜMÜ
Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında hizmetlerin yeni gider ve gelirlerin ne şekilde bölüşüleceğine “mali tevzin” denir. Mali tevzin uygulamada daha çok gelir kaynaklarının bölüşümüne ağırlık vermiştir.
GELİR BÖLÜŞÜMÜNDE KULLANILAN YÖNTEMLER
1-) Bağımsız Vergileme Yetkisinin Verilmesi: Bu sistemde mahalli idarelerin kısıtlamaya tabi olmaksızın tam bir vergileme yetkisine sahip olması öngörülmektedir. Bu sistemin temel sakıncası aynı kaynağın üzerine değişik idarelerin vergi koyması halinde çifte vergilemeye neden olunmasıdır.
2-) Vergi Kaynaklarının Paylaştırılması: Bu sistemde vergi kaynakları, idareler arasında, ilgili idare tek vergi otoritesi olacak şeklide bölüşülmektedir. Böylece iki idari ünitenin aynı şekilde bölüşülmektedir. Böylece iki idari ünitenin aynı gelir kaynağına başvurması yani, çifte vergileme ortadan kalkmaktadır. Birçok ülkelerde emlak vergisinin mahalli idarelere bırakılmış olması da buna bir örnektir. Bu sistemin en önemli sakıncası, sistemin ülke çapında ortak bir ekonomik politika uygulamasını engellemesidir.
3-) Merkezi Yönetim Vergilerinin Bazılarından veya Toplam Vergi Gelirleri Üzerinden Pay Verilmesi: Merkezi idare tarafından toplanan verginin bu kısmının, mahalli idareler arasında toplam vergi gelirine katkıları oranında dağıtılması yapılmaktadır. Bu da çifte vergilemeyi önler.
TÜRKİYEDE YEREL YÖNETİMLER
1982 Anayasası’nın yerel yönetimlerle ilgili 127. maddesi , Türkiyede yerel yönetimleri, il özel idareleri, belediyeler ve köyler olarak belirlemiştir.
Belediyeler; Belediyeler esas olarak 1930 yılında çıkarılan 1530 sayılı belediye kanunu ve 1984 yılında çıkarılan 3030 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanununa göre görev yapmaktadır. Türkiye’de 4 ayrı belediye vardır.
1- Olağan Belediyeler: Büyükşehir belediyelerinin bulunduğu iller ve bunların ilçelerinde ve beldelerde kurulmuş olan belediyelerdir.
2- Büyükşehir Belediyeleri: Belediye sınırları içinde birden fazla ilçe bulunan şehirlerde kurulmuş olan belediyelerdir.
3- Büyükşehir Belediye Sınırları içindeki ilçe belediyeleri:
4- Alt Belediyeler: Çoğu kez siyasal yada mali gerekçelerle büyükşehir belediyesi kurulması yaygınlaşınca, birden fazla ilçe bulunmayan şehirlerde, önce ilçe belediyesi fonksiyonunu görecek ilçesiz birden fazla alt belediye kurulmakta ve sonra büyük şehir belediyesi uygulamasına geçilmektedir.
Belediyelerin üç organı bulunur; yürütme organı olan belediye başkanı, karar organı olan belediye meclisi ve belediye encümeni
Olağan Belediyelerin Görevleri: Zorunlu görevlerin büyük bir kısmı, sağlık ve sosyal yardım hizmetleri ile imar, temizlik, aydınlatma, zabıta, fiyat kontrolü ve itfaiye hizmetlerine ilişkindir.
