in

Kpss Maliye Özet Ders Notları

 

ÇAĞDAŞ BÜTÇE İŞLEVLERİ

 

  1. a)       Kaynakların Tahsis İşlemi
  2. b)       Gelirin dağılımı işlevi
  3. c)       İktisadi istikrar işlevi
  4. d)       İktisadi büyüme işlevi

 

  1. a)       Kaynakların Tahsisi İşlevi: Günümüz piyasa ekonomileri tek başına optimum kaynak dağılımını tam olarak gerçekleştirememektedir. Buda devletin ekonomide kaynakların tahsisine müdahalesini gerektirir.
  2. b)       Gelirin Dağılımı İşlevi: Devletin bozulan gelir dağılımına bütçe yardımıyla müdahalede bulunmasıdır.
  3. c)       İktisadi İstikrar işlevi: Devletin tam istihdamı ve fiyat istikrarını gerçekleştirmek için müdahalesidir.
  4. d)       İktisadi Büyüme İşlevi: Piyasa ekonominin tek başına iktisadi büyümeyi başaramama sebebi ile devletin iktisadi büyümeye yardımcı olarak ekonomik büyümeye yardımcı olmasıdır.

 

BÜTÇE İLKELERİ

 

Bütçe işlevlerinin kendinden beklenen bir biçimde yerine getirebilmesi bütçe gelir ve giderleri konusunda tam ve doğru bilgi alınması ve bütçenin açık bir biçimde görülmesi için, bazı ilkelerin olması gerekir.

 

Bütçe İlkeleri

 

  1. a)       Bütçenin Genellik İlkesi
  2. b)       Bütçenin Yıllık Olması İlkesi
  3. c)       Bütçenin Tekliği ilkesi
  4. d)       Bütçede önceden İzin alma ilkesi
  5. e)       Bütçenin Açıklığı ilkesi
  6. f)        Bütçenin Samimiyet ilkesi
  7. g)       Bütçenin Doğruluk ilkesi
  8. h)       Bütçenin Denkliği ilkesi
  9. i)         Bütçenin Aleniliği ilkesi
  10. j)         Bütçedeki giderlerin bölümler itibariyle onaylanması ilkesi

 

  1. a)       Bütçenin Genellik İlkesi: Tüm gelirler ortak havuzda toplanıp, tüm harcamalar bu havuzdan yapılır
  2. b)       Bütçenin Yıllık Olması: Bütçe gelir ve giderlerine ilişkin izin ve yetkilerin bir yıl için verilmesini öngörmektedir.
  3. c)       Bütçenin Tekliği İlkesi: Devletin bütün gelir ve giderlerinin tek bir bütçe içinde toplanmasıdır
  4. d)       Bütçede Önceden İzin Alma İlkesi: Belli .bir dönemde (mali yıla) ait harcama yapma ve gelir toplama yetkisinin, yasama organınca o mali yıl başlamadan önce bir bütçe yasası ile yürütme organına verilmesidir.
  5. e)       Bütçenin Açıklığı İlkesi: Bütçe tahminlerinin ve bütçe uygulama sonuçlarının, incelemek isteyen herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilir bir belge niteliğinde olması gerekir.
  6. f)        Bütçenin Samimiyet İlkesi: Bütçe gelir ve giderlerinin gerçeğe en yakın tahmin edilmesi samimiyet ilkesinin gereğidir.
  7. g)       Bütçenin Doğruluk İlkesi: Bütçede yer alan gelir ve gider tahminlerinin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullara uygun olması gerekir.
  8. h)       Bütçenin Denkliği İlkesi: Bütçede yer alan gelir ve gider tahminlerinin birbirine eşit olması
  9. i)        Bütçenin Aleniliği İlkesi: Bütçe ile ilgili bilgiler kamuoyunun dikkatine ve bilgisine sunulmaktadır.
  10. j)        Bütçedeki Giderlerin Bölümler İtibariyle Onaylanması İlkesi: Bir kuruluşun bütçe yasa tasarısı , yasama organında görüşülüp onaylanırken bölümler itibariyle görüşülerek onaylanması ve yasalaşmasıdır.

 

 

 

 

 

KAMU HARCAMALARININ FİNANSMANI KAMU GELİRLERİ

 

 

 

 

Kamusal Finansmanının Özellikleri:

 

Günümüzde devletin kamu hizmetlerini gerçekleştirmek için gerekli kaynakları elde etmesi sorunu, gerçekte kamu hizmetlerinin finansmanı sorunudur.

Demokratik toplumlarda bireyler seçmen kimlikleriyle toplumsal tercihlerini belirtirler. Yasama organları ise toplumsal tercihlerin sözcüsü olarak yapılması gereken kamu hizmetlerini belirlemektedirler. Demek ki devletin bir yıl içinde üreteceği mal ve hizmetlerin neler olacağına ilişkin karar verilirken , gerçekte kamu ekonomisinin maliyeti ve bu maliyetin nasıl karşılanacağına da karar verilmektedir.

Kamusal malların finansmanında zorunlu finansman yöntemine başvurulur. Gerçek kamusal finansmanın en önemli özelliği ise zor (cebir) öğesini içermesidir. Başka bir deyişle zorunlu ödetme biçimi kamusal finansmanın özündedir.

