in

BİLİŞSEL GELİŞİM

BİLİŞSEL GELİŞİM

Bilişsel gelişim, bebeklikten yetişkinliğe kadar, bireyin çevresini ve dünyayı anlama yollarının daha karmaşık ve etkili hale gelmesi sürecidir.

Biliş, yaklaşık olarak düşünme ile eş anlamlıdır. Çocukların yetişkinler gibi düşünmesi mümkün değildir, kendilerine özgü bir dünya görüşü vardır. Yeni doğan bebeğin son derece basit olan zihinsel etkinlikleri giderek karmaşıklaşır ve çevreye uyumuna yardımcı olur.

PIAGET’NİN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI

İsveçli bir bilim adamı olan Jean Piaget, çocukların düşünceleri hakkında veriler toplamış ve bu verileri çocukların düşüncelerinin nasıl ve neden değiştiğini açıklamak için kullanmıştır.

Piaget kuramını geliştirirken çocukların nasıl düşündüğünü ve bilişsel gelişimlerini incelemek üzere gözlemlerde bulunmuştur. Ona göre bilişsel süreçler çocuğun dünyayı anlamasını sağlar. Bilişsel gelişim bireyden çevreye doğrudur ve Piaget’e göre her çocuk her insanda mevcut olan üç önemli ve değişmez işleve sahip olarak dünyaya gelir. Bu üç işlev:

  •  Örgütleme
  •  Uyum sağlama
  •  Dengeleme

NOT: Piaget’in bilişsel gelişim kuramının anlaşılabilmesi için bazı temel kavramları bilmek gerekir. Bu temel kavramlar:

Zeka: Piaget’ye göre zeka, bireyin çevresine uyum yapabilme yeteneğidir. Piaget, zekanın bir takım testlerle belirlenmesine karşı çıkmış ve zekanın zeka testinden alınan puan olmadığını belirtmiştir.

Biliş: Düşünme, öğrenme ve hatırlama süreçleridir.

Şema: En temel zihinsel yapıdır. Şemalar basit olarak kavramlar ya da kategoriler olarak da düşünülebilir. Şemalar örgütlenmiş davranış ya da düşünce örüntüleridir. Şemalar doğuştan itibaren çalışmaya başlar ve yetişkinlikte de gelişmeye devam eder. Şemalar yaşantılar sonucu daha kompleks hale gelir. Bazen her ikisi de eş anlamlı kavramlar olarak kullanılsa da çocuklar için şema, yetişkinler için bilişsel yapı kavramlarını kullanmak daha uygundur. Şemalar, bebeğin bir objeyi yakalaması gibi basit ya da lise öğrencilerinin matematik problemi çözmesi gibi kompleks olabilir.

1) Örgütleme (organizasyon)

Çocuk dış dünyadaki bilgileri duyu organları yoluyla algılayarak kendi zihnine yerleştirir. Hiçbir bilgi diğerlerinden tamamen kopuk ya da yalıtılmış değildir, çünkü birey karşılaştığı olay ya da kavramları birbiri ile tutarlı bütünler haline getirmeye çalışır. Örgütleme, birbirinden farklı şemaların birleştirilmesi, kaynaştırılması sürecidir. Örneğin üç aylık bir bebek karşılaştığı bir nesneye önce bakar, sonra uzanır. Bu bakma ve uzanma şemalarının birleştirilmesi yani örgütlenmesidir.

2) Adaptasyon (Uyum)

Bireyler yeni yaşantılar geliştirdikçe bazen mevcut şemalar yetersiz hale gelir. Yeni durumun anlamlı bir şekilde açıklanması güçleşir. Bu gibi durumlarda yeni yaşantı ile var olan şemaların birbiri ile uyuşmasını sağlamaya çalışır. Bireyin çevresi ile etkileşime girerek karşılaştığı değişikliklere uyma sürecine adaptasyon denir.

Not:Uyum sağlama yaşamı sürdürebilmek ve çevreyi anlamlandırmak açısından gereklidir. Piaget’ye göre uyum sağlama yaşam boyu devam eder. Uyum sağlama süreci özümleme/özümseme (asimilasyon) ve uyma/düzenleme (akomodasyon) olarak adlandırılan birbirinin tamamlayıcısı olan iki ayrı süreçle sağlanır.

a-)Özümleme/özümseme (asimilasyon)

Bireyin yeni karşılaştığı durum, nesne ve olayları, kendisinde önceden var olan zihinsel yapının/şemanın içine yerleştirmesidir. Örneğin kediyi dört ayaklı bir hayvan olarak öğrenen çocuk ilk kez kaplan görünce ‘aaa büyük bir kedi’ diyebilir. Yani çocuk burada özümleme yapmıştır.

b-)Uyma/düzenleme (akomodasyon)

Algılanan bilgi eski bilgilerden bilişsel çelişki yaratacak kadar farklı olmadığı sürece, özümseme yapılır. Ancak özümlenen bilgi, daha önceki şemalardan çok farklı olduğu durumlarda şemalarda değişime ihtiyaç duyulur. Bu durumda da uyma yapılır. Yani uyma, zihinsel şemanın yeni durumu açıklamak için yetersiz olduğunda var olan şemanın değiştirilmesi veya yeni bir şema oluşturulmasıdır. Örneğin, hayatında ilk kez deniz kestanesi adını duyan çocuk, deniz kestanesini daha önce gördüğü kahverengi bir meyve olan kestane olarak düşünebilir. Deniz kestanesini görüp onun normal kestaneden farklı olduğunu algılayan çocuk ise yeni bir şema oluşturur.

3-)DENGELEME

Bireyin yeni karşılaştığı bir durumla daha önceden sahip olduğu yaşantılar arasında ortaya çıkan bilişsel çelişkiyi giderme çabasıdır. Bilişsel gelişim, zihindeki dengelerin bozularak yeniden kurulması ve bu işlemlerin (denge-dengesizlik-denge gibi) sürekli tekrarlanmasıyla oluşur. Örneğin ‘kediyi’ görünce ‘hav,hav, köpek’ diyen bir çocuk kedinin miyavlamasını duyunca bilişsel bir dengesizlik yaşar. Zihninde tekrar denge durumunu kurması gerekir.

Piaget’e Göre Bilişsel Gelişimi Etkileyen Etmenler

Piaget’ye göre bilişsel gelişim dört faktörden etkilenmektedir:

  •  Olgunlaşma,
  •  Yaşantı,
  •  Kültürel aktarım
  • Dengeleme

Olgunlaşma, fiziksel gelişimi ifade etmektedir. Bilişsel gelişim için fiziksel büyüme gereklidir. Çocuğun belli zihinsel becerileri gösterebilmesi için kas ve sinir sistemi de gelişmiş olmalıdır.

Yaşantı (deneyim), bireyin çevresi ile etkileşimi sonucunda bireyde kalan izlerdir. Bilişsel gelişim birey çevresi ile etkileşimde bulundukça ilerler. Birey ne kadar yaşantı geçirirse, şemaları da o kadar zenginleşir.

Kültürel aktarım, içinde yaşanılan toplumun o güne kadar edinmiş oldukları bilgiyi yeni nesillere aktarmasını ifade eder. Toplum, bireyleri zihinlerini nasıl kullanacaklarına ilişkin bilgilerle etkileyerek yeni nesillere belli kalıp davranışlar da aktarmaktadır.

Dengeleme, ortaya çıkan bilişsel çelişkiyi giderme çabasıdır.