Olağan Belediyelerin ve İlçe Belediyelerin Gelirleri
1- Genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamı üzerinden ayrılan pay
2- Belediye vergileri (ilan ve reklam, eğlence, haberleşme, elektrik havagazı tüketimi, yaygın sigortası, çevre temizlik vergileri)
3- Belediye harçları
4- Harçlara katılma payları
5- Emlak vergisi
6- Borçlanma
7- Her türlü yardımlar
Büyükşehir Belediyelerinin Görevleri:
1- Büyükşehir yatırım plan ve programlarını yapmak
2- Büyükşehir nazım imar planlarını yapmak , yaptırmak ve onaylayarak uygulamak, ilçe belediyelerinin nazım plana uygun olarak hazırlayacakları tatbikat imar planlarını onaylamak ve uygulanmasını denetlemek
3- Büyükşehir dahilindeki meydan, bulvar, cadde ve anayolları yapmak, yatırmak, bakım ve onarımını sağlamak ve kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek.
4- Yolcu ve yük terminalleri, katlı otoparklar yapmak , yaptırmak, işletmek veya işlettirmek
5- Çevre sağlığı ve korunmasını sağlamak, 1,2 ve 3’üncü sınıf gayri sıhhî müesseselerinin açılış ve çalışmalarına ruhsat vermek
6- Yeşil sahalar, parklar ve bahçeler yapmak sosyal ve kültürel hizmetleri yerine getirmek , spor, dinlenme, eğlence ve benzeri yerleri yaptırmak, işletmek veya işlettirmek
7- Büyükşehir dahilindeki su, kanalizasyon, her nevi gaz, merkezi ısıtma ve toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak , işletmek veya işlettirmek
8- Yiyecek ve içecek maddelerinin tahlillerini yapmak üzere labaratuarlar kurmak ve işletmek
9- Mezarlık alanlarını tespit ve tesis etmek ve işletmek
10- Çöplerin ve sanayi atıklarının topluma yerlerini belirlemek, değerlendirilmesi ve imhası için gerekil tesisleri kurmak, kurdurmak işletmek veya işlettirmek
11- Meydan, bulvar, cadde, yol ve sokak isim ve numaraları ile bunlar üzerindeki binalara numara verilmesi işlerini gerçekleştirmek
12- Toptancı halleri ve mezbahalar yapmak , işletmek veya işlettirmek
13- İtfaiye hizmetlerinin yürütmek, patlayıcı ve yanıcı maddeler üreten ve depolayan yerleri tespit etmek, fabrikalar ve sanayi kuruluşlarının bulundurmaları zorunlu olan yangın söndürme ve çevre sağlığına ilişkin araç, gereç ve tesisleri tespit etmek ve bu kuruluşları denetlemek
14- İlçe belediyeleri arasındaki ihtilaflarda , zabıta veya diğer belediye hizmetlerini koordinasyonunu sağlamak
15- Büyükşehir çapında ortak finansman ve yatırım gerektiren hizmetlerini gerçekleştirmesini sağlamak
16- Büyükşehir belediyesince işletilen alanlarda zabıta hizmeti ile diğer belediye hizmetleri ve ruhsat verme işlemlerini yürütmek
Büyükşehir Belediyelerinin Gelirleri
1- Genel bütçe vergi gelirlerini tahsilat toplamından ayrılan pay
2- İl merkezinde toplanan vergi gelirlerinden % 5 pay
3- Elektrik havagazı tüketim vergisinin % 50’si
4- Çevre temizlik vergisinin % 20’si
5- Büyükşehire bırakılan yerlerdeki ilan ve reklâm vergisi
6- Emlak vergisinden ayrılan pay
7- Borçlanma
8- Her türlü yardımlar
9- Emlak ve teşebbüs gelirleri
10- Büyükşehir belediyesince yapılıyorsa, yol kanalizasyon ve su tesisleri harcamalarına katılma payı
11- Diğer gelirler
Özel İdareler
1913 ve 1987 yılında çıkarılan kanunlarla yürütülmektedir. Organları vali, il genel meclisi ve il daimi encümenidir. Vali hem merkezi yönetimin temsilcisi hemde il özel idaresinin yürütme organıdır. Merkez tarafından atanır. İl genel meclisi ve il daimi encümeni ise karar ve danışma organlarıdır. Üyeleri de seçimle işbaşına gelmektedir.
