5.1.3- Satıcı İşletmeler (Pazarlama Kurumları)
Genellikle ticaret sektöründe çalışan toptancılık, yarı toptancılık ve perakendecilik yapan işletmelerdir. Bunlar çoğu kez üretici işletmelerin ve bazen de hizmet işletmelerinin mal ve hizmetlerini tüketicilere aktaran toptancı, yarı toptancı, perakendeci komisyoncu gibi pazarlama kurumlarından oluşurlar.
Ticaret işletmeleri, toptan ve perakende satış yapan işletmeleridir. Bunlar üretici ile tüketici arasında yer alan aracılardır. Üretim yapmazlar. Üreticiden satın aldıklarını satarlar.
Toptancının işlevi, malı üreticiden satın almak, perakendeciye satmak, malı depolamak, perakendeciye finansal yardım sağlamak, riski azaltmak ve pazar bilgisi vermektir.
Perakendecinin işlevi ise, malı toptancıdan satın almak, malı depolamak ve satış hizmeti sunmaktır.
Perakendeci işletmeler küçük veya büyük ölçekli olabilirler.
Küçük ölçekli perakendeci işletmeler, sadece gıda maddeleri satan mağazalar, özellikli mal satan mağazalar, küçük fiyatlı çok çeşitli malların satıldığı mağazalar ve genel mağazalardır. Genel mağazalar, bu tür mağazalarda stok devir hızı düşüktür. Hizmet sınırlı ve yavaştır. Genelde yönetimleri zayıftır.
Büyük ölçekli perakendeci işletmeler ise, departmanlı mağazalar, süper marketler ve zincir mağazalardır.
Departmanlı mağazalar çeşitli malın departmanlara göre örgütlenerek satıldığı büyük mağazalardır.
Süper marketler ise, self servis yöntemiyle gıda maddelerinin departmanlara göre örgütlenerek satıldığı büyük mağazalardır.
Zincir mağazalar da tek sahiplik altında bir merkezden yönetilen birbirine benzer iki ya da daha çok mağazadan oluşan mağazalar zinciridir. Bu mağazalar düşük kar mantığıyla çalışırlar. Merkezi satın alma yaptıkları ve bir bölgede tüm mağazalar için tek reklam programı uyguladıklarından faaliyet giderleri düşüktür. Düşük fiyat politikaları uyguladıklarından rekabet üstünlüğüne sahiptirler.
5.2. Tüketicilerin Türüne Göre İşletmeler
Tüketicilerin türüne göre işletmeler iki grupta toplanır:
1. En son (nihai) tüketiciler için mal ve hizmet üreten işletmeler,
2. Diğer işletmeler için mal ve hizmet üreten işletmeler.
Bir kısım işletmelerin ürettikleri malları, bizler veya aile üyeleri gibi en son tüketiciler alıp kullanırlar veya tüketirler. Örneğin, yiyecek, içecek maddeleri, giyim eşyası her türlü ev alet ve gereçleri gibi.
Bazı işletmeler ise, doğrudan doğruya en son tüketiciler yerine, diğer işletmelerin ihtiyaç duyduğu malları ve özellikle üretim mallarını üretirler. Örneğin, ayakkabı, tekstil ürünleri imalinde kullanılan ma-kinaları yapıp satan işletmeler, her türlü ev araç ve gereçlerin yapımında kullanılan makina ve tazgâhları imal eden işletmeler gibi.
Yukarıda belirtilen iki tür tüketicinin aynı malı satın aldıkları da görülür. Örnek olarak, buzdolabı, elektrik hem en son tüketiciler hem de öteki işletmeler tarafından satın alınabilir. İki tür tüketici de aynı tür telefon ve havagazı, su vb. hizmetlerden yararlanır. Böylece aynı işletme iki tür tüketiciye yönelik üretim yapmakla daha geniş bir paza*ra sahip olur.
5.3. Üretilen Mal ve Hizmet Türüne Göre İşletmeler
Üretilen mal ve hizmet türüne göre işletmeler, şu ana grup veya sektörlere ayrılarak da sınıflandırılabilir:
1. Tarım, ormancılık, avcılık ve balıkçılık işletmeleri,
2. Madencilik ve taş ocakları işletmeleri,
3. Sanayi ve endüstriyel işletmeler,
4. Ticaret işletmeleri, banka işletmeleri,
5. Taşıma ve depolama işletmeleri,
6. Hizmet işletmeleri gibi.
Yukarıda sınıflanan gruplar da tekrar alt gruplara ayrılabilirler. Örneğin, endüstriyel işletmeler kendi aralarında gıda maddeleri
işletmeleri, dokuma sanayi işletmeleri, madeni eşya imal eden işletmeler gibi. Hizmet işletmeleri arasında sağlık kuruluşları, yasal hizmetleri sunan işletmeler, dükkânlar, lokantalar sayılabilir.
5.4. Üretim Faktörlerinin Mülkiyetine Göre işletmeler
İşletmelerin mülkiyet açısından sınıflandırılmasının dayandığı ölçüt, işletme üretim faktörlerinin ve özellikle sermayesinin özel kay*naklardan veya kamusal kaynaklardan yada karma bir biçimde hem özel hem de kamu kaynaklarından sağlanmasıdır. Bu sınıfa giren işletmeler 3 grupta toplanabilir.
1. Özel işletmeler,
2. Kamu İşletmeleri,
3. Karma İşletmeler,
4. Yabancı Sermayeli İşletmeler
5.4.1- Özel İşletmeler
Genellikle sermayesinin tamamı veya büyük bir bölümü özel kişilere ait olan işletmelerdir. Özel işletmelere günlük yaşamımızda karşılaşılan çok değişik örnekler verilebilir. Bir çiftlik, bir ayakkabı veya giysi mağazası, bir torna atölyesi, Yapı Kredi Bankası, Koç Holding özel sektöre mensup veya özel işletmelerdir. Ülkemizde özel işletmeler hemen hemen her sektöre dağıtılmış, ulusal gelirin büyük bir bölümünü üreten, kamu işletmelerine göre nisbeten küçük hacimli, fakat sayıları çok olan işletmelerdir.
5.4.2- Kamu İşletmeleri (KİT’ler)
Sermayelerinin tamamı veya büyük bir kısmı kamu tüzel kişilerine ait olan işletmelerdir. Kamu işletmelerine örnek olarak Eti-bank, Sümerbank, Türkiye Demir-Çelik İşletmeleri ve Türkiye Kömür İşletmelerini verebiliriz. Kamu işletmelerinin toplam sayısı azdır ve daha ziyade endüstriyel üretim alanında faaliyet gösterirler. Ülkemiz açısından büyük önem taşıyan kamu işletmelerinde mülkiyet devlet özel idare veya belediye gibi kamu kurumlarına aittir. Kamu işletmeleri, toplumun kültürel ve sağlık gereksinimlerini karşılamak veya ülkedeki iktisadi faaliyetleri düzenlemek için kurulurlar.
Türk ekonomisinde “Kamu İktisadi Teşebbüsleri” yada kısaca “KİT” ler olarak bilinen ve uzun süredir varlıklarını sürdüren kamu işletmeleri önemli bir yer tutmaktadır. Ülkemizdeki KİT ler, “Kamu İktisadı Kuruluşları (KİK)” ile “İktisadi Devlet Teşekkülleri (IDT)” nin ortak adıdır. Nitekim 1984 yılına kadar sa*dece İktisadi Devlet Teşekkülleri (IDT) olarak bilinen kuruluşlar 8.6.1994 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile yeniden düzenlenerek Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT ler) olarak tanımlanmış, bunlarda İktisadi Devlet Teşekkülleri (IDT) ve Kamu İktisadi Kuru*luşları (KİK) diye iki gruba ayrılmıştır.
İktisadi Devlet Teşekkülleri, sermayelerinin tamamı dev*lete ait, iktisadi alanda tamamen ticari esaslara göre faaliyet gösteren kamu iktisadi teşebbüsleridir. IDT’leri ticari esaslara göre faaliyette bulunurlar ve bunlar için kârlılık önde gelir. Ülkemizde halen faaliyette bulunan bazı iktisadi devlet teşekkülleri şunlardır: Türkiye Kalkınma Bankası, TC Ziraat Bankası, Halk Bankası, Sümerbank, Etibank, Türkiye Emlak Bankası A.Ş., Türkiye Seliloz ve Kağıt Fabrikaları (SEKA), Türkiye Çimento ve Toprak Sanayi T.A.Ş. (ÇİTOSAN), Türkiye Demir ve Çelik İşletmeleri, Türkiye Petrolleri Anonim Or*taklığı (TPAO), Petkim Petrokimya, A.Ş., Türkiye Gübre Sanayi A.Ş. (Azot Sanayii A.Ş.), Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK), Devlet Mal*zeme Ofisi (DMO), Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (TÜRK-ŞEKER), Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK), Et ve Balık Kurumu (EBK), Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK), Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu (SEK), Yem Sanayi A.Ş. Orman Ürünleri Kurumu (ORÜS), Türkiye Gemi Sanayi A.Ş., Türkiye Demirci*lik İşletmeleri (TDİ).
