- Gönüllü Tahkim
Bu yöntemde borç senedinin alacaklısı olan kişi elindeki senedi kısa dönemde veya uzun dönemde elde etmek istemesi ona bırakılmaktadır.Devlet gönüllü olarak kişiler üzerinde kısa vadeden uzun vadeye geçisi iki şekilde yapar.Bunlarda birincisi,devlet uzun vadeli bir senet ihraç eder bununla kısa vadeli senetlerini öder.Yani borçlanmaya gider.İkinci olarak ta çıkarılan uzun vadeli borç senedinin kısa vadeli borç senedi gibi haklara sahip olacağını söyler.
Hazinenin borç konsolidasyonuna gitmesi ile;
- Borç uzun vadeye yayılır ve düzenli bir ödeme planına kavuşur.Böyle bir sonuç,dalgalı borçların tehlikesinden ekonominin korunmasıdır.Diğer taraftan böyle bir tehlike olmasa bile,taksit taksit ödenen borcun uzun dönemde istikrarlı bir ödeme planına göre ödenmesi gerçekleşmektedir.
- Tahkim sonucunda devletin faiz ödem yükü artmaktadır.Çünkü vadesi uzayan borcun faizi de artmaktadır.Ve devletin uzun dönemde borç yükü artacaktır.
- Diğer bir sonuç borcun kısa dönemde geri ödenmemesi ekonomide daraltıcı(deflasyonist) etkiler meydana getiri.Çünkü kısa dönemde alacağını alamayan alacaklı satın alma gücünü kaybedecektir.Satın alma gücü olmayan alacaklı piyasada harcama yapamayacak ve bu da arza bağlı olan üretim kapasitesini düşmesine neden olacak ekonomi durgunluğa girecektir.
- Kısa vadeli borçların uzun vadeli hale getirilmesi ile alacaklının kamu kredisine karşı bir güvensizlik oluşturacak ve tekrar borçlanma zorlaşacaktır.
- Borçların Konversiyonu(Değiştirilmesi)
Borçların değiştirilmesi anapara toplamına dokunulmadan borç yükünün hafifletilmesi için başvurulan bir yöntemdir.Devlet çoğu zaman piyasa koşullarındaki gelişmelere parelel olarak borcun şartlarını kendi lehine değiştirebilmektedir.Yüksek faizli bir borç düşük faizli bir borç ile,dövize endeksli bir borç,YTL’ye endeksli bir borç ile,altın kaydı taşıyan bir istikraz altın kaydı taşımayan bir borç ile değiştirilmesidir.
Devlet zorunlu ya da ihtiyari(gönüllü) konversiyona başvurabilir.Devletin zorunlu bir konversiyona başvurması durumunda alacaklının devlete ve kredilerine olan güveni sarsılacaktır.Ancak devletin mali iflası tamamen borçların geri ödenmemesi gibi bir sorunu karşımıza çıkarmaktadır.
1- Konversiyona Gitmenin Nedenleri
Borçlanma sırasında kabul edilen şartların sonradan değiştirilmesi daha çok iç borçlarda uygulanmaktadır.Konversiyon esas itibari ile uzun vadeli borçlanmalarda yapılabilmektedir.Konversiyonun başarılı olabilmesi,eski borcun yapıldığı döneme göre borçlanma koşullarının iyileşmiş olmasına ,ikinci olarak da piyasada cari faiz haddinin düşmüş olmasına bağlıdır.
- Borçların Ertelenmesi(Konsorsiyum-Tahkim)
Devletin vadesi gelen borçlarını aynı şartlarla daha uzun vadeli tahvillerle değiştirmesi borcun yükünü değiştirmemekle beraber borç ödemelerinin daha sonraki dönemlere aktarılması işlemleridir.
- Borçların Reddi
Devletin tek taraflı bir kararla mevcut borcunun tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırdığını ilan etmesi demektir.Borcun reddi,halkın nazarında devletin iflası sayılmaktadır.Borcun reddi hem iç borçlar hem de dış borçlar için mümkün olabilmektedir.İç borçlarda borcun reddi daha çok altın ve para rejimlerinin uygulandığı dönemlerde görülmüştür.Dış borcun reddi ise daha çok savaş dönemlerinde olmuştur.Birinci Dünya Savaşından sonra Sovyet Rusya geçmiş döneme ilişkin birçok borcu reddetmiştir.Dış borcu reddetmenin birçok siyasi sonuçları bulunmaktadır.
