BORÇLAR HUKUKU Sözleşmeden Doğan Borçlar
8
Nitelikli yazılı şekil Sözleşme metnine resmiyet kazandıran bir makam olmamakla beraber; kanun, sözleşme metnine ilişkin koşul getirmektedir (Örnek Kefalet sözleşmesi). Resmi Yazılı Şekil Hukuki işlemin yetkili bir resmi makam (noter, tapu memuru) önünde yapılmasıdır. Onama – düzenleme şeklinde olabilir. Mal rejimi Sözleşmesi (noter) Resmi vasiyetname (noter) Miras sözleşmesi (noter) Trafik Kanunu gereği satış (noter) Taşınmazlar üzerindeki ayni haklarla ilgili işlemler (tapu) Taşınmaz satımı (tapu) Taşınmaz satış vaadi (noter- tapu) Ayni bir hakkın bağışlanması taahhüdü (noter) Ölünceye kadar bakma sözleşmesi (noter- tapu) Mülkiyeti muhafaza (saklı tutma) (noter) Mülkiyeti muhafaza sözleşmesi, taşınırı alan kişinin yerleşim yerindeki noter tarafından onanırsa ve sicile kaydedilirse geçerli olur. Ticari işletme rehninde de ticaret siciline tescil şarttır. Resmi şekle bağlanmış bir sözleşmeye ilişkin değişiklikler de resmi şekilde yapılmalıdır. Geçerlilik Şekline Uyulmamasının Sonuçları Şekle uyulmazsa sözleşme kesin hükümsüzdür. Hâkim bu durumu re’sen göz önüne alır. Şekil eksikliği nedeniyle sözleşme batılsa, farkına varmayan kişi, sözleşmeyi geçerli zannederek borcunu ifa etmişse verdiğini geri isteyebilir. Borç sözleşmenin geçersiz olduğu bilindiği halde yerine getirilmişse bağışlama vardır. SÖZLEŞMELERİN GEÇERSİZLİĞİ Yokluk Sözleşmenin ya da hukuki işlemin kurucu unsurlarından biri eksikse o işlem hiç doğmamış sayılır. Bir sözleşmenin kurulabilmesi için gerekli olan karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları yoksa o sözleşme yok hükmündedir Yokluk her zaman ve ilgili herkes tarafından ileri sürülebilir. Yok olan bir işlem tahvil yoluyla başka bir işleme benzetilip dönüştürülemez. Yokluğu ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliği taşımaz. Yok olan bir işlem için, her nasılsa dava açılmış ise hakim yokluğu re’sen dikkate alır.
Hükümsüzlük (Butlan) Belli bir sakatlık sebebiyle, baştan itibaren kendilerine bağlanan hukuki sonuçları doğurmayan ve geçerli hale getirilemeyen işlemlerdir. Hükümsüzlük (Butlan) Sebepleri Ayırt etme gücünden yoksunluk Hukuka ve ahlaka ayrılık Kişilik haklarına aykırılık Kanunun emredici kurallarına aykırılık Edimin baştan itibaren objektif olarak imkansız olması Muvazaa Hukuki işlem için şekil şartı aranan hallerde bu şekle uyulmaması Hükümsüz olan hukuki işlem, baştan itibaren, kendiliğinden hukuki sonuçlarını doğurmaz. Hükümsüzlüğü yalnız taraflar değil, yararı olan üçüncü şahıslar da ileri sürebilir. Hükümsüzlüğü taraflar ileri sürmese de hâkim kendiliğinden dikkate alır. Hükümsüz olan işlem, belli bir zamanın geçmesiyle veya butlan sebebinin ortadan kalkmasıyla veya edimlerin ifasıyla geçerli hale gelmez. Hükümsüzlük halinde kesin bir geçersizlik söz konusudur. Batıl olan hukuki işlemde edimler ifa edilmişse, taraflar verdiklerini duruma göre istihkak veya sebepsiz zenginleşme davası ile geri isteyebilirler. Ancak ahlaka aykırı borç doğuran sözleşmede edimler ifa edilmişse verilen şeyin iadesi istenemez. Batıl olan hukuki işlemde kusurlu olan taraf, kusursuz olan tarafın menfi zararını ödemekle yükümlüdür. Kanuni şartlara uymadığı için batıl olan bir hukuki işlem, benzer sonuçları doğuran diğer bir işlemin geçerlilik şartlarına sahipse ve yaptıkları işlemin batıl olduğunu bilselerdi, tarafların onun yerine diğer işlemi yapmak isteyebilecekleri farz edilebilirse, geçerli olan işlem batıl olan işlemin yerini alır. Feshedilebilen Hukuki İşlemler (İptal) Feshedilebilen işlemler, kendiliğinden hükümsüz olmayıp, belli bir sakatlık sebebiyle, fesih hakkına sahip kimse tarafından iptal edilebilen işlemlerdir. Fesih hakkı yenilik doğuran bir işlemdir. Feshedilebilen işlem feshedilme süresi içinde askıdadır. İptal iddiasıyla geçersizlik her zaman ileri sürülemez, süreyle sınırlandırılmıştır. İptal yaptırımı, sözleşmenin geçerlilik unsurunun daha çok tarafların yararı için konulduğu hâllerde söz konusudur. Yanılma, aldatma ve korkutma, aşırı yararlanma durumlarında, yanılan, aldatma veya korkutma sebebiyle sözleşmeyi yapan kimse, yapıldığı andan itibaren sözleşmeyle bağlı değildir. Ancak sözleşme süresi içinde feshedilmez veya onaylanırsa, işlem baştan itibaren ve kesin olarak geçerli olur.
