| vakanüvislik | Osmanlı Devleti’nin resmi tarih yazı- cılığıdır. Osmanlı tarihine ait bilgilerin en önemli bölümü vakanüvisler aracı- lığıyla günümüze ulaşmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde resmi bir kurum halini almıştır. |
| Şehnamecilik | Şehnamecilik, edebi bir tarihçilik üslu- budur. Bu tarz, İran tarihçiliğinin ürü- nüdür. Bu tarzın ortaya çıkmasında Firdevsi’nin manzum destanı Şehna- mesi önemli bir rol oynamıştır. Süslü bir üslubu içerikten üstün tutan, olay- larda gerçeği aramak yerine, ahlaki değerleri ortaya koymayı amaçlayan ve yazarın içinde bulunduğu çevrenin görüşlerini aksettiren şehnamecilik, Müslüman hükümdarların sarayların- da kabul görmüştür.Şehnameler genellikle Farsça şiir olarak yazılmakta ve minyatürlerle süslenmektedir. İran’da yazılmış şeh- namelerde hayal ürünü ve romantik tasvirler yer alırken, Osmanlı şeh- namelerindeki minyatürler savaşları, törenleri, yani gerçek hayatı yansıt- maktadır.Fatih döneminde başarılı olamayan şehnamecilik Kanuni devrinde resmi bir kurum haline gelmiş ve 16. Yüzyıl sonlarına kadar, İran’dan gelen yazar- lar bu görevi üstlenmişlerdir. |
| Hermeneutik | Düşünce ürünlerini, onları ortaya ko- yanlar ile özdeşleştirerek yeniden zihnimizde yaratma biçimidir. Burada dikkati çeken husus, düşünceyi oluş- turan kişiyle bireyin arasında bir etki- leşimin kurulmaya çalışılmasıdır. Bu ekol pozitivist tarih algısını, geçmiş olayları anlamak için sadece madde- sel kanıtların yetmeyeceği, tüm bunla- ra ek olarak tarihsel yapıyı anlamanın tarihsel inşa etmede etkili olacağı var- sayımından hareket ederek eleştirir. Bu anlayışa göre, tarihçi bir anlamda o dönemin insanı olmaya çalışmalıdır. O dönemin kavramlarını o dönemin anlamlarıyla ortaya koymalıdır. |
| Anakronizm | “Bir olayın tarihi ve çağı üzerinde yanılma, tarih ve çağları birbirine ka- rıştırma” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu durum genellikle bir tarihi olgunun var olmadığı bir dönemde varmış gibi düşünülmesi ve yansıtılması şeklin- de ortaya çıkmaktadır. Bu anlamıyla anakronizm bariz bir tarihsel yanılgı- ya işaret eder. Tarih eserlerinin yanı sıra, edebiyatta, görsel sanatlarda ve sinemada bu duruma sıklıkla rastlan- maktadır. Tarih yazımı literatüründe anakronizm terimi bu anlamının ya- nında, daha yaygın bir sorunu ifade etmek için kullanılmaktadır. Tarihçi- ler tarihi olguları açıklarken bazen yaşadıkları zamanın yaklaşımlarına, kavramlarına ve değerlerine başvur- maktadırlar. Ancak çoğu kez, tarihçi- nin yaşadığı dönemin anlam dünyası ve değerlendirme ölçütleri ilgili tarihi dönemden çok farklıdır. Tarihi olgula- rın bu dönemde mevcut olmayan bir anlam çerçevesi içinde yorumlanma- sı genellikle bugünün bakış açılarını geçmişe mal edilmesi sorununu do- ğurmaktadır. |
| Zeki velidi Togan | Zeki velidi Togan’ın Türk Tarih Te- zine yaptığı itirazlar I. Türk Tarih Kongresi’nde tepkiyle karşılanmış, bu tepkilerden sonra Zeki velidi To- gan viyana’ya gitmiştir. Türk Tarih Tezi vasıtasıyla oluşturulmaya çalı- şılan ulus devlet anlayışına destek olamamıştır. Togan, Avusturya ve Almanya’daki akademik çalışmaları- nı 1939’a kadar sürdürmüş bu tarihte Millî Eğitim Bakanlığı’nın daveti üze- rine tekrar yurda dönmüştür. |