Kamu iktisadi Kuruluşları (KİK ler), ise, sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsleridir. Bu kuruluşların asıl amacı, kamu hizmeti yönü ağır ba*san faaliyetleri yürütmek ve görevlerini yerine getirirken sosyal fay*da yaratmayı ön planda tutmaktır. Mevcut durumda Türkiye’de faaliyette bulunan başlıca KİK’ler şunlardır: Türkiye Elektrik Kurumu (TEK), TC Devlet Demiryolları İşletmeleri (TCDD), TC Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi (PTT), Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMI), Türk Hava Yolları A.O. (THY), Çay İşletmeleri (ÇAY-KUR), Tekel İşletmeleri (TEKEL), Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) ve Savunma Donatım İşletmeleri Genel Müdürlüğü,
Kamu işletmelerinin kurulmasını gerektiren başlıca nedenleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:
a) Kamu işletmeleri ekonomik yaşamın günden güne gelişmesinin, sosyal devlet anlayışının anayasalarca da kabul edilmiş olmasının, böylece devletin politik bir örgüt olduğu kadar ekonomik ve sosyal bir Örgüt durumuna gelerek bir çok görevleri yüklenmiş olmasının sonucu*dur. Bu nedenle, özellikle Cumhuriyet döneminin kuruluş yıllarından başlayarak günümüze kadar Devlet, ekonomik yaşama ciddi bir şekilde müdahale etmiş ve kamu yararı açısından birçok işletmelere sahip ol*mak zorunluluğunu hissetmiştir. Ancak son yıllarda Devlet bu işlevini özelleştirme hareketi ile özel sektöre devir etme eylemine girmiş bu*lunmaktadır.
b)Her ekonomik alanda bir kâr garantisi yoktur. Özel sektör kâr garantisi olmayan yerde faaliyette bulunamaz. Oysa devlet politik ve kamu ihtiyaçları yönünden kârlı olmayan alanlarda da faaliyet göstermek zorundadır.
c) Nihayet geri kalmış yeterli sermayeye sahip bulunmayan
ülkelerde devlet, gelişmeyi hızlandırmak, özel sektöre önderlik yapmak, ihtiyaçları yönünden kârlı olmayan alanlarda da faaliyet göstermek durumunda kalmıştır.
Türkiye’de kamu işletmeleri hukuki yapıları açısından aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
1. Genel bütçeli idarelere (dairelere) bağlı işletmeler,
2. Katma bütçeli idarelere bağlı işletmeler,
3. Özerk bütçeli devlet işletmeleri (kuruluşları),
4. Yerel idarelere ait (özel bütçeli) işletmeler,
5. Müessese, bağlı ortaklık ve iştirakler.
Yukarıdaki işletme türlerini ele almadan önce sınıflamamada söz konusu bütçe türlerini açıklamak yararlı olacaktır. Makro açıdan bütçe türleri: Genel Bütçe, Katma Bütçe, Özel Bütçeler, Özerk Bütçeler ve Konsolide Bütçeler diye 5 grupta sınıflandırılabilir (1).
Genel Bütçe, bir devletin gelecek döneme ilişkin gelir ve gider kalemlerini gösteren ve bunların yürütülmesine izin veren bir tasarruf ya da belge olarak tanımlanabilir (2). Genel Bütçedeki gelirler, büyük ölçüde devletin topladığı vergi gelirlerinden ve kısmende alınan borçlardan oluşur. Bu gelirler Hazine tarafından toplanır ve bunların tahsisi de yine Hazine tarafından yapılır.
Kamu kesiminde yarı kamusal mal üreten yada hizmet veren bazı kuruluşların bütçeleri genel bütçeden ayrılır. İşte giderlerinin bir kısmı hizmetleri kullananlar yada yararlananlardan alınan ücret, fiyat, harç biçimindeki özel gelirlerle; diğer bir kısmı da, genel bütçeden yapılan ve “Hazine Yardımı” denen kaynaklarla karşılanan bütçelere katma bütçe ve bu tür bütçeye sahip olan idarelere de katma bütçeli idare denir. Katma bütçeli idarelerin gelirleri giderlerinden fazla olduğu za*man öz gelir fonları genel bütçeye aktarılır; öz gelirler yetmediği takdirde de, hizmetin gerçekleşmesi için gereken ödenek, genel bütçedeki Hazine yardımı denen kaynakla karşılanır. Türkiye’de “Devlet Bütçesi” denilince, genel ve katma bütçelerin genel toplamı anlaşılmaktadır. Genel ve katma bütçe rakamlarının toplanmak suretiyle oluşturulan bütçeye konsolide bütçe denilmektedir. Katma bütçeli idareler, sun*dukları mal ve hizmet karşılığı olan kendi özel gelirlerinden başka, ha*zineden yardım alan kuruluşlar olduğu için, konsolide bütçelerin kesin rakamları, ancak genel toplamdan “Hazine Yardımları” çıkarıldıktan sonra belli olmaktadır.
Katma bütçeli idareler dışında bazı kamu kuruluşlarının bütçeleri sunduğu hizmetlerin niteliği yada yönetim özelliği nedeniyle genel bütçe dışında yapılır. Bu kuruluş bütçeleri özerk ve özel bütçeler olmak üzere ikiye ayrılır.
a- Genel Bütçeli idarelere Bağlı İşletmeler
Genel Bütçeli idareler, tamamen kamusal mal ve hizmet üreten kuruluşlardır. Bunların verdiği hizmetler, tümüyle kamu finansmanı, yani vergiler ve kısmen de borçlanma yolu ile karşılanır. Genel Bütçeli İdareler arasında T.B.M.M., Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Başbakanlık, Danıştay ve Yargıtay Başkanlığı, DPT, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, DİE, Diyanet İşleri Başkanlığı ve tüm Bakanlıklar sayılabilir.www.bakteri.org
Yukarıda sözü edilen bazı genel bütçeli idarelere bağlı gerek eğitim, sağlık, tarım gibi kamu hizmetleri veren ve gerekse ticari ve sınai faaliyette bulunan bir takım işletmeler vardır. Bunlar, döner sermayeli işletmeler ve döner sermayesiz işletmeler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Genel bütçeli idareler içinde Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı meslek okulları, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı hastaneler, Adalet Bakanlığına bağlı cezaevle*ri, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı tarımsal işletmeler ve haralar. Maliye Bakanlığına bağlı Darphane ve Damga Matbaası döner sermayeli işletmelerdir. Öte yandan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Devlet Mat*baası genel bütçeye dahil döner sermayesiz bir işletmedir.
Burada döner sermaye; asıl görevi kamusal hizmet sunmak olan bir kamu işletmesine, piyasada gelir getirebilen bir ek faaliyette bulu*nabilmesi için, genel bütçeden tahsis edilen ödenek veya fon anlamına gelir. Örneğin asıl görevi eğitim-öğretim yapmak olan bir meslek oku*luna, eğitim ve öğretimden arta kalan zamanda diğer kamu kuru*luşlarına veya piyasaya kendi konularında bir bedel karşılığı iş yapa*bilmesi ve dolayısıyla ilave gelir sağlayabilmesi için genel bütçeden verilen fon (ödenek) bir döner sermayedir. Asıl görevi kamuya ücretsiz sağlık hizmeti vermek olan bir Devlet Hastanesine, ayrıca bir ücret ve bedel karşılığı poliklinik ve tedavi hizmeti verebilmesi ve do*layısıyla ek gelir sağlayabilmesi için verilen ödenek yine bir döner sermaye örneğidir.
Döner sermayelerin kullanım alanı sınırlıdır. Nitekim döner ser*maye ödeneği, sadece hammadde, yardımcı madde, malzeme ve işçilik gibi değişken giderleri karşılamak amacıyla verilir. Alınan bu ödeneğin işletilmesi sonucu elde edilen gelirler, yeniden aynı iş için kullanılır. Faaliyet sonucu elde edilen kâr döner sermaye ödeneğini veren kuruluş bütçesine gelir olarak yazılır.
b- Katma Bütçeli İdarelere Bağlı İşletmeler
Yarı kamusal mal ve hizmet üreten katma bütçeli idare veya ku*ruluşlar, niteliklerine göre (1) ekonomik nitelikli olanlar ve olmayanlar ve (2) döner sermayeli olanlar ve olmayanlar diye iki grupta sınıflandırılabilir (1),
Ekonomik bir niteliğe sahip olan katma bütçeli idare yada kuru*luşlar arasında Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve Telsiz Genel Müdürlüğü, sayılabilir. Öte yandan ekonomik niteliği ol*mayan fakat sosyal ve kültürel hizmetleri sunmayı amaçlayan katma bütçeli kuruluşlar arasında da Tarım’ Reformu Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel müdürlüğü, Gençlik ve Spor Genel müdürlüğü, Köy Hiz*metleri Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, YÖK ve tüm kamu üniversiteleri sayılabilir.
Ekonomik nitelikli katma bütçeli idarelerin tümü döner sermayeli kuruluşlardır. Öte yandan ekonomik nitelik taşımayan, yani kültürel ve sosyal yönü ağır basan katma bütçeli idarelerin bir kısmı döner ser*mayeli, bazıları da döner sermayesiz kuruluşlardır. Örneğin tüm üniversiteler döner sermayeli kuruluşlar olmasına karşın, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü döner sermayesiz bir kuruluştur.
Katma bütçeli idareler bir bakanlığa bağımlıdırlar. Ancak ayrı tüzel kişilikleri vardır. Bu idarelerin her birinde, Maliye Bakanlığı’nca kurulmuş bir Bütçe Dairesi Başkanlığı bulunmaktadır. Bu idareler, ken*di bütçelerini hazırlarken, Bütçe Dairesi Başkanlığından yardım alırlar.
