2.3. İŞLETMENİN SÜREKLİLİĞİ KAVRAMI:
Ekonomik çevre nispeten belirli bir düzeyde faaliyetlerini sürdüren işletmeler tarafından oluşur. Buna rağmen bazı işletmeler finansal zorluklarla karşılaşır ve faaliyetlerini durdurmak zorunda kalabilirler, ama bunlar normal beklentiler değildir. Bir işletmenin yaşamının, aksine bir kanıt olmadıkça sonsuz olduğu, sonsuz olmasa bile en azından mevcut planlarını, taahhütlerini ve kontratlarını yerine getirmeye yetecek kadar süreceği varsayılır.bu varsayım işletmenin sürekliliği kavramıdır.
Farklı birimler şeklinde olan muhasebe kişisinin yapısı göz önünde tutularak yapılan bu varsayım, faaliyetlerin sınırsız birzaman için organize edilmesini gerektirir. Bu nedenle normal koşullarda işletmenin süresiz olarak faaliyette bulunacağının kabul edilmesi önemli bir mantıksal adım olarak kabul edilir.
Bugünün rekabete dayalı ekonomik hayatına ayak uydurmayı mümkün kılacak uzun vadeli planlama ve araştırmaların yapılması da işletme yaşamının sürekliliğinin kabul edilmesi durumunda söz konusu olabilecektir. Bu eylemlerin gerektirdiği harcamalar da işletmenin sürekliliği kavramına göre muhasebeleştirilmelidir. İşletmenin sürekliliği kavramı temel alınmadığında, diğer bir ifade ile bu harcamalar sonunda elde edilecek faydaların uzun sürelere yayılmasının önemli görülmemesi halinde uygulanacak kayıt şekli(gider kaydetme) ile süreklilik kavramının benimsenmesi halinde uygulanacak kayıt şekli (aktifleştirme) birbirinden farklı olacaktır. Bu ayrımda ayrıca ileride inceleyeceğimiz diğer bir kavram olan dönemsellik kavramının da etkisi olduğunu belirtmek isteriz.
2.4. DÖNEMSELLİK KAVRAMI:
İşletmenin ekonomik alanda yaşamının devamlılığını sağlamak için geçmiş faaliyetlerini değerlemek, kontrolü sağlamak ve geleceği planlamak şarttır. İşletmeler, hükümetler, yatırımcılar ve diğer ilgili taraflar böyle bir bilgi için çok uzun hatta bazen sonsuz ve belirsiz bir şekilde bekleyemezler. Yatırımcılar, kreditörler ve diğer ilgili taraflar kaynakların dağılımı konusundaki kararlarını süreklilik varsayımı altında verirler ve karar vermede kendilerine yardımcı olacak finansal bilgilere zamanında ulaşma gereksinimi içindedirler. Bu yüzden raporlama ile kendilerine finansal veri sunulan taraflar, muhasebe kişiliği için belirli dönemlerin belirlenmesini zorunlu kılarlar Dönemsellik Kavramı, bir işletmenin yaşamı boyunca yaptığı ekonomik etkinliklerin finansal raporlama amacıyla çeşitli yapay zaman dilimlerine bölünebileceği varsayımıdır. Aslında işletmenin faaliyet sonuçlarının en doğru şekilde ölçülebilmesi, işletmenin nihai likiditasyonu anında gerçekleşir ve işletmenin yaşamı süresince oluşan kar, işletmenin ortaklarına vermiş olduğu varlıkların büyüklüğü ile ortaklarca işletmeye verilmiş olan büyüklük arasındaki farktır.bir projenin sağladığı hasılatın ölçülmesinde nispeten en kolay yol olan o projenin tamamlanma süreci boyunca sağladığı nakit hareketlerinin ölçülmesine benzer. Proje tamamlanmadan önce ona ilişkin hasılatın belirlenmesi oldukça zordur. Mevcut ve potansiyel yatırımcıların karar verebilmeleri, devlete olan vergi borcunun miktarının belirlenebilmesi gibi sebepler işletme faaliyetlerinin sonuçlarının belirli dönemler için ölçülmesini gerektirir. Bu nedenle muhasebeciler, sürekli olan işletme faaliyetlerinin sonuçlarını belirlemek için gereksinimlerine uygun olarak belirlenen zaman aralıklarından oluşan belirli muhasebe dönemlerini tanımlamak zorundadırlar. Ancak bu muhasebe dönemlerinin her bir tarafça kendi gereksinimleri doğrultusunda belirlenmesi karşılaştırma yapma olanağını ortadan kaldırabilir. Bu nedenle dönemlerin belirlenmesi ve uzunluğu konusunda varsayımlarda bulunulmuş ve dönemsellik kavramı oluşturulmuştur. Daha öncede belirtildiği gibi dönemsellik kavramı, muhasebe kişisinim ekonomik faaliyetlerinin finansal raporlama amacıyla yapay zaman dilimlerine bölünmesini ifade eder. Bu zaman dilimleri değişik nedenlerle farklı süreleri kapsasa bile finansal raporlamada genellikle bir yıl esas alınır. [40]
Süreklilik kavramı ile bir işletme sonsuz yaşamı olan bir varlık olarak tanımlanmıştı. Ancak, bu sonsuz yaşamın nasıl sürdüğünü bilmek; diğer bir anlatımla işletmenin ekonomik yaşamda ve özellikle bağlı olduğu ticaret veya sanayi kesimindeki durumunu zaman zaman gözlemek ve gözlem sonuçlarını almak gerekir. Öyle ise; sürekli yaşam sürerken belli bir anda, gözlem için, geriye bakılacak ve geride kalmış olayların durumu değerlendirilecektir. Birbirini kovalayan iki gözlem anı arasında kalan zaman dilimi değerlendirmenin yapılacağı dönemi gösterecektir. Buna göre; sürekli yaşam bir dönemler zinciri olarak sürüp gidecektir.