| Ziya Gökalp | Ona göre; iki çeşit tarih vardı. Birin- cisi nesnel (objektif) tarih anlayışıydı ki, tarih biliminin yöntemlerine göre çalışırdı. İkincisi ise; milli tarihti ve amacı pedagojikti. Okullarda uygula- nan tarih öğretimi mutlaka milli tarih olmalıydı. Milli tarihte amaç; öğrenci- lerin vatanını, milletini sevmeleri, ata- larının kahramanlıklarını, faziletlerini öğrenerek milli bilinç kazanmalarıydı. Çocuklara gelecek için bir ideal, an- cak milli tarih öğretilerek kazandırıla- bilirdi. |
| Sâtı Bey | Satı Bey Darülmuallimin’i yeniden yapılandırarak, yeni yetişecek öğret- menler için bir uygulama okulu olan “Tatbikat Mektebini” kurmuştur. İlk önce “Tedrisat-ı İptidaiye Mecmuası” adıyla ve daha sonra “Tedrisat Mec- muası” adıyla, Darülmuallimine ait bir eğitim mecmuası da çıkarmıştır. Tedrisat Mecmuasında öğretmenlere yönelik, öğretim tekniklerinden bah- seden çok sayıda makale yer almak- tadır. Aynı zamanda tatbikat mekte- binde işlenen dersler, ders örnekleri olarak mecmuanın son kısmında ya- yınlanmıştır.Sâtı Bey Meşrutiyet Döneminde, okullarda tarih öğretimin amacının tarihî isimleri, olayları, rakamları, tarihleri ezberletme olduğu yanlış anlayışını fark etmiş ve eleştirmiştir. Bununla birlikte, ilköğretim düzeyin- de tarih öğretimi amacının ahlâk ve vatan eğitimini içermesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu düzeyde, çıkarsa- ma ve siyasal akıl yürütmenin temel alınmasının boş yere vakit geçirmek olacağını ifade etmiştir. |
| Leon Cahun | Paris’teki Birinci Oryantalistler Kong- resi’nde (1873) verdiği konferansta, kıyılarında prehistorik bir Türk halkı- nın yaşadığı, eskiden var olmuş bir Orta Asya denizi varsayımını ortaya atan, bu deniz kuruyunca, Türklerin bir Avrasya haritasında gösterilen yollar boyunca göç ettiklerini savunan yazar, Fransa’da Ari dillerden önce kullanılan dilin Turani kökeni başlıklı konferansında ise Aral-Hazar Havza- sındaki yer isimleriyle bazı Fransız yer adları arasında akrabalık kurmaktadır. Kemalist tarih yazımının kuruluşun- daki temel yapıtlardan biri olan Türk Tarihi’nin Ana Hatlarına Giriş içinde düşüncelerine özel bir yer ayrılmıştır |
| Jean-Jacques Rousseau | Jean-Jacques Rousseau’ya göre, çocukluk dönemi için tarih öğretimi uygun değildir. Çünkü tarih, görünen olay ve olguların ötesindedir. Tarihi sebepleri ve sonuçları kavramadan, olgulara nüfuz etmek mümkün değil- dir. Sebep ve sonuçları ile birlikte ele alınacak bir tarih dersi de bu çağdaki çocuk için uygun değildir. Rousse- au’ya göre, tarih öğretimi için en uy- gun dönem, 15 yaş sonrasıdır. |
| İbn Haldun | Tarihi olayların doğru olarak orta- ya çıkarılmasında sorgulayıcılığı ön plana çıkarmış, tarihi olayların hikâ- ye nakilciliğinden ibaret olmadığını, olayların sebep ve sonuçlarının in- celemesi gerektiği görüşünü ortaya koymuştur. Özgün bir tarih kuramcı- sı, kültür, siyaset, felsefecisi ve top- lumbilimci olan İbn Haldun, tarihsel olayları toplumsal, kültürel, siyasal, ekonomik, coğrafi ve biyolojik koşul- larla bağlantıları içinde değerlendiren ilk düşünürdür. Birçok bilim adamı, tarih felsefesinin ve sosyolojinin çağ- daş anlamda birer bilim olarak ortaya çıkmasını İbn Haldun’la başlatmışlar- dır. |
| Herodotos | Tarihi geçmişin kaydedildiği bilgi an- lamında ilk kullanan Herodotos’tur. Herodotos yazdığı kitaba “istorias apodesis” yani “tanık olunan ve ha- ber alınan şeylerin anlatılması” adını vermiştir. |
| Aristo | Tarihin fen bilimlerinde olduğu gibi genellemeler üretemediğinden yola çıkarak onu edebiyatın içinde bir tür olarak tanımlamıştır. |
