1-Hacir sebepleri:Hacir kararı kişisel özgürlükler için ağır sonuçlar doğurabilecek bir karar olduğundan ancak kanunda sınırlı sayılan sebeplerin varlığı sonucu olabilir.Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı;israf ayyaşlık suihal suiidare hapis mecburi hacir sebebi iken;ihtiyarlık maluliyet veya tecrübesizlik ilgilinin arzusuna bağlı hacir sebepleridir.
a)Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı:
Akıl hastası veya aklı zayıf olan şahsın işlerini görmekten aciz olması veya daimi yardıma ve bakıma ihtiyacı bulunması veya başkasının emniyetini tehdit etmesi gerekir.Akıl hastalığı veya akıl zayıflığının hacir kararı alınmasına sebebiyet vermesi için süreklilik arz etmesi gerekir.
b)İsraf,ayyaşlık,suihal,suiidare:İsraf gelir tarzına uygun düşmeyecek tarzda düşüncesizce tüketimde bulunma eğilimini;ayyaşlık içki düşkünlüğünün iptila haline gelmesini;suihal ahlaka aykırı bir yaşayız tarzını;suiidare bir kimsenin bilgisizliği veya aczi yüzünden iktisadi varlığını tehlikeye düşürecek şekilde davranmasını ifade eder.Bu hallerin de hacir sebebi olması ,o kimsenin kendisini veya ailesini zarurette bırakması yahut daimi yardım ve bakımı gerektirmesi veya başkasının emniyetini tehdit etmeye bağlıdır.
c)Bir sene veya daha fazla hapis cezasına çarptırılmak:Bu halde hükmü icraya memur daire mahkumun cezasını görmeye başladığı sulh mahkemesine haber vermekle yükümlüdür.Sulh mahkemesi de bunun üstüne hacir kararı verecektir.
d)İlgilinin talebi:İhtiyarlığı maluliyeti veya tecrübesizliği sebebiyle işlerini gereği gibi görmekten aciz olan bir kimse kendi talebi üzerine hacredilir.Burada ilgilinin talebi yapmak için temyiz kudretine sahip olması gereklidir.İsteğe bağlı hacir kararı verirken şartların olup olmadığı diğer sebeplerle verilen hacir kararına göre daha az sıkı değerlendirilir.Kişinin işlerini yürütemediğine ilişkin bir kanı doğuracak ispatı yeterli olacaktır.
2-Hacrin Etkisi:Hacir kararı ilgili kişi için yeni bir hukuki statü yaratan bir işlemdir.Geniş olarak hacir rüştün ortadan kalkması ve fiil ehliyetinin yetkili makam tarafından geri alınması olarak tanımlanabilir.Diğer bir yönüyle de ilgilinin 3.bir şahsın koruması altına alınması sonucu doğurur.
3-Müşavir tayini:Hacirden farklı olarak müşavir tayini bir kimsenin ehliyetini genel olarak kısıtlamaz ancak bazı işlerde müşavirin reyini alma mecburiyetini yükler;yani ehliyete bu konularda tahdit koymuş olur.İki çeşit müşavirlik var oy müşavirliği ve idare müşavirliği (kitap sayfa 56)
IV)Tam ehliyet şartlarındaki eksikliklerin etkisi:
1-Temyiz kudretinin bulunmaması:Bir kimsenin temyiz kudretinin bulunmaması o kişiyi tam ehliyetsiz kılar.İleri derecede olmayan akıl hastası kişilerin bu konuda veya devrede temyiz kudretine sahip,diğer bir konuda veya devrede ise gayrı mümeyyiz sayılmaları mümkündür.
2-Reşit olmayanlar:Reşit olmayanlara küçük denilir.Bunların kanuni temsilcileri vardır.Kanuni temsilciler esas olarak velayeti haiz ana babadır.Kanuni temsilci küçüğü temsil etme yetkisine sahiptir.Fakat kanuni temsilci “küçüğün mallarını bağışlayamayacağı veya vakfedemeyeceği gibi onun hesabına kefalet de yapamaz.Keza kanuni temsilci mümeyyiz küçüğün şahsen kullanılacak haklarını da kullanamaz..Bunların sınırlı ehliyetsiz oldukları ifade edilir.
3-Mahcurlar:Bunlar reşit olmalarına rağmen hacredildikleri için küçük statüsüne yakın bir konumdadırlar.Ya velayet ya vesayet altına konmuşturlar.Veli veya vasi mahcurun kanuni temsilcileridir.Mahcur temyiz kudretine sahip olmadığı takdirde tam ehliyetsizdir.Mümeyyiz mahcurlar ise mümeyyiz küçükler gibi sınırlı ehliyetlidirler.
4-Kendisine müşavir tayin edilenler:Kendilerine müşavir tayin edilenlerin durumu mümeyyiz mahcurların durumuna benzemekle beraber iki açıdan farklıdırlar.Birincisi mümeyyiz mahcurların fiil ehliyetini kaybetmelerine rağmen kendisine müşavir tayin edilenler bu fiil ehliyetlerini korumaktadır.Oy müşavirliğinde kendisine müşavir tayin edilen kişi işlemleri bizzat yapmalı fakat ayrıca müşavirin oyunu almalıdır.İdare müşavirliğinde ise müşavir malvarlığını idare hususunda kanuni bir temsil yetkisini haizdir.Kendisine müşavir tayin edilen bir kişi mallarının gelirinde istediği gibi tasarruf edebilir.
Ayrılan ikinci nokta ise kısıtlanma ile birlikte şahsi yardım ile ilgili bazı önlemlerde alınırken müşavir tayininde bu tip önlemlerin daha dar olmasıdır.Sonuç olarak kendisine müşavir tayin edilen kimseler aslında fiil ehliyetine sahiptirler,fakat kanunda belirlenmiş olan bazı hallerde fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır.Bu yüzden bunlara sınırlı ehliyetli denmektedir.
V)Ehliyet açısından kişilerin sınırlandırılması:
a)Tam ehliyetliler:Mümeyyiz ve reşit olup da mahcur olmayan kişilerdir.Bunların fiil ehliyetleri tamdır.Kendi fiilleri ile hak kazanabilir ve borç altına girebilirler.Tam ehliyetliler verdikleri her zarardan mesuldür.
b)Tam ehliyetsizler:
1-Genel olarak:Gayrimümeyyizler tam ehliyetsizler grubuna girer.Böylece prensip olarak temyiz kudreti bulunmayan kişilerin fiilleri ve özellikle yaptıkları hukuki işlemleri geçersiz olduğu gibi temyiz kudretine sahip bulunmayanlar haksız fiillerinden ve borca aykırı davranıştan sorumlu tutulmazlar.