Bu suretle topluma, toplumsal fayda amacı ile bedava sunulan mal ve hizmetler zora dayalı finansman yöntemi ile finanse edilmektedir. Zorunlu finansmanda hizmetin maliyeti ile bu hizmetin faydalananlar arasında doğrudan bir ilişki yoktur.

Yeniçağlarla birlikte , Avusturyalı iktisatçı J.A Schumpeter’in deyimi ile “Vergi Devleti” nin ortaya çıkması, zorunlu finansmanı aslı bir finansman olarak ön plana çıkarmıştır.

 

KAMUSAL FİNASMANDA TEMEL İLKELER

 

  1. a)       Bölünemez malların veya hizmetlerin finansmanında cebri (vergi) finansman yoluna gidilir
  2. b)       Yarı kamusal / bölünebilir mal ve hizmetlerin finansmanında kısmen zorunlu kısmen gönüllü ödetme yapılır. Böylece vergi, harç gibi finansman araçlarıyla birlikte, belirli bir fiyatla bu mal ve hizmetlerin maliyetleri karşılanabilir. Bu malların fiyatları saptanırken, piyasa fiyatları düzeyinde bir fiyatlanmaya gidilmez. Üç şekilde fiyatlama yapılabilir.

 

1-       Marijinal maliyet , ortalama gelire eşitlenmesi ile

2-       Ortalama maliyetin, ortalama gelire eşitlenmesi ile

3-       Marjinal maliyetin, marjinal gelirine eşitlenmesi ile

 

Bunlardan ne uygun fiyatlama 1.nolu fiyatlama olur. Çünkü marjinal maliyeti esas alan bir fiyatlama sosyal amaçlara, kaynak dağılımında etkinliğe en uygun fiyatlamadır.

 

  1. c)       Bölünebilir özel mallar ve hizmetleri toplumsal talebi karşılamak üzere devlet üretebilir. Mesela KİT lerin ürettiği konfeksiyon, seramik gibi. Bunlardaki fiyatlandırmada piyasa kuralları geçerlidir. Fakat bu fiyatlar piyasa fiyatlarının altında gerçekleşir.

 

 

KAMUSAL FİNANSMANIN KAYNAKLARI KAMU GELİRLERİ

 

A-     Vergileme

–          Vergi

–          Harçlar

–          Resimler

–          Şerefiyeler

–          Vergi benzeri gelirler; Prafiskal gelirler

B-      Para Basımı ve Borçlanma

–          Para basımı

–          Borçlanma

C-      Vergi dışı Gelirler

 

A-      VERGİLEME

 

–          VERGİ: Kamu ekonomisi çerçevesinde; Kamu hizmetlerinin karşılanması için özel ekonomilerden, kamu ekonomisine hukuki zor kullanarak, karşılıksız ve kesin olarak yapılan parasal bir aktarımdır.

 

Verginin Özellikleri:

  1. a)       Kamu hizmetlerinin karşılanması için şarttır.
  2. b)       Zorlama öğesine dayanan
  3. c)       Verginin karşılıksız olması
  4. d)       Verginin kesin olması
  5. e)       Özel ekonomilerden kamu ekonomisine yapılan parasal transferdir.

 

–          HARÇLAR : Harçlarda, zor öğesi içerdikleri için esas itibariyle bir vergidir. Harç, bazı kamu kuruluşlarının sundukları kamusal hizmetlerden faydalananların, bu faydalanma karşılığında ödedikleri bedeldir.

Harca konu olan kamusal mal ve hizmetlerde “mahrum bırakma” ilkesi kısmen uygulanabilir. Bu mal ve hizmetlerden faydalananlar, harç ödemedikleri taktirde bu mal ve hizmetleri elde edemezler. (Yargı, pasaport, tapu harçları gibi ) harç ödemeyen kimse pasaport alamaz veya yargı hizmetlerinden faydalanamaz. Verginin en önemli özelliklerinden biri olan “karşılıksız” olma özelliği harçda yoktur.

–          RESİMLER: Resim belirli bir hizmetin veya işin görülmesi için yetkili makamlardan alınan izin karşılığı ödenen paradır. (Avlanma ruhsatı, eğlence resmi, damga resmi vb)

–          ŞEREFİYELER : Devlet veya yerel yönetimler tarafından yapılan bayındırlık işlerinden dolayı değerleri artan gayrimenkullerin sahiplerinden bu hizmetin maliyetine katılma karşılığı olarak alınan paylardır.

Yeni bir yol, park, köprü yapımı sonucu bu bayındırlık hizmetlerinden faydalanan o yöredeki gayrimenkullerin değeri artar. Göründüğü gibi bu değer artışının nedeni mülk sahiplerinin çabaları olmayıp, kamu bayındırlık hizmetleridir. İşte bu gibi durumlarda sözkonusu bayındırlık hizmetini yürüten idare, çok defa belediyeler, hizmetin maliyetini kısmen bu değer artışları ile orantılı olarak mülk sahiplerinden, değerlendirme resmi olarak karşılanmaktadır.