Görevler;
1- Eğitim ve öğretim hizmetleri
2- Sağlık ve sosyal yardım hizmetleri
3- Bayındırlık hizmetleri
4- Tarım ve hayvancılık hizmetleri
5- İktisadi ve Ticari Alanlardaki Hizmetler
Gelirler;
1- Genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamı üzeriden ayrılan pay
2- Belediyelerce toplanan emlak vergisi hasılatının %15’i
3- Taş ocağı, kum ocağı, maden suyu ve kaplıca işletme resim ve harçları
4- Akaryakıt Tüketim vergisi il özel idare payı
5- Orman mahsül ve mamüllerinin satışından verilen il özel idare payı
6- Çeltik gelirleri
7- Mülk ve teşebbüs gelirleri
8- Para cezaları
9- Her türlü bağışlar
10- Borçlanma
11- İl özel idare fonu ile mahalli idare fonundan yapılan yardımlar
Köyler; Türkiye’de köy yerel yönetim biriminin esasları, Cumhuriyetin ilk yıllarında kabul edilen 1924 tarihli bir kanun’la düzenlenmiştir. Nüfusu iki binden az olan yerleşme birimlerine köy denilmektedir. Köyün organları, muhtar, köyderneği, ve ihtiyar meclisi’dir. Muhtar, yürütme organı, köy derneği ile ihtiyar meclisi ise danışma ve karar organlarıdır.
Görevleri: Görevlerin çoğu, temizlik, sağlık, eğitim, bayındırlık ve tarım gibi konularla ilgilidir. Ancak gelirleri yetmeyeceği için 1987 yılında köy hizmetleri Genel Müdürlüğü kurularak bu görevler merkezi yönetimce üstlenilmiştir.
Gelirler: İmece, Salma, Diğer gelirler …. dır.
MAKRO EKONOMİK KURAMDA MALİYE POLİTİKASI
MALİYE POLİTİKASI İŞLEMLERİNİN GELİR DÜZEYİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİN BELİRLENMESİ
Kamu Kesimi ve Milli Gelir Dengesi
Çağdaş maliye politikası milli gelirin tayini analizine dayanmaktadır. Kamu kesimi ekonomiye dahil edildiğinde milli gelirin seviyesi değişecektir. Çünkü kamu harcamalarındaki bir artış milli geliri arttıracak, vergilerdeki bir artışsa milli geliri azaltacaktır.
Milli gelirde kamu harcamalarından daha fazla artış meydana getiren faktöre “çarpan etkisi” denir.
Harcamaların milli gelire etkisi;
Y= Milli Gelir formül var sayfa 90
G= Kamu Harcamaları
C= Marjinal tüketim eğilimi
D Y = _1_ DY = _1_ DG dir.
D G 1 – c veya 1 – c
Kamu harcamaları çarpanı = _1__ dır.
1 – c
Vergi Çarpanı = _1_ x c dir.
1- c
Vergilerin milli gelire etkisi = D Y = __1__ c D To ( To,Götürü vergi)
1 – c
Kamu harcamalarının vergilerle finanse edilmesi durumunda ortaya çıkan çarpana “denk bütçe çarpan kavramı” denir. Bu durumda milli gelir, harcamalardaki artış kadar değişecektir. Yani denk bütçe çarpanı = 1 dir. Vergiler götürü değildir. Milli gelirin bir yüzdesi olarak ifade edilir.
Bu durumda çarpanın yeni ifadesi = _____1_____ ( Co + Io + Go )
1 – c ( 1 -t )
C(1-t) = vergilenebilir kişisel gelire göre marjinal tüketim eğilimidir.
Bu durumda milli gelir denklemi = formül var sayfa 90
I0 = Götürü yatırım
C0 = Götürü tüketim
Eğer Ekonomi dışa açıksa; Y = C + I0 + G0 + ( X0 – M ) olmaktadır.
X0 = Götürü ihracat
M = ithalat
m=marjinal ithalat eğilimi
Bu durumda çarpan = ____1_______ olur.