BİLİŞSEL GELİŞİM DÖNEMLERİ

Piaget’e göre bilişsel gelişim bir basamaklar serisidir. Bu basamakların her biri belirli özellikleri içerir. Her basamağa ait özellikler de çocuğun bilişsel fonksiyonlarının tüm özelliklerini kapsar. Piaget, bilişsel gelişimin dönemler halinde gerçekleştiğini belirterek, bilişsel gelişim kuramında dört temel kural olduğunu belirtir.

  •  Dönemler, değişmez bir şekilde belli bir sıra ile ortaya çıkar.
  •  Bir sonraki dönem, önceki dönemin kazanımlarını da içerir.
  •  Her birey kendine göre gelişim gösterir. Dönemlerin belirli yaş sınırları olmakla birlikte tüm çocuklar için geçerli olan kesin yaş sınırlarından bahsedilemez. Bireysel farklılıklar söz konusudur.
  •  Piaget’in bilişsel gelişim kuramı her dönem için kritik olan gelişim özelliklerini belirtir.

BİLİŞSEL GELİŞİM DÖNEMLERİ

1) Duyu motor dönem (0-2 yaş)

2) İşlem öncesi dönem (2-7 yaş)

3) Somut işlemler dönemi (7-11 yaş)

4) Soyut işlemler dönemi (11 yaş ve üzeri)

Duyu Motor Dönem

  •  0-2 yaşlarını kapsar.
  •  Dünya ile ilgili bilgi edinmede kullanılan temel yollar duyular ve motor hareketlerdir.
  •  Bu dönemde bebekler kendilerine duyuları aracılığı ile ulaşan uyaranlara devinimsel tepkilerde bulunurlar.
  •  Dünyayı tanımada bebekler ayrıca deneme-yanılma ve taklidi kullanırlar.
  •  Başlangıçta refleks düzeyinde tepki veren bebek geçirdiği yaşantılarla ve bilişsel gelişimin ilerlemesi ile daha amaçlı tepkilerde bulunmaya başlar. Bu dönemde dünyaya ilişkin şemalar yavaş yavaş oluşmaya başlar.
  •  Dönemin en önemli kazanımı, “belleğin ve dolayısı ile düşünmenin başlaması” dır. Nesne sürekliliği/kalıcılığı ve dönemin sonuna doğru gözlenen ertelenmiş taklit belleğin gelişmesinin ilk habercisidir.

Piaget duyu motor dönemi altı aşamada incelemiştir.

1. Refleksler aşaması (0-1 ay): Yenidoğan dünyaya refleksleri aracılığı ile uyum sağlar. Bebek güçlü bir emme refleksi ile dünyaya gelir. Buna bağlı olarak bebeğin eline bir nesne verildiğinde hemen ağzına götürür ve emmeye başlar. Emme, bebeğin nesnelerle ilişkisini sağlamaktadır.

2. İlk alışkanlıklar ve birincil döngüsel tepkiler aşaması (1-4 ay): İlk alışkanlıkların kazanılması bebeğin birçok davranışı isteyerek ortaya çıkarması, uzatması ve tekrarlaması ile gerçekleşmektedir. Bebek deneme-yanılma yoluyla rastlantısal olarak başardığı bir hareketi durmadan tekrarlar. Piaget, bebeğin başardığı bir hareketi tekrarlamasını birincil döngüsel tepkiler olarak ifade eder. Bebek başardığı bir hareketi sürekli tekrarlayarak alışkanlık haline getirmektedir. Birincil döngüsel tepkiler bebeğin baş ve el ile yaptığı hareketlerdir. Halk arasında tel sarma olarak adlandırılan bebeğin elini sürekli olarak evirip çevirmesi örnek olarak verilebilir.

3. İkincil döngüsel tepkiler aşaması (4-8 ay): Amaçlı davranışların başlangıcıdır. Yapılan davranışta amaç vardır, ancak davranışlar tesadüfen keşfedilir. Örnek olarak bebeğin yatağının üzerine bazı nesneler asılmıştır. Bebek sallanan bir ipi eline alınca ipin hareketi ile nesnelerin hareketini keşfeder ve bu ilgi çekici hareketi tekrarlar.

Bu dönemin iki özelliği vardır:

a. Davranışlar tesadüfe bağlıdır.

b. Davranışlar tekrardan ibarettir.

4. İkincil döngüsel tepkilerin koordinasyonu ve amaca yönelik davranışlar (8-12 ay):

Bebek bir eylemi rastlantı ile değil bir amaçla gerçekleştirmektedir. Basit problemleri çözmeye başlar. Bu aşamanın en önemli özelliği bebeğin sonuca ya da amaca ulaşmak için bir araç geliştirmesi ya da kullanmasıdır. Örneğin bir sopayı uzaktaki oyuncağına ulaşmak için kullanabilir.

5. Üçüncül döngüsel tepkiler ve yenilik/merak aşaması (12-18 ay)

Yürüme ile bebek etrafını daha ayrıntılı keşfeder. Bu aşamanın en önemli özelliği bebeğin daha önce yapamadığı hareketleri keşfetmesidir. Çocuk sürekli araştırma yaparak şemalarını zenginleştirir. Bebek bu dönemde bedeni dışındaki nesneleri hareket ettirerek tanımaya çalışır.

6. Zihinsel kombinasyonlar ve problem çözme aşaması (18-24 ay)

Artık bebeğin zihinsel fonksiyonları duyu motor düzeyden sembolik düzeye dönüşür. Bu dönemin en önemli özellikleri nesne devamlılığı ve ertelenmiş taklittir. Bebek karşılaştığı problem durumlarına yönelik zihinsel kombinasyonlar yapabilmektedir. Örneğin dışarı çıkmak için ebeveynlerine ayakkabı/paltosunu gösterebilir.

DUYU MOTOR DÖNEMİN ÖZELLİKLERİ

Ses bulaşması: Dönemin başında görülür. Dönemin başlarında bir çocuk ağlamaya başladığında diğerleri de ağlar. Özellikle kuvözlerde ve kreşlerde gözlenen bu özellik, bebeğin henüz kendisini diğerlerinden ayırt edememesinden kaynaklanmaktadır.

Nesne devamlılığı/sürekliliği/kalıcılığı:

Nesnelerin görüş alanı dışına çıksa da var olmaya devam ettiğinin kavranmasıdır. Bir başka deyişle, görünürde ya da ortamda olmayan bir nesnenin devamlı/sürekli var olduğunu anlama süreci olarak da tanımlanabilir. Bebekler böyle bir algılama ya da anlama ile doğmazlar. Örneğin bebekler ilk zamanlarda ellerinden düşürdükleri oyuncağı arama gereksinimi göstermezler. Duyu-motor dönemin sonuna doğru ise bu kavram gelişir.Yaklaşık 8. aydan itibaren, nesne sürekliliği düşüncesinin oluşmaya başladığı, yaklaşık 18. ay civarında ise nesnenin sürekliliği düşüncesinin kesinleştiği kabul edilmektedir.

Nesne devamlılığı gelişim aşamaları şu şekildedir:

Ertelenmiş Taklit

Bu dönemin bir başka özelliği taklit yoluyla öğrenmenin olmasıdır. Bebekler gözlemlediği bazı davranışları, taklit etme eğilimindedir. Ancak taklit hemen gözlemin ardından ortaya çıkmayabilir. Yani çocuk, gözlemlediği davranışı zihninde tutup, bir süre sonra sergileyebilmektedir. Buna ertelenmiş taklit denir. Örneğin; 1,5 yaşındaki kız çocuk, yine aynı yaşlarda bir erkek çocuğun bulunduğu eve misafirliğe götürülmektedir. Erkek çocuk bir öfke nöbeti sırasında, bağırıp çağırmakta ve tepinmektedir. Daha önce benzer bir durumla karşılaşmamış olan kız çocuk, suskun ve biraz da şaşkın bir şekilde olanları izlemiştir. Ertesi gün evde, oyun oynarken, önceki gün gördüklerini tekrarladığı gözlenmiştir.