- Moratoryum
Devletin borç ödemelerini içinde bulunduğu zor koşullar nedeniyle(mücbir sebeplerle) borcun tamamını daha sonraki dönemlere ertelemesidir.Devletin moratoryum ilan etmesi borcu ortadan kaldıran bir işlem değildir.Moratoryumda genellikle borçlu ile alacaklı arasında borcun yeni, bir süreliğine daha müsait ödeme planına bağlanması için anlaşma yapılması söz konusudur.Müzakereler sonucunda daha uygun koşullarda bir ödeme planına gidilmesi hatta borçların toplam miktarında bir indirim yapılması da söz konusu olabilmektedir.
H- Devletin İflası
Ekonomik koşulların aleyhte gelişmesi ve devletin gelir ve giderlerinin birbirini karşılayamaması vadesi gelen borçların ödenememesi,devletin memurunun maaşını ödeyemez hale gelmesi,yeni borçlanma imkanlarının bulunmaması gibi bir çok faktörün bir arada bulunması devletin borçlarını ödemede acze düşmesi devletin mali iflası olarak adlandırılmaktadır.
II- TÜRKİYE’DE BORÇ İDARESİ
1982 Anayasa’sının 87. maddesi borçlanmanın kanunla düzenleneceğini belirtmiştir.Buna göre borçlanma yetkisi TBMM tarafından kullanılan bir yetkidir.Borçlanma yetkisi bütçe kanunu ile çoğu zaman hazineye devredilmiş bir yetkidir.Nitekim ülkemizde bütçe kanunları ile borçlanma ve borcun idaresi hazineden sorumlu devlet bakanı ile yapılmaktadır.Nitekim borçlanma yetkisi ve garanti verme yetkisi 4749 sayılı kanun çerçevesinde düzenlenmektedir.
Bu yasanın 4.maddesine göre “ Türkiye Cumhuriyeti adına devlet iç borcu ve devlet dış borcu almaya,hazine geri ödeme garantisi vermeye,hazine karşı garanti vermeye ve verilen garantinin şartlarında değişiklik yapmaya,hibe almaya,dış finansman imkanlarını,dış borcun devri,dış borcun ikrazı,dış borcun tahsisi yoluyla kullandırmaya ve yeni mali yükümlülükler yaratmaya,bu borç ve yükümlülükler ile bunlarda kaynaklanan Hazine alacaklarını yönetmeye hazineden sorumlu devlet bakanı yetkilidir.”
6- BORÇ YÜKÜ VE GELECEK NESİLLER
I- DEVLET BORÇLARININ ARTIŞI,BORÇ YÜKÜ VE GELECEK NESİLLER
A- Klasik Görüş
Klasik iktisatçılara göre devlet borçları özel borçlara benzemektedir.Bu nedenle borçlanma geleceğe borç yükü transfer etmektir.Klasiklerin borçlanma konusundaki düşünceleri büyük ölçüde mali denklik anlayışından kaynaklanmaktadır.Klasiklere göre devletin yapacağı harcamalar gelirlerinden fazla olmayacağı için bütçe açık vermeyecek dolayısıyla borçlanmaya da ihtiyaç duyulmayacaktır.Bu bakımdan klasikler borçlanma yada para politikası yoluyla sağlanan gelirlere(devletin ekonomiye müdahalesine) karşı çıkmaktadırlar.Devletin ekonomiye müdahalesi büyük ölçüde devletin mali iflasına yol açacak yada enflasyonist bir duruma sürükleyecektir.Borçlanmaya ancak olağanüstü durumlarda ve uzun vadeli yatırımların finansmanı için gidilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
- B) Modern Maliye Görüşü
Klasik maliye anlayışının 1929 Ekonomik Buhranıyla ortaya çıkan ekonomik sorunlarına çözüm bulamayışı,tarafsız devlet yerine ekonomiye müdahale eden devlet anlayışını beraberinde getirmiştir.Buna göre devlet ekonomide istikrarı sağlamak için para ve maliye politikası araçlarını etkin bir biçimde kullanmalıdır.Mali denklik yerine ekonomik denklik önemlidir.Ekonomide bütçe dengesinin sağlanması istikrarın sağlanması anlamına gelmez.Bu nedenle ekonomide ortaya çıkan eksik istihdam denge durumundan tam istihdam denge durumuna gelinceye kadar devlet ekonomide atıl hale gelmiş fonları borçlanma yoluyla kamuya transfer ederek yaratacağı satın alma gücü ile ekonomiye yeniden döndürerek,gelir harcama akımını sağlamak isteyecektir.Harcama dolayısıyla açık veren bütçeler borçlanma geliri ile finanse edilecektir.Bu döneme kadar olağanüstü bir kamu geliri olan borçlanma geliri olağan bir kamu geliri haline gelmiştir.Eğer ekonomide borçların seviyesi ekonomik büyüme ile aynı paralelde ilerliyorsa borçlanmanın olumsuz etkilerini düşünmek hatalı bir yaklaşım olacaktır.