1 -c (1 – t ) + m
Yatırımların Değişkenliği ve Milli Gelir : 1S Eğrisi
Yatırım harcamaları otonom değildir. Yatırım harcamaları faiz oranlarında bağlıdır. Planlanan toplam talep düzeyinin çıktı (gelir) düzeyine ait olduğu tüm denge bileşimlerindeki faiz oranı ve gelir bileşimlerini gösteren eğriye 1S eğrisi denir. Bu eğri mal piyasasında dengeyi gösterir. Yüksek faiz oranları yatırım talebini azaltmakta böylece toplam talep ve gelir düzeyi düşmektedir.
Para Arz ve Milli Gelir : LM eğrisi
Keynesyen modelde para; işlem, ve spekülasyon güdüsüyle elde tutulur. İhtiyat güdüsüyle tutulan para sabit kabul edildiğinde işlem güdüsüyle para talebi gelire, spekülasyon güdüsüyle para miktarı ise faize bağlıdır.
LM eğrisi: değişik faiz ve milli gelir düzeylerindeki para piyasasında dengeyi gösteren eğridir.
IS ve LM eğrilerinin kesiştikleri noktada ekonomide hem mal ve hizmet hemde para piyasasında denge gerçekleşir.
LM eğrisi dikse kamu harcamalarındaki bir artış gelir miktarını artıracak, bu da işlem güdüsüyle para talebi artışına dolayısıyla faiz oranlarının artmasına yol açacaktır. Bu durumda özel yatırımlar dışlanacaktır. Buna dışlama etkisi denir. Kamu harcamaları para arzı artışıyla finanse edilirse bu etki önlenebilecektir.
Örnek Sorular:
– Marjinal tüketim eğilimi 0.80 iken kamu harcamaları çarpanı kaçtır?
Kamu harcamaları çarpanı = __1___ = ___1__ = __1__ = 5
1- c 1 – 0.80 0.20
Marjinal Tüketim eğrilimi 0.80 olduğunda kamu harcamalarında 30 milyon lira değerindeki bir artış, milli gelirde ne kadar bir artış meydana getirecektir.?
C= 0.80 DG = 30 milyon DY= ?
D Y = __1__ DG D Y = __ 1___ x 30 = __1__ x 30 = 5×30 = 150
1- c 1 – 0.80 0.20
– Marjinal tüketim eğilimi 0.75 iken, vergilerdeki 20 milyarlık bir azalış milli gelire ne kadar arttıracaktır?
C= 0.75 DT = 20 DY = ?
D Y = -_c_____ ise D Y = -0. 75___
D T 1 – c D T 1 -0.75
D Y = 0.75_ ise D Y = – 3 D Y = 60 Milyar
– 20 0.25 – 20
MALİYE POLİTİKASININ ETKİNLİĞİNE İLİŞKİN YAKLAŞIMLAR
FARKLI YAKLAŞIMLARA GÖRE MALİYE POLİİKASININ ETKİNLİĞİ
1929 büyük durgunluğuna kadar geçerli olan klasik maliye politikası yaklaşımı yerini Keynesyen yaklaşıma bırakmıştır. Keynes tarafından yazılan “para, faiz ve istihdam genel kuramı” isimli çalışına maliye politikasının kurumsal çatısını oluşturur. 1930’lu yıllarda ekonomide işsizlik ve eksik istihdam sorunları üzerinde durulmuştur. 2. Dünya Savaşının başlamasıyla , savaşın finansmanı önemli sorun olmuştur. Savaşın sona ermesiyle geri kalmış ülkelerin kalkınma çabaları ön plana geçmiştir. Günümüzdeki temel sorun ise stagflasyon yanı enflasyon içinde durgunluktur.
Klasik Yaklaşım
Klasik Yaklaşımın varsayımları şunlardır;
- a) Ekonomideki aksaklıklar geçicidir. Fiyat ve faiz esnekliği sayesinde ekonomi tam istihdam dengesine kendi kendine oluşacaktır. Kaynaklar bu mekanizmada tam ve etkin kullanıldığı için devletin müdahalesine gerek yoktur.