İşletmenin özel muhasebe kişilikleri üstlendikleri görevi yerine getirirken; muhasebenin etkinliğini en üst düzeye çıkarabilmeyi de amaçlamalıdır. Bu amaca ulaşmada gözlenecek dönem süresinin uygunluğu önde gelen bir koşuldur. Muhasebe kişiliklerinin kayıtlama fonksiyonundan denetim fonksiyonuna kadar uzanan sorumlulukları, bu bu sorumluluklarının başarılmasında önceden belirlenmiş dönemlere dayanır. Uygulamada işletmelerin nitelik ve özelliklerine göre, genellikle yıllık, altı aylık, üç aylık, ve aylık dönemler görülür. Bilgi işlem makinalarının muhasebe uygulamalarında yeralması dönem sürelerini, bilgi sağlamadaki çabukluk nedeni ile daha da kısaltmaktadır. [41]
Dönemsellik kavramı gereğince işletmenin sınırsız kabul edilen yaşamının belirli dönemlere bölünmesi ve bu dönemlere ilişkin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerin faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak saptanması gerekir. Her bir dönemin faaliyet sonuçlarının net etkisini saptayabilmek için o dönemde sağlanan hasılat ile giderlerin belirlenmesi ve bunların eşleştirilmesi gerekir. İşletmenin döneme ait karının ve karlılığının belirlenmesinde hasılatın nezaman kayda alınacağı onemli olmaktadır. Örneğin, hasılat eğer erken kayda alınırsa gelir tablosunda olduğundan fazla raporlanacak, bu da işletmenin gerçekte olduğundan daha fazla karlı görülmesine neden olacaktır. Diğer taraftan eğer geç kayda alınırsa gelir tablosu bu kez de hasılatı ve karı olduğundan daha düşük gösterecek ve işletme olduğundan daha az karlı görünecektir. Her iki durumda da dönemler arası haksız kaymalara neden olacaktır. Dönem karının hesaplanabilmesi için öncelikle o dönemde sağlanan hasılatın aynı döneme ait giderlerle karşılaştırılması yine dönemsellik kavramının bir gereğidir ve eşlestirme ilkesini ifade eder.[42]
2.5. PARA İLE ÖLÇME KAVRAMI:
Bu kavram aslında değişik görüşe göre değişikiki şekilde açıklanır. Görüşlerden birisi paranın ortak bir ölçü birimi olması esasına, diğeri ise ortak bir ifade aracı olması esasına dayanır.
Muhasebenin temel problemlerinden birisi, finansal nitelikteki işlemlerden etkilenen her bir unsurdaki değişmeyi ölçmek için uygulanabilecek ortak bir araç yani ölçü birimi bulmaktır.paranın ölçme birimi olarak seçilmesi esası, para biriminin sermaye, mal ve hizmet değişimlerinde ilgili taraflar için değişimi en etkin olarak ölçen ortak bir araç olduğunun varsayılmasıdır. Bu yüzden muhasebe kişisinin ekonomik etkinliklerinin sonuçları para ile ölçülmeli ve parasal büyüklükleri üzerinden raporlanmalıdır.bu kavramı kabul etmenin temelinde parasal birimin ilgili basit evrensel olarak kabul edilebilir, anlaşılabilir ve yararlı olduğu düşüncesi yatmaktadır. Çünkü ölçü birimi örneğin, metreküp, metrekare, adet, kilo gibi fiziki değişmelere ilişkin olabileceği gibi zamanla da ilgili olabilir. Ayrıca kasa, banka, alacak, borç gibi bazı unsurlar içinde para olabilir. Kayıtların böyle değişik ölçü birimleri üzerinden yapılması halinde işletmenin faaliyetlerinin ve hareket gören unsurların yapılarının birbirinden çok farklı olması nedeni ile ölçme işleminin yapılabilmesi için bunların toplanabilmeleri ve karşılaştırılabilmeleri olanaksız hale gelir. Ayrıca dönem sonunda bir dönemin faaliyetlerinin değerlendirilmesi, önceki dönemlerin karşılaştırılması ve kontrolü mümkün olmaz
Para ile Ölçme Kavramı’na göre muhasebeden beklenen kontrol ve planlama amaçlarına ulaşabilmek için sonucu etkileyen hareketlerin ortak bir ölçü birimi ile ifade edilmesi gerekir. Bu ortak ölçü birimi de günümüzün ortak değişim aracı olan paradır.
Para ile ölçülebilme kavramı muhasebeciler tarafından seçilebilen ve ölçülebilen bilginin tipine kesin bir sınır oluşturur ve böylece muhasebecinin işletme hakkında ileteceği bilginin türünü sınırlar.
Para ile ölçme esasının bazı zayıf yönleri de vardır; çünkü bu esas paranın satın alma değerinin zaman içinde değişmediği varsayımını da içermektedir. Ancak yaşanan enflasyon, paranın satın alma gücünde azalmalara neden olmaktadır. Bu durum paranın ölçü birimi olma niteliğini etkilemektedir. Bu bakımdan para ortak bir ölçü olmak yerine daha çok ortak bir ifade aracı olma işlevine sahiptir. Bu nedenle bu kavrama “para ile ölçme kavramı” yerine “para ile ifade kavramı” denilmesi tercih edilmelidir.
Paranın ortak bir ölçü birimi olma niteliğini engelleyen enflasyon nedeni oluşan etkileri gidermek üzere finansal tablolarda enflasyondan etkilenen rakamların paranın gerçek satın alma değerine göre düzeltilmesi veya değişen fiyatların etkisinin ek tablolarda açıklanması yoluyla bu kavramın eksikliği ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Anca yine de bu eksikliğin varolduğunu içerecek şekilde paranın ölçü birimi olması yerine para ile ifade etme kavramının tercih edilmesi daha uygun olmaktadır. Çünkü bu kavrama bağlı kalarak muhasebe ile aktarılacak bilgilerin ancak değişmelerin para ile ifadesi şeklinde olacağı belirtilmektedir.
Muhasebenin tanımında yeralan finansal nitelikli olaylar, para ile ifade edilebilen olaylardır. Para ile ifade edilemeyen olayların muhasebenin dışında kalacağı da bu kavramın gereğidir. Çünkü geleneksel olarak finansal tablolar sadece finansal bilgileri içerir. Ama finansal raporlar sadece finansal tablolarla sınırlı değildir. Finansal bilgilerle birlikte işletme ile ilgiliekonomik verilerin yer aldığı muhasebe raporlarıda söz konusudur.
Bu kavramın altında yatan diğer bir düşünce de ekonomik bilgilerin iletilmesinde ve rasyonel ekonomik kararların alınmasında sayısal verilerin daha temel olduğu düşüncesidir. Tabii ki bu sayısal verilerin de ortak bir ölçü birimi üzerinden yani para birimi olarak belirtilmesi, karşılaştırma ve değerleme yapmada daha yararlı olacaktır.[43]
2.6. MALİYET ESASI KAVRAMI:
Varlıklar, geçmiş işlem veya olayların bir sonucu olarak belirli bir işletme tarafından elde edilen veya kontrol edilen olası gelecek ekonomik yararlardır. Yükümlülükler ise geçmişteki işlem veya olayların sonucu olarak gelecekte diğer işletmelere hizmet sağlamak veya varlıkları transfer etmek için belirli bir işletmenin şu andaki zorunlulukları nedeniyle vazgeçilecek olan olası gelecek ekonomik fedakarlıklardır. Varlıkların ve yükümlülüklerin muhasebe kayıtlarında ve tablolarında gösterilebilmesi için para ile ifade edilmesi gerekir. [44]
Ancak para ile ifade edilecek büyüklüğün belirlenebilmesi için hangi değer esas alınacaktır? Bu değer,
- Elde etme veya maliyet değeri,
- Cari ney yerine koyma değeri,
- Cari net satış değeri,
- Gelecekteki nakit akışlarının şimdiki değeri,
olabilir.
Günümüzde varlıkların ve yükümlülüklerin değerlemesinde maliyet değeri esas alınmaktadır. Finansal tabloları hazırlayanlar ve kullananla, geleneksel olarak, Tarihi Maliyet Kavramı’na bağlı kalarak muhasebede ölçme ve raporlama için en faydalı esasın maliyet olduğunu kabul etmişlerdir. Çünkü;
- Maliyet değeri belgelere dayandırılarak kolayca ve nesnel olarak elde edilebilir. Bu nedenlerle diğer değerleme yöntemlerine göre daha güvenilir olduğundan da bir üstünlüğe sahiptir.