2-İşlem ehliyeti açısından tam ehliyetsizlerin durumu:
a)Tam ehliyetsizlerin işlemlerinin hükümsüzlüğü kuralı:Bir kimsenin temyiz kudreti olmadan yaptığı hukuki işlemler batıldır.Bir miras hakkının kazanılması sadece ölüme bağlı olduğundan temyiz kudretinin varlığı gerekmez.Temyiz kudreti olmayan bir kişi yararına iş yapılması halinde vekaletsiz iş görmeden dolayı doğan bütün sonuçlar geçerliliğini korur.Tam ehliyetsizler sebepsiz zenginleşmeden dolayı da sorumlu olurlar.
Hukuki işlem hazır kimseler arasında yapılıyorsa temyiz kudreti bu anda bulunmalıdır.Yöneltilmesi gereken bir irade beyanı bulunup da beyan hazır olmayan bir kişiye yöneltiliyorsa temyiz kudreti beyanın yapıldığı anda bulunmalıdır.Beyan gönderildikten sonra temyiz kudretinin kaybolması beyanın hukuki sonuç doğurmasına engel teşkil etmez;beyan yapılırken temyiz kudretinden yoksun kişinin sonradan temyiz kudretinin kazanması geçersiz beyanı geçerli kılmaz.
Tam ehliyetsizin yaptığı hukuki işlem kendiliğinden kesin olarak hükümsüzdür.Herkes tarafından ileri sürülebilir.Dava açmaya gerek olmadığı gibi beyana da ihtiyaç yoktur.Hakim işlemin hükümsüz olduğunu re’sen nazara almak zorundadır.Bir sürenin geçmesi ya da geçici olarak kaybedilen temyiz kudretinin geri kazanılması yahut kanuni temsilcinin onayı ,ile işlem geçerli olmaz,istenirse işlem geçerli olarak yeniden yapılır.
Hükümsüz işleme dayanılarak bir edim gerçekleşmişse edimin geri verilmesi duruma göre istihkak talebi ya da sebepsiz zenginleşme talebi ile sağlanabilir.Tam ehliyetsizin devretmek istediği hakkı karşı taraf kazanamaz.
Temyiz kudreti bulunmayanla muameleye girişen karşı tarafın da iyiniyetli olması işlemi hükümsüzlükten kurtarmaz.İyiniyetli mümeyyiz gayrı mümeyyizden bir hak kazandığını zannediyorsa ancak kazandırıcı zamanaşımından yararlanabilir.
b)Kesin Hükümsüzlük kuralının istisnaları:
aa-İradeden bağımsız doğan hukuki sonuçlar:Hukuk düzeninin kişinin sadece fiilinin dışa akseden sonucuna hukuki sonuç bağladığı hallerde tam ehliyetsizin böyle bir fiili davranışı hukuki sonuç doğurur.(Örnek: temyiz kudretinden yoksun kişinin bir yerde oturması orayı onun ikametgahı kılar.)
bb-Gayrimümeyyizin yaptığı evlilik:Temyiz kudretinden yoksun kişinin yaptığı evlilik batıl ise butlan kararı verilinceye kadar geçerli bir evlenmenin hükümleri doğar.Butlanı hakim re’sen nazara alamaz.Evlenirken mümeyyiz olmayan kişi sonradan kazanırsa her ilgili veya savcı butlan davası açamaz.
cc-Gayrimümeyyizin ölüme bağlı tasarrufları:Temyiz kudreti bulunmadan yapılan bir ölüme bağlı tasarruf da kendiliğinden hükümsüz olmaz.İptal davası açılması ve mahkemeden iptal kararı alınması gerekir.
dd-Hükümsüzlüğün ileri sunulmasının hakkın kötüye kullanılmasını teşkil etmesi: gayrimümeyyiz kişinin yaptığı hukuki işlemin butlanının ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ediyorsa söz konusu işlem geçerli gibi hüküm doğurur.(Piyango bileti satın alımı)
c)Tam ehliyetsizin temsil edilmesi:
aa-Genel olarak:Tam ehliyetsiz adına hukuki işlemleri kanuni temsilcisi yapar.Başa b,ir deyişle mümeyyiz olmayan kişi onun adına davranan kanuni temsilcisi aracılığı ile hak kazanır ya da borç altına girer.Temsilci gayrimümeyyizin malını bağışlayamaz vakfedemez ve onun adına kefil olamaz.
bb-Şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar:Kural olarak şahsa sıkı sıkıya bağlı hakların bizzat şahıs tarafından kullanılması gerektiği ve bu nedenle de kanuni temsilci tarafından kullanılmasının mümkün olmayacağı ifade edilir.Ancak bu tip haklar ikiye ayrılır mutlak haklar kanuni temsilci tarafından kullanılamaz fakat nisbi anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar mümeyyiz olmayanının menfaatleri açısından kullanılabilir.Mutlak anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklara örnek evlenme,nişanlanma,evlat edinme gibi;nisbi anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar ise kişilik haklarının korunması adın korunmasını isteme gibi haklar gösterilebilir.
3-Sorumluluk ehliyeti açısından tam ehliyetsizlerin hukuki durumu:
a)Genel olarak:Temyiz kudreti bulunmayanlar genel olarak haksız fiillerden sorumlu değillerdir.Zira kural olarak haksız fiil sorumluluğu kusura dayanır.Halbuki temyiz kudreti olmayan kişinin kusuru söz konusu olmaz.Temyiz kudreti bulunmayanın davranışı B.K.44’e göre müterafik kusur olarak da nazara alınmaz.Buna karşılık kusura dayanmayan haksız fiil sorumluluğu tam ehliyetsizler için de vardır.Bu sorumluluk hallerinde objektif olarak hukuka aykırı bir fiille zarar verilmesi yeterli görülmekte fiili yapanın kusuru bir sorumluluk şartı olarak aranmamaktadır.
b)Hakkaniyet Sorumluluğu:B.K. kusura dayanan sorumluluk hallerinde dahi hakkaniyet gerektiriyorsa hakime temyiz kudretine sahip olmayan kimseyi hukuka aykırı fiili verdiği zararın tamamen ya da kısmen tazminine mahkum edebilme imkanı verir.Örnek olarak zengin bir akıl hastasının kendisine bakan kimseyi öldürmesi halinde hakim hakkaniyet gereği akıl hastasını tazminat ödemeye mahkum edebilir.Tam ehliyetsizler manevi zarara sebebiyet verdikleri hallerde hakkaniyet sorumluluğu gereğince bu zararı tazmin yükümü altındadır.
c)Geçici olarak temyiz kudretini kaybedenlerin durumu:
B.K.54.maddenin 2.fıkrası ise kendi kusuru ile geçici olarak temyiz kudretinden mahrum kalanların bu halde iken işledikleri haksız fiillerden sorumlu olacağı belirtilmiştir.