Katma bütçeli idarelere bağlı bir çok işletmeler vardır, bunlar genellikle bağlı bulundukları idare veya kuruluştan döner sermaye ala*rak çalışırlar. Bunlar arasında üniversite hastaneleri ile Orman Genel Müdürlüğüne bağlı orman işletmeleri en büyük ağırlığı oluşturmaktadır.
c- Özerk Bütçeli Devlet İşletmeleri (Kuruluşları)
Devletin tekeline aldığı belirli kamu hizmetlerinin yönetimi, Dev*let bütçesi dışında özerk bütçelerle yürütülür. Örneğin Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu (TRT) ve TC Merkez Bankası, kendi özel kanunları ve özellikleri gereği, genel ve katma bütçelerin dışında bırakılan, fakat KİT’leri düzenleyen 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına da alınmayan özerk bütçeli kuruluşlardır.
Anayasal bir kuruluş olan TRT yönetiminin, tarafsız bir kamu tüzel kişiliğine sahip olması gerekmektedir. Bu kurumun yönetim ve denetiminde, yönetim organlarının oluşturulmasında tarafsızlık ilke*sine uyulması belirtilmiştir. Bu nedenle söz konusu kuruma bazı gelir*leri toplama yetkisi verilmiş ve devlet bütçesine giren bakanlık ve ku*rumların dışında özerk bir yönetime ve bütçeye kavuşturulmuştur. Aynı mantıkla para ve kredi politikasını yürütmek görevini üstlenen ve Türkiye’de banknot ihracı imtiyazını elinde bulunduran TC Merkez Ban*kası da, söz konusu tekelci görev ve yetkileri dolayısıyla, özerk bir yönetime ve bütçeye sahip bulunmaktadır. Banka, sermaye ve döviz piyasaları üzerinde düzenleme yetkisini kullanmakta ve yaptığı ban*kacılık işlemleri aracılığı ile özel tekelci gelir elde etmektedir.www.bakteri.org
Ülkemizde özel kanunlara göre kurulan, özerk ve tüzel kişiliği olan diğer bazı özerk bütçeli kuruluşlar şunlardır: Türk Standartlar Enstitüsü (TSE), Milli Prodüktivite Merkezi (MPM). Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü, Sosyal Sigortalar Genel müdürlüğü (SSK).
d- Mahalli İdarelere Ait (Özel Bütçeli) İşletmeler
Bugün tüm ülkelerde, devletin yanında kamusal hizmetleri yerine getirmek üzere “Mahalli İdareler (yerel yönetimler)” demlen il özel idare belediye ve köy teşkilatları kurulmuş bulunmaktadır. Mahalli idarelerin yapmakla görevli olduklar, ilköğretim, sosyal ve mahalli güvenlik sağlık ve ekonomik hizmetler, mahalli yerleşim alanlarının yapım, ve bakımı, aydınlatma, .sıtma, temizlik ve itfaiye g.b. kamu hizmetleri vardır. Bu idarelerin kendilerinden beklenen hizmetleri yürütebilmeleri için gelirlere ihtiyaç vardır; bu nedenle devlet bütçesi ile değil, kendi bütçe olanaklarına göre hizmet götürürler. İşte yerel gider ve gelirleri kapsayan bütçelere “Özel Bütçe” veya “Mahalli İdareler Bütçesi” yerel bütçeli kuruluşlara da Özel Bütçeli veya Mahal*li Kuruluşlar veya İşletmeler denir. Özel bütçeli işletmelere örnek ola*rak belediyelerce kurulup işletilen su, havagazı, elektrik, satış mağazaları ve kent içi ulaştırma işletmelerini verebiliriz.
Müessese
Sermayesinin tamamı bir iktisadi Devlet Teşekkülü yada Kamu iktisadi Kuruluşlarına ait olan işletme veya işletmeler topluluğudur. Tüzel kişiliğe sahip olan müesseseler, KİT’lerin temel özelliklerine sahiptir. Devlet bütçe rejimi dışında yönetilir, yönetim ve denetimler, dışında özel hukuk hükümlerine tabidir.
Bağlı Ortaklık
Sermayesinin yüzde ellisinden fazlası IDT yada KİK’na ait olan işletme ya da isletmeler topluluğundan oluşan anonim şirketlerdir.
İştirakler
KİT’lerin veya bağlı ortaklıklarının sermayelerinin en az yüzde onbeşine en fazla yüzde ellisine sahip bulundukları anonim şirketlerdir. 1986 yılında, Yüksek Planlama Kurulu. KİT iştiraklerine en az yüzde onbeş ve en fazla yüzde yirmibeş sınırını getirmiştir.www.bakteri.org
5.4.3- Karma İşletmeler
Karma işletmeler, özel kişiler ile kamu tüzel kişilerinin birlikte kurduklar, işletmelerdir. Bu işletmelere örnek olarak T.C. Merkez Ban*kası, Türk Ticaret Bankası, Migros. Türk Ticaret A.Ş. ve Çukurova Elektrik Türk A.Ş.’ni verebiliriz. Bayer gibi yabancı sermayeli firmalara rastlamak mümkündür. Öte yandan, hizmet sektöründe başta ticaret, otelcilik, banka ve sigor*tacılık olmak üzere çeşitli alanlarda yine Uluslararası Endüstri ve Ti*caret Bankası, Birleşik Yatırım Bankası, Arap-Türk Bankası, Citibank. Koç-Amerikan Bankası, AGF Garanti Sigorta, P.F-.’A. Sigorta, Şark Sigorta, Ankara Enternasyonel Otelcilik A.Ş., izmir Enternasyonel Otelcilik A.Ş., Akdeniz Yatırım Holding A.Ş. ve General Elektrik CGR gibi birçok yabancı sermayeli işletme vardır.
Ülkemizde yatırım yapan yabancı sermayeli şirketlerin 1992 yılı sonu itibarıyla sayısal dağılımına bakıldığında; hizmetler sektörü 1552 firma ile ilk sırayı alırken, bu sektörü sırayla 677 firma ile imalat, 65 firma ile tarım ve 37 firma ile madencilik sektörü izlemektedir
Yabancı sermayeli işletmelerin çok azında yüzde 100 yabancı sermaye olmakla beraber, büyük çoğunluğunun kamu ve özel kesimden şirket birleşmeleri (şirket evlilikleri) şeklinde yerli ortaklara sahip olduğunu görmekteyiz. Yerli ortaklar arasında Sabancı Holding, Koç Holding, Eczacıbaşı ve Yaşar Holding gibi ülkemizin önde gelen kuruluşları sayılabilir.
Türkiye’ye gelen ÇUŞ’ların dörtte üçü başta Hollanda, Almanya, Fransa, İsviçre, İngiltere ve İtalya olmak üzere Avrupa kıtası ülkelerinden; ABD ve Japonya gibi gelişmiş sanayi ülkelerindendir. Türkiye’deki toplam yabancı sermaye yatırımlarının % 50’den fazlası AB ülkelerine ve yaklaşık % 20’si de ABD’ne aittir.
5.5.BÜYÜKLÜĞÜNE GÖRE İŞLETMELER
5.5.1. Büyümenin Önemi ve Yararları
Dinamik işletme kavramı sürekli ve dengeli büyüyen işletmeler için kullanılır. Eğer bir işletme büyümüyorsa gerileyen bir işletme olarak tanımlanabilir. İşletmeler arasında ezici ve acımasız bir rekabetin varlığı, onları hızlı bir büyümeye iter. Bu yapısıyla büyüme sadece üretim artışları sonucu ortaya çıkan doğal bir gerçek olmayıp, aynı zamanda ekonomik koşulların bir gereğidir. Büyümenin işletme için en uygun bir hızda ve boyutlarda gerçekleşmesi gerektiği unutulmamalıdır. Büyümek bir sağlık belirtisi olmakla birlikte aşırı beslenen bir çocuğun karşılaşacağı sorunlara benzer bir takım güçlükler gereğinden çok büyüyen işletmelerde de görülür. Büyümesini sağlayamayan işletmelerin giderek küçüldükleri ve eridikleri izlenir. Bu tür işletmeler yüksek maliyetle ve düşük üretim kapasitesiyle çalışmak zorunda kalacaklarından zamanla varlıklarını sürdürme gücünü yitirerek ölüme ve kapanmaya mahkum olurlar. Optimal büyüklük, işletmenin ekonomik, fiziksel ve sosyal varlıkları ve gücü göz önüne alınarak üretim ve satışların en iyi düzeyde gerçekleştirildiği en uygun büyüklük noktasıdır. İşletme optimal büyüklüğün gerisinde ya da ilerisinde olduğu zaman çeşitli sıkıntılarla ve darboğazlarla karşılaşır.
5.5.2. Büyüklük Ölçütleri
Henüz işletmecilerin üzerinde anlaşmaya vardığı ve her işletmeye uygulanabilir, kesin ve standart bir ölçüt geliştirilmiş değildir. Genelde büyüklüğün saptanması amacıyla niceliksel ve niteliksel ölçütler kullanılır.