Şerefiye sadece bayındırlık hizmetlerine ilişkindir. Şerefiye daha ziyade yerel yönetimlerin gelirleri içinde yer almaktadır.

–          VERGİ BENZERİ GELİRLER (PARAFİSKAL GELİRLER): Kamu kurumlarının ve kamu yararına yönelik hizmet gören kuruluşların , finansmanlarını sağlamak amacıyla, bu hizmetlerden dolaylı ve dolaysız bir şekilde yararlananlardan yasal zorunluluk altında aldıkları paralardır.

Parafiskal gelirler devlet bütçesinde yer almaz. Bu gelirler daha ziyade ilgili kuruluşların bütçesinde veya özel fonlarda toplanmaktadır. Bu özellik parafiskal gelirleri, vergi ve harçlardan ayrına en önemli özelliktir.

Parafiskal gelirlere örnekler;

Ticaret ve Sanayi Odaları ile Ziraat Odaları gibi kuruluşların topladıkları aidatlar.

Sosyal güvenlik kurumlarının topladıkları primler (SSK; Emekli Sandığı , Bağkur )

İktisadi veya mali amaçlı fon kesintileri (Toplu konut fonu, Denetleme ve Fiyat istikrar fonu gibi)

 

B-      PARA BASIMI ve BORÇLANMA

–          PARA BASIMI : Bu yöntemle yapılan finansmana Merkez Bankası kaynaklı finansmanda denir. Devletin egemenlik hakkına dayanan bir finansman aracıdır. Bu çeşit finansmanlarda ek satın alma gücü yaratılır. Bu yöntem makro dengeleri bozduğu ve enflasyona neden olduğu için pek uygulanamaz.

–          Borçlanma: Kamusal finansman içinde vergiden sonra en önemli finansman aracı borçlanmadır. Borçlanma gönüllü olarak yapılan bir işlemdir. Borçlanmanın bir diğer özelliği geçici bir finansman biçimi oluşudur. Borçlanma özel ekonomilerden, kamu ekonomilerine yapılan bir aktarım olması nedeniyle vergiye benzer Borçlanma yurtiçinden veya yurtdışından yapılabilir.

 

C-      VERGİ DIŞI GELİRLER

 

Vergi dışı gelirlerin toplanmasında “zor” öğesi bazen kullanılmakla birlikte asli bir öğe değildir. (Kurumlar hasılatı, devlet payı Mülk ve teşebbüs gelirleri, cezalar, faizler önemli yer tutar.)

Emlak gelirleri , devlete ait gayrimenkullerin satışından veya kiralanmasından doğan gelirlerdir. Kamu arazisi üzerindeki madenlerin işletme hakkının devredilmesinde emlak gelirleri içinde kaydedilir. Devletin belirli koşullar altında ürettiği hizmetler, bu hizmetlerden faydalananlara satılarak maliyet karşılanabilir. Elektrik ücretleri, posta ücretleri, köprü geçiş ücretleri bu mal ve hizmetlerin finansmanında kullanılır.

 

 

                         VERGİ TEORİSİNE GİRİŞ

 

 

VERGİNİN TARİHÇESİ:

Vergi Evrimleri:

–          İhtiyari yardımdan zorunlu yardıma geçmesi

–          Özel, yarı özel veya yarı kamusal nitelikten, alınması ve kullanılması tamamen kamu hukukuna dayanan bir ödemeye.

–          Süresizlikten sürekliliğe geçiş

–          Özel alandan genel alana yayılış

–          Ayni ve bedeni bir nitelikten parasal bir ödemeye

–          Yardımcı finansman aracından temel finansman aracına dönüş

Vergilemeye ait belgeler Mısır ve Babilliler devrine aittir. Vergileme çeşitli zamanlarda çeşitli şekillerde sistemleşmiştir.

 

VERGİLERİN TEORİK TEMELLERİ

1-       Vergiyi kamu hizmetlerinden faydalanmanın karşılığı olarak gören mübadele kuramları.

2-       Vergiyi devletin egemenlik hakkına dayanarak aldığı savunan otorite kuramlarıdır.

 

A-      Faydalanma ve Mübadele Kuramları

–          Vergiyi Kamu hizmetlerinin Bedeli Sayan Görüş

–          Vergiyi Sigorta Primi Olarak Kabul eden görüş

–          Vergiyi Genel Üretim Giderlerine katılma payı olarak kabul eden görüş

 

Faydalanma ve Mübadele Kuramlarının Eleştirisi

           

Vergi kamu hizmetlerinin bedeli sayan görüşe göre vatandaşlarla devlet arasında – zimmende olsa bir alışveriş sözleşmenin varlığı varsayılıyor. Buna göre mükelleflerin bu sözleşmeyi feshetme hakları olsa gerekir. Oysaki hiçbir mükellef ben bu kamu hizmetini istemiyorum ve bedelini (vergiyi ) de ödemiyorum diyemez.

Vergiyi sigorta primi gibi kabul eden görüşe gelince, bu görüşte günümüzde kabul edilebilir. değildir. Öncelikle mal ve canını sigortalamak isteyenler ancak kendi istekleriyle sigorta primi öderler ve istedikleri an bundan vazgeçerler. Oysa devlet vatandaşlarına can ve mal güvenliği sağlama hizmetini sunarken vergi (prim) ödeyip ödemediklerine bakmaz.