Bu dönemde Abba Larner tarafından öne sürülen fonksiyonel maliye görüşü büyük ölçüde borçlanma gelirine önem vermektedir.Ona göre borçlanma olağan bir kamu geliri olmanın ötesinde hükümetler halkın elindeki satın alma gücünü kontrol edebilmek için borçlanmayı bir maliye politikası aracı olarak etkin bir biçimde kullanmak gerektiğini inanmaktadırlar.
- C) Borçların Artışı
Modern maliye düşüncesinin gelişmesiyle birlikte borçlanma gelirinin olağan bir kamu geliri haline gelmesiyle birlikte devletin borç stokları da önemli ölçüde artmıştır.Borçlanma eğilimi bir taraftan devletin ekonomiye müdahalesi etkisi ve bir taraftan da savaş harcamalarının etkisiyle artmıştır.Örneğin İngiltere’de 17.yy’dan 19.yy’a kadar olan dönemde devlet borçlarının sürekli artmış olduğu görülmektedir.Benzer eğilimler Fransa ve ABD’de görülmüştür.Ancak bu ülkelerde ekonominin hızla gelişmesi borç artışının seviyesini sınırlı düzeyde tutmuştur.Çünkü ekonomisi yani milli geliri artan ekonomilerde devlet borçlanma yerine artan gelirleri ile harcamalarını finanse edebilmektedir.
1- Borçların Mutlak Artışı
Ekonomide belli bir dönemde ifade edilen para birimiyle ortaya çıkan gelişme olarak ifade edilmektedir.Bu artış iki yönlü olmaktadır.
- a) Nominal Artış
Cari dönemde borç miktarındaki artış büyük ölçüde miktar olarak artışın ötesinde para değerindeki değişmeler(ulusal paranın yabancı para karşısındaki değişmeler veya enflasyonla birlikte paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmalar)nedeniyle ortaya çıkan artış olarak karşımıza çıkmaktadır.
- Gerçek Artış
Belli bir yılın fiyatları baz alınarak daha sonraki yıllardaki artışların baz alınan yıla göre değişmesi(artması) gerçek artış olarak ifade edilmektedir.(Yani 2000 yılındaki 100 YTL olan toplam kamu borcu 2001 yılında 150 YTL olmuş ise aradaki 50 YTL olan fark gerçek artış kalemini oluşturmaktadır.)
Ancak borçlanmaya ilişkin her iki ölçüm yöntemiyle bulunan borç miktarının uluslar arası karşılaştırmaların yapılmasında dikkatli olunması gerekmektedir.Çünkü;
- Her ülkenin idari ve siyasi örgütlenmeleri farklı olmaktadır.
- Devlet borcunun tanımlanmasında farklılıklar olmaktadır.
- KİT’lerin borcunun devlet borçları arasında yer alıp almayacağı belli değildir.
- Bazı ülkeleri borçlanmayı gayri safi olarak gösterdiği halde,bazı ülkelerde safi olarak borçlanmalar yer almaktadır.
2- Borçların Nisbi Artışı
Devlet borçlarının zaman içerisindeki değişmeleri ve büyüklükleri ekonomide farklı etkiler yaratmaktadır.Bu bakımdan borçların ekonomi üzerinde yaratacağı etkilerin belirlenmesi için belli borç yüklerinin ölçülmesi gerekmektedir.