5.5.2.1. Niceliksel (Kantitatif) Büyüklük Ölçütleri
* Sermaye miktarı,
* Üretim kapasitesi,
* Yıllık satış toplamı (ciro),
* Çalışanların sayısı,
* Çalışanlara ödenen toplam ücret miktarı,
* Kullanılan hammadde,
* Fiziksel alan,
* Makina parkı,
* Harcanan enerji miktarı,
Bu ölçütlerin sayısı arttırılabilir. Ölçütlerin geçerliliği iş koluna göre değişir. Endüstri işletmelerinde sermaye, üretim, ciro miktarı, bir enerji santralinde beygir gücü, hizmet işletmelerinde işçi sayısı, ticaret işletmelerinde yıllık satış tutarı, banka işletmesinde sermaye ve mevduat toplamı, bir otomobil fabrikasının yıllık üretim miktarı birer ölçüt olarak kullanılabilir. Ölçütlerin bazen bir kaçını birden kullanmak gerekebilir. Bir endüstri işletmesinin büyüklüğünü saptamada günlük üretim kapasitesi, toplam sermaye miktarı ile yıllık satış toplamı birlikte değerlendirilebilir.
5.5.2.2. Niteliksel (Kalitatif) Büyüklük Ölçütleri
Bu ölçütler yönetsel, hukuksal ve pazarlama açısından incelenebilir.
Burada en ilginç ölçek olarak işletme yönetim biçimlerinin esas alınmasıdır. Küçük işletmelerde genellikle yönetim merkezcildir, bağımsızdır ve örgüt modeli dikeydir. Oysa büyük işletmelerde merkezcil olmayan yönetim uygulaması görülür, örgütsel yapı karmaşık olup çoğu kez dikey-kurmay, dikey-fonksiyonel model seçilir ve zamanla demokratik yönetime gidilir.
* İşletmelerin büyüklüğünü saptamada bir ilginç ölçüt de hukuksal yapıya dayanır. Tek kişi işletmeleri ve genelde kişi şirketleri sermaye şirketlerine göre daha küçüktür.
* Öte yandan ülkenin her yanına dağıtım kanalları aracılığı ile mal ve hizmet götüren işletmelerin boyutları dar pazara üretim yapan işletmelere göre daha büyüktür.
5.5.3. Büyüme Şekilleri
İşletme daha güçlü ve uzun ömürlü olmak amacıyla iç yapısını sürekli geliştirir. Bu gelişme ekonomik, fiziksel, sosyal ve örgütsel boyutlu bir büyüme biçiminde olabilir.
5.5.3.1. Ekonomik Büyüme
İşletmenin ekonomik anlamda büyümesi üretim kapasitesini arttırıcı eylemlere girişmekle olanak kazanır. Bu alanda, öz ya da yabancı sermayenin arttırılmasıyla yeni üretim faktörlerinin ele geçirilmesi sağlanabilir. İşletme girdilerinin artması üretim çıktılarında nicelik ve nitelik olarak yükselmelere neden olur. Sağlanan yeni finansal kaynaklarla mevcut üretim kapasitesi arttırılabileceği gibi yeni mal üretimine de gidilebilir. Böylelikle işletmenin satış hacmi giderek artacak, işletme de özlediği büyüme hızına kavuşacaktır.
5.5.3.2. Fiziksel Büyüme
İşletmenin bina ve tesisler olarak büyümesi ve daha geniş alanda üretim eylemlerini gerçekleştirmesi fiziksel büyüme olarak tanımlanabilir. Bu nedenle işletmeler daha başlangıçta kuruluş yerini seçerken ileride fiziksel büyümelerine elverişli geniş alanlar üzerinde kurulmayı tercih ederler. Öte yandan fiziksel büyüklük aynı zamanda kullanılan makine ve araçların nicelik ve niteliği ile de ölçülebilir. Yeni alınan makineler işletmede kullanılan makine sayısını ve üretim gücünü arttırır. Makinelerin niteliğinde ise teknolojik gelişmeler sağlanabilir.
Kuşkusuz fiziksel büyüme işletmenin yeni yatırımlara girişmesiyle eş anlamda kullanılabilir.
5.5.3.3. Sosyal Büyüme
İşletmeler ekonomik ve fiziksel büyümenin dışında sosyal alanda da büyürler. Bu tür büyüme, işletmede beyaz yakalılar olarak tanınan teknik ve idari personel ile mavi yakalı olarak bilinen işçi sayısının artması anlamına gelir. Özellikle makineleşme ve otomasyona giden işletmeler de büyüme gerçekleşirken insan sayısı azalabilir. Bununla beraber genel bir değerlenme içinde büyüme kendisiyle birlikte çalışanların sayısında bir artış getirir. İşletmenin sosyal çevreyle ilişkilerinin gelişmesi de sosyal büyümenin bir başka göstergesi olarak değerlendirilir
5.5.3.4. Örgütsel Büyüme
İşletmelerin büyümesini görüntüleyen ilginç bir gelişme de örgütsel yapıda izlenir. İşletmenin amaçlarına ulaşması için iş bölümü, organların oluşması, yetki dağılımı ve iletişim dokusunu kapsayan belirli bir düzene gereksinme duyulur. Bu düzene örgüt denir. Örgütlerde işletmelerin ekonomik, fiziksel ve sosyal büyümesine paralel olarak büyür ve gelişir. Gereksinmeler oraya çıktıkça yeni bölümler açılır, yeni ilke ve kurallar geliiştirilir, iletişim kanalları daha yoğun biçimde kullanılır.
5.5.4. Büyümenin İşletme Fonksiyonları Açısından Etkileri
- Üretim Fonksiyonu
- Yatırım mallarının kullanımının artması ve kitle üretimine geçiş
- Uzmanlaşma
- Yan ürünlarin geliştirilmesi
- Yüksek miktarda hammadde alımıyla tasarruf sağlanır
- Hammadde arzı üzerinde denetim sağlanır,
- Pazarlama Fonksiyonu
- Üretimde artış, maliyet ve fiyatta düşüş sağlayacağından hedef pazar genişler
- Satış giderlerinde tasarruf sağlar
- Maliyetlerin düşürülmesi, müşterilere daha etkin ulaşılmasını sağlar
- Yönetim Fonksiyonu
- Planlama faaliyetleri merkezileştirilir
- İş türünün fazlalaşması işgören devir hızını düşürür, böylelikle personel maliyeti de düşer
- Yönetimde büyük ölçüde uzmanlaşma sağlanır
- Finansman Fonksiyonu
- Mevcut kar düzeyi arttıkça daha hızlı büyüme gerçekleşir
- Artan saygınlık ve pazarlık gücü sebebiyle kredi maliyetleri azalır
- Nakit, alacak, tahsilat ve stoklar üzerinde denetim kurulur
- Fonların etkin kullanımında artış olur
- Rekabeti azaltıcı etkide bulunarak piyasa fiyatlarının denetimi gerçekleştirilir
5.5.6. İşletmelerde küçülmeye gereksinim duyulma nedenleri?
- Yönetici kapasitesinin sınırlı olması
- İş gören sayısı arttıkça iş görenler arası sosyal ilişkilerin ve iletişimin zayıflaması
- Üretim ve yöneim yükünün artması
- Aşırı örgütlenme
- Kamu önünde fazla dikkat çeken işletmenin eleştirilere konu olma tehlikesi ve getireceği sorumluluğun fazlalığı
Büyük İşletmelerin Üstünlükleri
- Kitle üretimi, birim maliyet düşüşü, makineleşme, standartlaşma ve uzmanlaşma
- Ar-Ge ye daha çok kaynak ayırabilme
- Departmanlarda uzman personel ile etkin iş bölümü
- Kaliteli personel için iyi eğitim, yetişme ve yükselme imkanı
- Daha kolay ve düşük maliyetle kredi sağlama imkanı
Küçük İşletmelerin Üstünlükleri :
- Talep değişimlerine hızlı uyum ve esneklik artışı
- Müşteriler – işçi – işveren arası daha yakın ilişkiler
- Müşteriye özel değişiklik yapma imkanı
- Emek ağırlıklı sınırlı personelle çalışıldığından daha etkin kontrol imkanı
- Büyük işletmelere cazip gelmeyen küçük pazarlarda karlı çalışabilme imkanı
5.5.7.Optimum (En Uygun ) İşletme Büyüklüğü
Ortalama maliyet masraflarının en düşük olması halidir. Buna göre mailyet düşürebilen kalemler ;
- Makineleşme ve ileri teknolojilerden faydalanma miktarının artması
- Sabit masraflar (Ör: iş yeri kirası)
- Büyüklüğün sağladığı tasarruflar v.b.
5.5.8. KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELER
Küçük ve orta ölçekli işletmeler veya kısa anlatımıyla KOBİ’ler gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan ülke ekonomileri için çok önemli kuruluşlardır. Türkiye’de tüm işyerlerinin %95’ini KOBİ’ler oluşturmaktadır.
KOBİ’lerin tanımlanmasında niceliksel ölçütler yanında, yönetim bağımsızlığı, sermayenin bir kişi veya küçük bir grup tarafından sağlanması gibi niteliksel ölçütler de kullanılmaktadır.
Dünya Bankası tarafından hazırlanan bir raporda Türkiye’de 50 işçiye kadar istihdam sağlayan işyerleri küçük işletme, 51-200 işçi çalıştıran işyerleri de orta ölçekli işletme kapsamına alınmıştır. Türkiye’de istihdamın %70’den fazlası KOBİ’ler tarafından karşılanmaktadaır
KOBİ’lerde bir kişi istihdam etmek için, büyük işletmelere göre 1/3 oranında daha az sermaye yatırımı gerekmektedir. Bu durum sermayenin kıt olduğu Türkiye açısından KOBİ’lerin önemini daha da arttırmaktadır.