BORÇLAR HUKUKU Sözleşmeden Doğan Borçlar
9
Geçerli olarak meydana gelen, fakat feshedildiği takdirde baştan itibaren hükümsüz olan hukuki işlemler feshedildikleri takdirde yapıldıkları andan itibaren geçersiz olurlar. AŞIRI YARARLANMA (Gabin) Aşırı yararlanmadan söz edebilmek için; sözleşmede tarafların edimleri arasında açık bir oransızlığın bulunması gerekir. Bu açık oransızlık; zarar görenin zor durumda bulunmasından, zarar görenin düşüncesizliğini, deneyimsizliğini karşı tarafın kötüye kullanması sonucu ortaya çıkmış olabilir. Objektif unsur, aşırı ve açık bir oransızlık (Ör. sömürü), sübjektif unsur, zor durum (Ör. içinde bulunulan çaresizlik, acil hasta – taksicinin yüksek ücret istemesi), düşüncesizlik (Ör. sözleşmede düşünme, tartışma ve karar vermede özenli ve dikkatli irade gösterilmemesi, hafif davranılması, tek malı tarlası olan kişinin ilk müşteriye satması), deneyimsizlik (Ör. mesleki, hayat tecrübesi olmaması) Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir. Bu süre hak düşürücüdür. Bu durumda sözleşme yapıldığı andan itibaren hükümsüz olacaktır. Gabin sebebiyle zarara uğrayan taraf, sözleşmeyi feshedip edimini ifadan kaçınabilir. Fesihten önce edimini yerine getirmişse istihkak veya sebepsiz zenginleşme davası ile geri alabilir. Gabin yüzünden zarar gören taraf karşı taraftan tazminat talep edebilir. Tacirler, zor durum hariç gabin iddiasında bulunamaz. Aşırı yararlanma durumunda zarar görene, sözleşmeyle bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini isteme yanında, sözleşmeyle bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı da tanınmıştır. İRADE BOZUKLUKLARI Latife Beyanı (Şaka) Beyan sahibi ciddi olmayarak ve karşı tarafın beyanını ciddiye almayacağı kanısından hareket ederek gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunur. Latife beyanı geçersizdir. Fakat beyanın niteliğine ve yapılış şekline göre karşı tarafça ciddiye alınan ve objektif olarak ciddiye alınması mümkün olan beyanlar geçerlidir, bağlayıcıdır (güven teorisi). Zihni Kayıt Bir kimse beyan ettiği şeyi istemiyorsa zihni kayıttan söz edilir. Zihni kayıt gerçek iradeye uymadığı halde beyan geçerlidir, bağlayıcıdır. Şaka yapma kastı
yoktur. (Örnek Evet, yerine hayır demek. Kiracıya fesih yerine artış demek) MUVAZAA (Danışıklı Eylem) Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerini uymayan bir işlem yapmaları ve görünürdeki bu işlemin kendilerini bağlamayacağı konusunda anlaşmalarıdır. Muvazaa anlaşması bir sözleşmedir. Her iki tarafın kasten yaratmış olduğu uygunsuzluktur. a) Mutlak Muvazaa Taraflar gerçekte bir işlem yapmadıkları halde 3.kişileri aldatmak için yapmış gibi görünürler. Ör. Alacaklısından mal kaçırmak isteyen kişinin eşyasını arkadaşına satmış gibi göstermesi (borçlu muvazaası). b) Nispi muvazaa Taraflar aralarında yaptıkları bir hukuki işlemi görünürdeki diğer bir işlemin arkasına gizlerler. Örnek Bağışlama sözleşmesini satım sözleşmesinin arkasına gizleme gibi (muris muvazaası) Muvazaanın Sonuçları Muvazaalı işlem yani görünürdeki işlem geçersizdir. Muvazaalı işlemin batıl olduğunu taraflardan her biri ve hukuki bir yararı olan üçüncü şahıslar ileri sürebilirler. Hâkim de muvazaalı işlemin geçersizliğini kendiliğinden dikkate alır. Muvazaalı işlemin resmi memur önünde yapılmış olması, sözleşmenin butlanını ileri sürmeye kural olarak engel olmaz. Muvazaalı işlemin geçersizliği kural olarak üçüncü şahıslara karşı da ileri sürülebilir. Muvazaa ve İnançlı İşlem İnançlı işlemler, inananın, bir hakkını belirli bir süre veya amaç ile inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp, amaç gerçekleşince veya süre dolunca, hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklediği hukuksal işlemlerdir. Vekâlet benzeri, kendine özgü niteliği olan işlemlerdir. Muvazaalı işlemlerden farklı olarak, inançlı işlemler tarafların gerçek niyetlerine uygun olan bu sebeple geçerli hukuki sonuçlar doğuran işlemdir. Ör. Yabancı kişi adına tapuyu, izin verilene kadar üzerine almak, borçları nedeniyle eşi adına araba almak. Muvazaa ve Nam- ı Müstear (Araya Sokulan Kişi) Vekâlet verenin adını gizleyerek, kendi adına, fakat başkası hesabına hareket eden kişidir. İnançlı bir işlemin ürünüdür. Farkı; inançlı işlemde mal – hak inanılandan edinilmekte, nam- ı müstearda 3. Kişiden edinilmektedir. Doktrin, dolaylı temsil veya vekâlet sözleşmesi olarak açıklamaktadır.