İŞLEM ÖNCESİ DÖNEM

2-7 yaşları kapsayan işlem öncesi dönem kendi içinde kısmen farklı özellikler gösteren iki aşama halinde ele alınmaktadır.

1. Sembolik dönem- önyargı aşaması (2-4 yaş)

2. Sezgisel dönem- önsezi aşaması (4-7 yaş)

1) Sembolik Dönem (Önyargı aşaması)

Bir önceki dönemde nesne sürekliliğinin anlaşılması ile ertelenmiş taklit belleğin geliştiğini ve nesnelerin sembolik temsilcilerin zihinde saklandığını göstermektedir. Bu dönemin en büyük başarılarından biri dilin öğrenilmesidir. Dilin öğrenilmesi ile birlikte gittikçe ilerleyen bir şekilde dış dünya ile ilgili bilgiler dildeki kavramlar aracılığı ile sembolleştirilerek saklanır.

Dönemin Özellikleri

Sembolik Oyun:Sembolleştirme yeteneği, dış dünyaya ilişkin bilgilerin zihinsel resimler, imgeler ve simgeler şeklinde saklanmasıdır. Sembolleştirme kapasitesi en çok kendini sembolik (-mış gibi) oyunda gösterir. ÖR: Sembolik oyunda çocuk legoları arka arkaya dizerek trenmiş gibi yapıp ‘çuf çuf’ diye sürebilir, bir sopayı at gibi kullanabilir, anne-baba, bebek, postacı, terzi, doktor gibi rolleri içeren oyunlar oynar.

Gerçek İle Hayali Ayırt Edememe: Bu dönemde çocuklar sihirli öğeler içeren konular ve öykülerden hoşlanırlar. Ama yetişkin gibi düşünme özelliği henüz gelişmediğinden sıklıkla hayal ile gerçeği ayırt etmekte zorlanırlar. ÖR: Çocuk izlemiş olduğu bir çizgi filmde uçan kişiler varsa kendisi uçamadığı için sinirlenebilir.Bazen bu durum korkulara ya da gece kabuslarına da yol açabilir (Örneğin cadı, öcü gibi unsurlarla korkutulmak).Yine bu dönemde hayali arkadaşlar da görülebilir.

Animizm (Canlandırmacılık) : Canlı olmayan nesnelere canlı özellikleri atfetme özelliği olarak tanımlanabilir. Animizm dönemindeki çocuk, etrafındaki varlıklara; güneşe, suya, evlere hatta çakıl taşlarına bile hiç fark gözetmeden canlı varlıklar gözüyle bakar.ÖR: Çocukların güneşin ve ayın canlı olduklarını ve kendini takip ettiklerini düşünmesi, düşerek canının yanmasına neden olan sandalyeye vurması, oyuncak bebeklerini beslemesi, oyuncak bebeklerinin dışarıda kaldığı için üşütüp hastalanacağını düşünmesi gibi.

Ben Merkezci Düşünme: Olayları başkasının açısından görme ya da başkalarının duygularını ve gereksinimlerini fark etme konusundaki yetersizlik olarak ifade edilebilir. Bu dönemde çocuklar, dünyayı başkasının açısından görmekte zorlanırlar. Bakış açısı almadaki bu yetersizlik çocuğun kendi gördüğünün başkaları tarafından da görüldüğü, kendi duygu ve düşüncelerinin başkaları ile aynı olduğunu kabul etmek gibi bir sınırlılığı içerir. ÖR: Çocuğun muzlu süt seviyorsa herkesin muzlu sütü sevdiğini düşünmesi ya da telefonda ısrarla dedesine ‘Bana bu kitabı okusana’ ya da ‘Bak, ayakkabılarım ne güzel’ demesi.Dil gelişimine bağlı olarak çocuk da monolog ve toplu monolog özellikleri gelişir.

Monolog: Çocuğun yanında biri olmadığı halde sanki biri varmış gibi kendi kendine konuşmasıdır.

Toplu (Ortak-Kollektif) Monolog: Çocukların birbirinin konuşmasını dinlemeksizin aynı anda kendi ilgi ve ihtiyaçlarına göre konuşmasına denir.

Paralel Oyun: Çocukların bir arada olmalarına rağmen birbirlerinden bağımsız olarak oyun oynamalarıdır.

Kalıp Yargılar: Çocuklar sınırlı deneyimleri nedeni ile kalıp yargılar geliştirip karmaşık bilgileri dar kavramlarla örgütlemeye çalışırlar. ÖR: Hemşire olmak isteyen bir kız çocuğunun, “Doktor olmaz istemez misin?” diye sorulduğunda “kızlar doktor olmazlar, hemşire olurlar” yanıtını verip, bu görüşü ısrarla savunması.

2) Sezgisel Dönem (Önsezi Aşaması)

Bilişsel gelişimin bu aşamasında çocuk, mantık kuralları ile düşünmek yerine algılarına, sezgilerine dayanarak düşünür ve buna göre çıkarsamalarda bulunur. Çocuk, nesneleri sınıflandırma, nitelendirme ya da ilişkilendirme gibi bazı zihinsel işlemler uygulasa da bu işlemleri yerine getirirken hangi ilkeleri kullandığını bilememekte ve açıklayamamaktadır.

Yapaycılık (Artifikalizm): Doğal olguları birisinin yaptığı ya da bunlara birisinin neden olduğu inancı olarak ifade edilebilir. ÖR: Çocuğun, Ay’ın geceleri beyaz görünmesini, birinin onu beyaza boyadığı ya da üzerini beyaz bir örtü ile örttüğü düşüncesiyle açıklaması, güneşi başkası tarafından açılıp kapanan bir ışığa benzetmesi, yıldızların iple birbirine bağlandığını düşünmesi gibi.

Özelden özele akıl yürütme: Bu akıl yürütme biçimi, özelden genele ya da genelden özele akıl yürütmek yerine genelleme yapmadan olayları sadece kendi geçirdiği yaşantılara dayanarak tek yönlü düşünmedir. Piaget, bu dönemde çocukların olayların nedenleri ve etkileri üzerinde çok daha iyi tartışabildikleri düşüncesindedir. Ancak hâlâ çocukların nedensel düşünmeleri sınırlıdır. Çocuklar mevcut olaylar arasındaki ilişkileri dikkate alarak diğer mevcut olayları oluşturmaya eğilimlidirler ve bazen hatalı olarak birinin diğerinin nedeni olduğunu düşünürler.ÖR: Her sabah kahvaltıda yumurta yiyen bir çocuk o günün sabahında sofrada yumurta görmeyince kahvaltı yapmadığını söylemiştir. Yumurtayı kahvaltıyla eşleştirmiş ancak diğer kahvaltı malzemelerini kahvaltı ürünü olarak görmemiştir. Evde yaşayan kedi köpek gibi hayvanların evcil hayvan olduğunu duyan Elif, daha önceden evde fare gördüğü için farenin de evcil hayvan olduğunu düşünür.

Korunumun kazanılamaması: Bu dönemin en belirgin özelliği korunumun kazanılamamış olmasıdır. Korunum, görüntüdeki değişikliğe rağmen bir şey eklenip çıkarılmadıkça nesnelerin niteliklerinin aynı kalacağının anlaşılmış olmasıdır. Piaget’e göre bu dönemdeki çocuklar nesnelerin anlık ve dikkat çeken özelliklerine odaklaştıklarından diğer boyuttaki telafi edici özelliği göz ardı etmektedirler. Piaget’e göre bu dönemde çocuklar miktar, sayı, uzunluk gibi korunumları kazanamamıştır.