Vergiyi genel üretim giderlerine katlım payı olarak kabul eden görüş; Her şeyden önce toplum bir üreticiler birliği değildir. Üstelik bireyler isteselerde istemeseler de içinde bulundukları örgütlenmiş toplum üyesidirler ve toplumun siyasi hukuki esaslarından doğan yükümlülükleri yerine getirmekten kaçınma imkanları yoktur.

 

 

B-      Otorite ve Egemenlik Kuramları

–          Milli Görev ve Fedakarlık Görüşü

–          Toplum Duygusu ve Topluluk Bilincini Esas alan görüş

–          Hukuki cebir (Zor ) ve Müeyyide Görüşü

 

VERGİLEMENİN AMAÇLARI

 

A-     Mali Amaç

B-      Mali Olmayan Amaç

–          İktisadi Amaç

–          Sosyal Amaç

–          Diğer Amaçlar

A-     MALİ AMAÇ:

Vergilemenin amacı devlete harcamalarını karşılayacak geliri temin etmektir.

Mali nitelikte rasyonel bir vergilemeyi gerçekleştirmenin şu şartlara uyması gerekir.

 

  1. a)       Vergi yükü adil bir şekilde dağıtılmalıdır. Bunun için yüksek gelirlilerin, düşük gelirlilere oranla daha ağır vergilendirilmesi (dikey adalet) ve vergi ödeme gücü açısından eşit durumda olanlarında aynı şekilde vergilendirilmesi(yatay adalet) sağlanmalıdır.
  2. b)       Vergilerin tarh ve tahsil giderleri asgari seviyede tutulmalıdır.
  3. c)       Vergileme piyasada rekabet bakımından tarafsız olmalıdır.
  4. d)       Vergilerin piyasada etkinliği bozmaması, yani yatırımlar işgücü arzı ve tasarruf kararları olumsuz biçimde etkilenerek milli hasılanın azalmasına sebebiyet verilmemesi icap eder.

 

B – MALİ OLMAYAN AMAÇ:

–          İktisadi Amaç: Fiyat istikrarının temini ve işsizliğin önlenmesinde(Tam istihdamın sağlanmasında ) vergi politikasının kullanılmasıdır.

–          Sosyal Amaç: Vergi yoluyla sosyal adaletin gerçekleştirilmesi , yani gelir dağılımındaki eşitsizliklerin azaltılması amacı güdülebilir. Bunun için yüksek gelir ve servet düzeylerinde bireylerin nispeten daha ağır vergilendirilmesi gerekir. Vergilemenin sosyal amacı özellikle refah devleti anlayışının yaygınlaşmasıyla ön plana çıkmıştır.

–          Diğer Amaçlar: Ülkenin kendi kendine yeterliliğini sağlamak amacıyla, etkin ve rasyonel olmasada bazı sektörlerin (savunma, gıda gibi) yurtiçinde kurulması ve geliştirilmesi arzulanabilir. Bunun için bu tür malların ithalatına çok yüksek vergiler konabilir veya büyük çaplı vergi teşvikleri sağlanabilir.

Vergileme temel niteliğinde firmaların aşırı karlar elde etmesini önlemek amacıyla kullanılabilir.

Olumsuz dışsallakları olan firma ve endüstrilerin yol açtıkları dışsal maliyetler vergiler yoluşla telafi edilebilir. Mesela çevreyi kirleten ve halk sağlığına zarar veren firmalara ek vergiler konabilir.

Vergileme, nüfus politikasıyla ilgili olarak ta kullanılabilir. Mesela nüfus artışını teşvik için evli mükelleflerin vergi yükleri azaltılabilir. Geçmişte Fransa’da “bekarlık vergisi” Almanya’da “evlilik yardımı” uygulamaları buna örnek teşkil eder.

 

VERGİLEME İLKELERİ

 

Kaynak dağılımında etkinlik, gelir dağılımında adalet, ekonomik istikrar, büyüme gibi temel ekonomik hedeflere ulaşmada, rasyonel ve etkin bir vergi sistemine gerek vardır.

Vergilerin ve vergi sisteminin sahip olması gereken nitelik ve özellikleri, vergileme ilkeleri denilen kuralları ortaya çıkarmıştır. Vergileme ilkeleri, uyulması gerekli normatif ilkeler niteliğindendir. Bu nedenle bu ilkeler “olan” değil “ olması” gerekeni ifade eder. Vergileme ilkeleri belirli ekonomilere ya da belirli dönemlere göre farklı olabilir.

Bir vergi sisteminin gelişmesinde ve değerlendirilmesinde kullanılan bu kıstaslara ilişkin en tanınmışı ve günümüzde bile atıfta bulunulan ilkeler; Adam Smith’in “Vergileme İlkeleri” dir. Klasik Okul’un esas üşünce ve ilkelerine uygun olarak ortaya konan bu ilkeler;

–          Adalet – Eşitlik İlkesi : Bireyler ödeme güçleri ile orantılı olarak vergi ödemelidir.