BORÇLAR HUKUKU Sözleşmeden Doğan Borçlar
10
YANILMA (Hata) İrade açıklamasında bulunan kişinin kendi dikkatsizliği sonucu, iradesinden farklı beyanda bulunmasıdır. Sözleşme kurulurken esaslı hataya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz. 1. Beyan Hataları a) Sözleşmenin niteliğinde hata Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa. (B)’nin evini satın almak isteyen (A)’nın, ona bu evi kiralamak istediğini açıklaması, satış yapacakken bağış yapmak. b) Sözleşmenin konusunda hata Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa. Meselâ, (B)’nin otomobilini satın almak isteyen (A)’nın, sözleşme yapma iradesini onun deniz motorunu satın almak için açıklaması. c) Kişide hata Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa. Gerçekte (B) ile sözleşme yapmak isteyen (A)’ nın, yanılarak, bu iradesini (C)’ ye açıklaması. d) Sözleşme Yapılırken Dikkate Alınan Kişide Hata Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa. Meselâ, belirli kişisel veya meslekî özellikleri olan (B) ile sözleşme yapmak isteyen (A)’ nın, yanılarak, sözleşme yapma iradesini, bu özelliklerden yoksun olan ya da farklı özellikleri bulunmakla birlikte, aynı adı taşıyan (B) isimli başka bir kişiye açıklamasında olduğu gibi. e) Miktarda hata Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa. (Meselâ, yanılanın iradesini bin birim ürün yerine onbin birim ürün olarak açıklamasında olduğu gibi.) f) İletende Hata (Vasıtanın hatası) Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır. İki taraftan birinin iradesi, haberci tarafından veya başka bir vasıta ile yanlış nakledilirse olur. Vasıta hatası da taraf hatası sayılır. Basit hesap yanlışlığı esaslı hata sayılmamıştır. Bu durumda basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez ve düzeltmekle yetinilir. 2. Temelde Yanılma (Lüzumlu Vasıflarda Hata) Sözleşmenin temel unsurlarında yanılmadır. Örnek Yurtdışından bir mal için anlaşma yapılmış, ancak artık bu malın ithali yasaklanmışsa, satım konusu eşyaya ilişkin, yani temelde yanılma vardır.
3. Esaslı Olmayan Yanılma (Saikte Hata) Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir. Örnek Arabayı hızlı zannederek satın alma durumunda saikte yanılma, esaslı hata niteliğinde değildir. Ancak inşaat yapılacak arsada yasak varsa, satın alınacak resim, ünlü ressama ait olan değil de kopya ise esaslı hata vardır. Hataya düşen taraf, dürüstlük kurallarına aykırı şekilde hatasına dayanamaz. Hataya düşen tarafın yapmak istediği sözleşmeyi, diğer taraf yerine getirmeye hazır olduğunu beyan ettiği takdirde bu sözleşme bağlayıcıdır. (Örnek telefoncu T, müşterisine çektiği sms mesajında, 500 liraya satmak istedi telefon için 50 lira yazmışsa, müşteri 500 liraya almaya hazır olduğunu açıklarsa, T yanılmaya dayanamaz) ALDATMA (HİLE) Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir. Sözleşme aldatmanın etkisiyle yapılmış olmalıdır. Aldatmanın sözleşmenin yapılmasını değil, fakat sözleşmenin şartlarını etkilemiş bulunması halinde de aldatma (hile) sebebiyle sözleşmenin feshi mümkündür. Karşı tarafın hilesiyle sözleşme yapan kimse, sözleşmeyi iptal etse dahi sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı (menfi zarar) karşı tarafa ödettirebilir. KORKUTMA (İKRAH) Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Sözleşmeyi yapan kimseye ya da yakınlarından birinin mal ve kişi varlığına yönelmiş bir tehlike olmalıdır. (Örnek silahla tehdit altında senet imzalatmak, bir yakınının özel hayatıyla ilgili sırları açıklanacağı iddiası) Tehlike ciddi, ağır ve derhal meydana gelecek nitelikte olmalıdır. Tehdit haksız, (hukuka aykırı) olmalıdır. (Örnek önceki borçları icraya vereceğini söylemek korkutma değildir. Neden- sonuç ilişkisi olmalıdır. İrade Bozukluğu Hallerinin Sonuçları Hata, hile ve ikrahın söz konusu olduğu bir sözleşme iradesi fesada uğramış tarafı bağlamaz, karşı tarafı bağlar.