Odaktan uzaklaşamama: Korunumun kazanılamamasının nedenlerinden biri, belli bir zamanda çocuğun sadece anlık görünen ve dikkat çeken boyuta odaklanıp, diğer boyutları birlikte algılayamamasıdır. Çocuk bu dönemde dikkatini karşılaştığı bir durumun sadece bir yönüne odaklamakta diğer özellikleri fark edememektedir. ÖR: Çocuğun iki dizi halindeki boncukları sayıp aynı sayıda olduğunu söylemesine rağmen aralıklı dizildiğinde daha uzun gözüken boncuklara daha fazla demesi gibi.

Tersine çevirememe: Korunumun kazanılamamasında önemli olan bir diğer etken de çocuğun var olan durumun bir önceki basamağını zihninde canlandıramamasıdır. ÖR: Fatma, Ayşe’nin kardeşi kim? diye sorulduğunda Ahmet diye cevap verir. Ahmet’in kardeşi var mı diye sorulduğunda ise ”Hayır, yok.” diye cevap verir.

Tek yönlü düşünme: İşlemlerin tersine çevrilememesi ile ilişkili bir sınırlılıktır. İşlem öncesi dönemde çocuk bir olayı oluş sırasına göre anlatması istendiğinde zorlanmadan anlatmakta ancak aynı olayı tersinden anlatması istendiğinde sorun yaşamaktadır.Ör: Çocuğa okula gelirken yol boyunca gördüğü dükkanları sayması istendiğinde çocuk bakkal, manav, kasap diye saymış, fakat okuldan eve dönerken hangi dükkanları gördüğü sorulduğunda ise tersine sıralama yapmakta zorlandığı görülmüştür.

Tek boyutlu sınıflandırma: Piaget, çocuklarla pek çok sınıflandırma çalışması yapmıştır. Bu çalışmaları neticesinde işlem öncesi dönemdeki çocukların nesneleri tek bir özelliğine göre (renk, şekil, büyüklük vb.) sınıflandırabildiğini görmüştür.Legoları sadece renklerine göre ayırabilen, ya da sadece şekillerine göre ayırabilen bir çocukta tek yönlü sınıflama mevcuttur. Çünkü bu çocuklar legoları şekillerine ve renklerine göre aynı anda ayıramaz.

SOMUT İŞLEMLER DÖNEMİ

(7-11 YAŞ)

Somut işlemler döneminde çocukların bilişsel yapıları bazı problemleri zihinsel olarak çözebilecek düzeye gelmiş olmakla birlikte, bu dönemde bir problemin çözülmesi somut nesnelerle bağlantılı olmasına bağlıdır. Bu dönemde kazanılan en önemli özellikler mantıksal düşünmenin başlaması, tersine çevirebilme, odaktan uzaklaşma, birden fazla özelliğe göre sınıflandırma yapabilme ve korunumun kazanılmasıdır.

Dönemin Özellikleri

Mantıksal düşünmenin başlaması: Çocuk, olaylar ve olgular hakkında mantık yürütür. Yani mantıklı düşünmeye başlar. Belirli nesneler arasındaki değişmeyen ilişkileri, nesneleri görmeden mantık yürütme yoluyla kavrayabilirler. Örneğin “Hasan, Ayşe’den uzun, Ayşe de Dilek’ten uzun ise, Hasan’nın Dilek’ten de uzun olması gerektiğini” bilebilirler.

Birden fazla özelliğe göre sınıflandırma: Bu dönemde çocuklar nesneleri birden fazla özelliğine göre sınıflandırabilirler.

Odaktan Uzaklaşma : Bu beceriyi kazanan çocuklar artık nesnelerin ve olayların sadece görünüşlerine odaklanmaktan kurtulurlar. Bir nesne ya da olayı sahip olabileceği diğer özellikler açısından da ele almayı başarırlar.

Tersine çevirebilme: Fiziksel ya da zihinsel bir eylemin tersine çevrilebileceğinin anlaşılmasıdır. Görüntüsel değişikliğin tekrar eski haline dönebileceğinin kavranması ya da son değişikliğin tersinin yeniden zihinde canlandırılmasıdır. Örneğin biri düz, biri kıvrılmış olan iki telin başlangıçta eşit olduğunun göz önünde bulundurulması.

Korunumun kazanılması: Korunumun kazanılması ‘aynılık, telafi ve tersine çevirme’ ilkelerinin anlaşılması ile mümkündür.

  •  Aynılık, bir şey eklenip çıkarılmadıkça nesnenin aynı kaldığının anlaşılmasıdır. Örneğin var olan oyun hamuruna başka oyun hamuru eklemedikçe şeklini değiştirsek de miktarının aynı olduğunun anlaşılması.
  •  Telafi, bir boyuttaki değişikliğin diğer bir boyutla karşılanmasıdır. Örneğin kısa bardağın eninin uzun bardağın boyunu karşılaması gibi. Farklı korunum türleri farklı yaşlarda öğrenilir. Çocuklar, somut işlemler döneminin başında sayı, miktar, madde, uzunluk korunumunu, somut işlemler döneminin sonuna doğru ise alan, ağırlık ve hacim korunumunu kazanırlar.

Sayı korunumu……………………………………5- 7 yaş

Sıvı (miktar) korunumu……………………………6-7 yaş

Madde korunumu…………………………………….7-8 yaş

Uzunluk………………………………………….6-8 yaş

Alan korunumu……………………………………8-9 yaş

Ağırlık korunumu…………………………………9-10 yaş

Hacim korunumu………………………………..12-14 yaş

SOYUT İŞLEMLER DÖNEMİ

(11 YAŞ VE ÜSTÜ)

En üst bilişsel gelişim dönemidir. Bu dönemde bireyde soyut kavram ve düşünceler hakkında mantık gelişir. Üst düzey zihinsel beceriler kazanılır. Bu dönemde gözlem yapmadan somut deneyim sağlamadan hipotezlerden sonuç çıkarmak mümkün olmaktadır.

Dönemin özellikleri

Soyut düşünme: Daha önceki aşamada çocuk gözle görülen elle tutulan nesneleri anlayabilmekte ve somut yollarla işlem yapabilirken bu dönemde soyut kavramların anlamları, benzetmeleri, deyimler daha iyi anlaşılmakta ve işlemler soyut düşünme yolu ile de yapılabilmektedir.

Bilimsel düşünme: Soyut işlemler döneminde çocuk, olasılıklar dahilinde düşündüğünden problemlerin çözümüne daha sistematik yaklaşmaktadır.

Üst düzey akıl yürütme: Bu dönemde tümevarımsal ve tümdengelimsel düşünme yolları tam anlamı ile kullanılır. Bu düşünce yolları somut işlemler döneminde gelişmeye başlar ve soyut işlemler döneminde tamamen yerleşir.

İleriye geriye doğru düşünebilme: Zaman perspektifi kazanılmıştır. Zaman perspektifinin kazanılması, geçmiş, bu gün ve gelecek bağlantısının kurulabilmesi demektir. Somut işlemler döneminde gelişmeye başlar soyut işlemler döneminde tamamen kazanılır.

Ergen Merkezciliği: Bu dönemde benmerkezci düşünmenin iki farklı görünümü olduğu düşünülmektedir.