“Bir kimse temyiz kudretini geçici olarak kaybetmiş ve bu halde iken bir zarar ika etmiş ise bu hale kendi kusuru olmadan konulduğunu ispat etmedikçe zararı tazminle mükelleftir.”
d)Borca aykırı davranışlar:
Borca aykırı davranışlara gelince temyiz kudreti bulunmayanlar da kendilerinin temyiz kudreti varken yüklendikleri borçlar veya kanuni temsilcilerinin yaptığı işlemlerden doğan borçlardan ve kanundan doğan borçlardan kendi malvarlıkları ile sorumludur,yani bu borcun cebri icrasına katlanmak zorundadırlar.Fakat tam ehliyetsiz borsun ifasının imkansızlaşmasından veya borca aykırı başka bir davranıştan doğan zararı tazminle mükellef değildir.Kusursuzluğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.
c)Sınırlı ehliyetsizler:
Sınırlı ehliyetsizler temyiz kudretine sahip olan küçükler ya da temyiz kudretine sahip mahcurlardır.Bunlar ehliyetsizdirler fakat bazı durumlarda ehliyetsizlikleri sınırlandırılmıştır.Sınırlı ehliyetsizlerin durumu M.K.mad. 16’da “mümeyyiz bulunan küçükler ile mahcurlar kanuni mümessillerinin rızası olmadan bizzat kendi tasarrufları ile iltizam edemezler.İvazsız iktisapta ve şahsa merbut hakları kullanmakta bu rızaya muhtaç değillerdir.Haksız fiillerinden mütevellit zarardan mes’uldurlar.
Sınırlı ehliyetsizler için kanun tarafından temsilciler öngörülmüştür.Küçükler için velayet müessesesi kısıtlılar için de vesayet müessesesi kanunda düzenlenmiştir.İstisnaen kısıtlanmış bir kişi de velayet altına alınabildiği gibi velayet altında bulunmayan küçük de vesayet altına konulabilir.
1-Hukuki İşlem ehliyeti açısından sınırlı ehliyetsizlerin durumu:
a)Kanuni temsilcinin rızasına bağlı işlemler:
M.K.mad.16 sınırlı ehliyetsizlerin kanuni temsilcilerinin rızası olmadan kendi tasarrufları ile borç altına giremeyeceklerini ifade eder.Hüküm sınırlı ehliyetsizi korumak amacını gütmekte sınırlı ehliyetsizin kendi fiili ile borç altına girmesinin geçerliliğini kanuni temsilcinin iradesine bırakmaktadır.Hükmün kapsamına borçlandırıcı işlemlerle birlikte tasarruf işlemleri de girer.Bu açıdan bakılınca vesayet altındaki sınırlı ehliyetsizler M.K.392’deki düzenlenen yasaklar saklı kalmak kaydıyla kanuni temsilcinin rızasını alarak tam ehliyetlilerin yapabilecekleri tüm işlemleri yapabilirler.M.K.16/2’de belirtilen istisnalarda ise bu rızayı almadan da işlem yapabilirler.
M.K.Velayet altındaki mümeyyiz küçük ve vesayet altındaki mümeyyiz mahcurların yaptıkları işlemlerde kanuni temsilcinin rızasının alınması şartını aynı esaslara tabi kılmıştır.
Sınırlı ehliyetsizlerin davaya taraf olabilmesi için de kanuni temsilcilerinin rızası şarttır.Sınırlı ehliyetsiz kanuni temsilciden izin almaksızın dava açarsa M.K gereği kanuni temsilciye iradesini açıklaması için süre tanır.Bu süre içinde icazet verilmezse dava reddedilir.
Velayet hakkına sahip ana ve baba rızayı birlikte vermelidir.Ancak ihtilaf halinde babanın oyu üstündür.Velayet hakkına ana ve babadan biri sahipse onun rızası yeterlidir.
Kanuni temsilcinin rızası işlem yapılmadan verilirse izin yapıldıktan sonra verilirse icazet o sırada verilirse işleme katılma adını alır.Bunlar hukuki işlemi geçerli kılan tamamlayıcı unsurlardır.Rıza bir defa verilince geri alınması mümkün değildir.Ancak işlem tamamlanıncaya kadarki süre içinde geri almak mümkündür.
İşlemi yaptıktan sonra kanuni temsilci iradesini henüz açıklamadan sınırlı ehliyetsiz tam fiil ehliyetini kazanırsa işleme kendisi icazet verebilir.Bu icazet olmaksızın işlem kendiliğinden geçerli hale gelmez.
Kanuni temsilci rızasını şahsen vermelidir.Kanunen kendisine verilmiş bu yetkiyi takdir imkanı tanıyarak bir temsili vasıtasıyla kullanamaz.Kanuni temsilcinin rızası açık olarak verilebileceği gibi örtülü olarak da verilebilir.Rızanın verilmesi herhangi, bir şekle bağlı değildir.Yapılan işlemin geçerliliği bir şekle bağlı olsa da rıza şekle bağlı olmadan da verilebilir.
Kanuni temsilcinin rıza açıklamasından hangi işlem ya da hangi işlemlere izin veya icazet verdiği anlaşılmalıdır.Sınırlı ehliyetsizin yaptığı veya yapacağı bütün işlemlere rıza verildiğine ilişkin bir beyan geçerli değildir.Bir işlem için verilen rıza sadece işlemin yapılması için verilmiş olmaz;doğan hukuki ilişkinin tasfiyesi için gerekli bütün işlemler için verilmiş telakki edilir.İzin alınmadan yapılan işlemin hüküm ifade edebilmesi kanuni temsilcinin icazet vermesine bağlıdır.İcazet verilip verilmeyeceği bilinmeyen devrede işlem askıda hükümsüzdür ve hakim bu askıda hükümsüzlüğü re’sen nazara almak zorundadır.Daha önce veya tanına süre içinde kanuni temsilci icazet verirse hukuki işlem baştan itibaren hüküm ifade eder.