- Maliyet bir tahmin veya yargı konusu değil kesin ve kanıtlanabilir bir değerdir. Bir kez belirlendikten sonra o varlık işletmenin varlıkları arasında kaldığı sürece maliyeti de sabit kalır. Kesinlik ve kanıtlanabilirlik özellikleri muhasebe verilerini kullananlar için oldukça önemlidir.
- Süreklilik kavramı işletmenin hemen likide edilemeyeceğini benimsediğinden tasfiye değeri yerine varlıkların elde edilme maliyetleri üzerinden ele alınmasını gerektirir.[45]
Kesinlik ve kanıtlanabilirlik özellikleri muhasebe verilerini kullananlar için oldukça önemlidir. Çünkü sunulan bilgilere güvenebilmek için hem işletme içi hem de işletme dışı taraflar bilginin doğru olduğunu ve gerçeğe dayandığını bilmelidirler. Muhasebeciler kayıt tutmada maliyeti esas alarak raporlarında nesnel ve kanıtlanabilir veri sunabilirler.görüldüğü gibi tarihi maliyet kavramı, verilerin güvenilir olması (tarafsızlık ve belgelendirme) kavramı ile ilişkilidir. Örneğin, eğer cari net yerine koyma değeri kayıtların temeli olarak kabul edilmiş olsaydı bu durumda her bir varlıktan gelecekte yarar sağlama hakkını elde etmek için o varlığa cari olarak sahip olabilmenin gerektirdiği tutarları belirlememiz gerekecekti. Stoklar gibi sık sık satın alınan varlıklar için satıcıların kataloglarınaveya fiyat listelerine bakarak cari yerine koyma maliyetleri kolayca hesaplanabilir. Ancak, arazi, bina gibi daha az sıklıkla alınan varlıkların yerine koyma değerlerini bulmak daha zordur. Değerleme esası olarak cari yerine koyma maliyetini kullanmadaki temel güçlük, kullanılmakta olan varlıkların çoğu için iyi organize edilmiş ikinci el piyasaların olmamasıdır. Değerleme esası olarak cari net satış değeri alındığında da benzer sorunlarla karşılaşılacaktır. İşletmenin sahip olduğu varlıkların herbirini tek tek satması halinde elde edeceği net nakit büyüklüğü (satış fiyatıeksi satış gideri) cari net satış değeri olacaktır. Cari net satış değerinin bulunmasında karşılaşılacak ilk sorun, o unsurun satışı yapılmadan satış fiyatının nasıl belirleneceği konusunda olacaktır. Kullanılmış varlıklar için organize bir ikinci el piyasa olmadığında herkes farklı bir satış fiyatından sözedebilecektir. Bunun yanısıra tüm işletmeler hesaplarını en azından yıllık olarak kapatmak zorundadır ve buna ek olarak bazı işletmeler de her ay sonunda karlarını hesaplamak isteyebilirler. Bu işletmeler karını hesaplamak istedikleri her dönemin sonunda her bir varlığın eski satış değeri yerine yeni satış değerini belirleyip kullanmak zorunda kalacaklardır. Bu oldukça zor ve kişisel yargılardan etkilenebilecek olan bir durum olduğu için hesaplanacak kar rakamı da farklı ve yanıltıcı olabilecektir. Tabii bu sorunlar cari maliyet ve diğer değerleme yöntemleri içinde söz konusudur. Ancak değişik değerleme ölçülerine göre varlık ve yükümlülüklerin değerlenmesi ve karın ölçülmesi istenildiğinde bu olanağı sağlayacak değişik yöntem ve kayıtlama yollarıda vardır; fakat temel olan maliyet esasıdır.[46]
Maliyet esası kavramısüreklilik kavramı ile bağlantılıdır yukarıda da değinildiği üzere işletmenin sürekliliği kabul edilmediği takdirde, edinilen varlığın tasfiye halindeki değeri düşünülecek, dolayısıyla piyasa fiyatlarının değişmesine paralel olarak varlıkların değeri her an değişiklik gösterecektir.piyasadaki her değişikliğe göre işletme varlıklarının değerinin değiştirilmesnin düşünülemeyeceği ortadadır. Bunun yerine değişmez nitelikteki maliyet esası kabul edilir . para değerindeki değişmelerin maliyet değerini anlamsız hale getirdiği durumlarda ; maliyet değeri o günün para değeri üzerinden yeniden belirlenebilir. Bu işlem daha çok, fiyat değişmelerinden uzun vadede etkilendikleri için, duran varlıklara uygulanır. Bunun dışında bazı durumlarda maliyet esası kavramından sapmalar olabilir.[47]
2.7. TAM AÇIKLAMA KAVRAMI:
Hangi bilginin raporlanacağına karar vermede muhasebeciler, bilgilendirilen kullancıların yargılarını ve kararlarını etkileyecek her türlü bilginin tam olarak sağlanmasına ilişkin genel uygulamayı izlerler. Genellikle bu, tam açıklama ile ifade edilir. Bu kavram finansal raporlarda yer alan bilginin yapısını ve miktarını belirler. Kullanıcılar için fark yaratacak konuların açıklanmasında bilginin yeterince ayrıntılı olması ve bilginin anlaşılır kılınmasını sağlamak için yeterli bileşimde ve yoğunlukta olması gerekir. Bunun için de tam açıklama kavramının gereği olarak muhasebe, kayıt içine sokamadığı bazı bilgileri raporlarda, parentez içinde veya dipnot olarak veya açıklamalar olarak vermelidir. Varlıkların sigortalı olup olmadıkları, sigorta değerleri, bilanço hazırlıkları sırasında ancak bilanço tarihinden sonra meydana gelmiş büyük zarar (yangın, sel, deprem vb. Nedenlerle) veya dönem içinde yapılan fakat tamamlanmamış büyük değere sahip bir anlaşma (alınan sipariş gibi), benimsenen yöntem ve ilkelerdeki değişmeler sözünü ettiğimiz şekillerden birisiyle bilgi kullanıcılarına ileterek açıklanmalıdır. Tabii bu arada bunların kullanılmasının maliyeti de göz önünde bulundurulmalıdır.
Özetle muhasebeciler finansal durum, karlılık, nakit akışları ve yatırımlara ilişkin bilgilere üç şekilde sunabilirler:
- Finansal tablolarda
- Finansal tabloların açıklamalarında
- Ek bilgi olarak
Bunların toplamı da finansal raporları oluşturur. [48]
Bu kavram; mali tabloların, bu tablolardan yararlanacak kişi ve kuruluşların doğru karar vermelerine yardımcı olacak ölçüde yeterli, açık ve anlaşılır olmasını anlatır.