Hipotetik (Hayali) Seyirci: Ergen kişinin çevresinde sürekli olarak kendisini izleyen bir seyirci topluluğu olduğuna inanmasıdır. Herkesin kendisiyle ilgilendiğini sanır ve buna bağlı olarak çevrenin tepkisine önem verir. Sahnede olma duygusu olarak da tanımlanan bu düşünce biçiminde ergen, kendi düşünce ile öyle meşguldür ki, başkalarının farklı koşuşturmaları, ilgileri ve gereksinimleri olduğunun farkında değildir. Örneğin okula doğru giden Ayşe okul bahçesine girdikten sonra herkesin kendisine baktığına inanır.

Kişisel efsane: Ergenler mantıksal bir dayanağı olmaksızın kendisine bir şey olmayacağını, zarar gelemeyeceğini düşünür. Onlara göre kötü olaylar hep başkalarının başına gelir, onların başına kötü bir şey gelmeyeceğine dair düşünme tarzları vardır. Örneğin çok hızlı araba kullansalar da bana bir şey olmaz diye düşünülmesi. Bu düşüncenin bir diğer görünümü de yaşadığı her şeyin tek, biricik ve kendine özgü olduğuna dair inanıştır. Bu nedenle ergenler hiç kimsenin kendisi kadar derin duygular yaşayabileceğini düşünemez.

Omnipotent düşünce: Ergen kişinin yaşamı basite almasıyla beraber ‘benim gücüm her şeye yeter” demesidir. Örneğin anne ve babanın yaşamı çok ciddiye aldığını düşünen Filiz’in, ”her şeyi çok fazla abartıyorlar, yaşam hiç de onların düşündüğü kadar zor değil” demesi gibi.

Piaget’in Bilişsel Kuramına Yönelik Eleştiriler

• Kuramını oluştururken birçok yaş dilimi için az sayıdaki çocuğu gözlemiş olması

• Yetişkinlerin doğrudan bir etkisi olmaksızın çocukların kendi bilişsel yapılarını oluşturabileceği görüşü,

• Bazı gelişim basamaklarının Piaget’nin öngördüğünden daha önce gerçekleşiyor olması,

• Kuramında, bebeklerin dünya hakkında çok az bir anlayışa sahip olduklarının var sayılması

• Yeni çalışmalar, Piaget’nin bulgularının aksine, iki dönem arasındaki geçişin daha esnek, daha az bir keskinlikle olduğunu ve bu geçiş zamanlarının her iki döneme ait özellikleri taşıdığını ortaya çıkarmıştır.

• Yeni bulgular çocukların Piaget’nin ifade ettiğinden daha fazla ileri dönemlere ait özellikler taşıdıkları nı vurgular.

VYGOTSKY’NİN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI

SOSYO-KÜLTÜREL MODEL

  •  Vygotsky, Rus bir psikologtur.
  •  Piaget’nin insan gelişimine bakış açısını sosyal ve kültürel bağlamı hesaba katmadığını vurgulayarak eleştirmiştir.
  •  Vygotsky’e göre çocuğun bilişsel gelişimi içinde yaşadığı sosyal ve kültürel ortamdan etkilenir.
  •  Çocuğun içinde yaşadığı sosyal çevre çocuğa sağlanan uyarıcıların türü ve niteliğini belirler. Bu nedenle bilişsel gelişimin kaynağı sosyal etkileşimdir. Sosyal etkileşim için en gerekli unsur ise ‘dil’dir.
  •  Vygotsky’e göre bilişsel gelişim çevreden bireye doğrudur.
  •  Bilişsel gelişim başkaları tarafından düzenlenen davranışlardan bireyin kendi kendine düzenlediğini davranışlara doğru bir ilerleme gösterir.
  •  Vygotsky’nin gelişim ve eğitime getirdiği en önemli kavram ‘yakınsal gelişim alanı’ kavramıdır.
  •  Vygotsky’e göre gelişim her zaman daha karmaşığa doğru giden bir hiyerarşi arz ettiğinden, çocuklar kendilerinin hemen önündeki eşikleri aşmak için rehberliğe ihtiyaç duyarlar.
  •  Burada sözü edilen alan çocuğun tek başına beceremeyeceği ama bir başkasının biraz yardımıyla baş edebileceği becerilere ilişkin “gelişmeye açık alan” dır.
  •  Vygotsky çocukların gelişiminde sadece yetişkinlerin değil diğer çocukların da önemli olduğunu vurgulamıştır (birbirlerine örnek teşkil etme, rehberlik etme, işbirlikçi öğrenme).

Yakınsal gelişim alanı: Çocuğun tek başına gerçekleştirebileceği gelişim düzeyi ile bir yetişkinin (ebeveyn, öğretmen gibi) ya da akranının rehberliği ile gerçekleştirebileceği gelişim düzeyi arasındaki farktır.

  • Vygotsky, geleneksel eğitime karşı çıkmıştır. Çünkü geleneksel eğitimde çocuk pasiftir, yani sosyal etkileşim kısıtlıdır.
  •  Önemli bir sosyal etkileşim ortamı sağladığı için bilişsel gelişimin ilerlemesinde ‘oyun’ çok önemlidir.

 ’İN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI

  •  Bruner’e göre bilişsel gelişim, bireyin kendisine ve başkalarına ne yaptığını ve ne yapacağını artan bir kapasite ile açıklamasıdır.
  •  Bilişsel gelişim için sistemli bir öğretici-öğrenici etkileşimi gereklidir. Sosyal çevre bilişsel gelişim için önemlidir. Bruner’e göre, ebeveyn, öğretmen ve toplumun diğer üyeleri çocuğa öğretmelidir.
  •  Bilişsel gelişim için dil önemli bir anahtardır. Çünkü kavramlar dil yoluyla öğrenilir, iletişim dil yoluyla sağlanır.
  •  Ayrıca bilişsel gelişim için bilgiyi depolama ve işleme sürecinin de gelişmesi gerekmektedir.
  • Buluş yoluyla öğretim modeli, Bruner tarafından geliştirilmiştir.

BRUNER’İN BİLİŞSEL GELİŞİM DÖNEMLERİ

1) Eylemsel Dönem

2) İmgesel Dönem

3) Sembolik Dönem

1. Eylemsel Dönem :Çocuk bu dönemde çevreyi eylemlerle anlar, çevredeki nesneleri onlara dokunarak, hareket ettirerek tanır. Nesnelerle doğrudan etkileşime geçerek ve yaparak yaşayarak öğrenir.Bilgi eylemlerle temsil edilir. Bu dönemde çocuk için en kolay anlaşılır mesajlar eylemseldir. Örneğin yürümeyi ya da bisiklete binmeyi öğrenme, eylemsel etkileşimlerle gerçekleşir.

2. İmgesel Dönem :Bilgi imgelerle, sözcükler ve kavramlar yolu ile elde edilir. Gelişmiş olan dilsel ve görsel algılar yolu ile farklı durum ve yaşantılar imgeler halinde formüle edilir ve zihne aktarılır. Görsel bellek gelişmiştir. Algı önemlidir. Bir nesne görmeden çizilebilir.

3. Sembolik Dönem: Çocuk yaptıklarını ve anladıklarını sembollerle açıklar. Çocuk; dil, mantık, matematik, müzik gibi alanların sembollerini kullanarak iletişim sağlar. Bireyin bu döneme ulaşması zengin yaşantılar kazanmasını sağlar. Artan yaşlarda sembolik sistem daha çok kullanılsa da bazı meslek alanlarındaki kişilerde diğer dönemlerin özellikler ağır basabilir.