Kanuni temsilci icazet vermeyeceğini baştan ifade eder veya tanınan sürede icazet vermezse işlem kesin olarak hükümsüzdür.Taraflar almış oldukları şeyleri geri vermek ile mükelleftirler.Geri verme duruma göre istihkak talebi veya sebepsiz zenginleşme talebi ile olur.Sınırlı ehliyetsiz kendini tam ehliyetli gibi göstermişse karşı tarafın olumsuz zararlarını (sözleşmeye güvenden doğan zararlarını) tazmine mecburdur.
Hacir kararını ilanından önce mümeyyiz mahcurla işlem yapan iyiniyetli tarafa karşı hacir öne sürülemez;bu halde işlem geçerlidir.Mümeyyiz küçük ve mümeyyiz mahcurda asıl olan ehliyetsizliktir.Bu yüzden ehliyet noksanının rıza ile giderildiğinin ispat yükü bunu iddia eden kişidedir.
b)Sınırlı ehliyetsizlerin kanuni temsilcilerinin rızasın alamadan yapabileceği işlemler
M.K.mad.16/2’de belirtildiği üzere mümeyyiz küçük ve mahcurlar şahsen kullanılacak hakları kanuni temsilcilerinin rızasını almadan kullanabilirler ve karşılıksız kazanmada bulunabilirler.Bundan başka M.K’ da bulunan diğer hükümlerle de sınırlı ehliyetsizlerin ehliyeti bazı durumlarda genişletilmiştir.
aa-Şahsen kullanılacak haklar:Bu hakların kullanılmasında karar verme yetkisi kişidedir.İster idari ister kanuni temsilciye bu yetkinin kullanılması bırakılamaz.Sınırlı ehliyetsiz şahsa sıkı sıkıya bağlı haklara ilişkin olarak dava yetkisine de sahiptir.
Sonuç olarak sınırlı ehliyetsizin malvarlığını azaltmayan veya önemsiz derecede etkileyen hakların kullanılması kendisine aitken (manevi tazminat isteme) malvarlığında azaltma yapabilecek hakların kullanılmasında kanuni temsilcinin de işleme katılması gerekir. (manevi tazminat davasında davalı olma hali).Gene bu bağlamda mali sonuçları olması itibariyle boşanma davası sonucu açılan nafaka davasında veya mali sonuçlu babalık davasında kanuni temsilcinin katılımı gerekir.
bb-Karşılıksız kazanmalar:Sınırlı ehliyetsizler tıpkı tam ehliyetliler gibi karşılıksız kazanmada bulunabilirler. Sınırlı ehliyetsiz açısından iktisadi bakımdan büyük yararlar sağlayacak bir işlem kendisi için bir yüküm doğuracaksa işlemin tamamlanması için kanuni temsilcinin rızası alınması şarttır.Buna karşılık sınırlı ehliyetsiz kendisi için yüküm doğurmayan haklarını korumaya yönelik her türlü irade beyanında bulunabilir (ariyetin iadesi) kendisini borç altına sokmayan veya bir hakkın kaybına yol açmayan irade beyanlarını kabul edebilir veya kendisini borç altına sokmayacak veya hakkın kaybına yol açmayacak sözleşmeler yapabilir.Ancak bu halde B.K.236/2 hükmü göz önünden uzak tutulmamalıdır.Buna göre kanuni temsilcinin sınırlı ehliyetsizi kendisine yapılan bağışlamadan men etmek veya verilmiş şeyin geri verilmesini emretmek yetkisi vardır.Bu yetki kullanılırsa bağışlama hükümsüzleşir.Sınırlı ehliyetsiz bir miras sözleşmesinde ölüme bağlı tasarruftan yararlanan taraf olabilir.Karşılıksız kazanmaları sınırlı ehliyetsiz kendisi yapabilmekle birlikte kanuni temsilcisi de bunları onun adına yapabilir.
cc-Sınırlı ehliyetsizin temsilci olabilmesi:
Medeni kanunda açık bir hüküm olmamasına rağmen doktrinde mümeyyiz küçükler ve mümeyyiz mahcurların kendilerine verilen temsil yetkisini kullanabilecekleri ve rızai temsilci sıfatıyla temsil olunan adına işlem yapabilecekleri kabul edilmektedir.
dd-Ehliyetin genişlediği durumlar:
1-Kendisine sulh mahkemesi tarafından bir meslek veya sanatla uğraşmasına açıkça ya da zımnen izin verilen vesayet altındaki kimse bu sanat ve mesleğin gerektirdiği her türlü fiili yapabilir ve borçlandırıcı fiilinden kendi malvarlığı ile sorumlu olur.
2-Velisinin rızası ile aile haricinde yaşayan çocuk onlara karşı olan borçlarını ihlal etmemek üzere kazancını dilediği gibi sarfedebilir.Vesayet altındaki kimse kendi tasarrufuna bırakılan malları bizzat idare etmek hakkını haizdir.
d)Sınırlı ehliyetsizlerin temsil edilmesi:
Kanuni temsilcinin sınırlı ehliyetsizi temsil ederek yaptığı işlemlerle sınırlı ehliyetsiz hak elde eder ve borç altına girer.Ancak temyiz kudretine sahip 16 yaşında bulunan ve vesayet altındaki kimsenin mallarını idareye müteallik mühim tasarruflarda mümkün oldukça onun reyi alınır.Vesayet altında bulunan kişinin bu reyi vasiyi mesuliyetten kurtarmaz.
2-Hukuka aykırı fiillerinden sınırlı ehliyetsizlerin sorumluluğu:
Mümeyyiz küçük ve mahcurlar haksız fiillerinden mütevellit zarardan mes’uldurlar.Kusurun bir kişiye isnat edebilmesi bakımından temyiz kudretinin varlığı yeterli olduğu için sınırlı ehliyetsizler haksız fiillerinden ve borca aykırı davranışlarından dolayı doğan zararlardan sorumlu olurlar.Kanunda kusura sonuç bağlanan bütün durumlarda bu sonuç uygulama alanı bulacaktır.Yine sınırlı ehliyetsizlerin kusursuz sorumluluk hallerinde de doğan zararlardan sorumlu olacakları kuşkusuzdur.
d)Sınırlı ehliyetliler:
Bunlar kendilerine kanuni müşavir tayin edilmiş kimselerdir.M.K. bir kimsenin kısıtlanmasına yeterli sebep bulunmamakla birlikte yine de çıkarları için onun fiil ehliyetine bir sınırlama getirilmesi gerekiyorsa ona bir müşavir tayin edilmesini öngörmektedir.