- Devlet Borçlar/GSMH
Devlet borçlarının milli gelire oranı nihai olarak borçların ödenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.Çünkü borçlar nihai olarak vergi ile kısmi olarak ise tekrar alınan borç ile ödenmektedir.Verginin kaynağı ise milli gelirdir.Bu nedenle borçların milli gelire oranı gelecekte devletin ne kadar vergilendirme yapacağını gösteren önemli bir gösterge olmaktadır.Nitekim zaman içindeki gelişmeler dikkate alındığında toplam kamu borçlarının GSYİH ya oranının %60 ı geçmemesi gerektiği şeklinde kıstas ortaya çıkmıştır.
- Borç Servisi/Kamu Harcamaları
Borç ana para ve faiz ödemeleri toplamına borç servisi denilmektedir.Gerek faiz ödemeleri gerek ise anapara ödemeleri nihai olarak kamu bütçesine konulan ödeneklerle karşılanmaktadır.Buna göre borç servisinin büyümesi kamu harcamaların büyük bir borç ödemelerinde kullanılması anlamına gelecektir.Anapara ödemeleri yeniden borçlanma ile(röfinansman) ve harcamalarla ile karşılansa dahi özellikle faiz ödemelerinin cari yıl bütçe ödemeleri üzerinde büyük baskılar yaratması söz konusudur.Buna göre faiz oranlarının yükselmesi durumunda kamu harcamalarının diğer hizmetlere ayrılan kaynakların azalması ve faiz ödemelerinin yükselmesi şeklinde bir sonuç doğurması mümkün olabilecektir.Borç servislerinin yani ana para+faiz ödemelerinin yapılması ile toplam kamu harcamalarına ayrılacak olan kaynakların(paranın) azalmasına neden oluyor ise bu ülkede bütçe açık verecek uzun dönemde yüksek borç ödemeleri ile toplumun refah düzeyi düşecektir.Yani Borç servisi arttıkça kamu harcamalarına ayrılacak olan kaynak azalacaktır.Borç servisi ile kamu harcamaları ters orantılıdır.Niteliği itibari ile transfer harcaması olan borç faiz ödemelerinin ekonomide gelir dağılımını bozucu etkileri kadar toplam telebin azalmasına ve tüketim harcamalarının kısılmasına sebep olabilmektedir.
- C) BORÇ YÜKÜ(BORÇ YÜKÜ/GSMH)
Borç yükü toplam borç stokunun GSMH’ya oranı olarak tanımlanmaktadır.Bu bakımdan kişisel borç yükü olabileceği gibi toplumsal borç yükü de olabilmektedir.(Klasiklerin görüşü).Borç yükü büyük ölçüde borçlanma ile sağlanan kaynakların verimli harcamalar için kullanılıp kullanılmamasına borç ödemleri nedeniyle toplumun kaybedeceği refah kayıplarına bağlı görünmektedir.Borç yükünü GSMH oranladığımızda bu alınan borç ile verimli kamu harcamaları yapıldığında toplum üzerinde olumlu bir etki yaratırken,bu borç ile verimsiz kamu harcamaları veya harcanan yerler belli olmadan gelişigüzel harcama yapıldığında ise toplum üzerinde olumsuz bir etki yaratmaktadır.Ama esas konu ise borçlanma yolu ile sağlanan kaynakların bugünkü nesiller üzerinde mi yoksa gelecek nesiller üzerinde mi bir yük oluşturacağı tartışmasıdır.Klasik iktisatçılardan David Ricardo borç yükünün borçlanılan dönemde yaşayanların taşıması gerektiğini öne sürmüştür.Ancak klasik dönemin düşünürlerinin çoğu borçların gelecek nesillere bir borç yükü kalacağını düşüncesindedirler.Son dönem neo-klasik iktisadin öncülerinden Buchanan da borçların gelecek nesillere bir yük oluşturduğunu savunmaktadır.Musgrave borç yükünün kuşaklar arasında dağıtılması gerektiğini öne sürmüştür.Samuelson ise konuya sermaye stoğu açısından bakmaktadır.Ona göre eğer bu nesile belli ölçüde sermaye stoğu bırakılıyorsa borçlanma yolu ile sağlanan kaynakların bir borç yükü oluşturmayacağını öne sürmüştür.Borç kavramı içi borçlar çok ciddi olarak ele alınmaz iken,dış borçlar için borç yükü üzerinde daha çok durulan bir konu olmaktadır.