Örneğin;

Eylemsel kodlama sistemi daha gelişmiş olanlar

  •  Cerrahlar
  •  Sporcular
  •  Piyanistler

İmgesel temsil süreçleri daha baskın olanlar

  •  Görsel sanatlar alanındaki kişiler

Dil Gelişimi

DİL GELİŞİMİ

1. Dil, insana özgü en güçlü iletişim aracıdır.

2. Dilin en önemli işlevi ise bilgi, düşünce ve duygu paylaşımına olanak sağlamasıdır.

3. Dil gelişimi ise, kelimelerin, sayıların, sembollerin kazanılması, sak¬lanması ve dilin kurallarına uygun olarak kullanılmasıdır.

4. Çocuğun dil gelişimin temelinde, iletişim kurma, diğerlerinin dikkatini çekme, isteklerini duygu ve düşüncelerini iletme gereksinimi bulunur.

5. Çocuğun dili iletişim aracı olarak kullanabilmesi için dille ilgili sembolleri öğrenmesi, belleğinde saklaması ve gerektiği durumda kullanması gerekir.

DİLİN TEMEL BİLEŞENLERİ

Dil bilimciler dil öğrenme kurallarını beş farklı bileşene ayırarak incelerler. Bu bileşenler şu şekilde sıralanabilir.

a. Ses Bilgisi (Fonoloji)

b. Biçim Bilgisi (Morfoloji)

c. Söz Dizimi (Sentaks)

d. Anlam Bilgisi (Semantik)

e. Kullanım Bilgisi (Pragmatik)

Ses Bilgisi (Fonoloji): Konuşma dilinin en temel öğesi yani en küçük ses birimidir. Her dilin kendine özgü sesli ve sessiz fonemleri vardır. Fonemler bir dilin temel sesleri olup, bütün dil bu sesler üzerine oluşmaktadır. Bu seslerin birleşimiyle sözcükler oluşur.

Biçim Bilgisi (Morfoloji): Her dil fonemlerin kombinasyonunu yöneten kuralları da içerir. Bir dilde kullanılan sesli ve sessiz fonemlerin sözcük yapısı içindeki yerini belirleme kurallarını kapsar. Örneğin Türkçede hiç bir kelime “ğ” sesi ile başlamaz.

Söz Dizimi (Sentaks): Cümlenin yapısını oluşturan öğelerin anlamlı bir biçimde birleştirilmesi ile ilgili kurallardır. Çocuğun ilk ifadeleri tek sözcükten oluştuğu için çocuk söz dizimi kurallarını iki sözcük döneminde kullanmaya başlar. Sözcüklerin cümle içinde farklı yerlerde kullanılması anlamı da değiştirir. Örneğin, “Köpek tavuğu kovaladı” ile “tavuk köpeği kovaladı” cümlelerinde yalnızca sözdizimi değişmemekte, anlam da değişmektedir.

Anlam Bilgisi (Semantik): Sözcük ve cümlelerin anlamlarını ilgilendiren kuralları içerir. İnsanlar sözcükler ve cümleleri belli bir anlamı ifade etmek için kullanırlar. Çocuklar da bilişsel kavramları kazandıkça, dilin anlam bilgisi yönü de zenginleşir.

Kullanım Bilgisi (Pragmatik): Dilin, amaçlarını ve sosyal etkileşim için farklı kişi ve durumlarda kullanım tarzını belirleyen kurallardan oluşur. Bu bileşen sıra ile konuşma, konuşmayı başlatma, konuşmayı aynı konuda devam ettirme ve bitirme, zaman, durum ve konuya uygun konuşma ve anlatım becerilerini içerir.

DİLİN KAZANILMASI İLE İLGİLİ KURAMLAR

Bebeklerin çıkardığı sesler, zamanla karmaşık ve zengin dilbilgisi kuralları içeren bir yetişkin konuşmasına dönüşür. Bu sürecin nasıl geçekleştiği konusunda çeşitli kuramlar geliştirilmiştir.

1) Davranışçı kuram

2) Sosyal öğrenme kuramı

3) Bilişsel kuram

4) Psikolinguistik (biyolojik) kuram

DAVRANIŞÇI KURAM

 Davranışçı kuram, dilin pekiştireç aracılığıyla öğrenildiğini savu¬nur. Skinner’e göre konuşma tıpkı diğer davranışlarda olduğu gibi ko¬şullanma yoluyla kazanılmaktadır.

 Bebekler sesleri tekrar ederken çevrelerinde kullanılan dildeki kelimelere benzer sesler çı¬kardıklarında yetişkinler tarafından gülümseme, övgü sözleri ya da ku-cağa alma gibi davranışlarla pekiştirilirler. Böylece bebekler kendilerini istedikleri sonuca götüren sesleri ayırt ederek tekrar ederler. Bu tekrarlar sonucunda da konuşulan dili öğrenmeye başlarlar. Bebeklerin çıkardık¬ları uygun sesler pekiştirildikçe tekrarlanma olasılıkları artar.

 Pekiştirilmenin yanı sıra, bebeklerin sık sık duydukları sesleri taklit etmeleri de dilin kazanılmasında önemli bir yer tutar.

 Dil bilimciler, dilin kazanılmasının sadece taklit ve pekiştirme ile açıklamanın yeterli olmadığını vurgular. Aynı evde yetişen çocukların farklı zamanlarda konuşmaya başlaması, bunun yanı sıra farklı kültürlerde yetişen çocukların ilk sözcüklerinin benzer olması gibi nedenler, dil gelişimine yönelik farklı bakış açılarının ortaya çıkmasına yol açmıştır.

SOSYAL ÖĞRENME KURAMI

 En önemli temsilcisi Bandura olan sosyal öğrenme kuramı, dil kazanımı doğrudan taklit ve model alma ile ilişkilendirir ve gözlemin önemini vurgular.

 Bu kuramına göre çocuklar çevrelerindeki insanların konuşmalarını duyar ve sesleri taklit eder. Ana babalar çocuklarına çeşitli nesneleri gösterip onları adlandırırlar. Çocuklarda bu adları ebeveynlerin söylediği şekliyle tekrarlarlar. Bir başka deyiş¬le onların söylediklerini taklit ederler. Böylece dil, anne babanın model olması, çocuğun taklit etmesi, pekiştireçler ve düzeltici geribildirimlerle kazanılır.

 Örneğin, çocuğuna yemek yediren anne, yiyecekleri “süt”, “ekmek” ve “peynir” diye adlandırarak çocuğuna tekrar ettirir. Çocuğun doğru kelimeleri ödüllendirilir, yanlışlar ise doğru bir şekilde tamamlatı¬larak tekrar ettirilir. Bu şekilde çocuk taklit yoluyla öğrenmiş olur.

BİLİŞSEL KURAM

 Piaget, dilin kalıtım ve çevre etkileşimi ile gerçekleştiğini vurgular. Dilin kazanılmasından önce çocukta zihinsel faaliyetlerin var olduğunu ileri sürer.

 Piaget’e göre, ilk iki yıl çocuklar kendilerini duyusal devinim yoluyla ifade ederler. Duyu motor dönemde ses uyarıcısının, bebekte ses üretmeyi doğurması sesle yapılan taklidin başlangıcıdır.

 Piaget, çocukların ‘kendileri için konuştuklarını’ belirtmiştir. Bunu da benmerkezci konuşma olarak tanımlar. Çocuk diğer çocuklar ile konuştukça, onların farklı bakış açılarına sahip olduklarını fark eder. Bu durum çocukta benmerkezci konuşmanın yavaş yavaş azalmasına neden olur.

BİLİŞSEL KURAM/ETKİLEŞİM KURAMI

 Vygotsky, Piaget’in benmerkezci konuşma görüşüne karşı çıkar ve çocukların kendi kendilerine konuşmasını kendilerine rehberlik etmek ve kendilerini yönlendirmek için kullandıklarını ifade eder. Çocuklar büyüdükçe özellikle oyunlarında kullandıkları kendi kendine konuşmaları azalır ve içselleşir.