Bu kavram gereğince raporlar üzerinde inceleme yapacak olanlara gerkli tüm bilgiler raporla birlikte verilmelidir. Örneğin; raporda sadece borç miktarının yazılı olması, işletmenin mali durumu hakkında yorum yapılabilmesi için yeterli değildir. Bu borçların vadelerinin de bilinmesi gerekir. Borç miktarı aynı olduğu halde, borcun büyük kısmı uzun vadeli olduğunda mali durumu çok iyi olarak nitelenen bir işletmenin; aksi durumda yani darboğazla karşı karşıya olduğu düşünülebilir.[49]
2.8. DEĞİŞMEZLİK ( TUTARLILIK ) KAVRAMI:
Muhasebe bilgisini kullanan taraflar işletme ile ilgili kararlar verirken hem işletmenin dönemleri arasında hem de işletmeler arasında kıyaslamalar yaparlar. Bu nedenle karşılaştırılabilirlik, benzerliklerin ve farklılıkların elde edilebilmesine olanak tanıyan önemli bir niteliktir. Muhasebe bilgisinin dönemler arası karşılaştırılabilirliği sağlamak için değişmezlik kavramı kabul edilmiştir. Değişmezlik kavramı, belirli bir muhasebe kişisinin muhasebe uygulama ve prosedürlerinin zaman içinde tutarlılıkla uygulanmasını vurgular. Diğer bir ifade ile, muhasebenin, amaçlarına ulaşabilmesi için her dönem bağlı kaldığı ilke ve usuller aynı olmalıdır. Çünkü karşılaştırılabilir olmadığında fark yeterince tanımlayıcı ve yararlı olmayacaktır.
Bu kavrama en çok raporların analizi ve yorumlanması sırasında gereksinim vardır. Muhasebe kayıtlarında bir önceki dönemden farklı usuller uygulanması halinde, bu kayıtların birer sonucu olan finansal raporlar yanıltıcı karşılaştırmalara yol açar. örneğin, bilançonun sınıflandırılmasında bir sınıfa dahil edilmiş bir unsurun ertesi dönem başka bir düşünce ile ayrı bir sınıfa dahil edilmesinin yaratacağı farklı durum iki dönemin raporları karşılaştırılırken yanlış fikirler elde edilmesine yol açar. o kadar ki aynı işletmenin, iki ayrı döneme ait faaliyetinin niteliği ve büyüklüğüaynı olsa bile uygulanan muhasebe yöntemlerinin farklı olması nedeniyle sonuçlar birbirinden çok farklı gözükebilir. Ancak, bu işletmenin benimsediği yöntemlerden hiçbir şekilde ayrılmayacağı anlamına da gelmez. Gerektiğinde değişme yapılabilir; fakat bu değişmenin ne şekilde olduğu ve ne tür bir etki yarattığı belirtilmelidir.[50]
Tutarlılık kavramı; muhasebe uygulamaları için seçilen muhasebe politikalarının, birbirini izleyen dönemlerde değiştirilmeden uygulanması gereğini anlatır. İşletmelerin mali durumunun, faaliyet sonuçlarının ve bunlara ilişkin yorumların karşılaştırılabilir olması bu kavramın amacını oluşturur.
Tutarlılık kavramı, benzer olay ve işlemlerde kayıt düzenleri ile değerleme ölçülerinin değişmezliğini ve mali tablolarda biçim ve içerik yönünden tekdüzeni öngörür.
Geçerli nedenlerin bulunduğu durumlarda, uygulanan muhasebe politikaları değiştirilebilir. Ancak bu değişikliklerin ve bunların parasal etkilerinin açıklanması gerekir. Örneğin; maliyet uygulamasında bir değişiklik yapmak durumunda kalan işletme, bu değişikliğin stoklara ve satışların maliyetine yaptığı etkiyi bilanço ve gelir tablosu dipnotlarında açıklamalıdır.[51]
2.9. VERİLERİN GÜVENLİ OLMASI (TARAFSIZLIK VE BELGELENDİRME ) KAVRAMI:
Muhasebe verilerinin güvenilirliği, işletmenin dış taraflarla arasındaki işlemlerin belgesel kanıtlarının yüksek derecede doğrulanabilir olmasından daha fazlasına dayanır. Hasılat ve giderlerin dönemlere dağıtılması gibi iç yargıların; ilgili gerçekleri ve durumları yansıtması için nitelikli elemanlar tarafından yürütülen bir iç kontrol sistemi gereklidir. Muhasebe verilerinim güvenilir olması işletmenin iç kontrolü ile mümkündür. Verilerin güvenilir olması kavramı objektiflik kavramını kapsar. Objektiflik dar tanımına göre, gözlemleyenlerden bağımsız ve dış faktörlerin varlığına dayandırılmaktan çok daha gerçekçi bir şekilde gözlemciler arasındaki bir fikir birliğidir. Geniş tanımına göre, tarafsız olunduğu vurgulanarak objektiflik, bir ölçümü destekleyen kanıtları, seçilen yöntemdeki taraf olma sorununu ve ölçümün muhasebe amaçlarını karşılamadaki uygunluğunu kapsar.[52]
Sosyal sorumluluk kavramınıngereği gibi yerine getirilebilmesi için muhasebe kayıtlarının gerçek durumunu yansıtan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş objektif belgelere dayandırılması gerekir. Bu kavram, örneğin; bir mal alınışında ambar memurunun ifadesi yerine, satıcının faturasına ve ambar fişine dayanılarak muhasebeleştirme yapılması gereğini anlatır. Bu kavram gereğince muhasebe kayıtlarının dayanağı beyan, tahmin gibi öznel öğeler yerine, fatura, makbuz, senet, bordro gibi nesnel belgeler olmalıdır. Bu kavram, muhasebe kayıtlarına esas alınacak yöntemlerin seçilmesinde tarafsız ve önyargısız davranılmasınıda anlatır.[53]
Özetle , işletmeyle ilgili çeşitli grupların çıkarlarını hakkaniyet ölçülerine uygun şekilde dengelemek üzere, muhasebe objektif gerçekleri yansıtan her zaman ispatlanabilen ve güvenilen belgelere dayanmalıdır.[54]
2.10. İHTİYATLILIK ( TEMKİNLİ OLMA ) KAVRAMI:
“Temkinli ol!” uyarısı doğrudan doğruya muhasebecilere yöneltilmiş ve onlara uygulama anı ve sonrasında bilinçli, dikkatli ve özenli davranmaları,
- Satışların, hasılatın ve gelirin saptanması konusunda herhangi bir tahminde bulunmamaları,
- İşletmenin tüm borç ve zararlarını saptamaları ve kayıtlamaları
gereğini hatırlatmıştır.[55]
Bu kavram muhasebe olaylarında temkinli davranılması, tarafsız bir muhakeme ile işletmenin karşılaşabileceği risklerin ve belirsizliklerin göz önünde tutulması gereğinş anlatır. Bu kavram gereğince; bir gelir ancak gerçekleştikten sonra işletmenin gelirleri arasına katılırken, gider ve zararlar kesinleşmese de ortaya çıktıklarında işletmenin sonuç hesaplarında gider ve zararların arasına katılır, yani işletmenin karından düşülür.[56]
2.11. ÖNEMLİLİK KAVRAMI:
Muhasebe ve denetim literatüründe önemliliğin kesin tanımı yapılmamaktadır. Çünkü önemlilik, bahse konu olan herhangi bir problemin çözümünde o problemi çevreleyen şartların ışığı altında hüküm verilecek bir meseledir. Bu bakımdan muhasebecinin önemli olmayanı ayırabilmesi için ancak genel bir tanım yapılabilir.