- Borç Yükü Gelecek Nesiller
Günümüzde iktisadi kalkınma sorunu birçok ülke için temel ekonomik sorun olmaktadır.Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşamın temel ihtiyaçların karşılanmasında belirli düzeyde bir gelirin varlığına bağlıdır.Bu bakımdan belli gelir düzeyine ulaşmak iktisadi gelişme ile olmaktadır.Ancak az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yeterli gelir düzeyi bulunmadığından tasarrufların düzeyi düşük kalmakta,iktisadi kalkınma için gerekli yatırımların finansmanın borçlanma yolu ile karşılanmaktadır.Buna göre borçlanmaya karar veren siyasilerin almış olduğu kaynaklar büyük ölçüde cari harcamaların finansmanında kullanılıyorsa gelecek dönemlere büyük ölçüde bir borç yükü bırakılıyor demektir.Ancak eğer borçlanma yoluyla sağlana kaynaklar büyük ölçüde toplumsa hizmetler için kullanılıyor ve altyapı harcamalarının ve diğer yatırım harcamalarının finansmanında kullanılıyor ise borcun gelecek nesillere bir yük transferi oluşturduğu söylemek doğru olmayacaktır.
- Borç Yükünün Yarattığı Ödeme Güçlükleri
Borçların zaman içerisinde aşırı derecede büyümesi mali kaynakların büyük ölçüde borç servisleri(ana para+faiz) için kullanılıyor olması çok ciddi kamusal finansman sorunlarını ortaya çıkarmaktadır.Şu halde borçlanmanın seviyesi ülkeden ülkeye değişmekle birlikte borç stokunun sürdürülebilirliği konusunu gündeme getirmektedir.Ülkelerin GSMH büyüklükleri ne kadar borçlanmaya gidebileceklerini gösteren en önemli bir göstergesidir.Öte yandan GSMH’nın büyüme hızı,ve geçmiş dönemde borçlanma konusunda kredibiliteyi bozabilecek sonuçlar borç ödeme kapasitesini etkilemektedir.Buna göre borç kapasitesini belirleyen GSMH’nın büyüklüğü,GSMH’dan devlete aktarılan kaynaklar(vergiler)oluşturmaktadır.
Ülkeler borç ödeme konusunda zorluklarla karşılaştıklarında zorunlu konversiyon(borç yükünün anaparaya dokunmadan hafifletilmesi için borçların değiştirilmesi: örneğin,uzun vadeli tahvillerin cari faiz oranlarını kısa vadeli tahvillerin cari faiz oranları ile değiştirilmesi ve yabancı para birimi ile ifade edilen borçların ulusal para birimi ile ifade edilen borçlarla(tahvillerle) değiştirilmesi gibi),konsorsiyum(kısa vadeli borçların uzun vadeli borçlar haline getirilmesi),morotoryum(devletin borç ödeme vadeleri geldiğinde zor şartlar dolayısıyla(ekonomik sıkıntı gibi) borçlarının tamamını veya bir kısmını kısa bir süreliğine ertelemesi),borç reddi(borcun tek taraflı olarak red edilmesi,ortadan kaldırılmak istenmesi) gibi uygulamalara gidilebilir.Ancak borçlanmada acze düşme ülkenin gelecekte borçlanma kapasitesini de etkileyebilecektir.Ya da devletin tamamıyla mali iflas gibi bir duruma düşmesi çok ciddi sorunların hatta siyasi sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir.
3) Borç Yükünü Azaltma Çareleri
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde borçların kamu maliyesi içi oluşturduğu büyük baskılar nedeniyle uluslar arası düzeyde borçlanma sorunlarına yönelik çözüm arayışları ortaya çıkmıştır.Gelişmekte olan ülkeler borç veren ülkelerin mali kurumları kendi hükümetleri üzerine baskılar yaparak borçlanma sorunlarının çözümüne yönelik insiyatif geliştirmelerini istemişlerdir.Nitekim Baker Planı,Brandy Planı gibi planlarla sorunlara çözüm aranmış,borçların yeniden yapılanması,borçların toplam tutarında indirime gidilmesi,borçların geri satın alınması,borçların karşılığında KİT’lerin hisselerinin devri,özelleştirme uygulamaları,belli çevre düzenlemeleri yapmaları karşılığında borçların silinmesi gibi farklı arayışlar bulunmaktadır.Türkiye’de IMF’nin Türkiye’ye vermiş olduğu borçlar IMF’nin Türkiye’den borca karşılık bazı iktisadi ve ekonomik düzenlemeler şartı ile borç vermesinde olduğu gibi.