 Vygotsky, çocuğun çevre ile etkileşime girmesinde ifade edici dilin önemli olduğunu vurgular.

PSİKOLİNGUİSTİK (BİYOLOJİK) KURAM

 Dil gelişimini biyolojik temellere bağlı olarak açıklayan kuramlara “psikolinguistik kuramlar” adı verilmektedir. Dil kazanımı konusunda en çok kabul gören bu kuramın en önemli temsilcileri Noam Chomsky ve Lenneberg’dir.

 Noam Chomsky ve Lenneberg gibi dilbilimciler, dil gelişiminin biyolojik temellere dayandığını ve çevresel koşulların da dil gelişimi üzerinde etkili olduğunu vurgular.

 Bu kurama göre insanlar doğuştan dili öğrenmek için özel bir mekanizmaya sahiptirler. Bu mekanizma çocuğun yakınında konuşulan dili içselleştirmesini, kurallarını anlayıp öğrenmesini, sonra da uygun kurallar ile konuşmasını sağlar.

 Bu mekanizma sayesinde tüm çocuklar aynı aşamalardan geçerek, biyolojik olarak belli bir olgunluk düzeyine eriştiklerinde konuşmayı öğrenirler.

 Piskolinguistik kuramcılara göre konuşmayı öğrenmede, sözcüklerin anlamlarını kavrama ile anlamlı sesler çıkarma (konuşma) olmak üzere iki farklı süreç etkili olur.

 Bu süreçler birbiri ile içe içedir ve bilişsel gelişime paralel olarak gelişme gösterirler.

DİL GELİŞİMİ DÖNEMLERİ

• Dil gelişimi sürecinde, iç dil (8-9 ay), alıcı dil (9-13 ay), ifade edici dil (18-24 ay) olmak üzere başlıca üç unsuru bilmek gerekmektedir.

• İç dil, evrensel olup tüm dünya çocuklarında görülür.

• Alıcı dil, konuşma öncesi sözcükleri anlama becerisi olarak tanımlanabilir.

• İfade edici dil ise, iletişim kurarken kullanılan dildir.

• Dil gelişim dönemleri, konuşma öncesi ve konuşma dönemi olmak üzere iki dönemde incelenir.

• Her dönemde kendi içinde alt dönemlere ayrılır.

Konuşma Öncesi Dönem

• Yeni doğan dönemi (ağlama)

• Gığıldama dönemi

• Mırıldanma dönemi

• Mırıldanmanın tekrarı dönemi

• Başkalarının seslerini taklit dönemi

Konuşma Dönemi

• Ses, sözcük dönemi

• Tek sözcük dönemi

• İki sözcüklü ifadeler dönemi

• Üç ya da daha fazla sözcüklü ifadeler dönemi

• Gramer kurallarına uygun konuşma dönemi

Konuşma Öncesi Dönem

a. Yeni doğan Dönemi (Ağlama) 0-2 ay

• Yeni doğan bebeğin refleksif olan tüm davranışları gibi, çıkardığı ilk sesler de refleksif nitelik taşır. Yeni doğan bebeğin çıkardığı en yaygın sesler rahatsızlık ve açlık ağlamalarıdır.

• Bu dönemde farklılaşmamış ve farklılaşmış ağlamalar görülür. Farklılaşmamış ağlama reflekstir, farklılaşmış ağlama ise bebeklerin ihtiyaçlarının göstergesidir.

• Yeni doğan bebeğin refleksif olan tüm davranışları gibi, çıkardığı ilk sesler de refleksif nitelik taşır. Yeni doğan bebeğin çıkardığı en yaygın sesler rahatsızlık ve açlık ağlamalarıdır.

• Bu dönemde farklılaşmamış ve farklılaşmış ağlamalar görülür. Farklılaşmamış ağlama reflekstir, farklılaşmış ağlama ise bebeklerin ihtiyaçlarının göstergesidir.

b. Gığıldama Dönemi (2-4 ay)

• Ses mekanizmasındaki değişiklikler nedeniyle, bebekler basit sesleri çıkarmaya başlarlar.

• Bu dönemde bebeğin çıkardığı sesler anadile özgü değil, evrenseldir.

• Bebeğin bu sesleri üretmesinde bilinç yoktur. Bu seslerden bir kısmı rahatsızlık, bir kısmı da mutluluk, memnuniyet ve ihtiyaç vb. durumunu ifade eder.

• İki aylık bebeğin ağız kasları kontrolü daha gelişmiştir. Ağız hareketlerini başla-tıp durdurabilir. İkinci aydan sonra bebek, konuşma ve iletişim düzeyinde önemli olan gığıldama ve gülümseme davranışlarını gösterir.

• Bebekler, bu dönemde s, k, g gibi yumuşak damak ve gırtlak ses¬leri çıkarırlar.

• Başkalarının konuşmalarını dinlemek için susabilirler ve konuşmadaki sesleri kaydederler.

• Bazı sesleri (u, o, a) uzatabilirler.

c. Mırıldanma (Babıldama) Dönemi (4-6 ay)

• Mırıldanma dönenimde bebeğin ses mekanizması üzerindeki kontrolü artar.

• Dili yuvarlama ve ileri uzatma becerisi görülür.

• Çıkardığı sesler, anadile özgü değildir. Başlangıçta refleksif olan sesler, bu dönemde tamamen amaçlı hale gelir.

• Bebek b, m, p gibi dudak seslerini çıkarır.

d. Mırıldanmanın Tekrarı Dönemi (7-9 ay)

• Bu dönem, ses oyunlarının tekrarı dönemi olarak da ifade edilir.

• Bebeğin ağız hareketlerinde çeşitlilik görülür.

• Bebeğin çıkardığı sesler, hece tekrarına dönüşerek daha çok çevredeki dilin niteliklerini kazanır.

• Hece tekrarları, “ba-ba-ba”, “de-de-de” “ma-ma-ma” şeklinde görülür.

e. Başkalarının Seslerini Taklit Dönemi (9-11 ay)

• Bebekler, insan sesini bilinçli bir şekilde taklit ederler. Taklit etme davranışı bebeğin, dil gelişimi ve sosyal becerileri kazanması için önemli bir belirleyicidir.

• Yaklaşık on birinci ayda kelimelerin taklit edilmesi başlar. Bebekler ilk anlamlı sözcük çıkarmayı öğrenmeden önce, sesi taklit ederler.

• Bu döneme kadar bebekler, kendi temel ses repertuvarını kazanmışlardır. Bu aşamadan sonra bebekler anlamları araştırmaya ve kendi dillerini öğrenmeye hazırdırlar.

KONUŞMA DÖNEMİ

a. Ses Sözcük Dönemi (11-13 ay)

• Bebeklerin bu dönemde çıkardıkları sesler artık ana dile ait seslerdir.

• Çocuğun sık sık mırıldanarak yetişkin konuşmasına benzeyen dizeler oluşturduğu görülür.

• Bu sesler anlamdan yoksun, akıcılık özelliği olan, düz cümle ya da soruya benzeyen acele mırıltı şeklindedir. Bu anlaşılmaz konuşmalara, jargon denilmektedir

• Jargonlar, çocuk için sözcük yerini tutar.

• Dil bilimcilerin, ilk sözcüğün söylendiği bir yaş civarını genellikle “dilin başlama noktası” olarak kabul ettiği görülür.

b. Tek Sözcük Dönemi (14-18 ay)

• Çocuğun gerçek konuşmaya geçmesi bu dönemin özelliğidir.