Türkiye açısından küçük işletmelerin önemini arttıran bir başka neden, küçük işletmelerin kullandıkları girdilerin yurt içi kaynaklardan karşılanmasıdır.
Küçük işletmelerin kuruluş nedenleri şunlardır:
* Bağımsız olma veya başka bir deyişle kendi kendinin patronu olma,
* Miras,
* Kar isteği,
* Başka alternatiflerin yokluğu,
* Sermayenin daha büyük bir işletme kurmaya olanak vermemesi,
* Mesleğini değerlendirme veya daha çok kazanma arzusu,
* Sosyal saygınlık,
* Gelecekte zengin olma arzusu gibi.
Büyük işletmeleri destekleyen ve tamamlayan bir işlev üstlenmişlerdir. Büyük işletmeler için birer endüstri malı olarak nitelenen ve satın alınan çeşitli mallar üreterek yaşamlarını sürdürürler. Büyük işletmelerin her parçayı kendilerinin üretmesi ekonomik olmayabilir. Bu nedenle bir çok ara malı küçük ve yan sanayi olarak faaliyet gösteren işletmelerden sağlanır. İş bölümü hatta işbirliği gerçekleşmişolur.
5.5.8.1. KOBİ’lerin Üstünlükleri
* Talepteki küçük değişiklikler ancak KOBİ’ler tarafından karşılanmaktadır.
* Büyük işletmeler, girdi olarak kullandıkları mal ve hizmetlerin bazılarını olanaksız veya akılcı bulmadıkları için üretmezler.
* KOBİ’lerin en önemli üstünlüklerinden biri de rekabet ortamı yaratarak tüketiciye daha kaliteli mal ve hizmet sunumuna hizmet etmeleridir.
* KOBİ’lerin yatırım, istihdam ve üretimdeki önemlerinin anlaşılması kendilerine yapılan devlet yardımlarının da artmasına neden olmuştur.
* KOBİ’ler büyük yatırım ve teknoloji gerektirmediğinden üretim konuları tüketici eğilimlerine göre değiştirilebilir.
* Değişmez giderler azdır. Dolayısıyla üretim maliyetleri çok yüksek değildir.
* Küçük işletmelerde yönetim kolaydır. Çalışanların sayısı az olup işletme sahibi çoğu zaman yönetim görevini üstlenir. Örgütsel sorunlar ve uyumsuzluklar yok denecek kadar azdır.
* Tüketicilerin kişisel zevk ve eğilimlerine, modanın gereklerine uyarlanma esnekliğine sahiptirler.
* Üretim fazla olmadığından depolama ve satış sorunları pek yoktur.
* Küçük işletmelerin çoğu sipariş üzerine çalışır. Bu nedenle özelliği olan malların üretiminde küçük işletmelerin büyük işletmelere göre üstünlükleri vardır.
* Bazı işletmeler yapısı gereği küçük veya orta ölçekli kalmak zorundadır.
1990 yılında 3624 sayılı kuruluş amacı, ülkenin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasında küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin payını ve etkinliğini arttırmak, rekabet güçlerini ve düzeylerini yükseltmek, sanayide entegrasyonu ekonomik gelişmelere uygun biçimde gerçekleştirmektir.
* Sanayide araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi ve uygulanması için Teknoloji Merkezleri, Teknoparklar ve Danışmanlık Merkezlerinin kurulmasını sağlamak,
* Üniversiteler ile kamu ve özel araştırma kurumlarındaki bilim ve teknoloji alt yapısından işletmelerinin yararlanmasını sağlamak ve sanayi-üniversite işbirliğini güçlendirmek.
* Üniversite ve Araştırma Merkezlerinin imkanlarından yararlanmak yeni ve ileri teknolojiye dayalı bilgilerin derlendiği, değerlendirildiği, geliştirildiği ve uygulamaya yönelik üretime hazır hale getirilerek işletmelerin kullanımına sunulduğu Teknoloji Merkezleri ve Teknoparkları kurmak veya kurulmasını sağlamak,
* Sanayinin çeşitli alt sektörlerinde yatırımları yönlendirmek üzere proje profillerini uygulayacak, atıl kapasiteleri değerlendirecek, verimliliği arttıracak, modernizasyon, üretim, yönetim, pazarlama, enformasyon, ve teknoloji adaptasyonu gibi konularda kapsamlı teknik yardım ve destek programları ve projelerini gerçekleştirecek İhtisas Merkezlerini kurmak ve kurulmasını sağlamak,
* Aktif danışmanlık hizmetlerini verecek Danışmanlık Merkezleri oluşturmak,
* Hizmet merkezlerinde görev alacak elemanların, özel ihtisas konularında eğitimini sağlamak üzere eğitim uzmanlarının yetiştirilmesi, yaygın eğitim programlarının düzenlenmesi, işletmelerin eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi ve gerekli eğitimlerin sağlanması ile ilgili uygulamalı Teknik Eğitim Merkezleri kurmak,
* İşletmelerin yatırım, üretim, yönetim ve pazarlama konularında bilgi ve beceri yönünden güçlenmeleri ve gelişmelerini sağlamak,
* İşletmelerin pazarlama sorunlarına çözümler aramak.
5.5.8.2. KOBİ’lerin Başarısızlık Nedenleri
KOBİ’lerin başarısızlık oranlarının büyük işletmelere göre daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. Başarısızlıkta en önemli nedenlerden birisi de finansal sorunlardan kaynaklanmaktadır. KOBİ’lerin kuruluştan itibaren ilk 5 yılda %57’sinin başarısız olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle KOBİ’ler açısından ilk 5 yıl çok önemlidir.
KOBİ’lerin belli başlı başarısızlık nedenleri şunlardır:
* Yetersiz yönetim
* Yetersiz sermaye
* İş bunalımları
* Alacakların ödenmesindeki sorunlar,
* Rekabettir.
* Kuruluş yeri sorunları
* Büyük sanayi ile bütünleşme sorunları
* Devlet ihalelerinden pay alamama ile ilgili sorunlar,
* Eğitim sorunlarıdır.
5.5.9. ÇOKULUSLU İŞLETMELER
Ülkeler arasında yoğunlaşan ekonomik ilişkiler sonucu olarak çok uluslu ya da uluslararası işletmeler çıkmıştır. Bu gibi firmalar üretim ve pazarlama işlevini, farklı ülkelerde gerçekleştirirler. Mısır’da ekilen pamuk. Türkiye’de iplik haline getirilir, Hindistan’da dokunur, İtalya’da stil verilir ve Güney Kore’de konfeksiyon haline getirilir ve pazarlanır. Bu tür işletmeler bazı ülkelerin sahip oldukları hammadde, malzeme, işçilikve vergi kolaylıklarından yararlanmak isterler.
Çok uluslu işletmelerin büyümesi ve gelişmesi onu dünya ekonomisinin temel unsurlarından biri yapmıştır. Çok uluslu işletmelerin herhangi bir ülkede bir ana işletmesi ve çeşitli ülkelerde de birbirine koordine edilmiş üretim ve satış üniteleri vardır. Ana işletme diğer ülkelerdeki işletmeleri denetler ve temel politikaları belirler. Böylelikle iki ya da daha fazla bağımsız ülke arasında çok uluslu işletme aracılığıyla mallar, hizmetler, know-how’lar ve üretim faktörlerinin transferi gerçekleşir.
1980’lerin ikinci yarısından itibaren çok uluslu işletmelerin etkinliklerinin artmaya başladığı görülür. Çok uluslu işletme yatırımları 1983’den bu yana dünya ticaretinden 5 defa, dünyanın toplam üretiminden ise 10 defa daha hızlı büyümüştür. Çok uluslu işletmeler bu gün dünyadaki toplam üretimin %20’sini doğrudan denetlemektedir
Globalleşme süreci içinde çok uluslu işletmelerin şekil değiştirerek çok daha esnek ve hareketli hale geldikleri, yerel pazarlara ve hükümetlere karşı daha az bağımlı, daha çok korunaklı oldukları görülmektedir. İstedikleri pazarlara kolaylıkla girebilmektedirler. İletişim teknolojisinin büyük payı vardır.
Çokuluslu işletmeler 1990’larda çalışan sayısını azaltmaya, yönetim kademelerini, özellikle ara kademeleri ortadan kaldırmaya, alt kademelerle birleştirmeye ve bir çok işi de merkez ofisten alarak yerel yapılara aktarmaya başlamışlardır. Genel müdürlüklerini iyice küçülterek bölgeleri ve şubeleri uzaktan denetlemeyi tercih etmektedirler. Bölgelerindeki şubelerde kısmen beğımsız karar üniteleri ve kar yaratma merkezleri olarak düşünülmeye başlanmıştır. Bu ise büyük bir esneklik getirmektedir. Çalışmayan şubeyi kolayca kesip atmak olası hale gelmektedir.
Yöneticilerin zaman zaman başka bölgelerde de görevlendirilmesiyle, çok deneyimli ve global perspektifli bir yönetici tabakası oluşturmaya çalışılmaktadır.
Ayrıca ABD kökenli çok uluslu işletmeler hala çokuluslu işletmeler arasında en büyük ağırlığa sahip. Bunları Japon ve Alman çok uluslu işletmeleri izlemektedir.