BORÇLAR HUKUKU Sözleşmeden Doğan Borçlar
11
İradesi bozulmuş olan taraf 1 yıl içinde sözleşmeden döndüğünü karşı tarafa bildirmezse veya verdiği şeyi geri istemezse, bu onama (icazet) sayılır. Sözleşmenin feshi için irade beyanı yeterlidir, mahkeme kararına gerek yoktur. 1 yıl içinde sözleşme feshedilirse sözleşme yapıldığı tarihten itibaren ortadan kalkar. İrade fesadı ile sakatlanmış sözleşme icazet veya fesih için öngörülen sürenin geçmesiyle sözleşme yapıldığı andan itibaren bağlayıcı hale gelir. 1 yıllık süre hata ve hilenin anlaşıldığı veya korkunun ortadan kalktığı tarihten itibaren başlar. Bu süre hak düşürücüdür. Hâkim hata, hile veya ikrahı kendiliğinden dikkate alamaz. TEMSİL Temsil, bir hukuki işlemin bir kimsenin ad ve hesabına bir başkası tarafından yapılmasıdır. Temsil ilişkisinde daima 3 kişi bulunur. Temsilci (mümessil) Bir hukuki işlemi başkasının ad ve hesabına yapan kişidir. Temsil olunan Kendi ad ve hesabına bir hukuki işlem yapılan kişidir. Üçüncü kişi Temsilci ile hukuki işlemi yapan kişidir. Örneğin Samsun’dan Ankara’ya tayin olunan bir banka memuru, Ankara’daki bir arkadaşına kendisine uygun bir ev kiralaması için temsil yetkisi verir ve arkadaşı da buna dayanarak onun ad ve hesabına bir ev kiralarsa, temsil ilişkisinden bahsedilir. Dolaylı (Vasıtalı) Temsil Dolaylı temsilde, temsilci (mümessil), hukuki işlemi yaparken onu başkasının adına yapmakta olduğunu 3. kişiye söylemez. Burada temsilci, hukuki işlemi başkasının hesabına, fakat kendi adına yapar. Bu işlemden doğan bütün hak ve borçlar doğrudan doğruya temsilciye ait olur. Temsilci bunları sonradan alacağın temliki ve borcun nakli işlemleriyle temsil olunana geçirir. Doğrudan (Vasıtasız) Temsil Vasıtasız temsilde, temsilcinin yapmış olduğu hukuki işlemin hüküm ve sonuçları yapıldığı andan itibaren, doğrudan doğruya temsil olunana ait olur. Temsilci işlemi temsil olunanın ad ve hesabına yapar. 3. kişi temsil ilişkisini bilir. Temsilcinin bu işlemden dolayı hiçbir hak ve borcu bulunmaz. Doğrudan doğruya temsilin 2 şartı vardır: 1-Temsilcinin Temsil Yetkisinin Bulunması Temsil yetkisi “kanundan” ya da “temsil olunanın iradesinden” doğar.
2-Temsilcinin Temsil Olunanın Adına Hareket Etmesi Temsilci hukuki işlemi yaparken bunu başkasının ad ve hesabına yapmış olduğunu 3. kişiye bildirmelidir. Yukarıdaki örnekte, evi kiralayan kişi, bu sözleşmeyi tayini çıkan arkadaşı için yaptığını ev sahibine bildirmelidir. Aksi takdirde “vasıtalı temsil” söz konusu olur. Bazı durumlarda, temsilcinin başkasının ad ve hesabına hareket etmekte olduğunu açıkça bildirmesi şart değildir. Bu durumlardan biri, üçüncü kişi kendisiyle hukuki işlem yapmakta olan kimsenin temsilci olduğunu hal ve durumdan çıkarabiliyor olmasıdır. Örneğin bu kişinin bir “seyyar tüccar memuru” olduğunu biliyorsa. Diğeri de, hukuki işlemin temsilci veya temsil olunandan biri ile yapılmasının 3. kişi için önemli olmaması halidir. Temsilcinin ayırt etme gücüne sahip bulunması gerekir. Aksi halde onun irade açıklaması hiçbir hüküm doğurmaz. Fakat, temsilcinin ergin olmasına gerek yoktur. Yetkili Temsil Temsilci, başkasının ad ve hesabına hukuki işlemler yapabilme yetkisine sahip bulunuyorsa yetkili temsilden söz edilir. Temsil yetkisi ya “kanun”dan ya da temsil olunanın “irade”sinden doğabilir. Yetki kanundan doğmakta ise, buna “yasal temsil” (veli ve vasilerin temsil yetkileri); iradeden (örneğin vekalet, hizmet, şirket sözleşmelerinden) doğmakta ise, buna da “iradi temsil” deriz. Temsil yetkisi, temsil olunanın irade açıklaması ile verilir. Temsil yetkisi açık ya da örtülü olarak verilebilir. Temsil yetkisi yazılı, sözlü yani hiçbir şekle bağlı olmadan verilebilir. Temsilcinin temsil yetkisini ispat etmeye yarayan yazılı belgeye “temsil belgesi” denir. Örneğin bankalarda imza yetkisi verme, bankayı temsil etme yetkisinin verilmesi demektir. Temsil yetkisi süre, kişi ve konu bakımından sınırlandırılabilir. Temsil yetkisi, sadece belli bir veya birkaç işlemi yapmak hususunda verilmişse “özel (hususi) temsil yetkisi”nden bahsedilir. Eğer temsil yetkisi temsil olunana ait bütün işlerin görülebilmesi için verilmişse, “genel (umumi) temsil yetkisi”nden söz edilir. BK’na göre, “dava açma”, “sulh olma”, “tahkim”, “kambiyo taahhüdünde bulunma”, “bağışlama”, “taşınmazı devir veya ayni bir hakla sınırlama” işlemlerinin temsilci tarafından yapılabilmesi için özel bir temsil yetkisinin verilmesi gerekir. İradi temsilde yetkinin kapsamı temsil olunanın iradesinden, yasal temsilde ise, ilgili kanun hükmünden çıkarılır. Temsil olunan, temsilciye vermiş olduğu temsil yetkisini dilediği zaman sınırlayabilir.