Kanuni müşavir kanuni temsilci olmadığı için bu işlemleri tek başına yapamaz.İşlem gene kendisine müşavir tayin edilen kişi tarafından yapılır.Kanuni müşavir sadece bu işleme muvaffakiyet bildirmek hakkına sahiptir.Bu reyin alınmamış olması durumunda M.K. mad.379 da sayılan işlemin hukuki durumu kanuni temsilcinin iznini almadan bir sınırlı ehliyetsizin yaptığı borçlandırıcı işlemin durumu gibidir.
Kendisine idare müşaviri tayin edilenler ise malları üzerinde idare hakkından yoksun kalırlar.Yani malların yönetimi ile ilgili işlemler açısından kendisine müşavir tayin edilen kişi kısıtlanmış gibidir.
$4)Kişisel Hal:
1-Genel Bakış:
Toplum içinde bir kişiyi diğerinden ayırmaya o kişinin ferdi ailevi ve siyasi durumunu tayine yarayan birçok özellikleri vardır.Adı yaşı cinsiyeti evlilik durumu gibi.İşte bu özelliklerin tümü kişinin halini(statüsünü) belirtir.Kişinin hali ve bunları meydana getiren unsurlar o kimsenin özellikleri olduğuna göre başkasına devredilemezler
a)Ferdi hali meydana getiren unsurlar:Kişinin adı cinsiyeti yaşı bu grupta yer alır.
b)Ailevi hali meydana getiren unsurlar:Kişinin evli veya bekar dul veya boşanmış olması hısımlık ilişkileri de bu grupta yer alır.
c)Siyasi hali meydana getiren unsurlar:Kişinin vatandaşlık ve hemşehrilik durumu mahkum olup olmaması da bu grupta yer alır.
Kişinin ferdi ve ailevi hali dar anlamda kişinin hali veya kişinin medeni hali olarak da ifade edilir.Bir kişinin hali onu toplum içindeki durumunu belirlemeye yaradığı cihetle onun şahsı kadar toplumu da ilgilendirir.Bu yüzden kişisel hali düzenleyen kurallar kamu düzeninin ilgilendirdiği için emredici hukuk kuralı niteliği taşırlar.
II-Kişinin Adı:
1-Genel bilgiler:Bir kişinin hüviyetinin tespitinde ilk bakılacak unsur onun adıdır.Ad üzerindeki hak kişilik haklarının bütün özelliklerini taşır mutlaktır devredilemez;uzun süre kullanılmasa dahi devam eder.Ad üzerindeki hakkı sahibi istediği gibi kullanabilir.Bunun sınırı üçüncü kişilerin haklı menfaatidir.Ad sahibi olma hakkı sadece gerçek kişilere tanınmış olmayıp aynı zamanda tüzel kişilerin de sahip olduğu haktır.Tüzel kişilerde ad üzerindeki hukuki korumadan yararlanır.
2-Adın çeşitleri:
a)Soyadı:Nesilden nesile intikal eden ve bir kişinin bir soya bir aileye bağlılığını ifade eden addır.
b)Öz ad:Aynı ailenin fertlerini birbirinden ayırmaya yarayan addır.Tek bir kelimeden ibaret olabileceği gibi birden çok kelimeden de teşekkül edebilir.
c)Müstear ad(takma ad; mahlas)Bir kimsenin belirli bir iş yaptığı bir faaliyette bulunduğu sırada gerçek adının yerine kullandığı takma addır.
d)Lakap:Üçüncü kişiler tarafından keyfi olarak bir kişinin adının yanına eklenen veya adı yerine kullanılan ve böylece o kişiyi nitelendiren bir addır.
e)Ticaret Unvanı:T.K.mad.41/2 uyarınca her tacir ticaret işletmesine ilişkin işlemleri ticaret unvanı ile yapmaya ve işletmesi ile ilgili senet ve diğer evrakı bu unvan altında imzalamaya mecburdur.Ticaret kanununun bu hükmü uyarınca kullanılan ticaret unvanı da bir addır.
3-Adın kazanılması:
a)Soyadının kazanılması:
Soyadı ya nesep bağı ile ya evlenme ile ya da evlat edinme yolu ile ya da idari kararla kazanılır.Soyadı kanunu çıktığı zaman seçerek de soyadı kazanma imkanı tanınmıştır.
aa)Nesep bağı yoluyla:Evlilik içinde doğan çocuk doğar doğmaz babasının soyadını kazanır.Bu hüküm emredicidir,şu veya bu şekilde çocuğa başka bir soyadı verilmesi mümkün değildir.Evlilik dışı çocuklardan babaları tarafından tanınanlar veya kişisel sonuçlarıyla babalığa hüküm alınarak babalarına gayrı sahih nesep bağıyla bağlananlar babalarının soyadını alırlar.Evlilik dışı çocuğun nesebi ana bananın evlenmesiyle düzelmişse çocuk babasının soyadını alır.Evlilik dışı çocuk babaya gayrı sahih nesep yoluyla bağlanmamış ise veya nesebi düzelmemişse ananın soyadını alır.Ana başka bir erkekle evliyse çocuk anasının kızlık soyadını alır.
bb)Evlenme Yoluyla:Evlilik bağı kurulur kurulmaz kadın kocanın soyadını alır.Bu hüküm de emredicidir.1998’de yapılan değişikliklerle evlenen kadının kendi soy ismini kullanmasına izin verilmiştir.Boşanma ile evlilik sona ererse kadın bekarlık soyadına geri döner.Şayet kadının menfaatine uygun düşerse kadının talebiyle hakim kocasının soyadını taşımasına izin verir.Ancak koca şartların değişmesi halinde bu iznin kaldırılmasını talep edebilir.Kadının boşanmadan sonra bekarlık soyadına döneceği emredici şekilde görülse bile bu düzenleme ihtiyaçlara cevap vermediğinden “evlenmeden önceki soyadına” olarak yorumlanması daha uygun olur.Evliliğin butlan kararı ile sona ermesinden sonra kadın önceki soyadına döner.
cc)Evlat edinme yoluyla:Bir kimse başka biri tarafından M.K.hükümlerine göre evlat edinilince evlatlık kendisini evlat edinenin soyadını alır.Evlat edinilenin reşit olması sonucu etkilemez.Evlat edinme ilişkisi sona ererse evlatlık eski soyadına döner.Evlat edinenin ölümü evlatlık ilişkisini sona erdirmediğinden evlatlık evlat edinenin soyadını taşımaya devam eder.