Çokuluslu işletmeler diğer ülkelerde yatırım veya ürün pazarlaması yaparken, belirli amaçlar veya çıkarlar güderler. Bunlar başlıklarla şöyle özetlenebilir.
* Ucuz hammaddeden yararlanmak,
* Ucuz işgücünden yaraarlanmak,
* Mevcut pazarı genişletmek,
* Taşıma giderlerini azaltmak,
* Hükümetlerin sunduğu değişik teşviklerden yararlanmak,
* Özellik gösteren ürünlerde kaliteyi korumak,
5.6. HUKUKİ YAPILARINA GÖRE İŞLETMELER
İşletmeler hukuki biçimlerine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılarak inceleme konusu yapılmaktadır.
Tek Kişi İşletmeleri
Şirketler ( Ortaklıklar )
o Adi Şirketler
o Ticaret Şirketleri
§ Kişi Şirketleri
• Kolektif Şirketler
• Komandit Şirketler
§ Sermaye Şirketleri
• Anonim Şirketleri
• Limited Şirketleri
• Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Şirketler
o Kooperatifler
5.6.1.TEK KİŞİ İŞLETMELERİ
Tek kişi işletmeleri en basit, en eski ve uygulamada en çok görülen işletme biçimidir. İşletmenin tek sahibi vardır. Bu nedenle işletme sahibi işletme faaliyetleri konusunda her türlü kararı alır, uygular ve denetler. Ortaya çıkabilecek işletme riskleri tümüyle kendisine aittir.
5.6.2.ŞİRKETLER
Ortak ekonomik amaç ve çıkarları gerçekleştirmek, ya da belli bir ekonomik amaç ve çıkarın gereği olarak birden çok kişilerin emek ve sermayaelerini bir araya getirmeleriyle kurulan işletmelere şirket denir.
Bir ortaklığın varlığından söz edilebilmesi için aşağıdaki niteliklerin bulunması gereklidir.
• Ortaklığı oluşturan kişiler birden fazla olmalıdır. Bu kişiler gerçek veya tüzel kişi olabilir. Bu kişilere ortak, hissedar, şerik veya pay sahibi denir.
• Ortak bir amacın bulunması gereklidir.
• Ortak amaca ulaşabilmek için ortaklar arasında bir anlaşma bulunmalıdır.
• Şirketin amacına ulaşabilmesi için ortaklarının mal ve emeklerini sermaye olarak şirkete getirmelidir.
Yukarıda açıklanan niteliklere sahip olan işletmeler Borçlar Kanununda “adi ortaklıklar ” olarak incelenirler. Bunların dışında Ticaret Kanunu da kimi ortaklık türlerini ve onların çalışmalarını düzenler. Bu şirketlere ise “ ticaret şirketleri “ denilmektedir. Bu nedenle , hukuki yapıları açısından şirketler ikiye ayrılırlar.
5.6.2.1. ADİ ŞİRKETLER : İki veya daha çok kişinin bir araya gelerek iş yapması durumlarında adi şirket söz konusu olmaktadır. Borçlar kanununa göre her ortak para, alacak veya başkaca mal veya emek olarak da bir sermaye koymakla yükümlüdür. Şirket sözleşmesi yazılı ya da sözlü olabilir. Bu tür şirketlerin tüzel kişilikleri yoktur.
Adi şirketin kuruluşu kanınca bir şekle bağlanmıştır. İster gerçek, ister tüzel kişi olsun, ortakların şirket kurmak konusunda anlaşmalarıyla şirket kurulmuş olur. Adi şirketlere Borçlar Kanununun 520 – 541 arasındaki maddeleri uygulanır.
Kazanç veya zarar ortaklar arasında daha önceden belirtilen oranlarda veya eşit olarak dağıtılr. Bütün ortaklar şirketin yönetiminde yetki sahibidir. Ancak bu yetki bir veya birkaç ortağa, ya da dışarıdan seçilecek birine devir edilebilir. Üçüncü kişilere karşı ortaklar sınırsız ve zincirleme sorumludur. Kuruluş anlaşmasının aksine bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesi ile ortaklık sona erer.
Adi şirketi ticaret ortaklıklarından ayıran en önemli özellikler şunlardır.
• Adi şirketin tüzel kişiliği yoktur.
• Adi şirketler borçlar kanununun hükümlerine tabidir.
• Adi şirket ticaret siciline şirket olarak kayıt olmaz
• Adi şirket bir ticaret ünvanı almak zorunda değildir..
5.6.2.2. TİCARET ŞİRKETLERİ : Çalışmaları Türk Ticaret Kanununun hükümlerine göre düzenlenen ortaklıklara “ticaret şirketleri” denilir. Ticaret şirketleri kendi aralarında ;
§ Kişi Şirketleri
§ Sermaye Şirketleri
5.6.2.2.1. KİŞİ ŞİRKETLERİ : Ortak ekonomik bir çıkar veya çıkarların gereği olarak sayısı belli kişilerin kurdukları ve sorumlulukları kişisel olan ortaklıklara kişi şirketleri denir. Ortakların sayısı genelde azdır ve ortaklığın devri de oldukça zordur. Kişi şirketlerinde ortakların hepsi uygun görmeden ortaklık payı başkalarına satılmaz veya devir edilemez. Şirketten ayrılan bir ortağın şirket ilişkilerinden dolayı üçüncü kişilere olan sorumluluğu bir süre daha devam eder.
5.6.2.2.2. KOLLEKTİF ŞİRKET : Türk Ticaret Kanununa göre, ticari bir işletmeyi bir ticaret ünvanı altında çalıştırmak amacıyla gerçek kişiler arasında kurulan, ortakların her birinin şirket alacaklılarına karşı sınırsız sorumlu olduğu ortaklıklara kollektif şirket denir.
Şirketin yönetiminden her ortak sorumludur. Kuruluş anlaşmasında aksine bir hüküm yoksa, diğer ortakların rızası olmadan ortaklıktan çıkılamaz. Aynı şekilde şirkete yeni bir ortağın alınması için tüm ortakların rızası olmalıdır.
Kolektif şirketlere yalnızca gerçek kişiler ortak olabilir. Ortaklar, kar veya zararı eşit olarak ya da daha önce kuruluş anlaşmasında belirtilen oranlarda bölüşebilirler.
5.6.2.2.3. KOMANDİT ŞİRKET : Kolektif şirketin bir çeşiti olup, ortaklardan bir veya birkaçının sorumluluğu sınırlı değildir. Diğer ortakların sorumlulukları, şirkete katıldıkları sermaye miktarı ile sınırlıdır. Sorumlulukları sınırsız olan ortaklar “ komandite ortak” , sınırlı olanlar da “ komanditer ortak “ denir
Komandite ortakların gerçek kişiler olması gereklidir. Komanditer ortaklar ise gerçek veya tüzel kişi olabilir. Komandit şirketler komandite ortaklar tarafından yönetilirler. Komanditer ortaklar yıl sonunda hesaplarını denetleyebilirler ve kardan sermayeleri oranında pay alırlar.
5.6.2.3. SERMAYE ŞİRKETLERİ : Sermaye şirketlerinde, ortakların sorumlulukları şirkete getirmeyi taahhüt ettikleri sermaye miktarıyla sınırlıdır. Bu tür şirketlerde ortaklardan birinin ayrılmasıyla ortaklığı bozmaz. Ortakların şirketteki ortaklık payları kişisel değildir. Bu paylar başkasına satılabilir veya devredilebilir.
Sermaye şirketlerinin en önemli özelliklerinden biri de , sermayeye ortak olmak ile şirketin yönetimiyle ilgilenmenin birbirinden ayrılmış olmasıdır. Ortakların ikinci planda kalmaları ve asıl olanın şirkete getirilen sermaye olması nedeniyle bu tür ortaklıklara sermaye şirketleri denir.
5.6.2.3.1 ANONİM ŞİRKETLER : En az beş veya daha çok gerçek yada tüzel kişi tarafından kurulan ve paylara bölünmüş bir temel sermayesi, ekonomik amaç ve konusu bulunup, borçlarından ötürü yalnızca şirketin varlığı kadarıyla sorumlu olan ortaklıklara anonim şirket denir. En önemli özellikleri şunlardır :
§ Ortak sayısı en az beş olmalıdır. Ortaklar gerçek veya tüzel kişi olabilir.
§ Şirketin temel sermayesi belli olmalı ve bu miktarın en az tutarı beş milyar olmalıdır.
§ Şirketin temel sermayesi eşit paylara bölünmüştür.
§ Şirketin ticari ünvanı bulunmalı ve çalışma konusu belli olmalıdır.
§ Şirketin üçüncü kişilere olan sorumluluğu şirketin varlığı ile sınırlıdır.
§ Şirket ortaklarının üçüncü kişilere karşı finansal sorumluluğu şirkete getirdikleri sermaye miktarıyla sınırlıdır.
5.6.2.3.2. LİMİTED ŞİRKETLER : Ekonomik amaç ve konuar için iki veya
daha fazla gerçek yada tüzel kişi tarafından bir ticaret ünvanı altında kurulmuş olup, ortaklarının sorumluluğu şirkete getirmeyi taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı ve temel sermayesesi belli olan şirketlere “ limited şirket “ denir. En belirgin özelikleri şunlardır :
§ Ortak sayısı ikiden az elliden fazla olamaz.
§ Temel sermayesi en az beşyüz milyon olmalıdır.