–          Kesinlik İlkesi: Bireyler ödeyecekleri verginin, ödeme zamanını, ödeme biçimini ve miktarını açık ve kesin olarak bilmelidir.

–          Uygunluk İlkesi: Her vergi, mükellef için en uygun zamanda ve biçimde tahsil edilmelidir.

–          İktisadilik İlkesi: Mükellefin cebinden çıkan parayla hazineye giren para arasındaki fark asgari olmalıdır.

Bütün bu çalışmaların en fazla birleştiği ve günümüzde de önem kazanan ilkeler, Adalet ve Etkinlik İlkeleridir.

 

VERGİDE ADALET İLKESİ

 

Adalet sorununun iki yönü vardır;

  1. a)       YATAY ADALET: “Eşitlere , eşit muamele” ilkesi olarak açıklanabilir. Bu ilkelerin gerçekleşmesi için aynı durumda olanların belirlenmesi ve bunlara eşit muamele yapmak yeterli olacaktır. Bu nedenle yatay adaletin sağlanması daha kolaydır.
  2. b)       DİKEY ADALET: “Farklı durumlarda olanlara farklı muamele” yapılmasını öngörür. Farklı durumda olanların belirlenmesi ve bu durumlarda olanlara uygulanacak kıstasların seçimi oldukça zordur. Bu nedenle adalet sorununun esası, dikey adaletin sağlanmasıdır.

–          Katı yaklaşım : Adalet sorununa “katı” bir yaklaşım yapıldığı takdirde “mutlak eşitlik “ açısından bakmak gerekecektir. Buna göre vergi yükünün dağılımını belirlemek son derece basittir. Toplam vergi yükünü, mükellef sayısına bölümü, mutlak eşitliği gerçekleştirecektir. Fakat bu arzulanan bir çözüm değildir. Dolayısıyla daha ılımlı ve kabul edilebilir yaklaşımlar gereklidir. Bu alanda özellikle iki yaklaşım önem kazanmıştır. Bunlar; İstifade yaklaşımı ve ödeme gücü yaklaşımıdır.

 

İstifade İlkesi : Bu ilkeye göre, herkes kamu hizmetlerinden faydalanma oranına göre vergi ödeyecektir. Bu ilkenin iki öğesi ise, herkesin kamu hizmetlerinden faydalanma oranında maliyetlere katılmasının sağlanmasıdır.

 

Ödeme Gücü İlkesi: Bu ilke herkesin kamu hizmetlerinin mali yetine ödeme güçleri ile orantılı olarak katılmasını öngörür.

Ödeme gücü ilkesinin uygulanmasında, mükelleflerin ödeme güçlerinin tespitinde belli bazı ölçülerin bulunması gerekir. Bu açıdan belli başlı üç ölçü kullanılmalıdır. Bunlar; gelir, servet ve tüketimdir.

 

Ödeme Gücünün Göstergesi

 

Gelir: Kişinin yaşaması için kabul edilen asgari miktarı aşan kısmının, ödeme gücünün belirlenmesinde esas alınması hemen her ülkede kabul edilmektedir.

Servet: Servet, gelirin birikmiş şeklidir. Buna göre bir kimsenin veya bir ailenin bir yıllık dönem içinde elde ettiği gelirle birlikte sahip olduğu servet, o kimse veya ailenin iktisadi durumunu gösteren bir kıstas olmaktadır.

Tüketim : Bu göstergelerin yanında günümüzde tüketim harcamalarının da ödeme gücünün bir göstergesi olabileceği kabul edilmektedir.

 

            Ödeme Gücüne Ulaşmada Kullanılan Amaçlar

 

  1. a)       En Az Geçim İndirimi

–          Fizyolojik asgari

–          Kültürel asgari

–          Medeni asgari

  1. b)       Artan Oranlılık
  2. c)       Ayırma İlkesi

 

  1. a)       En az Geçim İndirimi: Mükelleflerin gelirlerinin belirli bir kısmı vergi dışı bırakıldıktan sonra, kalan kısım üzerinden vergi alınmasıdır.

–          Fizyolojik Asgari: Bireyin fiziki varlığını sürdürebilmesi için gerekli miktarlara denir.

–          Kültürel Asgari: Bireyin içinde bulunduğu toplumsal konumunu sürdürebilmesi için gerekli miktara denir.

–          Medeni Asgari: Belirli bir toplumda ulaşılan toplumsal düzeyin gereklerine ve imkanlarına uygun miktardır.

  1. b)       Artan oranlılık: Artan oranlılık, vergi matrahı arttıkça uygulanan oranlarından artması demektir. Toplum tarafından kabul edilen adalet ölçülerine göre, kişiler arası aşırı bir gelir dengesizliği toplumsal dengesizliğe yol açabilir. Bu dengesizliklerin nispeten törpülenmesi ise ancak artan oranlı bir vergiyle mümkün olabilecektir. Artan oranlılık daha ziyade gelir vergilerinde uygulanmaktadır.
  2. c)       Ayırma İlkesi: Ayırma ilkesine göre gelir kaynakları niteliklerine ve iktisadi yapılarına göre ayrılır. Böylece sermaye gelirlerinden, emek gelirlerine oranla daha yüksek vergi alınır. Bu ilkenin yüksek vergi ödeme iktidarını yansıttığı görüşü vardır. Ayırma ilkesi, en az geçim indirimi ve artan oranlılık kadar yaygın bir kullanım alanı bulamamıştır.