dd)İdari karar ile:Soyadı kanunu gereğince kendiliğinden bir soyadı seçmeyenlerle anası babası belli olmayanlara soyadı idari makamlarca bir kararla verilmiş söz konusu kişiler soyadlarını bu idari kararla kazanmışlardır.Nüfus kanunun 21.maddesine göre de anası babası belli olmayan çocukların soyadını nüfus memuru koyar.
ee)Soyadı seçme yoluyla:2 Ocak 1935 tarihinde yürürlüğe giren soyadı kanunu ile her Türk için soyadı taşıma yükümlülüğü getirilince iki yıl içinde soyadı seçme imkanı tanınmıştır.
b)Öz adın kazanılması:
aa)Evlilik içi çocuk için:Evlilik içi doğan çocuğun adını velayet hakkına sahip baba ve anası koyar.Ana ve babadan biri ölmüşse yahut temyiz kudreti yoksa yahut velayeti haiz değilse çocuğun adını diğeri tek başına koyar.Ana babanın her ikisi de ölmüşse veya velayet hakları nez edilmişse çocuğun adını vasi koyar.Ana baba çocuğun adını yasal çerçeve içinde dilediği gibi seçebilir.
bb)Evlilik dışı doğan çocuk için:Evlilik dışı çocuklar için öz adı kimin koyacağı hakkında bir hüküm yoktur.Çocuğun velayet anaya verilmişse ana babaya verilmişse babanın çocuğa öz adı koyacağı şayet bir vasi tayin edilmişse vasinin bu işlemi gerçekleştireceği kabul edilir.
cc)Ana babası bilinmeyen çocuklar için:Bu durumda öz adı nüfus memuru koyar.
c)Müstear adın kazanılması:Bu konu tartışmalıdır.Bizce müstear ad ilk kullanımla kazanılmış olmaktadır.
d)Lakabın kazanılması:Lakabın genel bir tarzda kullanılması ve bir kimsenin bu lakapla tanınmış olması ile lakap kazanılmış olur.
4-Adın Değiştirilmesi:Öz ad ve soyadı nüfus kütüğüne yazılmakla belirlenmiş olur.Adın değiştirilmesi doğru olarak kütükte kayıtlı adın değiştirilmesi bir ek yapılması bir harfin çıkarılması hallerinde söz konusu olur.
a)Adın değişmezliği kuralı:Bir kimse zorunlu olarak taşıdığı öz adını dilediği gibi dilediği zaman değiştiremez.Çarpışmakta olan toplumsal yararla kişisel yararı bağdaştırmak üzere kanunumuz adın değiştirilmesini ancak haklı bir sebep bulunması halinde müsaade etmiştir.
b)Ad değişikliğini haklı kılan sebepler:Haklı sebeplerin neler olacağı hakkında önceden bir şey söylemek imkanı yoktur.Herhalde dürüstlük kuralına göre kişinin o adı taşımamakta bir yararı varsa adının değiştirilmesine cevaz verilmelidir.Aileden birinin önemli işlemesi halinde diğer bireylerin ad değiştirme yönündeki istekleri haklı görülebilir.Veya din ya da uyruk değiştirilmesi halinde adın değiştirilmesi talebi de haklı görülebilir.
c)Usul:Dava ilgilinin “oturduğu yer”(ikametgah) asliye mahkemesinde açılır.Dava Cumhuriyet Savcısı ve nüfus baş memuru veya nüfus memuru huzuruyla görülür ve karara bağlanır.Mahkeme kararına karşı taraflar Yargıtay’a başvurabilir.(Temyiz yolu açık) Ad değiştirmek kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır.Hakkın şahsen kullanılması gerekir.Ve kullanmak için temyiz kudretinin varlığı yeterlidir.Mahkeme kararı ile kabul edilen değişiklik nüfus siciline kayıt ve ilan olunur.
d)Adın değiştirilmesine itiraz:Bir kişinin adının değişmesi yüzünden bir başka kişi zarara uğrarsa bu kişi değişikliği öğrendiğinden itibaren 1 yıl içinde değişiklik kararına itiraz edebilir.İtiraz ad değişikliğine karar veren mahkemeye yapılır.Soyadını değiştirenin yalnız eşiyle reşit olmayan çocuklarının da birlikte soyadlarının değişeceği kabul edilir.
5-Ad üzerinde hakkın korunması:
M.K.25.maddesi kişinin adının iki çeşit tecavüze karşı korunması imkanını düzenlemiştir.Adın ihtilafa meydan vermesi ve adın gaspı.Ad üzerindeki hak bir kişilik hakkı olduğundan ada tecavüz kişilik hakkına da tecavüz teşkil eder.
a)Adın ihtilafa meydan vermesi halinde koruma:Bu bir kimsenin bir adı taşıyamayacağı itirazı ile karşılaşmasıdır.Bu hallerde kanun adın sahibini korumak için kendisine o adı taşımaya ve kullanmaya hakkı olduğunun tespitini hakimden talep hakkını tanımıştır.
b)Adın gaspı halinde koruma:Adın gaspından maksat bir kimsenin hakkı olmadan başkasının adını kullanmasıdır.Fakat özellikle bir kişiyi belirlemeyen başkalarının da sahip olduğu bir adın bir ürüne verilmesi adın gaspı değildir.Gasp halinde adı haksız olarak kullanan kimsenin bu konuda kusuru bulunsun bulunmasın ,kanun,adın sahibine adının haksız yere kullanılmasına son verilmesini talep etme hakkı tanımıştır.Uymayan mütecavize karşı “tecavüzün men edilmesini dava hakkı edilebilir.Adın tecavüze uğrayacağı hakkında inandırıcı belirtiler varsa önleme davası da açılabilir.Şayet adı gasbeden kimse kusurlu ise adın sahibi ayrıca eğer uğradığı bir zarar varsa bu zararın tazminini isteyebilir.
c)Kişiliği koruyan davalardan yararlanma:Adın sahibini küçük düşürecek şekilde bir eşyaya ya da hayvana verilmesi kişiliğe tecavüz teşkil eder ve kişiliği koruyan davalardan yararlanılabilir.
III)Hısımlık:
1-Kavram:Hısımlık bir kişinin belirli bir kişi grubu içinde belirli hale gelmesini sağlayan önemli bir ilişkidir ve esas itibariyle bir kişinin bir soya bağlılığını ifade eder.Bu anlamdaki hısımlığa kan hısımlığı denir.Bundan başka bir kişinin eşinin kan hısımları ile de hısım olacağı kabul edilmiştir.Buna da sıhri hısımlık (kaim ya da kayın hısımlığı) da denir.Nihayet bir kimsenin bir başkası tarafından evlat edinilmesi ile de kan hısımlığına benzer bir ilişkinin sözleşme ile kurulduğu ifade edilir.Buna cali (yapmacık) veya sun’i hısımlık denir.