BORÇLAR HUKUKU Sözleşmeden Doğan Borçlar
12
Temsil Yetkisinin Sona Ermesi a) Temsil yetkisi konu bakımından sınırlandırılmışsa, temsil yetkisinde belirtilen işlemin yapılması ile temsil yetkisi de sona erer. b) Temsil yetkisi belli bir süre için verilmişse, sürenin dolması ile temsil yetkisi da sona erer. c) Temsilcinin veya temsil olunanın ölümü ile temsil yetkisi sona erer. d) Temsil olunan veya temsilcinin gaipliklerine karar verilmesi, fiil ehliyetlerini kaybetmeleri veya iflas etmeleri, temsilcinin istifası veya azli halinde de temsil yetkisi sona erer. Temsilci, temsil yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmiyorsa, bunu öğrendiği ana kadar yapmış olduğu hukuki işlemler temsil olunanı veya haleflerini (ardıllarını) bağlar. Fakat, 3. kişiler yetkinin sona ermiş olduğunu biliyorlarsa, yani iyiniyetli değillerse, yapılan hukuki işlem temsil olunanı veya haleflerini bağlamaz. Temsil yetkisi evvelce ilan ve diğer araçlarla 3. kişilere bildirilmiş bulunuyorsa, geri alınmış olduğunun da onlara bildirilmesi gerekir. Aksi takdirde, yetkinin geri alınmış olması iyiniyetli, yani bunu bilmeyen kişilere karşı da hüküm ifade etmez. Temsil yetkisi 3. kişilere bildirilmemiş, sadece temsilciye yetkisini gösteren bir belge (yetki belgesi) verilmiş ise, yetkisi sona ermiş olan temsilcinin elinden bu belgenin alınması gerekir. Temsil olunan bu konuda ihmalkar davranır, yani belgeyi geri almazsa veya temsilciyi belgeyi mahkemeye tevdi etmesi hususunda zorlamazsa, 3. kişilerin bu yüzden uğramış oldukları zararları tazmin etmekle yükümlü olur. Yetkisiz Temsil İlk olarak temsil yetkisi yoksa ikinci olarak ta temsil yetkisindeki sınır aşılmışsa yetkisiz temsil söz konusudur. Bir kimsenin gerekli yetkiye sahip olmaksızın bir başkasının nam ve hesabına işlemler yapmasıdır. Yetkisiz temsilcinin işlemleri temsil olunanı bağlamaz. İşlem tek taraflı bağlamazlık yaptırımına tabidir. Temsilci onay (icazet) verirse sözleşme baştan itibaren temsil edileni bağlar. Temsil edilen onay vermezse, sözleşme geçersiz hale gelir. İyiniyet sahibi karşı taraf sözleşmenin geçerli olmamasından doğan zararını (menfi zarar) yetkisiz temsilciye ödetmek hakkına sahiptir. Temsilci temsil yetkisine sahip olmadığını bilmese ve bu hususta kusurlu olmasa dahi karşı tarafın menfi zararını ödemek zorundadır. Temsilci kusurluysa (yani temsil yetkisine sahip olmadığını biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa) hakkaniyet gerektirdiği takdirde, hâkim temsilciyi müspet zararı (yani sözleşmenin ifa edilmemiş olmasından doğan zararı) ödemeye de mahkum edebilir.
Temsilci temsil yetkisinin bulunmadığını karşı tarafın bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat edebildiği takdirde, kendisinden tazminat istenemez. Karşı taraf daha önce yerine getirdiği edimleri; (Örnek mülkiyet geçmemişse) istihkak davası veya (Örnek mülkiyet geçmişse) sebepsiz zenginleşmeye dayanarak geri alma hakkına sahiptir. Eğer muhatap, icazet için süre vermişse veya mahkeme vermişse “susma”, ONAY (İcazet) anlamını taşır. Temsilci sözleşmeyi mevcut olmayan bir şahıs adına yapmışsa, icazet verilmesi söz konusu olamayacağından sözleşme geçersizdir.