 

VERGİLEMEDE ETKİNLİK İLKESİ

 

Piyasa ekonomisinde kaynakların çeşitli mal ve hizmetler arasında dağılımındaki etkinlik, Pareto Optimumu ile ifade edilir. Şayet bir ekonomide kaynakların yeniden dağılımıyla, herhangi bir kimsenin refahında azalma olmadan, başkasının refahı artırılamıyorsa, Pareto Optimumu olarak bilinen etkinlik kıstası gerçekleşmiş olur.

Optimal kaynak dağılımından bir sapma meydana gelmesi halinde verginin aşırı yükünden söz edilebilir. Bir verginin toplam yükü veya neden olduğu toplam refah kaybı; vergi miktarı artışı aşırı vergi yükünden ibarettir.

Vergilerin etkinlik kaybına yol açmaması için, belirli ve sınırlı işlevlerini aşmadan; başka bir deyişle piyasa sisteminin işleyişine müdahale etmeden düzenlenlenmesi gerekir. Bu ilkeye vergi tarafsızlığı ilkesi denir.

 

– Kaynak Dağılımında Etkinlik : Bilindiği gibi özel kesimde kaynak dağılımında etkinlik, marjinal ikame oranı ile marjinal dönüşüm oranının eşitlenmesi ile gerçekleşir. Şayet piyasa sistemi içinde bu etkinlik şartı gerçekleşmemişse, kaynak dağılımında etkinlik gerçekleşmemiş demektir. Bu durumda vergiler bu etkinliği gerçekleştirecek biçimde düzenlenmelidir. Böylece , aşırı bir şekilde üretilen malların üretimini azaltıcı ve yeterli derecede üretilmeyen malların üretimini de artırıcı bir vergileme politikası güdülmelidir.

 

– Faktör Arzında Etkinlik: Vergiler üretim faktörlerinin arzını etkileyebilir. Bu etkilemede ekonomi üzerinde olumlu yada olumsuz etkiler doğurabilir. Bu açıdan en önemli nokta, vergilerin kaynak dağılımında etkinlikten sapılmasıdır. Vergi sisteminin düzenlenmesi ile bu faktörlerin arzı artırılabilir veya kısıtlanabilir. Toplumun ulaşmak istediği hedeflere göre faktör arzında değişiklikler yapılabilir. Örneğin menkul sermaye gelirlerinin oldukça ılımlı bir şekilde vergilendirilmesi, sermaye arzını olumlu bir biçimde etkileyebilir.

 

-İktisadi İstikrarın Sağlanmasında Etkinlik: Vergiler, kamu harcamalarının finansmanını sağlamakla birlikte özel harcamalarıda kısıtlamaktadır. Vergiler bu özellikleri dolayısıyla iktisadi dalgalanmaları denetleyebilecek niteliktedir.

 

– Vergi Yönetiminde Etkinlik: Bir vergi sisteminin etkinliği büyük ölçüde vergi yönetiminin başarısına bağlıdır. Vergi yönetiminin yetersizliği halinde, mükellefler çeşitli yollarla vergi kaçırmama,yolunu seçeceklerdir.Çünkü kamusal malların maliyetine katılmama bu mallardan faydalanma derecesini ya da tüketimi etkilememektedir. Bu durumda kamusal malların fiyatları demek olan vergiler, etkin bir biçimde toplanamadığından, optimal kaynak dağılımından da sapmalar meydana getirecektir. Piyasada vergi yükünü taşıyanlarla, vergi yükünü taşımayanlar arasında rekabet eşitliği bozulmuş olacaktır.

Vergi yönetiminin aksaması kamusal malların finansmanını da aksatacaktır. Bunun sonucu devlet, faaliyetlerini para basımı ile finanse etme yolunu seçecektir. Bu durumda ortaya çıkacak enflasyon nisbi fiyatları da etkileyecek, dolayısıyla kaynak dağılımında etkinlikten sapmalar meydana gelecektir.

Herhangi bir verginin tarh ve tahsilinin maliyetlerinin de düşük olması vergi yönetiminde etkinliği sağlar.

 

 

 

 

VERGİ TEKNİĞİ

 

 

BAZI VERGİCİLİK KAVRAMLARI

 

Verginin Konusu: Verginin üzerinden alındığı şeydir. En geniş anlamıyla vergi ne üzerinden alınıyorsa o şey verginin konusudur. (Gelir vergisi)

 

Spesifik Vergi: Verginin matrahı, teknik bir miktar, fiziki bir ölçü olduğu taktirde spesifik vergiler söz konusudur. (Ağırlık, yüzölçümü gibi)

 

Ad-Valorem Vergisi: Vergi matrağı, ekonomik, parasal bir değer olarak ifade edildiği zaman Ad-valorem vergiler sözkonusudur. (gelir vergisi)

 

Vergiyi Doğuran Olay: Verginin konusu ile birey ve kurumlar arasındaki ilişkiler vergi borcunu ortaya çıkarır. Söz konusu bu ilişkilere vergi doğuran olay denir. (Gelir vergisinde gelirin elde edilmesi vergiyi doğrudan olaydır.