- b) Devlet harcamaları küçük tutulmalıdır.
- c) Vergiler düşük oranlı olmalıdır
- d) Tarafsız maliye politikası olmalıdır
- e) Denk ve küçük bütçe olmalıdır.
- f) Borçlanma sınırlandırılmalıdır.
Keynesyen Yaklaşım
Çağdaş maliye kuramını geliştiren yaklaşımdır. Bu görüş Laisez – faire sonu anlamındadır. Varsayımları;
- a) Ücretlerin aşağıya doğru esnek olmaması ekonominin kendiliğinden tam istihdama ulaşmasını engeller.
- b) Üretim ve istihdam hacmi toplam talebe bağlıdır. Toplam talep yetersizse işsizlik, fazlaysa enflasyon olacaktır. Ekonomik denge için kamu harcamaları ve vergiler uygun birer araçtır.
- c) Tüketimi cari gerçek kullanılabilir gelir belirleyecektir.
- d) Eksik istihdamın yok edilmesi için toplam talep artırılmalıdır.
- e) Kamu harcamaları ve vergiler toplam talebin unsuru olduğu için ekonomik dengenin sağlanması için maliye politikası gereklidir. Devlet ekonomiye müdahale etmelidir.
- f) Para politikasının etkisi ihmal edilmiştir. Çünkü faiz oranları yatırımları dahil para talebini belirleyecektir. Para arzı artırıldığı zaman faiz oranı değil spekülatif para talebi artacak, yatırımlar değişmeyecektir. Yatırımların faiz esnekliği sıfırdır.
Monetarist Yaklaşım
- a) Milton Friedman ve taraflarına göre tüketim cari değil sürekli gelirin fonksiyonudur
- b) Maliye politikasının kullanım alanı sınırlıdır.
- c) Kamu harcamalarının yaratacağı dışlama etkisi büyüktür
- d) Kamu harcamalarının milli gelirde artış yaratması için merkez Bankasından borçlanma yoluna gidilmelidir. Para arzı artınca faizler düşecek, yatırımlar dolayısıyla milli gelir artacaktır
- e) Monotaristlere göre istikrarsızlığın sebebi para arzındaki düzensiz dalgalanmalardır.
- f) Maliye politikası yerine para politikası uygulanmalıdır.
Yeni Klasik Makroekonomi Yaklaşımı
1970 ve 80’li yıllarda Tom Sergeant ve Robert Lucas tarafından geliştirilmiştir. Bu yaklaşımın en önemli varsayımı “Rasyonel Beklentiler” kuramıdır.
Bireyler sistematik hata yapmazlar, hatalar tesadüfidir ve bir daha tekrarlanmaz. Bu nedenle devletin para yada maliye politikası uygulamasına gerek yoktur. Çünkü fiyat ve ücretler esnektir. Ekonomi otomatik olarak tam istihdam dengesine ulaşır. Devlet aktif değil istikrarlı politikalar izlemelidir. Politikalar önceden tespit edilmeli sık sık değiştirilmemelidir.
Arz Ekonomisi Yaklaşımı
1970’li ve 80’li yıllarda Arthur Laffer ve tarafları tarafından geliştirilmiştir. Keynes toplam talep üzerinde dururken, bu iktisatçılar toplam arz yönünü incelemişlerdir. Vergi oranları düşürülmeli emek arzı ve yatırım düzeyi arttırılmalıdır. Serbest piyasa mekanizmasının daha etkin çalışmasını sağlayacak önlemler alınmalıdır.
Ekonomide istikrarsızlığın temel nedeni para arzının hızlı bir şekilde artmasıdır. Eğer bu arada tasarruf ve yatırımı teşvik edici üretim ve istihdam düzeyini arttırıcı vergi politikası uygulanırsa bu istikrarsızlık azaltılabilecektir.