- Genel Olarak Kamu Açıkları
Tüm dünyada olduğu gibi kamu kesimi finansman açıkları gerek gelişmiş,gerekse gelişmekte olan ülkelerin en temel ekonomik sorunu haline gelmiştir.Bütçe açıklarının büyük sorun haline gelmesiyle yapılan çalışmalar bütçe açıkların GSMH’ya oranının %3 ü geçmemesi gerektiği ortaya konulmuştur.Maastricht Kriteri olarak da ortaya konulan bu oran gene kabul görmüş bir kriterdir.Bütçe açıklarının seviyesi %3’ün üzerine çıktığında ekonomide istikrasızlıklar ortaya çıkmakta ciddi ekonomik sorunlar yaşanmaktadır.
Bugün tüm dünyada bütçe açığı bulunmayan ülke yok denecek kadar azdır.Buna göre bütçe açıkları gene kamu harcamalarının en önemli belirleyicisidir.Çünkü toplam kamu kesiminin en büyük kalemini konsolide bütçe açıkları oluşturmaktadır.Kamu açıkları kamu gelirlerinden çok kamu harcaması yapılmasından kaynaklanmaktadır.Çözüm ya kamu harcamaları kısılacaktır ya da kamu gelirleri arttırılacaktır.Kamu açıkların tanımında ülkeden ülkeye farklı tanımlamalar yapılmaktadır.Çünkü ülkelerin idari ve mali yapıları farklılık göstermektedir.Uniter devletlerde(merkezden yönetilen devletlerde) merkezi idare açıkları önem taşırken,federal(yani eyaletlere bölünmüş devletlerde) federal devletin açıkları önem taşımaktadır.
- KONSOLİDE BÜTÇE AÇIĞININ FİNANSMANI
Bütçe Açığı: Kamu kesimi içerisinde yer alan merkezi idarenin gelir ve harcamaları farklıdır.
Kamu Açıkları: Belirli bir dönem içinde kamu gelirleri ile kamu giderleri arasındaki farktır.
Kamu Borçları: Belirli bir dönem kesitinde o döneme kadar oluşmuş olan kamunun iç ve dış borçların toplamını oluşturur.
Kamu Kesimi Borçlanma Gereği: Hazinenin cari yıl bütçe açıklarını kapatmak ve vadesi gelen borçlarının geri ödenmesi için yapacağı toplam borçlanmayı ifade eder.Geniş anlamda borçlanma ihtiyacı ise kamu kesiminin açıkları ile vadesi gelen borçların ödenmesi için borçlanmayı ifade eder.
Parasal Finansman: Devletin,bütçe açığını borç senedi çıkarmadan Merkez Bankasından avans alarak borç ile finanse etmesidir.
Bütçe açıklarının finansmanında iç borçlanma,dış borçlanma ve merkez bankasından borçlanma yolu ile kamu açıkları kapatılmaya çalışılmakta ve vadesi gelen borçlar ödenmeye çalışılmaktadır.Hazinenin iç ve dış borçlanma arasındaki tercihi piyasa ve ekonomik koşullara göre değişmektedir.Para ve mali piyasalardan yapılan borçlanma daha çok iç borçlanma ve hazine bonosu çıkartmak şeklinde olurken,sermaye piyasalarından yapılan borçlanma ise tahvil çıkartmak şeklinde dış borçlanma ile olmaktadır.
- C) PARASAL FİNANSMAN VE BORÇLA FİNANSMAN ETKİLERİ
Borcun Moneretizasyonu: Bu finansman yönteminde hazine Merkez Bankasından bütçe giderlerini belli bir oranda karşılamak için birincil piyasada Merkez Bankasına hazine ve tahvil vermesi yoluyla para sağlanmasıdır.Bu yöntemle alınan para Merkez Bankasına geri ödenmediğinde enflasyonist etkiler yaratır.(Çünkü hazine tarafından borç karşılığında alınan paralar geri ödenmediğinde bu paralar kamu harcamalarında kullanılacak kamu harcamalarının çarpan etkisiyle harcamalar karşısında özel sektöre transfer edilen likitide özel sektörün gelirlerinde bir artış meydana getirecek.Geliri artan özel sektörün satın alma gücü yükseleceği için üretim yapan firmaların artan talebe karşılık vermesi sonucu fiyatlar genel düzeyinde bir artış meydana gelecek ve enflasyon baskısını hissettirmeye başlayacaktır.)