§ Bankacılık, sigortacılık ve borsa bankerliği ile uğraşamazlar.
§ Şirkete getirilen sermaye için hisse senedi çıkarılamaz.
§ Ortaklık payının tutarı ne olursa olsun, her ortağın bir payı bulunur.
§ Ortaklık payının devri, genelde, diğer ortakların iznini gerektirir.
§ Şirketin temel sermayesi, şirkete ilişkin zarf, kağıt ve başka basılı evraklarda belirtilmiş olmalı ve şirket ünvanının “ limited şirket “ kelimesini taşıması şarttır.
Limited şirketler ortaklar tarafından yönetilir ve temsil edilir. Bu tür şirketlerde ortaklardan oluşan bir genel kurul bulunur. Bunun yanı sıra ortak sayısı 20’den çok olan limited şirketlerde en az bir denetçinin olması zorunludur.
5.6.2.3.3. SERMAYESİ PAYLARA BÖLÜNMÜŞ KOMANDİT ŞİRKET :
Sermayesi paylara bölünen ve ortaklarından bir veya birkaçı, şirket alacaklarına karşı bir kollektif şirket, diğerleri bir anonim şirket ortağı gibi sorumlu olan şirkettir. Bu tür şirkette kolektif şirket ortakları gibi sorumlu olan ortaklara “komandite”, anonim şirket ortakları gibi sorumlu olanlara “komanditer” ortak denir.
5.6.3. KOOPERATİFLER : Tüzel kişiliğe haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek ve geçimlerine ilişkin gereksinimlerini karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve kamu tüzel kişileri ile özel idareler, belediyeler, köyler, cemiyetler ve dernekler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir ortaklı ve değişir sermayeli kuruluşlara “ kooperatif “ denir.
Kooperatif kuruluşlar faaliyetlerini, diğer işletmelerin izledikleri ekonomiklik ilkeleri doğrultusunda kooperatifçilik ilkeleri altında yürütürler.
5.7.İŞLETMELERARASI ANLAŞMALAR SONUCU ORTAYA ÇIKAN
BAŞLICA BÜTÜNLEŞME YADA BİRLEŞME TÜRLERİ
İşletmeler arası anlaşmalar sonucu ortaya çıkan başlıca bütünleşme ya da birleşme türleri şunlardır :
- Centilmenlik Anlaşmaları
- Konsorsiyumlar
- Karteller
- Tröstler
- Holdingler
- Tam birleşme (merger, füzyon)
- Centilmenlik Anlaşmaları İşletmeler arasında karşılıklı güven esasına dayanan, yasal açıdan bağlayıcı nitelikte olmayan belli amaçların gerçekleşmesine yönelik yazılı ya da sözlü anlaşmalardır. İki ya da daha fazla işletme, aralarındaki rekabeti kaldırmak amacıyla ortak bir üretim, pazarlama, finansman politikası güdeceklerine ilişkin geçici ya da sürekli nitelikte centilmenlik anlaşması yapabilirler. 2 veya daha fazla işletme hammadeyi paylaşma pazarı paylaşma vb.Ör. Aynı hatta yer alan otobüs firmaları kendi aralarında anlaşıp fiyatı belli bir düzeyde tutabilir. Centilmenlik tüketiciye karşı değildir !
- Konsorsiyumlar Belirli bir amacı gerçekleştirmek ya da belirli bir iş için kurulan “birlik” ya da “ortaklık” anlamına gelir. Genellikle köprü, baraj, elektrik santrali, otobanlar, demir-çelik tesisleri gibi büyük yatırım projelerinin yapımını gerçekleştirmek için aynı ya da farklı ülkelerden bu konularda uzmanlaşmış ve güçlü işletmeler, aralarında birleşerek işbirliğine giderler.Tek yönetim altında kurulan çeşitli kuruluşlar anlamını da taşır. Burada işletmeler hukuki bağımsızlıklarını korur.Genellikle büyük çaplı taahhüt işlerinde ihaleyi kazanabilmek için aynı veya farklı ülkelerden aynı dalda veya farklı ihtisas dallarındaki işletmeler finansal olanaklarını veya teknolojik ya da diğer üstünlüklerini birleştirip iş birliği yapabilirler.Örneğin; Keban barajın alman ve italyan işletmeleri tarafından kurulan konsorsiyumla inşa edilmiştir.
- Karteller Aynı üretim dalında faaliyet gösteren birden fazla işletmenin, aralarındaki rekabeti kaldırmak amacıyla yaptıkları anlaşma sonucu tekelci bir birlik oluşturmalarına “kartel” denir. Yasalar önünde bunlar bağımsız bir teşebbüs olarak görünürler. Kartel biçiminde birleşmede, karteli oluşturan işletmelerin sermayelerinin birleştirilmesi yerine, sadece belirli amaç için sermaye güçlerinin birlikte kullanılması söz konusudur. 27. Bir kartelin oluşabilmesi için kartele katılan işletmelerin söz konusu üretim dalında ya da bir malın üretiminde en büyük paya sahip olmaları, pazarda güçlü ve etkin olmaları gerekir. Böylece kartel, kartel dışında kalan işletmeler üzerinde üstünlük kurar. Karteller; fiyat karteli, satış karteli ve kota karteli biçimlerinde oluşurlar. Fiyat kartelinde; fiyatların birlikte saptanması, satış kartelinde; satış bölgelerinin paylaşılması, kota kartelinde ise her bir işletmenin önceden saptanan kontenjanları dahilinde üretimde bulunması ya da piyasaya mal sürmesi söz konusudur.
Sakıncaları : Sahip oldukları ekonomik güce dayanarak satış fiyatlarını çok yüksek tutabilmeleri Düşük kaliteli malları yüksek fiyatlarla piyasaya sürebilmeleri v.b . Bu tür anlaşmalar genellikle gizli yapılır.
- Tröstler İki ya da daha çok işletmenin gerek yasal ve gerekse ekonomik bağımsızlıklarını kaybederek anlaşmalar sonucu birleşmelerine “tröst” adı verilir. Tröstler genellikle imalat sanayi, petrol ve madencilik sektörlerindeki işletmelerde görülür. Açık ya da gizli anlaşmalarla oluşabilirler. Rekabeti önleyici nitelikte olmaları nedeniyle, çoğu ülkelerde tröstlerin gizli anlaşmalarla ortaya çıktıkları görülür. Tröstler 19. yüzyılda ABD’de ortaya çıkmış ve gelişmiştir. İşletmelerin hukuki ve iktisadi bağımsızlıklarını yitirdikleri ve yönetimlerini birleştirdikleri birleşme türüdür. Başka bir ifadeyle, tröstler, ticari veya sınai işletmelerin piyasada daha güçlü olabilmeleri ve daha çok kâr sağlamak amacıyla gerek mali ve gerekse yönetim bakımından daha büyük kuruluşlar haline gelmeleridir. Tröstler tüm dallar için söz konusu olabilir. Tröstlerin en çok faaliyet gösterdikleri alanlar şunlardır: Petrol, madenler, otomobil, uçak, gıda, ulaştırma, büyük mağazalar vb.İşletmeler Açısından Tröstlerin Başlıca Üstünlükleri Tröstlerin kuvvetli bir sermaye yapısına kavuşmaları Yönetimin tek elden yapılması İşletmeler arası rekabetin hemen hemen ortadan kalkması İşletmelerin büyük karlar sağlamalarıİşletmeler Açısından Tröstlerin Başlıca Sakıncaları : Bütünleşme nedeniyle bürokrasinin ve üretim masraflarının artması Tröstlerin başında bulunanların sahip olduğu büyük ekonomik gücün politik baskı aracı olarak kullanılabilir.Tröstler rakip kuruluşları piyasadan uzaklaştırmak için çeşitli yöntemler kullanabilirler. Örnek; faaliyette bulunan rakip işletmeyi zayıf duruma sokmak ve sonuçta ortadan kaldırmak veya rakip işletmeyi kendine bağımlı bir duruma getirmek,vb.Tröstlerin piyasada egemenlik kurması ve piyasayı etkilemesi o derece ileri bir düzeye varmıştır ki, sonuçta antitröst yasalar ortaya çıkmıştır.Çağımızda tasarruf sahiplerinin paralarını işletmek üzere menkul hizmetler konusunda ihtisaslaşmış şirketlere yatırım tröstleri denmektedir.Yani; bu tür tröstler sermaye kaynaklarının birleştirilerek en karlı alanlara yatırım yapılması amacıyla kurulurlar.Genelde sermaye piyasalarının geliştiği ülkelerde görülür. Uzmanlar eliyle sermayeler birleştirilerek en karlı alanlara yönelinir. Yatırım tröstleri özellikle küçük tasarruf sahiplerini spekülasyndan korumakta ve bu nedenle de ilgi görmektedir
- Holdingler Bir şirketin başka şirketlerin hisse senetlerinin büyük bir bölümüne sahip olmak suretiyle yönetim ve denetimi ele geçirmesiyle oluşan şirketler grubudur. Koç holding, Sabancı holding, Eczacıbaşı, Zorlu, Ulusoy,vb.%51 oy ile yavru şirketlerin ele geçirileceği düşünülse de holdinglerde pek çok şirket bulunması ve iyi örgütlenmeyle bu %30 ile de olabilmektedir.Bir ana şirket vardır. Birde ona bağlı şirketler. Genellikle anonim şirket şeklinde kurulurlarAna şirketler çoğunlukla mal üretimi ve pazarlama ile uğraşmazlar. Holdinge bağlı şirketlerin işletme politika ve stratejilerinin belirlenmesi işi ile uğraşırlar. Holdingler her dalda çalışan şirketlerin hisse senetleriyle ilgilenebilirler.Bu sistemde şirketler hukuksal kişiliklerine ve bağımsızlıklarına sahiptir. Ancak bunların üzerindeki holdingin, şirketlerin hisse senetlerine sahip olması nedeniyle, bunları kontrol etmek ve yönetmek olanağı vardır.Örneğin, 1926 yılında kurulmuş olan Koç Holding otomotiv, dayanıklı tüketim, gıda, perakendecilik, enerji, finansal hizmetler, turizm, inşaat ve bilgi teknolojileri gibi sektörlerinde faaliyet göstermektedir.