| hmet Cevdet Paşa | Osmanlı Devleti’nin son dönemlerin- de yetişen en nitelikli devlet adamla- rından biri olan Ahmet Cevdet Paşa idari görevlerinin yanında hukuk, tarih, dil, din alanlarında çok kıymet- li eserler vermiştir. On yıl süreyle (1855-1865) vakanüvislik görevinde de bulunan Ahmed Cevdet Paşa Tezakir adlı eserinde dönemin siya- si olaylarını dile getirmiştir. Ahmed Cevdet Paşa faydacı bir tarih anlayı- şı yanında, tarihi, içtimai hadiselerle değerlendiren, meydana gelen bir olayın tek başına değil ona sebep olan toplumsal ve siyasal bir bütünlük içerisinde değerlendiren bir anlayışa sahiptir. Fransızcayı iyi bilen ve Fran- sızca kaynaklardan ve arşiv belgele- rinden yararlanan bir tarihçidir. Yaz- mayı deruhte ettiği devre ait bütün vakayinameleri, tercüme kitaplarını, hatıratları birer birer gözden geçiren ve bu belgeleri büyük bir itinayla in- celeyen Ahmet Cevdet’in kendinden önce gelen vakanüvisleri, müellifleri, Hammer’i gördüğü ve bu eserlerden azami ölçülerde faydalanarak eserle- rini vücuda getirdiği anlaşılmaktadır. |
| Ahmed vefik Paşa | Ahmed vefik Paşa tarihi bir ilim ola- rak kabul etmekte ve öğrenilmesinin gerekliliğini belirtmektedir. Bu ilmin amacının tek tek öznel olayları ak- tarmak olmadığını, bunun tam aksi- ne tarihin tam amacının, her öznel olaydan doğan ortak nesnel noktaları bulmak ve bu noktaları birleştirerek, toplumlar üzerinde meydana getirdiği değişimleri ve etkileşimleri incelemek olduğunu söylemiştir. |
| Abdurrahman Şeref Bey | Abdurrahman Şeref Bey’in yazmış olduğu tarih, coğrafya ve ahlâk ki- tapları dönemin klasik ders kitabı olmuştur. 1878’de Mekteb-i Mülki- ye-i Şahane müdürü olan Abdurrah- man Şeref Bey’e 1881’de Mekteb-i Sultanîdeki Türkçe İslâm tarihi ve Osmanlı tarihi dersleri ek olarak ve- rilmiştir. Abdurrahman Şeref Bey, 1883’te Mekteb-i Sultanî öğrencileri- ne verdiği derslerin neticesinde Fez- leke-i Tarih-i Düvel-İslâmiyye kitabını yazmıştır. Yazma gerekçesi olarak, bu okulda genel tarihin Fransızca okutulduğunu, Fransız tarihçilerinin İslâm tarihi ile o kadar yakınlık kura- madıklarını, ayrıca İslâm tarihi ders- lerinin Osmanlıca okutulmasının pa- dişah iradesiyle kendisine verilmesini göstermektedir.Abdurrahman Şeref 1909 tarihinde vakanüvislik görevine getirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin resmi tarihçilği olan vakanüvislik görevini 1 Kasım 1922’ye kadar sürdürmüştür. Bunun yanında Fezleke-i Tarih-i Devlet-i Osmaniyye, Fezleke-i Tarih-i Düvel-i İslâmiyye, Tarih-i Devlet-i Osmaniy- ye, Tarih-i Asr-ı Hâzır gibi tarih kitap- larının yazarıdır. |
| Fuat Baymur | Türkiye’de yerel tarihin gerekliliğini, kullanılmasını, tarih derslerinde fay- dalanılacak araçlardan biri olduğunu ilk olarak esaslı bir şekilde belirten Fuat Baymur’dur. Fuat Baymur Ta- rih Öğretimi adlı eserinde yerel tarih konusu üzerinde detaylı bir şekilde durmuştur. Baymur, kitabında tarih derslerinde faydalanılacak araçların başında, yakın çevrede bulunan ya- kın ve uzak geçmişe ait eserlerin ve eski devirlerden zamanımıza intikal etmiş bulunan kıyafetlerin, rivayetle- rin, efsanelerin geldiğini belirtmiştir. Bu vasıtaların, doğrudan doğruya incelemeye imkân vermeleri itibariy- le büyük bir değer taşıdıklarından ve bunlardan her fırsatta geniş ölçüde faydalanılması gerektiğinden bahset- miştir. |