Bir durum, bir olay veya unsurun, içinde bulunduğu zaman yönünden, açıklanması veya bir yöntem olarak kullanılması hükme tesir edecekse veya hükümde bir fark yaratacaksa o durum, o olay veya unsur önemlidir.
Yatırım ve diğer kararlar için ilgili olan finansal bilgiler genellikle önemli derecede detaylı olarak hazırlanabilir. Çok fazla bilgi tıpkı çok az bilgi gibi yanıltıcı olabilir. Eğer çok fazla bilgi gösterilirse, ilgili hususlar gömülür ve okuyucu kararlarını yetersiz bilgilere dayandırmış olur.
Muhasebecinin finansal raporlamadaki sorumluluklarından biri bu bilgi yığınını, raporları kullanacaklar için anlamlı hale getirecek şekilde özetlemektir. Böylece önemlilik, nelerin açıklanacağı üzerine bir sınırlamadır. Bir bakıma, önemlilik belirli kullanıcıların büyük detay yığını kullanma imkansızlığının ortaya çıkardığı bir zorunluluk olarak görülür.
Önemliliği etkileyen iki faktör vardır:
- Bir unsurun rapordaki önemli sayısal büyüklüklere oranla hacmi (büyüklüğü),
- Ele alınan unsurun yapısı .[57]
2.12. ÖZÜN ÖNCELİĞİ KAVRAMI:
Bu kavram gereğince işlemlerin muhasebeye yansıtılmasında onların biçimlerinden önce finansal özellikleri ve işletme için ifade ettiği gerçek göz önünde tutulur. Genel olarak işlemlerin biçimleriyle özleri arasında bir paralellik olmakla birlikte bazı durumlarda farklılıklar ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda özün önceliği esastır. [58] Örneğin; finansal kiralamanın bazı şekillerinde kiracı gerçekte o varlığın mülkiyetine sahip olmasa dahi onu kiralanmış mülk olarak varlıkları arasında gösterir. Çünkü bu tür kiralamalar özde kiracıya o mülke sahip işletmelerin sahip olduğu hakların neredeyse aynısını sağlamaktadır. Bu nedenle öz yasal şeklin önüne geçmektedir.[59]
3. GENEL KABUL GÖRMÜŞ MUHASEBE İLKELERİ
İlke uyulması gereken kuraldır. Muhasebe ilkeleri, belli bir andaki muhasebe uygulamasını kapsayan ve uyulması gerektiği genel kabul görmüş olan muhasebe yöntem ve usulleridir.[60] Başka bir tanım vermek gerekirse, bu ilkeler muhasebe tecrübeleriyle gelişmiş yada yetkili bir kurum tarafından belirlenmiş muhasebe standartlarıdır.[61]
Bu ilkeler 2 no’lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğinde “ Temel Mali Tabloların Düzenlenme İlkeleri “ , Devlet Planlama Teşkilatının “ Muhasebenin Temel Kavramları Ve Genel Kabul Görmüş Muhasebe Prensipleri ” isimli yayınında “ Genel Kabul Görmüş Muhasebe Prensipleri “ olarak isimlendirilmiştir.[62]
Her muhasebe dönemi sonunda, o muhasebe dönemiyle ilgili faaliyetleri özetleyen, gelir tablosu ve bilanço olmak üzere iki temel finansal tablo düzenlenir. Muhasebe ilkeleri bu iki temel finansal tablo esas alınarak iki ana gruba ayrılır :
- Gelir tablosu ilkeleri
- Bilanço ilkeleri[63]
Bu ayırım 1-5 no’lu Muhasebe sistemi uygulama genel tebliğ değişikliklerini içeren son tebliğe göre yapılmıştır.[64]
3.1. GELİR ( KAR – ZARAR ) TABLOSU İLKELERİ : [65]
Bu ilkelere, gelir ve gider ilkeleride denilmektedir. Gelir tablosu ilkelerinin amacı; satışlar, hasılat, gelir, satışların maliyeti, giderler, kar ve zararla ilgili hesapların belli bir dönem veya dönemlere ait işletme faaliyeti sonuçlarını sınıflandırılmış ve doğru olarak göstermesini sağlamaktır.
Bütün satışlar, gelir ve karlar ile maliyet, gider ve zararlar brüt tutarları üzerinden gösterilirler ve hiçbir satış, gelir ve kar kalemi bir maliyet, gider ve zarar kalemi ile tamamen veya kısmen karşılaştırılmak suretiyle gelir tablosu kapsamından çıkarılamaz.
Gelir tablosu ile ilgili genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri aşağıdaki gibidir :
- Gerçekleşmemiş satışlar, gelir ve karlar gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi veya gerçek tutarından daha fazla veya az gösterilmemelidir. Aynı şekilde, her döneme ait faaliyet sonuçlarının doğru olarak gösterilebilmesi için dönem veya dönemlerin başında ve sonunda doğru hesap kesimi işlemleri yapılmalıdır.
- Belli bir dönemin satılan malla maliyeti ve giderleri, o dönemin satışları ve hasılatı ile karşılıştırılmalıdır. Bu durumun sağlanabilmesi için de belli dönem veya dönemlerin başında ve sonunda stoklar, borçlar, maliyet ve giderlere ait hesap kesiminin doğru olarak yapılması gerekir.
- Maddi ve maddi olmayan duran varlıklar ile özel tükenmeye tabi varlıklar için uygun amortisman, itfa ve tükenme payları ayrılmalıdır.
- Maliyetler, ilgili gider grupları arasında uygun bir şekilde dağıtılmalıdır. Maliyetlerden direkt olanları doğrudan doğruya, birden fazla faaliyeti ilgilendirenleri, niteliklerine uygun dağıtım esaslarına göre dağıtılmalıdırlar.
- Arızi ve olağanüstü niteliğe sahip kar ve zararlar, meydan geldikleri dönemde tahakkuk ettirilmeli, fakat normal faaliyet sonuçlarından ayrı olarak gösterilmelidir.
- Bütün kar ve zararlardan, önceki dönemlerin mali tablolarında düzeltme yapılamsını gerektirecek büyüklük ve nitelikler dışında kalanlar, dönemin gelir tablosunda gösterilmelidir.
- Karşılıklar, işletmenin karını keyfi bir şekilde azaltmak veya bir döneme ait karı diğer döneme aktarmak amacıyla kullanılmamalıdır.
- Dönem sonuçlarının tespiti ile ilgili olarak uygulanagelen değerleme esasları ve maliyet yöntemlerinde bir değişiklik yapıldığı takdirde, bu değişikliğin etkileri açıkça belirtilmelidir.