BORÇLAR HUKUKU Haksız Fiillerden Doğan Borçlar
13
HAKSIZ FİİLLERDEN DOĞAN BORÇ İLİŞKİLERİ Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar veren fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlak aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür. Unsurları: Hukuka aykırı fiil Kusur Zarar Neden- Sonuç İlişkisi Hukuka Aykırı Fiil Kusur sorumluluğunda, hukuk kurallarının ihlali ve sonuçta doğan zarar, insan davranışlarına dayanır. Yapmama şeklinde de olabilir. Kişinin sadece bu davranışı istemesi yeterlidir. Sonucu öngörmek, istemek şart değildir. İradeyle olmayan hareketler, davranış değildir, beklenmeyen hal olur. Failin haksız fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Ayırt etme gücü yeterlidir. Eylem sırasında hukuka aykırılığı ve sonuçları öngörebilir olması gerekir. Aşağıdaki hallerde hukuka aykırılık ortadan kalkar: 1. Haklı Savunma Şahıs veya malvarlığına yönelik bir saldırı olmalı Saldırı bir insandan kaynaklanmalı Saldırı hukuka aykırı olmalı Müdafaa saldırgana yapılmalı Saldırı ile savunma arasında orantı olmalıdır. 3. Kişi lehine de haklı savunma mümkündür. Haklı savunmada bulunan, saldırganın şahsına veya mallarına verdiği zararlardan sorumlu olmaz. 2. Zorunluluk Halleri Faile ya da 3. Kişiye karşı zarar tehlikesinin bulunması Failin kendisine ya da 3. Kişiye yönelik zarar tehlikesini önlemek için, başkasının malına zarar vermesinin zorunlu olması Zorunluluk halinde, zararı giderim yükümlülüğünü hakim hakkaniyete göre belirleyebilir. 3. Kendi Hakkını Korumak İçin Kuvvet Kullanma Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi, durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında alamayacaksa ve bu durum hakkın kullanılmasını veya korunmasını önemli ölçüde
zorlaştıracaksa ve başka bir yol da yoksa verdiği zarardan sorumlu olmaz. 4. Kanundan Doğan Bir Yetkinin Kullanılması Ör. İcra memurunun gereken hallerde kapıyı çilingir marifetiyle kırdırıp eve girmesi . 5. Özel Hukuktan Doğan Bir Yetkinin Kullanılması Ör. Hapis hakkı Ana – Babanın çocuğu tedip hakkı 6. Zarar Görenin Rızası Fiili hukuka uygun hale getiren rıza fiilden önce verilen rızadır. Fiilden sonra verilen rıza tazminat talebinden vazgeçme anlamına gelir. Ayırt etme yüzünden yoksun olanların ve küçüklerin rızaları, fiili hukuka aykırı olmaktan çıkarmaz. Rıza kanunun verdiği sınırlar dahilinde olmalıdır. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz. 7. Üstün nitelikli kamusal yarar Özel Yarar 8. Bilimsel Eleştiriler 9. Basın Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunundan kaynaklanan istisnalar. Kusur Hukuka uygun olmayan irade veya irade eksikliğidir. Kast ve ihmal olarak ikiye ayrılır. Kast hukuka aykırı sonucun bilinmesi ve istenmesidir. Hukuka aykırı sonuç istenmemiş fakat gerekli tedbirlerin alınmaması, dikkat ve özen gösterilmemesi suretiyle haksız sonucun doğmasına sebep olunmuşsa ihmal vardır. Haksız fiillerde kusurun ispatı davacıya aittir. Haksız fiil, failin kusurlu olduğuna karine teşkil edecek bir nitelik taşıyorsa kusurun ayrıca ispatı gerekmez. Haksız fiil ehliyeti için ayırt etme gücü yeterlidir ve şarttır. Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kimse, bu halde iken yapmış olduğu zararı tazmine mecburdur. Şu kadar ki, kendi kusur olmaksızın bu duruma düştüğünü ispat ederse sorumlu olmaz. Zarar Kişinin malvarlığı veya kişi varlığı değerlerinde meydana gelen eksilmelerdir. Malvarlığında meydana gelen azalma fiili zarar (müspet) ve kardan mahrumiyet şeklinde (menfi) ortaya çıkabilir. Zararı, karşı tarafın kusurunu; zarar gören, her türlü kanıtla ispatlayacaktır. Yoksa hâkim hakkaniyete göre karar verir. Neden – Sonuç İlişkisi (İlliyet Bağı) Kusurlu haksız fiil ile meydana gelen zarar arasındaki sebep – sonuç ilişkisidir.