2-Kan hısımlığı:
a)Kan hısımlığı birbirinden üreyen veya ortak bir asıldan üreyenlerin aralarındaki bağı ifade eder.
aa)Usul füru hısımlığı:Birbirinden üreyenlerin hısımlığına denir.Büyük baba oğlu ve torunu arasındaki hısımlık.Bu hısımlık düz çizgi şeklinde gösterilir.Bunun için düz çizgi kan hısımlığı da denir.Usul yerine üstsoy füru yerine de altsoy da denir.
bb)Civar hısımlığı:Ortak asıldan üreyenlerin hısımlığına denir.Yeğenler arasındaki hısımlık böyledir.Buna da yan çizgi hısımlığı da denir.İki civar hısmının bir tek kökleri ortak ise bunlar yarım kan civar hısmıdır.İki kökleri ortak ise tam kan civar hısmı olurlar.
b)Hısımlık derecesi:M.K.mad.17’ye göre hısımlığın derecesi nesillerin adedine ile ölçülür.Pratik bir ifade ile iki kişi arasındaki hısımlık derecesi aralarındaki çizgi sayısına göre belirlenir.Civar hısımlığı 2.dereceden başlar.
c)Kan hısımlığına bağlanan hukuki sonuçlar:
1-Evlenme yasağı:Usul füru arasında evlenme kesinlikle yasaktır.3.dereceye kadar olan civar hısımlarının da evlenmesi yasaktır.
2-Dernekte oy kullanma yasağı:Dernek üyeleri dernekle usul füru arasındaki işlerde oy kullanamazlar.
3-Vasi olmada:Vasi olarak atanmada kan hısımlığı tercih sebebidir.
4-Mirasçılık:M.K.kanuni mirasçılık ve mahfuz hisseli mirasçılık sıfatını kan hısımlığına göre belirlemektedir.
5-Nafaka ödeme yükümlülüğü:Herkes yardım etmediği takdirde kötü duruma düşecek usul ve füruuna yardım etmekle mükelleftir.
6-Tanıklıktan kaçma:Hukuk ve ceza davalarında usul füru ile 3.dereceye kadar olan civar hısımları mahkemede tanıklık yapmaktan kaçınabilir.
7-Hakimin davaya bakma yasağı ve davaya bakmaktan kaçınabilmesi:Hakimin usul ve füru ve 3.dereceye kadar olan civar hısımlarının taraf olduğu davalara bakması yasaktır.Diğer taraftan hakim 4.dereceye kadar olan hısımlarının taraf olduğu davaya bakmaktan kaçınabilir.
8-Anonim ortaklıkta denetçi olamama:Anonim ortaklığında yönetici olanların usul füru olanların denetçi olamayacakları kabul edilmiştir.
3-Sıhri Hısımlık:
a)Anlamı:Bir kimsenin eşinin kan hısımları ile arasındaki hısımlıktır.Halk dilinde yerleşmiş ifade ile kayın hısımlığı olarak da ifade edilir.Bir kimsenin kayınpederi veya kaynanası o kimsenin usül füru sıhri hısmıdır.Eşin erkek kardeşi civar sıhri hısmıdır.Sadece bir eşin kan hısımları ile diğer eş sıhri hısım olabilir.İki eş arasında hısımlık yoktur ve bir eşin hısımları ile diğer eşin hısımları arasında da bir hısımlık bağı yoktur.Evliliğin boşanma ve butlan kararı ile sona ermesi doğmuş olan sıhri hısımlığı sona erdirmez.
b)Sıhri hısımlığın derecesi:Sıhri hısımlığın dereceleri kan hısımlığının dereceleri ile aynıdır.Bir eşe kan hısımları hangi derecede hısım ise diğer eşe de o derecede sıhri hısım olur.
c)Sıhri hısımlığın hukuki sonuçları:
1-Evlilik sona ermiş olsa bile eşlerin birbirlerinin usül füru kan hısımları ile evlenmelerine engeldir.
2-Vasi olarak atanmadan sıhri hısımlık tercih sebebidir.
3-Usul hukukunda usül füru veya 2.derecede dahil civar sıhri hısımlığı tanıklıktan kaçınma sebebi olarak görülmüştür.
4-Davanın usül füru veya 2.derece dahil civar sıhri hısımları ile ilgili olması halinde hakimin davaya bakması yasaktır.
4-Evlat edinmeden doğan hısımlık:
Evlat edinenle evlatlık ve evlatlığın füruu arasında kan hısımlığına benzeyen bir sun’i hısımlık doğar.Evlatlık ilişkisi evlat edinme sözleşmesi ile doğar.Evlat edinmeden doğan evlatlık ilişkisi sadece evlat edinenle evlatlık ve evlatlığın füruu arasında oluşur.Evlatlık bağı sona erdirilirse bu bağ ortadan kalkar.Miras hukuku açısından evlatlık ve füruu evlat edinene mirasçı olurlar;evlat edinenin kan hısımlarına mirasçı olamazlar.Diğer taraftan evlat edinen evlatlığa mirasçı olamaz.Ancak evlat edinenle evlatlık sözleşme ile mirasçılık hakkını kaldırabilirler.Evlatlık ilişkisi sona erince buna bağlı hısımlık da sona erer.
IV)İkametgâh:
1-Kavram ve önemi:
İkametgah bir kişinin bir yere bağlılığını ifade eden kavramdır.İkametgah bir kişinin kanundaki şartlar uyarınca bir yerle olan ilişkisidir.ikametgahın önemi herkesin bir ikametgahı olması ilkesini gerekli kılmıştır.Bunun yanında herkesin ancak tek bir ikametgahı bulunması ilkesi yer almıştır.Birincisine ikametgahta gereklilik ilkesi ikincisine ikametgahta teklik ilkesi adı verilir.