Dışlama Etkisi(Crowding Out): Bütçe açıkları nedeniyle hazinenin para ve sermaye piyasalarından aşırı derecede borçlanması nedeniyle özel sektörün piyasalar dışına itilmesidir.Piyasalar üzerinde mali baskının olması faiz oranlarını arttırıcı etkiler yaratmakta bu da özel sektörün yatırım maliyetlerini artırdığından yatırımlardan vazgeçmelerine neden olmakta ve yatırım yapma yerine devletin ihraç ettiği borç senetlerine yatırım yapmaktadır.
Fiyat Düzeyine Etkileri:
Kamu açıklarının borçlar ile parasal finansmanı aynı dönemde hemen mal ve hizmet miktarını arttırmadığından kamu harcamalarını artması toplam talebi arttıracağından enflasyonist etkiler yaratacaktır.Devlet uzun dönemde vergiler yolu ile finanse edemediği açıkları borçlanma yoluyla finanse etmesi enflasyonist etkiler yaratmaktadır.
Öte yandan borç senedi sahipleri borçların geri ödenmesi durumunda kendilerini daha zengin hissedecekleri için tüketimlerini arttırabilecekler.(Servet Etkisi)Artan tüketim ile toplam talebin artması enflasyonist etkiler yaratacaktır.
Uzun Dönem Etkileri: Borçla finansman uzun dönemde daha enflasyonisttir.Borç yükü artar,faizlerin bütçe içindeki payı artar,borç anapara ve faiz ödemeleri vergilerle karşılanamaz hale geldiğinde tekrar borca gidilir.Bütçe açıları ne kadar uzun sürer ve borçlanma ile finanse edilirse enflasyon o kadar yüksek olur.
Moneterasitler borçlanmanın uzun dönemde enflasyonist etkiler yaratacağını savunur.Onlara göre gelecekte ortaya çıkacak olan enflasyon oranları cari yıldaki bütçe açıklarının belirleyeceğini öne sürmektedirler.Bireyler tüketim kararlarını verirken gelecekte elde edecekleri gelirleri de dikkate alarak karar verirler.(Sürekli Gelir Hipotezi)
Keynesyen analizde; bütçe açıkları borçlanmayı,dolayısıyla kamu harcamalarını ve tüketimi etkiler.Kamu harcamaları yolu ile çarpan mekanizması işler,tüketim artışı yoluyla hızlandıran mekanizması işler.Her ikisiyle de toplam talep artar ve milli gelir artar.Dolayısıyla bütçe açıkları ile toplam talep artışı ve milli gelir artışı arasında bir korelasyon vardır.
Baro ve Ricardian Yaklaşımında; bütçe açığının borçlanma yolu ile finansmanı sadece vergilerin ertelenmesi anlamına gelir.Çünkü bütçe açığını kapatmak için devletin en doğal gelir kaynağı olan vergiler kullanılmayacak onun yerine borçlanmaya gidilecektir.Onlara göre vergilendirme ile borçlanma arasında bir fark yoktur.(AMA ASLINDA ÇOK BARİZ BİR FARK VARDIR.VERGİLENDİRİLEN BİREY YA YATIRIM YA DA TASARRUFLARINDAN VAZGEÇEREK GELİRİNDE BİR AZALMA OLDUĞU İÇİN SATIN ALMA GÜCÜ DÜŞECEK VE TOPLAM TALEP AZALDIĞI İÇİN EKONOMİDE BİR DURGUNLUK YAŞANACAKTIR.AMA BORÇLANMADA İSE BORÇLANMA YOLU İLE YAPILAN KAMU HARCAMALARI TOPLAM TALEPTE BİR ÇARPAN ETKİSİ VE TÜKETİM HARCAMALARI İLE BİRLİKTE BİR HIZLANDIRAN ETKİSİ MEYDANA GETİRECEK ARTAN TOPLAM TALEP İLE FİYATLAR GENEL DÜZEYİ YÜKSELECEK VE ENFLASYON ZİLLERİ ÇALMAYA BAŞLAYACAKTIR.)
Sonuç olarak bütçe açıkları borçlanma ile finanse edildiğinde enflasyonist etkiler doğurmaktadır.
[wp_ad_camp_5]