 

Vergi Mükellefiyeti: Vergi mükellefiyeti (yükümlülüğü) bireyin, vergi konusu dolayısıyla vergiye bağlılığını ifade eder. (Vergi tâbiiyeti)

 

Mükellefiyetin Sınırlandırılması: Vergi mükellefi (yükümlüsü), vergi yasalarına göre üzerinde vergi borcunu, ödemekle yükümlü olan gerçek veya tüzel kişilerdir.

–          Kendisine vergi yasaları gereğince parasal (maddi) ve biçimsel (şekil) vergi borcu düşen kimseye yasal (kanuni)mükellef denir.

–          Vergi mükellefi, her zaman vergiyi ödeyen kişi değildir. Bazen üçüncü kişiler vergi borcunu, vergi dairesine ödemeye zorunlu tutulur. Verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı sorumlu olan kişiye, vergi sorumlusu denir.

–          Vergiyi ödeyen kişi ile vergi yükünü taşıyan kişiler birbirinden farklı olabilir. Piyasa mekanizması aracılığıyla yasal mükellef, vergiyi başkalarına yansıtır. Verginin gerçek yükünü taşıyan kişilere vergi taşıyıcı denir.

İşte kendi adına ve hesabına ödediği vergiyi, yasama yolu ile başkalarına devreden kişi, aracı mükelleftir. Mesela, ithalatçı, ithal ettiği malların üzerinden ödediği gümrük vergisini bu malı satarken, malların bedeline ekleyerek, vergiyi başkalarına yansıtır. Dolayısıyla bu örnekte ithalatçı, aracı mükellef; malı alan kişi ise vergi taşıyıcısıdır.

 

Vergi Borcu ve Vergi Alacağı: Vergi alacığı, ilişkisi, vergi idaresi ile yükümlü veya sorumlu arasındaki kamusal borç ilişkisidir. Bu alacak ilişkisinin tarafları bir yandan alacaklı olarak, vergilendirilme yetkisi olan kamu idaresini temsil eden vergi dairesi borçlu ise vergi yükümlüsü veya vergi sorumlusudur.

 

VERGİ TARİFELERİ

 

–          Tek Oranlı Vergi Tarifeleri

–          Artan Oranlı Vergi Tarifeleri

–          Tersine Artan Oranlı Vergi Tarifeleri

 

Tek Oranlı Vergi Tarifeleri: Tek oranlı vergilerde, vergi oranı, matrahın artması durumunda bile değişmemektedir.

 

Gelir (TL)Vergi Oranı (%)Vergi Miktarı (TL)
10 000 

100 000 .

% 1%1100

100

 

 

Artan Oranlı Vergi Tarifeleri: Artan oranlı vergilerde, vergi miktarı, gerek mutlak olarak ve gerekse oransal olarak büyür. Artan oranlı bir verginin yapısını etkileyen en önemli öğeler, yükselik farkı ve uzunluk farkı dır.

 

Tersine Artan Oranlı Vergi Tarifeleri: Matrah arttıkça ortalama vergi oranının azaldığı tarifelere sahip vergilere, tersine artan oranlı vergiler veya gerileyici vergiler denir. Günümüzde bu     tür tarifelere fazla rastlamamaktadır.

 

Ortalama Vergi Oranı Esnekliği: Ortalama vergi oranındaki nisbi (yüzde) değişmenin matrahdaki yüzde değişmeye oranıdır.

e= D ( T/X ) : DX      e= oise Sabit Tek oranlı vergi

T/X         X       e< O İse Azalan oranlı vergi

e> O ise Artan oranlı vergi

 

Tevzii Vergiler ( Dağıtma Vergileri) ve Nisbi Vergilemer (Düz Oranlı Vergiler)

Tevzii vergilerin esası, elde edilmek istenilen vergi hasılatının toplam tutar olarak önceden saptanması, sonrada tutarın bu yükümlüler arasında bölüştürülmesidir.

Nisbi vergilere gelince bu vergilerde tevzii vergilerin aksine önceden saptanan toplam hasılat değil vergi oranıdır. Dolayısıyla bu vergide hasılat matraha bağlı olarak değişir. Nisbi vergilerde, herkesin serveti veya geliri ya da bunların unsurları üzerinden hangi nisbetle vergilendirileceği önceden belli edilir.

 

TARH İŞLEVİ

 

Verginin tarhı, vergi yasasında gösterilen matrah üzerinden ve yine kural olarak yasa ile belirlenen vergileme ölçülerine göre, vergi dairesi tarafından vergi alacağının hesaplanması ve bu alacağın tutar olarak tespit edilmesidir.