2-İkametgahta gereklilik ilkesi ve ikametgahın çeşitleri:M.K.sisteminde her kişi sorunlu olarak bir ikametgaha sahiptir.Aslolarak ikametgah bir kişinin niyetinin değerlendirilmesi ile tespit edilir.Bu tarzda belirlenen ikametgaha ihtiyari ikametgah (isteğe bağlı) denilmektedir.Fakat böyle bir yerin tespit edilememesi durumunda kanun ikametgah sayılacak yeri tayin eder.Bu tarzda tespit edilen ikametgaha itibari(saymaca)ikametgah denir.
a)İhtiyari ikametgah:M.K. ihtiyari ikametgahı yerleşmek niyetiyle oturulan yer olarak ifade etmektedir.İki unsurun gerçekleşmesiyle belirlenebilir.
aa)Birinci unsur oturulan yerdir.Objektif unsur da denilir.Bir yerde oturmak geçici olarak bir yerde bulunmaktan öteye bir ilişki kurmak anlamına gelir.Yerleşme niyetinin bulunması bu yere ikametgah sıfatını kazandırır.Aksi halde burası konut (mesken )durumundadır.
bb)Oturulan yere ikametgah sıfatını kazandıracak “yerleşme niyeti” ne sübjektif unsur denir.Yerleşme niyeti bir kimsenin söz konusu yeri yaşamasının;kişisel ilişkilerinin ,aile hayatının,mesleki faaliyetinin merkezi kılmasından anlaşılır.İkametgahın varlığını kabul etmek için yerleşme niyetinin daimi olması da gerekmez.Yerleşme niyeti ile kurulan bir yerin ikametgahın kurulması için bu yerin bir ev olması şart değildir,bir otel odası da mümkündür.
b)İtibari İkametgah:Bir kimse ancak yeni bir ikametgah kurmakla eski ikametgahıyla olan ilişkisine son verir.Bir kimse eskiden oturduğu yerden kesin olarak ayrılmış fakat henüz yerleşmek niyeti ile yeni bir yer seçememişse böyle bir yer seçinceye kadar artık oturmadığı ve yerleşme niyetini kaldırdığı eski ikametgahı onun ikametgahı addolunur.Keza ikametgahı belli olmayanların fiilen oturdukları yer yani meskenlerinin bulunduğu yer yerleşme niyeti bulunmasa bile onların ikametgahı addedilir.İşte bu tarzda kanunun addettiği yerlere “itibari ikametgah” denir.
c)Kanuni ikametgah:Aslolan herkesin ihtiyari bir ikametgaha sahip olmasıdır.Fakat bazı hallerde kanun bir kişinin ikametgahını başkalarına bağlı olarak tayin eder.Bu takdirde kanuni ikametgah söz konusu olur.Bu tarzda bağımlı ikametgah evli kadınlar ile velayet vesayet altındakiler için söz konusudur.
aa)Evli kadının ikametgahı:
aaa)Genel olarak:Evli kadının ikametgahı kocasının ikametgahıdır. Kanuni istisnalar saklı kalmak kaydıyla karının ikametgahını kocanınkinden farklı bir yerde kurmasına imkan yoktur.
bbb)İstisnalar:Kocanın ikametgahı belli değilse karısı bağımsız bir ikametgah kurabilir.Hüküm ancak kocanın ikametgahının bilinmemesiyle uygulanır.Karının kocasından ayrı yaşamamakta haklı olduğu hallerde de ayrı bir ikametgah kurma yetkisi vardır.4 ayrı halde böyle bir yetki kazanılır.
-Hakim ayrılığa hükmetmişse
-Evlilik birliğini korumak için tedbir olarak ortak hayata son vermişse
-Ortak hayatın devamı yüzünden karının sağlığı şöhreti ya da işinin ilerlemesi ciddi olarak tehlikeye düşmüşse
-Boşanma veya ayrılık davası açılmışsa dava süresince kadın ayrı bir ikametgah kurabilir.
bb)Velayet altındaki çocuklar:Velayet altındaki çocukların ikametgahı velayeti haiz ana babanın ikametgahıdır.Bu hakka ana babadan biri haizse ikametgah ona göre düzenlenir.Ananın ayrı bir ikametgah kurmaya hakkı olduğu durumlarda çocuğun ikametgahı babaya göre belirlenir.Velayeti haiz olanların ölümü ile velayetin sona ermesi halinde vesayet altına alınıncaya kadar velisine göre belirlenmiş ikametgaha bağlı kalacağı kabul edilir.Velayet hakkı sahibinin ikametgahı belli değilse ve çocuk başka bir ikametgaha bağlı değilse temyiz kudretine sahip olmak kaydıyla çocuk ihtiyari bir ikametgah kurabilir.Velayet hakkı sahibinin fiilen velayet hakkından feragat ettiği hallerde çocuğun ikametgahının velayete bağlı olarak tayinine doktrinde istisnalar getirilmiştir.Buna göre velayeti fiilen kim kullanıyorsa ikametgah ona göre belirlenir.Evlilik dışı çocuğun velayet hakkı ana babadan hangisine veriliyorsa ikametgahı da buna göre düzenlenir.Evlilik dışı çocuk velayet değil de vesayet altına konulmuşsa ikametgahı vesayet makamının bulunduğu yerdir.Vesayet altındaki kimsenin ikametgahını değiştirmesi sulh mahkemesinin izni ile olur.M.K.396 uyarınca sulh mahkemesi tarafından bir meslek ya da sanatla uğraşmasına izin verilen kişilerin bağımsız ikametgah kurması uygun görülmelidir.Vesayet altında bulunan evli kadının ikametgahı vesayet makamının bulunduğu yer değil kocasının ikametgahıdır.
3-İkametgahta teklik ilkesi:Bir kimsenin ancak bir tek ikametgahı bulunması ilkesi ikametgahtan beklenen amacın görülmesini sağlar.Bir kimsenin bir ikametgahı bir ticarethanesi,ticarethanenin bir şubesi olur.
V)Kişisel Hal Sicilleri:
1-Anlamı ve Düzenleniş Tarzı:
Bir kimsenin kişisel hallerinin düzenlendiği sicillere kişisel hal sicilleri adı verilir.Bu siciller sayesinde gerek devler gerek kişinin kendisi açısından kişisel hali kolayca belirlenmesi imkanı sağlanmış olur.Her Türk Türkiye’deki ikametgahının veya sonradan ikametgah olarak edindiği yerin nüfus memurluğuna kendisini yazdırması ve bir nüfus cüzdanı almaya mecburdur.Reşit olmayanların nüfus olaylarını yazdırıp nüfus cüzdanlarının alınmasına veli ya da vasi ödevlidir.Doğum ölüm evlenme boşanma gaiplik nesep tashihi tanıma evlat edinme evlatlık sözleşmesinin kaldırılması ve yer değiştirme olaylarının bildirilmesi yükümlüğü kanunda ayrı ayrı belirtilmiştir.Yükümlülüğü yerine getirmeyenlere para cezası öngörülmüştür.
SONRAKİ SAYFAYA GEÇİNİZ
[wp_ad_camp_5]
sonraki sayfadan devam ediniz