BORÇLAR HUKUKU Haksız Fiillerden Doğan Borçlar
14
İlliyet bağını ispat davacıya aittir. Zarardan sorumlu olmak için, haksız fiilin meydana gelen zararı doğrudan doğruya tek nedeni olması gerekmez. Haksız fiili yapan kimse fiilin sadece doğrudan doğruya sonucu olan zarardan değil, fiili sebebiyle meydana gelen diğer zararlardan da sorumludur. Önüne Geçen İlliyet Haksız bir fiil ile bir zarara sebep olan kişi, kendi fiili olmasaydı dahi sonradan meydana gelen olayın aynı zararı doğuracağı iddiasıyla sorumluluktan kurtulamaz. İlliyetin kesilmesi, yani belli bir zararı meydana getirebilecek olan haksız fiilin sonuçları tamamıyla meydana gelmeden, ikinci bir olayın aynı sonuca neden olması halinde ilk haksız fiili yapan kişi, ikinci olaya kadar fiilen meydana gelmiş bulunan zarardan sorumludur Ör. Ateş edildikten sonra ölüm olmuş, bir başkası da ölümcül atış yapmışsa, ilk ateş eden sorumludur. Ancak ölüm olmadan ikinci atışla ölüm meydana gelmişse, ilk ateş eden ikinci ateşe kadar olan sonuçtan sorumludur. Ortak İlliyet Hiçbiri tek başına yeterli olmayıp, ancak bir araya geldikleri için zararlı sonucu doğuran nedenlerin birleşmesidir. Faillerden her biri zararın tamamından müteselsilen sorumludur. Ör. A ve B aynı anda C’ ye öldürücü olmayan miktarda zehir verirler. C iki ayrı zehrin toplam miktarından ölür. Zarardan her ikisi de birlikte sorumludur. Yarışan İlliyet (Birlikte İlliyet) Zararı doğurmaya elverişli birden fazla neden bulunmakla birlikte, bu nedenlerden her biri tek başına, diğeri olmaksızın zararı doğurmaya elverişli ise yarışan illiyet söz konusudur Ör. A ve B’ nin silahla atış yapmaları durumunda da her iki fail zararlı sonuçtan müteselsilen sorumlu olacaktır. Seçimlik (Alternatif İlliyet) Zararlı sonucu, birden çok nedenden yalnız biri gerçekleştirmiş olmakla birlikte, somut olayda, bu nedenin hangisi olduğu bilinemediği durumda seçimlik illiyetten söz edilir. Kural olarak zarardan kimse sorumlu tutulamaz. Çünkü belli bir şahsın fiili ile zarar arasındaki illiyet tespit edilememiştir. Ancak birden fazla kişinin fiili bir bütün teşkil ediyorsa (kavga gibi) meydana gelen zarardan katılanlar müteselsilen sorumludurlar. Ör. A ile B’nin girdiği bir odadan bir eşyanın çalınması. İlliyet Bağını Kesen Nedenler Faille fiil ve zarar arasındaki neden sonuç ilişkisinin kesen, dolayısıyla failin sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan nedenlerdir. Bunlar; Mücbir Sebep Zarar görenin ağır kusuru Üçüncü kişinin ağır kusuru
KUSURSUZ SORUMLULUK Borçlar Kanunu haksız fiillerden doğan borçları kusur ilkesine dayandırmış olsa da ayrıca kusursuz sorumluluk hallerini de düzenlemiştir. A. Hakkaniyet Sorumluluğu Ayırt Etme Gücünden Yoksun Olanların Sorumluluğu Temyiz kudretinden sürekli olarak yoksun olan şahıslar fiil ehliyetine sahip olmadıklarından dolayı haksız fiillerinden dolayı da sorumlu değildirler. Ancak hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim, ayırt etme gücü olmayan kimseyi, verdiği zararın tamamen veya kısmen tazminine mahkum edebilir. B. Özen Sorumluluğu Adam Çalıştıranın Sorumluluğu Başkalarını çalıştıran kişi, yanında çalıştırdığı kişilerin, verilen bir işin yapılması sırasında üçüncü kişilere verdiği zarardan sorumludurlar. İstihdam eden ile zarar veren kimse arasında istihdam ilişkisi olmalıdır. İstihdam edenin işinde ona tabi olarak çalışma geçerli bir sözleşmeye dayanmasa, geçici, ivazsız (karşılıksız) bir nitelik taşısa dahi, istihdam eden sorumludur. Çalışan, adam çalıştırana bağımlı olmalı, talimat almalı, işine kendi kararlarını yansıtamıyor olmalıdır. Zarar hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak meydana gelmiş olmalıdır. Zarar ile hizmet arasında sıkı bir ilişki yoksa zarar hizmet esnasında meydana gelmiş olsa dahi istihdam eden sorumlu değildir. Zarar çalıştırılan kimsenin haksız fiilinden doğmuş olmalı ve çalıştırılan kimsenin fiiliyle zarar arasında uygun illiyet bağı mevcut bulunmalıdır. Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işi ile ilgili talimat verirken, gözetim ve denetim altında çalıştırırken, zararın doğmaması için gerekli dikkat ve özeni göstermiş olduğunu bütün dikkat ve özeni göstermiş olsaydı bile zararın doğmasını engelleyemeyeceğini kanıtlarsa sorumluluktan kurtulabilir. (Kurtuluş kanıtı) Haksız fiil sonucu zarar gören kimse isterse haksız fiili yapan şahsa, isterse doğrudan doğruya adam çalıştırana karşı dava açabilir. Adam çalıştırana karşı açılacak tazminat davası, zararın ve adam çalıştıranın kim olduğunun öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, her halde zarara sebep olan fiilin meydana gelmesinden itibaren 10 yıl içinde açılması gerekir. İstihdam eden zarardan sorumlu olduğu ölçüde zarara sebep olan çalışana başvurabilir. (Rücu)