- Bilanço tarihinde var olan ve sonucu belirsiz bir veya birkaç olayın gelecekte ortaya çıkıp çıkmamasına bağlı durumları ifade eden, şarta bağlı olaylardan kaynaklanan, makul bir şekilde gerçeğe yakın olarak tahmin edilebilen gider ve zararlar, tahakkuk ettirilerek gelir tablosuna yansıtılır, şarta bağlı gelir ve karlar için ise gerçekleşme ihtimali yüksek de olsa herhangi bir tahakkuk işlemi yapılmaz; dipnotlarda açıklama yapılır.
3.2. BİLANÇO İLKELERİ :[66]
Bilançolarda; varlıklar, yabancı kaynaklar ve öz kaynaklar olmak üzere üç ana hesap grubu bulunur. Bilanço ilkeleri de bu üç ana hesap grubuna uygun olarak üç ana başlık altında incelenmektedir :
- Varlıklarla ilgili ilkeler
- Yabancı kaynaklarla ilgili ilkeler
- Öz kaynaklarla ilgili ilkeler
3.2.1. VARLIKLARLA İLGİLİ İLKELER:
Varlıklarla ilgili ilkelerin amacı; işletmenin sahip olmuş olduğu varlıkların doğru bir şekilde kaydedilip, işletmenin finansal durumunu açıklıkla ortaya konmasını sağlamaktır. Varlıklarla ilgili genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri aşağıdaki gibidir :
- İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde paraya dönüşebilecek varlıklar, bilançoda dönen varlıklar grubu içerisinde gösterilir.
- İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde paraya dönüşemeyen hizmetlerinden bir hesap döneminden daha uzun süre yararlanılan uzun vadeli varlıkları, bilançoda duran varlıklar grubu içinde gösterilir. Dönem sonu bilanço gününde bu grupta yer alan hesapların vadeleri bir yılın altında kalanlar dönen varlıklar grubunda ilgili hesaplara aktarılır.
- Bilanço varlıkları, bilanço tarihindeki gerçeğe uygun değerleriyle gösterebilmek için, varlıklardaki değer düşüklüklerini göstererek karşılıkların ayrılması zorunludur.
- Dönen varlıklar grubu içinde yer alan menkul kıymetler, alacaklar, stoklar ve diğer dönen varlıklar içindeki ilgili kalemler için yapılacak değerleme sonucu gerekli durumlarda uygun karşılıklar ayrılır.
- Bu ilke duran varlıklar grubunda yer alan alacaklar, bağlı menkul kıymetler, iştirakler, bağlı ortaklıklar ve diğer duran varlıklardaki ilgili kalemler için de geçerlidir
- Gelecek dönemlere ait olarak önceden ödenen giderler ile cari dönemde tahakkuk eden ancak, gelecek dönemlerde tahsil edilecek olan gelirler kayıt ve tespit edilmeli ve bilençoda ayrıca gösterilmelidir.
- Dönen ve duran varlıklar grubunda yer alan ancak senetlerini, bilanço tarihindeki gerçeğe uygun değerleri ile gösterebilmek için reeskont işlemleri yapılmalıdır.
- Bilançoda duran varlıklar grubunda yer alan maddi duran varlıklar ile maddi olmayan duran varlıkların maliyetlerini çeşitli dönem maliyetlerine yüklemek amacıyla, her dönem ayrılan amortismanların birikmiş tutarları ayrıca bilançoda gösterilmelidir.
- duran varlıklar grubunda yer alan özel tükenmeye tabi varlıkların maliyetlerini çeşitli dönem maliyetlerine yüklemek amacıyla, her dönem ayrılan tükenme paylarının birikmiş tutarları ayrıca bilançoda gösterilmelidir.
- Bilançoda dönen ve duran varlıklar gruplarında yer alan alacaklar, menkul kıymetler, bağlı menkul kıymetler ve diğer ilgili hesaplardan ve yükümlülüklerden işletmenin sermaye ve yönetim bakımından ilişkili bulunduğu ortaklara, personele, iştiraklere ve bağlı ortaklıklara ait olan tur-tarlarının ayrı gösterilmesi temel ilkedir.
- Tutarları kesinlikle saptanamayan alacaklar için herhangi bir tahkkuk işlemi yapılmaz. Bu tür alacaklar bilanço dipnot veya eklerinde gösterilir.
- Verilen rehin, ipotek ve bilanço kapsamında yer almayan diğer teminatların özellikleri ve kapsamları bilanço dipnot veya eklerinde açıkça belirtilmelidir.
- Bu ilke, alınan rehin, ipotek ve bilanço kapsamında yer almayan diğer teminatlar içinde geçerlidir.
- Ayrıca işletme varlıkları ile ilgili toplam sigorta tutarlarının da bilanço dipnot veya eklerinde açıkça gösterilmesi gerekmektedir.
3.2.2. YABANCI KAYNAKLARLA İLGİLİ İLKELER:
Yabancı kaynaklarla ilgili ilkelerin amacı; işletmenin tüm yabancı kaynaklarının, işletmenin mali durumunu uygun biçimde ve açıkça gösterecek şekilde kaydedilmesi ve saptanmasıdır. Yabancı kaynaklarla ilgili genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri aşağıdaki gibidir :
- İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde vadesi gelen borçları, bilançoda kısa vadeli yabancı kaynaklar grubu içinde gösterilir.
- İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde vadesi gelmemiş borçları, bilançoda uzun vadeli yabancı kaynaklar grubu içinde gösterilir. Dönem sonu bilanço gününde bu grupta yer alan hesaplardan vadeleri bir yılın altında kanlan kısa vadeli yabancı kaynaklar grubundaki ilgili hesaplara aktarılır.
- Tutarları kesinlikle saptanamayanları veya durumları tartışmalı olanları da içermek üzere, işletmenin bilinen ve tutarları uygun olarak tahmin edilebilen bütün yabacı kaynakları kayıt ve tespit edilmeli ve bilançoda gösterilmelidir. İşletmenin bilinen ancak tutarları uygun olarak tahmin edilemeyen durumları da bilançonun dipnotlarında açık olarak belirtilmelidir.
- Gelecek dönemlere ait olarak önceden tahsil edilen hasılat ile cari dönemde tahakkuk eden ancak, gelecek dönemlerde ödenecek olan giderler kayıt ve tespit edilmeli ve bilançoda ayrıca gösterilmelidir.
- Kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklar grubunda yer alan borç senetlerini bilanço tarihindeki gerçeğe uygun değerleri ile gösterebilmek için reeskont işlemleri yapılmalıdır.
- Bilançonun kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklar gruplarında yer alan borçlar, alınan avanslar ve diğer ilgili hesaplardan işletmenin sermaye ve yönetim bakımından ilgili bulunduğu ortaklara, personele, iştiraklere ve bağlı ortaklıklara ait olan tutarlarının ayrı gösterilmesi temel ilkedir.