 

Tarh Yöntemleri:

  1. a)       İdarece Tesbit ve Takdir Yöntemi
  2. b)       Karine ve Dış Belirtiler Yöntemi
  3. c)       Götürü veya Kesim Yöntemi
  4. d)       Beyan Yöntemi

 

  1. a)       İdarece Tespit ve Takdir Yöntemi: Bu yöntemin uygulanmasında bireysel matrahlar, her mükellef için ayrı ayrı takdir olunur. Bu yöntemin esası, bireysel vergi borcunun doğrudan vergi dairesinde takdiri ile tesbitidir.
  2. b)       Karine ve Dış Belirtiler Yöntemi: Bu yöntemde matrahın belirlenmesi bazı dış belirtilere dayanılarak yapılmaktadır. Bu yöntemde vergi konusu ile matrah birbirinden farklıdır. Örneğin bir doktor veya avukatın, serbest meslek kazançlarını tespit etmek için , bu meslek mensuplarının işyerlerinin kirası, vergiye esas teşkil etmektedir.
  3. c)       Götürü veya Kesim Yöntemi: Bu yöntemde de matrahların yönetimce tespiti esastır. Götürü vergilemede bir mükellef grubunun veya meslek grubunun genel olarak matrahları tespit olunur. Böylece bu grup içindeki mükelleflerin bireysel vergi borçları birbirinin aynı olur. Bu yöntem daha çok piyasa ekonomilerinin yetersiz olduğu ülkelerde uygulanır. Ülkemizde de götürü yöntem oldukça geniş bir uygulama alanı bulmuştur.
  4. d)       Beyan Yöntemi: Beyan yönteminde, vergi tarhına esas olan bütün bilgiler mükellef tarafından yazılı olarak idareye verilmektedir. Beyanname yöntemi de denilen bu yöntem, modern vergiciliğin temel ilkelerinden biridir. Mükellef bu yöntemde tamamen aktif rol oynar. Mükellefin vereceği bilgiler vergi tarhına esas olmaktadır. Bu yöntemin ülkemizde de uygulanan daha ileri bir biçimi, vergi matrahı ve vergi borcunun da bizzat mükellef tarafından hesaplanmasıdır.

 

TAHAKKUK İŞLEVİ

 

Tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gerekli olan aşamaya gelmesidir. Diğer bir deyişle verginin tahakkuku, yükümlü yada sorumlunun onu ödemek zorunda olduğu bir aşamaya gelmesidir.

 

TAHSİL İŞLEVİ

            Verginin tahsili, tahakkuk eden verginin yasaya uygun surette ödenmesidir.

 

Tahsil Yöntemleri:

–          Tarihi Yöntemler

–          Mükellefin ödemesi yöntemi

–          Kaynakta Kesme Yöntemi

–          Pul, Bandrol Yapıştırma, Kıymetli Kağıt Kullanma ve Tescil Yöntemleri.

–          Emanet Yöntemleri

_Tarihi Yöntemler

Bunlar Başlıca 3 gruba ayrılırlar.

  1. a)       İltizam
  2. b)       İhale
  3. c)       Halk temsilcileri eliyle tahsil yöntemi

 

  1. a) İltizam: Yönetimde, devlet alacaklı olduğu vergiyi bizzat tahsil etmemekte, bu görevi bir bedel karşılığında mültezim denilen bir kimseye devretmektedir. Belirli bir bölgenin vergisinin veya belirli bir vergiyi toplama hakkını açık artırma ile elden eden mültezim bu bedeli peşin olarak devlete verir.
  2. b) İhale; Bu yöntemde verginin tarh ve tahakkuku devletçe yapılır. Buna karşılık verginin devlet adına ve hesabına toplanması yetkisi, toplanan verginin belirli bir yüzdesi karşılığı ihale edilir.

c)- Halk temsilcileri eliyle tahsil yöntemi: Bu yöntemde de vergi toplama işi halk temsilcilerine verilir. Osmanlı imparatorluğunda XIX. yy’da bir takım heyetler, imamlar, muhtarlar eliyle tahsil olunan vergiler bu yönteme örnek teşkil etmektedir.

Mükellefin Ödemesi Yöntemi: Mükellefin vergi borcunu ya bizzat ilgili vergi dairesine yatırır veya gönderir yada vergi dairesi tahsildar aracılığıyla vergi borcunu mükelleften alır.

–          Kaynaktan Kesme Yöntemi:Mutavassıt ödeyici (aracı ödeyici) mükellef adına ve hesabına vergi borcunu vergi dairesine öder.İşveren vergi sorumlusu sıfatıyla işgörenlerin ücretlerinden kestiği vergileri vergi dairesine yatırmakla görevli ve sorumlu tutulmaktadır.

_Pul bandrol yapıştırma kıymetli kağıt kullanma ve tescil yöntemleri: Bazı tüketim vergileri ile harçlarda tahsil işlemleri kıymetli kağıt kullanımı pul veya bandrol yapıştırılması suretiyle yerine getirilir.Bazı harçlar pul yapıştırılarak ödenirken kira sözleşmeleride özel sözleşme formları kullanılarak yapılır.Tescil yöntemide bazı hukuki işlemlerin vergilendirilmesinde kullanılan ve işlemin belirli bir sicile tescili anında gercekleştirilen bir tahsil yöntemidir.

SONRAKİ SAYFAYA GEÇİNİZ

[wp_ad_camp_5]

sonraki sayfadan devam ediniz