BORÇLAR HUKUKU Haksız Fiillerden Doğan Borçlar
15
Hayvan Bulunduranın Sorumluluğu Bir hayvanı idaresi altında bulunduran kimse, hayvanın sebep olduğu zararlardan sorumludur. Hayvanı idaresi altında bulunduran kimsenin hayvanın sahibi olması gerekmez. Bu sorumluluğun doğabilmesi için hayvanın kendi hareketiyle zarara sebep olması gerekir. Zarar hayvandan çok ona hükmeden insana bağlanabiliyorsa, zarardan hayvanın hareketine hükmeden kimse haksız fiil hükümlerince sorumlu tutulur. Hayvanı idaresi altında bulunduran kimse bütün dikkat ve özeni gösterdiğini göstermiş olsaydı dahi zarara engel olamayacağını ispat edebilirse sorumluluktan kurtulur. (Kurtuluş Kanıtı) Zarar veren hayvan başka bir şahıs tarafından ürkütülmüş ise hayvan sahibinin bu kişilere rücu hakkı vardır. Bir taşınmazın zilyedi, gayrimenkul üzerinde zarara sebep olan hayvanı yakalayabilir, zarardan doğan tazminat alacağını garanti etmek üzere alıkoyabilir. Taşınmazın zilyedine şartlar gerektiriyorsa hayvanı etkisiz hale getirmek öldürmek yetkisi de tanınmıştır. Yapı Malikinin Sorumluluğu Bir bina veya diğer bir yapı eserinin sahibi, bu bina ve eserlerin yapımındaki bozukluğun veya bakımındaki noksanlığın sebep olduğu zarardan sorumludur. Bina malikinin kurtuluş kanıtı yoktur. Bina ve diğer eser malikinin zarardan sorumlu tutulabilmesi için, binaya veya diğer esere doğrudan doğruya zilyet olması gerekmez. Binanın mülkiyeti kat mülkiyetine çevrilmişse, bağımsız bölümlerden birine ilişkin yapım bozukluğu veya bakım noksanlığından doğan zarardan o bağımsız bölümün maliki, ortak yerlerdeki bozukluk veya noksanlıkların sebep olduğu zararlardan ise bütün kat malikleri müteselsil sorumludur. Sorumlu olan ve zararı ödeyen malik, yapım bozukluğu ve bakım noksanlığı sebebiyle kendisine karşı sorumlu olan şahıslara rücu etmek hakkına sahiptir. Bina veya diğer eser tehlike arz ediyorsa, tehlikenin sebebi bir yapım bozukluğu veya bakım noksanlığı olmasa ve tehlikeli bir durumun meydana gelmesinde malikin hiçbir kusuru bulunmasa dahi malikten tehlikeyi giderici tedbirleri alması istenebilir. (tehlikenin izalesi davası) Bina sahibi, kusuru olmasa da ayırt etme gücü olmasa da hatta binayı başkasından yeni edinmiş olsa da sorumludur. Bina inşaatı bitmiş olmalıdır. İntifa ve oturma hakkı sahipleri de binanın bakım eksikliği zarara neden olmuşsa, sahiple birlikte müteselsil sorumludur.
Aile Başkanının Sorumluluğu Aile başkanı, kendisiyle birlikte yaşayan ve hâkimiyeti altında bulunan küçüklerin, kısıtlıların, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı ile engelli kişilerin haksız fiilleriyle verdikleri zarardan sorumudur. Ev reisinin sorumlu tutulması için zarar veren şahsın kusurlu olması gerekmez. Ev reisinin kusursuz sorumluluğu özen görevinin yerine getirilmediği karinesine dayanır. Ev reisi özen görevini yerine getirdiğini, bütün önlemleri aldığını kanıtlarsa zarardan sorumlu tutulmaz (kurtuluş kanıtı). Bakım, koruma görevlileri de (Ör. akıl hastanesindeki hastabakıcılar gibi) aile reisi sayılır. Birlikte yaşayan korunanlar, kendilerine zarar verirse uygulanmaz. Ancak aile başkanı, buna kusuruyla neden olmuşsa, aile başkanının sorumluluğu vardır. C. Tehlike Sorumluluğu Tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetlerinden doğan sorumluluk Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur. Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Trafik Kanununa Göre Sorumluluk Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur. İşleten, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi diğerleri ile beraber müteselsilen sorumludur. İşleten sorumlu olduğu durumlarda diğer sorumlulara rücu edebilir. Hatır taşımacılığında kusur sorumluluğu vardır. Hatır taşıması, taşıyanın, yakını olsun olmasın herhangi bir kimseyi taşıtına bindirip, ücret almaksızın bir yerden bir yere götürmesidir. Yargıtay görüşleri ve genel kanı, hatır taşıması da olsa taraflar arasında “yolcu taşıma” ilişkisinin kurulduğu yönündedir. Tazminat hafifletilebilir. Kurtuluş kanıtı vardır. Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararın tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde kaza tarihinden itibaren 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.
SONRAKİ SAYFAYA GEÇİNİZ
[wp_ad_camp_3]
sonraki sayfadan devam ediniz