6, Tam birleşme (merger, füzyon) : İki veya daha işletmenin tek işletme haline gelmesidir.Bir işletme diğerini satın alıp ona katılabileceği gibi bunların yeni bir işletme olarak ortaya çıkması da mümkündür. Devralma Yolu ile Birleşme: devralınan şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesine karşılık, devralan şirketin tüzel kişiliği devam etmektedir. Yeni Şirket Kurulması Yolu ile Birleşme: her iki şirketin tüzel kişiliği sona erer ve yeni bir tüzel kişilik oluşturulur.1980’li yılların başından itibaren, gerek Avrupa’da gerekse ABD’de makroekonomik gelişmelere ve mevzuat değişmelerine dayalı nedenlerle birleşmelerin sayısı artış eğilimine girmiştir. Bu eğilimden en çok etkilenen sektörlerden biri de ankacılık ve finans sektörü olmuştur
- Avantajları,
- Genel yönetim, reklam, vb. giderlerde tasarruf sağlanır
- Pazarda tekelci bir güç olunur
- Uzmanlaşmaya olanak sağlar
- Finansal güç ve kredi olanaklar artar, vb.
- Birleşmeler farklı şekillerde olabilir:
Yatay Birleşme, ; aynı veya birbirini tamamlayıcı mal ve hizmetler üreten ve ürünlerini aynı coğrafi pazarlara sunan şirketlerin birleşmesini ifade eder. Bu tür birleşmeler aynı sektörde rekabet eden - şirket sayısının azalmasına yol açması nedeniyle piyasalarda tekelleşmeyi hızlandırabilir.
- Dikey Birleşme : birleşen iki şirketten birinin, diğer şirketin mal ve hizmet girdilerinin bir bölümünü üretmesi ve/veya ürün çıktılarını değerlendirmesi (pazarlama gibi) halinde dikey birleşme söz konusudur.Bu tür birleşmelerde birleşen şirketler birleşme öncesinde genellikle alıcı-satıcı konumunda bulunur. Bu tür birleşmelere başvurulmasındaki başlıca amaç, üretim
- aşamalarında meydana gelebilecek aksamaların giderilmesi ve stok masraflarının dolayısıyla maliyetlerin düşürülmesi oluyor.
- Karma Birleşme : birbiriyle doğrudan ilgili olmayan iş kollarında bulunan işletmelerin birleşmesidir.
- Coğrafi Birleşme : işletmeler, bulundukları ülke sınırlarının
- ötesinde, gerek ileriye doğru, gerekse yatay ve doğrudan ilgili olmayan işletmelerle birleşerek uluslararası faaliyetler gösterebilir.
- İŞ AHLAKI VE SOSYAL SORUMLULUK KAVRAMI
Prof.Dr.C.C.Aktan
Bir mandıracının ya da sokakta süt satan kimsenin sattığı süte su karıştırarak satması doğru mudur?
Manavdan aldığınız bir kilo elma ya da portakalı eksik tartan manavcının bu davranışı doğru mudur?
Pazarda “seçmece yok deyip çürük domatesleri düzgün domateslerle birlikte tartıp satmak ne kadar doğru bir davranıştır?
Sattığı ayıplı malı daha sonra “satılan mal değiştirilmez” deyip değiştirmek istemeyen mağaza sahibinin bu davranışı doğru mudur?
Bir zengin işadamının emekli bir generali ya da emekli tanınmış bir eski bürokratı “Ankara Temsilcisi” diye atayıp, başkentte hükümet ve bürokraside işlerini takip ettirmesi –örneğin, devletten teşvik elde edilmesi yönünde lobicilik yapılması- ahlaki bir davranış mıdır?
Bir işadamının bir milletvekiline gizliden maaş bağlayarak parlamentoda “kanun simsarlığı” yaptırması doğru bir davranış mıdır?
Bu örnekleri çok daha artırmak mümkündür. Ancak tüm bu örneklerin iş ahlakı ile ilgili olduğuna şüphe yoktur.
İş ahlakı, iş dünyasındaki mal ve hizmet üretim ve tüketim sürecindeki doğrular ve yanlışları ifade eder. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusu ahlaki bir konudur. İş dünyasında doğru davranışlar ve eylemler olacağı gibi, yanlış davranışlar ve eylemler de bulunmaktadır. Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere iş ahlakı, iş dünyasındaki doğru ve yanlışları ifade eder.
İş ahlakı genellikle özel teşebbüslerin mal ve hizmet üretiminde ve satışında ahlaki davranmalarının önemi üzerinde durmaktadır. İş ahlakı aynı zamanda “şirket ahlakı”, “firma ahlakı” “işletme ahlakı”, “ticaret ahlakı” ve saire adlar ile de tanımlanmaktadır. Şüphesiz, “esnaf ahlakı”, “üretici ahlakı”, “işveren ahlakı” ve benzeri tanımlamaları da iş ahlakı içerisinde değerlendirmek mümkündür.
İş ahlakı kavramı ile “sosyal sorumluluk” kavramı arasında da yakın ilişki bulunmaktadır. Şüphesiz tüm birey ve kurumların içinde yaşadığı çevreye karşı ödev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Örneğin, bir işletmenin kendi çalışanlarına, pay sahiplerine, ortaklarına olduğu kadar, dış çevreye (devlete, doğaya ve çevreye, topluma vs.) karşı da sorumlulukları bulunmaktadır. Sosyal sorumluluk, esasen iş ahlakının gereğidir. Bir başka ifadeyle, iş ahlakı, sosyal sorumluluğu da içeren bir anlam taşır. Bir işletme sahibinin doğru ve dürüst olması, sözünde durması, üretimde ve satış aşamalarında hileli yollara başvurmaması çok takdir edilmesi gereken ahlaki davranışlardır. Ancak işletmenin üretim yaparken gerek iç, gerekse dış çevreye karşı ödev ve sorumluluklarının da bilincinde olması gerekir.
Bu açıklamalarımız çerçevesinde bir işletmenin başlıca sorumluluk alanlarını şu şekilde sıralayabiliriz:
Çalışanlara karşı sorumluluk,
Müşterilere (tüketicilere) yönelik sorumluluk,
Hissedarlara yönelik sorumluluk,
Doğaya ve çevreye karşı sorumluluk,
Devlete karşı sorumluluk,
Tedarikçilere karşı sorumluluk,
Rakiplere yönelik sorumluluk,
Topluma karşı sorumluluk
vs.
Önemle belirtelim ki, iş ahlakı ile özellikle dış çevreye karşı sosyal sorumluluk kavramı bazen çatışır ve birbirleri ile uyuşmayabilir. Bir özel işletmenin asıl amacı kar sağlamaktır. Bu bakımdan, işletmenin karını maksimize edecek kararlarda bulunması rasyonel bir tercihtir. Örneğin, işletmenin karını maksimize etmek için çalışanlara daha az ücret ödemek istemesi rasyonellik açısından doğru bir karar ve tercih olmakla birlikte, “ahlaki” açıdan ve aynı zamanda “işletmenin uzun dönem karlılığı ve verimliliği” açısından doğru olmayabilir. Bir işletmenin karını maksimize etmek için sigortasız işçi çalıştırması ya da asgari ücretin altında işçi çalıştırması hiç şüphe yok ki iş ahlakı ile bağdaşmayan davranışlardır. Öte yandan çalışanlarına daha fazla ücret ve sosyal imkanlar sağlayan şirketlerde ilk bakışta bunun işletme için bir maliyet olduğu söylenebilir. Oysa, madalyonun bir de öteki yüzü vardır. İşletmenin çalışanlarına daha fazla değer vermesi halinde çalışanların işletmeye daha fazla katkıda bulunmak için gayret edecekleri söylenebilir.
Özetle, organizasyon içi sosyal sorumluluk ile işletmenin karlılığı ve verimliliği arasında iki yönlü bir ilişki mevcuttur. Organizasyon dışı sorumluluk (topluma , devlete ve doğaya karşı sorumluluk) ise organizasyon amacı ile daha fazla çatışır. Daha açık söylemek gerekirse, doğaya ve çevreye verilen zararların tazmin edilmesi, toplumda gelir düzeyi düşük olan kesimlere sosyal yardımlarda bulunulması vs. organizasyonun maliyetlerini artırır ya da net karının azalması sonucunu doğurur. Ancak önemle belirtelim ki, organizasyonun asıl amacı ile çatışsa da sosyal sorumluluk ahlakı iş ahlakının bir önemli ve ayrılmaz parçasıdır.
[wp_ad_camp_5]