3.2.3. ÖZ KAYNAKLARLA İLGİLİ İLKELER:
Öz kaynaklarla ilgili ilkelerin amacı; öz kaynağı oluşturan öğeleriğn anlamlı ve dönemden döneme ortaya çıkan değişmelerin kümülatif olarak aksettirilmeini sağlayacak biçimde muhasebeleştirilmesini sağlamaktır. Öz kaynaklarla ilgili genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri aşağıdaki gibidir :
- İşletme sahibi veya ortaklarının sahip veya ortak sıfatıyla işletme varlıkları üzerindeki hakları öz kaynaklar grubunu oluşturur.
- İşletmenin bilanço tarihinde ödenmiş sermayesi ile işletme faaliyetleri sonucu oluşup, çeşitli adlar altında işletmede bırakılan karları ile dönem net karı ( zararı ) bilançoda öz kaynaklar grubu içinde gösterilir.
- İşletmenin ödenmiş sermayesi bilançonun kapsamı içindeki tek bir kalem olarak gösterilir. Ancak esas özellikleri farklı hisse gruplarına ayrılmış bulunuyorsa, esas sermaye hesapları her grubun haklarını kar ve tasfiye paylarının dağıtımında sahip olabilecekleri özellikleri ve diğer önemli özellikleri yansıtacak biçimde bilançonun dipnotlarında gösterilmelidir.
- İşletmenin hissedarları tarafından yatırılan sermayenin devam ettirilmesi gerekir. İşletmede bir zararın ortaya çıkması, herhengi bir nedenle öz kaynaklarda meydana gelen azalmalar; hem dönemsel, hem de kümülatif olarak izlenmeli ve kaydedilmelidir.
- Öz kaynakların bilançoda net olarak gösterilmesi için geçmiş yıllar zararları ile dönem zararı, özkaynaklar grubunda indirim kalemleri olarak yer alır.
- Öz kaynaklar; ödenmiş sermaye, sermaye yedekleri, kar yedekleri, geçmiş yıllar karları ( zararları ) ve dönem net karından ( zararından ) oluşur. Kar yedekleri yasal, statü ve olağanüstü yedekler ile yedek niteliğindeki karşılıklar, özel fonlar gibi işletme faaliyetleri sonucu elde edilen karların dağıtılmamış kısmını içerir. Sermaye yedekleri ise, hisse senedi ihraç primleri, iptal edilen ortalık payları, yeniden değerleme değer artışları gibi kalemlerden meydana gelir. Sermaye yedekleri, gelir unsuru olarak gelir tablosuna aktarılamaz.
- BİLANÇO VE GELİR TABLOLARI:
4.1. MALİ TABLOLAR:
Muhasebenin birinci işlevinin “işletmenin varlıkları, borçları ve sermayesi üzerinde değişme yaratan mali nitelikli işlemlerle ilgili bilgileri kaydetmek, sınıflandırmak ve özetlemek” olduğunu belirtmiştik. Muhasebe sistemi içerisinde mali nitelikli işlemlere ait bilgiler belgelendirilmek suretiyle toplanır ve kaydedilir. Bu bilgiler; konularına, içeriklerine ve ait oldukları dönemlere gibi bazı ölçütlere göre sınıflandırılırlar. Bir dönemde mali nitelikli çok sayıda işlem meydana gelir, bunların hepskaydedilir ve sınıflandırılır. Daha sonra bu çok sayıdaki bilgiler anlaşılabilir ve kullanılabilir bilgiler olarak çeşitli amaçlara cevap vermek üzere değişik tablolar şeklinde özetlenir. Bu tablolara MALİ TABLOLAR veya MALİ RAPORLAR denir.
Muhasebede özel yeri olan en önemli mali tablolar bilanço ve gelir tablosudur. Bunlar yanında bazı konulara ve amaçlara göre düzenlenen satışların mali tablosu, fon akım tabloları , nakit akım tablosu, kar dağıtım tablosu, öz kaynak değişim tablosu gibi değişik tablolar vardır.
Mali tabloların genel olarak amaçları şöyledir;
- Yöneticiler, yatırımcılar, kredi verenler ve diğer ilgililer için karar almada yaralı bilgiler sağlamak
- Varlıklar, kaynaklar ve bunlardaki değişiklikler ile işletme faaliyet sonuçları hakkında bilgiler sağlamak
- Gelecekteki nakit akımlarını (para giriş çıkışlarını) değerlendirmede yararlı bilgiler sağlamak.
Mali tablolardan beklenen amaçların sağlanması için bu tabloların; anlaşılabilir, ihtiyaca uygun, güvenilir, karşılaştırılabilir ve zamanında düzenlenip sunulmuş olması gerekmektedir.
Bu aşamada, temel mali tablolar olan bilanço ve gelir tablosu üzerinde durulacaktır. [67]
4.2. BİLANÇO:
Bilanço, konuya bakış açısından değişik biçimlerde tanımlanmaktadır. İçeriği göz önünde tutulduğunda: “bilanço; bir işletmenin belli bir tarihte sahip olduğu varlıklar ile bu varlıkların sağlandığı kaynakları gösteren tablodur” şeklinde tanımlanabilir.
Bir işletmenin varlıkları ile bu varlıkların sağlandığı kaynaklar arasında eşitlik olması doğaldır. Bu eşitlikten dolayı işletmenin kaynakları ile bu kaynakların kullanma yerini gösteren tabloya, terazi anlamındaki latince “bilanx” sözcüğünden gelen, bilanço adı verilmiştir.[68]
Kısaca, bilanço, işletmenin varlıklarını ve bu varlıklar üzerindeki hakları gösteren bir tablodur. Diğer bir deyişle, işletme tarafından kullanılan faaliyet araçlarının değerleriyle , bu araçların elde edilmesi için yararlanılan kaynakları gösteren temel bir mali durum raporudur.[69]
4.2.1. BİLAÇO EŞİTLİĞİ:
Bir kişinin servetini (yada bir işletmenin sermayesini) hesaplamak için varlıklarından borçlarını düşmek gerekmektedir. Bu işlem bir eşitlik halinde yazılabilir.
Varlıklar- Borçlar= Sermaye
Borçlar kalemi; eşitliğin sağ yanına aktarıldığında ;
|
eşitliği ortaya çıkar. Bu eşitliğe bilanço temel eşitliği yada muhasebe temel denklemi denir.
Eşitliğin sol yanı , sahip olunan varlıkları, sağ yanı ise bunların sermaye koyma yada borçlanma yoluyla karşılandığını anlatır.
Bilanço, bu eşitliğin bir çizelge haline getirilmiş şeklidir. Bu çizelgede eşitliğin sol yanında kalan bölüme aktif sağ yanında kalan bölüme de pasif denir. Başka bir söyleyişle, mevcutlar ve alacaklar aktifi, sermaye ve borçlar pasifi oluşturur.[70]
Bilanço eşitliğindeki varlıklar, işletmenin sahip olduğu para, mal, makine , araç-gereç, alacaklar gibi iktisadi değerleri ifade eder. Sermaye, işletme sahibi veya sahiplerinin kuruluşta sermaye olarak koydukları değer ile bunun yanında faaliyetlerden elde edilen fakat işletme sahibine verilmeyip işletmede bırakılan karları içine alır. Borçlar ise , işletmenin bankalara, satıcılara, personele ve diğer üçüncü kişilere olan kısa ve uzun vadeli senetli ve senetsiz borçlarının toplamından oluşur.
Bilanço eşitliği belli bir tarihe göre bir tablo şeklinde gösterilebilir. Bu tablo bilanço olarak adlandırılır. Buna göre, bilanço eşitliğinin bir tablo şeklinde gösterilmesi bilanço olmaktadır.
VARLIKLAR = SERMAYE + BORÇLAR
AKTİF PASİF
Görüldüğü gibi varlıklar aktifi , sermaye ve borçlar pasifi oluşturmaktadır. Aktif kapsamı içindeki unsurlar işletmenin sahip olduğu değerlerdir. Pasif ise sahip olunan varlıklar üzerinde sermaye koyanlarla, işletmeye borç verenlerin haklarının tamamıdır.[71]
4.2.2. BİLANÇONUN ŞEKLİ:
Bilançoda varlıklar genellikle temel eşitlikteki sıraya uyularak, varlıklar sol tarafta borçlar ve sermaye de sağ tarafta olmak üzere karşılıklı olarak sıralanır. Dolayısıyla taraflar (aktif- pasif) arasında toplam olarak eşitlik vardır. Bilanço bu unsurların belirli bir andaki durumunu gösterdiğinden bir tarih taşımalıdır. Ayrıca bilançonun kime ait olduğunu gösterecek bir ifadeye gerek vardır. Bu açıklamalar bir arada dikkate alındığında bilançonun şekli aşağıda göründüğü gibi olacaktır;[72]
| Aktif ………….İŞLETMESİ Pasif…………..Tarihli Bilanço | ||||
| VARLIKLAR(Çeşitlerine göre) | Tutarlar | SERMAYE VE BORÇLAR(Çeşitline Göre ) | Tutarlar | |
| Aktif Toplamı | ||||
| …………… | …………… | |||
Şekil 4.2.2.1 : Bilanço Örneği
4.2.3. BİLANÇONUN İÇERİĞİ:
Muhasebe uygulama genel tebliğinde belirtilen bilançoda varlıklar, “dönen varlıklar” ve “duran varlıklar” olarak iki gruba ayrılmıştır. Dönen varlıklar grubunda bir yıl yada işletmenin normal faaliyet dönemi içersinde paraya çevrileceği veya kullanılacağı tahmin edilen varlıklar toplanır. Duran varlıklarda ise normal şartlar altında bir yıl içerisinde elden çıkarılması düşünülmeyen veya yararları bir yılda tükenmeyecek olan varlıklar yeralır.
Kaynaklar , kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklarla ve özkaynaklardan oluşur. Kısa vadeli yabancı kaynaklar bir yıl içinde ödenmesi gereken; uzun vadeli yabancı kaynaklar ise bir yıldan sonra ödenecek olan borçlardan oluşur. Öz kaynaklar ise işletme sahip veya ortakları tarafından işletmeye kişiliğine tahsis edilmiş kaynakları oluşturur.
Ayrıntılı bilançoda yer alan kalemlerin gruplama ve sıralaması aşağıdaki gibidir;
AKTİF
I. DÖNEN VARLIKLAR
A-) HAZIR DEĞERLER
1- Kasa
2- Alınan Çekler
3- Bankalar
4- Verilen Çekler Ve Ödeme Emirleri
5- Diğer Hazir Değerler
B-) MENKUL KIYMETLER
1- Hisse Senetleri
2- Özel Kesim Tahvil Senet Ve Bonoları
3- Kamu Kesimi Tahvil Senet Ve Ödeme Emirleri
4- Diğer Menkul Kiymetler
5- Menkul Kiymetler Değer Düşüklüğü Karşılığı
C-) TİCARİ ALACAKLAR
1- Alıcılar
2- Alacak Senetleri
3- Alacak Senetleri Reeskontu
4- Verilen Depozito Ve Teminatlar
5- Şüpheli Ticari Alacaklar
6- Şüpheli Ticari Alacaklar Karşılığı
D-) DİĞER ALACAKLAR
1- Ortaklardan Alacaklar
2- İştiraklerden Alacaklar
3- Bağlı Ortaklardan Alacaklar
4- Personelden Alacaklar
5- Diğer Çeşitli Alacaklar
6- Diğer Alacak Senetleri Reeskontu
E-) STOKLAR
1- İlk Madde Ve Malzeme
2- Yari Mamuller-Üretim
3- Mamuller
4- Ticari Mallar
5- Diğer Stoklar
6- Stok Değer Düşüklüğü Karşılığı
7- Verilen Sipariş Avansları
F-GELECEK AYLARA AİT GİDERLER VE GELİR TAHAKKUKLARI
1- Gelecek Aylara Ait Giderler
2- Gelir Tahakkukları
G-DİĞER DÖNEN VARLIKLAR
1- İndirilecek Kdv
2- Diğer Kdv
3- Peşin Ödenen Vergiler Ve Fonlar
4- Personel Avansları
5-Sayım Ve Tessellüm Noksanları
6-Diğer Çeşitli Dönen Varlıklar
7-Diğer Dönen Varlıklar Karşılığı
- DURAN VARLIKLAR
A-) TİCARİ ALACAKLAR
1- Alıcılar
2-Alacak Senetleri
3-Alacak Senetleri Reeskontu
4-Verilen Depozito Ve Teminatlar
5-Şüpheli Alacaklar Karşılığı
B-) DİĞER ALACAKLAR
1- Ortaklardan Alacaklar
2- İştiraklerden Alacaklar
3- Bağlı Ortaklardan Alacaklar
4- Personelden Alacaklar
5- Diğer Çeşitli Alacaklar
6- Diğer Alacak Senetleri Reeskontu
7-Şüpheli Alacaklar Karşılığı
C-) MALİ DURAN VARLIKLAR
1- Bağlı Menkul Kıymetler
2-Bağlı Menkul Kıymetler Değer Düşüklüğü Karşılığı
3-İştirakler
4-İştirakler Sermaye Taahhütleri
5-İştirakler Sermaye Payları Değer Düşüklüğü Karşılığı
6-Bağlı Ortaklıklar
7-Bağlı Ortaklıklar Sermaye Taahhütleri
8-Bağlı Ortaklıklar Sermaye Payları Değer Düşüklüğü Karşılığı
9-Diğer Mali Duran Varlıklar
10-Diğer Mali Varlıklar Değer Düşüklüğü Karşılığı
D-) MADDİ DURAN VARLIKLAR
1- Arazi Ve Arsalar
2-Yer Altı Ve Yer Üstü Düzenleri
3-Binalar
4-Tesis, Makine Ve Cihazlar
5-Taşıtlar
6-Demirbaşlar
7-Diğer Maddi Duran Varlıklar
8-Birikmiş Amortismanlar
9-Yapılmakta Olan Yatırımlar
10-Verilen Avanslar
SONRAKİ SAYFAYA GEÇİNİZ
[wp_ad_camp_5]
sonraki sayfadan devam ediniz