• Mırıldanma ile gerçek konuşma arasında bir suskunluk dönemi geçtikten sonra sözcük, sesle oynarken rastlantısal olarak ortaya çıkar; tekrarlanmalar ile pekiştirilir.

• Çocuğun sözcüklerinin gerçek bir sözcük olarak kabul edilmesi için bu sözcüğü, belli bir durum ya da nesneyi belirtmek üzere tutarlı ve doğru olarak kullanması gereklidir. Çocuğun ilk anlamlı konuşmaları “mama”, “baba” gibi tek sözcüklerden meydana gelir.

• Çocukların ilk başlarda çıkardıkları tek sözcük¬ler çok anlamlıdır ve çocuklar bir sözcükle her şeyi anlatmaya çalışırlar. Çocukların tek bir sözcüğe farklı anlamlar yüklemesine morgem/ tüm cümle konuşması denilir.

• Çocuğun sözcüğü içinde bulunulan duruma göre yorumlanmalıdır. Örneğin, çocuk annesi göstererek “anne” diyorsa bu adlandırma, eğer annesinin elbisesini göstererek “anne” diyorsa elbisenin annesine ait olduğunu söylüyordur.

• Bu dönemde çocukların alıcı dillerinin, ifade edici dillerine göre daha iyi gelişmiş olmasının nedeni, kavramsal gelişimin dil gelişiminden ileri olmasıdır.

• Dönemin sonuna doğru sözcük hazinesi gelişme gösterir.

• İlk sözcükler; kendine yakın insanlarla (anne, baba), hareket eden nesnelerle (top, araba, ayakkabı), tanıdık durumlarla (bay bay, baş baş, yukarı) tanıdık hareketlerin sonuçları (kirli, ıslak) ile ilgilidir.

• İkinci yılın son yarısında bebekler, duygularını “mutlu”, “üzgün”, “kızgın” gibi sözcüklerle nitelendirmeye başlarlar.

c. İki Sözcüklü İfadeler Dönemi (18-24 ay)

• Bu dönemde çocuklar sözcüklerin birbiriyle olan ilişkilerini kavrar. Onları yan yana getirerek farklı anlamları ifade etmeye başlar.

• İlk cümleler çoğunlukla isim ve fiillerin birleşmesinden oluşur. Edat, zarf ve sıfat gibi unsurlar henüz yoktur. Fiillerde zaman ekleri, çoğul ekleri eksiktir.

• Bu nedenle sadece anlam taşıyan kelimelerden oluşan bu cümlelere ‘telgraf konuşma’ denir. Bu cümleler kısa, basit ve sıklıkla isim ve eylemleri içermektedir. Örneğin “Anne gider.”, “Araba gider.” gibi.

• İki kelimenin birleşmesinden oluşan konuşma tarzı, gelişme gösterirken çocuk, kelimeleri yan yana getirerek kendi ana dilinin gramer yapısını öğrenmeye başlar.

• İki sözcüklü cümlelerde çocuklar, vurgu kullanmaktadırlar.

d. Üç ya da daha fazla sözcüklü ifadeler dönemi (2-3 yaş)

• İki sözcük dönemini izleyen bu dönem, çocuğun üç dört kelimeyi bir araya getirerek tek bir düşünceyi bütün olarak ifade ettiği dönemdir.

• Çocuk; mantıklı, anlamlı ve yerinde cümleler yapar. Küçük emirleri yerine getiren çocuk, basit soruları cevaplandırır. Bütün bunlar, çocuğun konuşmaları kavradığını gösterir.

• Yeni sözcükler öğrenen çocuğun sözcük hazinesi gelişerek sözel iletişimi artar.

• 2-3 yaş çocuklarının cümleleri çok açık fakat gramer yönünden eksik olabilir.

• Üç sözcüklü birleşimlerde zaman ekleri, zamirler, edatlar ve çekim ekleri yoktur.

• Bu dönemdeki üç sözcüklü birleşimler ya yeniden birleştirme (baba at + top at = baba top at ) ya da genişletme (büyük kalem = çok büyük kalem) şeklinde olur.

• 3-4 yaş çocuğunun kelime hazinesi gelişir. Yeni sözcükler öğrenirken bildiği sözcükleri daha esnek kullanır. Ana dilinin temel yapılarını öğrenir.

• Çocuk, kendine dönük açıklamalar yaparak benmerkezci konuşma sergiler.

• Bu dönem, çekim kurallarının görülmeye başladığı dönemdir. Çocuk geçmiş, şimdiki ve geniş zaman eklerini kullanır. Daha önce “Kedi içer.” derken şimdi “Kedi süt içiyor.” şeklinde ifade edebilir.

• 5-6 yaşındaki çocuğun dili kullanımı bir yetişkinin diline benzer. Sosyal etkileşimde konuşma artar ve konuşmanın anlaşılır biçimde olduğu görülür.

• Çocuk, olayları oluş sırasına göre anlatır. “ Elimi yıkadım ve yemeğimi yedim.” gibi.

• Çocuğun cümleleri beş veya daha fazla kelimeden oluşurken sözcük dağarcığı da oldukça gelişmiştir.

DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Öğrenme ve Olgunlaşma

Genel olarak olgunlaşma ve öğrenmeyle ilgili öğeler, ço¬cuğun dil gelişiminde önemli rol oynarlar. Çocuğun dili akıcı bir şekilde kullanabilmesi için bir olgunluk düzeyine gelmesi ve nitelikli bir öğrenme sürecinden geçmesi gerekir.

Sosyo-Ekonomik Durum

Çeşitli araştırmalar, yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerden gelen çocukların, sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerden gelen çocuklara kıyasla, cümle uzunluğu, soru sayısı, ke¬lime haznesi bakımından daha üstün olduklarını göstermektedir. Bu durum sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan ailelerin, çocuklarının dili doğru kullanmalarını daha çok önemsemeleri, çocuklarına daha doğru model olmaları ve çocuklarına daha fazla zengin uyarıcılar sunabilmelerine bağlanmaktadır.

Konuşmaya Teşvik

Çocuğun konuşmaya teşvik edilmesi ve cevap vermeye cesaretlendirilmesi dil gelişimini olumlu yönde etkiler. Çocukla konuşmak, oyun oynamak dil gelişimini destekler. Dilin yapısal sistemindeki gelişmeler önemli ölçüde çocuğun yetişkinlerle yaptığı konuşmalar sayesinde oluşur.

Cinsiyet

Erkekler kızlara oranla konuşmayı daha geç öğrenmektedir. En yaygın biyolojik açıklama, beyindeki dil ile ilgili bölgenin fiziksel olgunlaşmasının kızlarda daha hızlı olduğudur. Aynı zamanda annelerin konuşmalarına kız bebeklerin daha çok yanıt vermeleri, kızların sözel uyaranlara, erkeklerin ise görsel uyaranlara daha fazla tepki vermelerinin de etkili olabileceği ileri sürülür. Yaşamın ilk yıllarında erkek çocukların cümlelerinin daha kısa, gramer yapılarının ve telaffuzlarının kızlara oranla daha bozuk olduğu da dikkati çekmektedir.

Aile İlişkileri

Bakımevlerinde büyüyen çocuklar, aile içinde büyüyen çocuklara oranla konuşmayı daha geç öğrenirler. Bu çocukların konuş¬mayı daha geç öğrenmeleri, aile bireyleri ile çocuk arasındaki sağlıklı ilişkilerin dil gelişimini etkilediğini göstermektedir. Ailenin genişliği de önemlidir. Ailede tek olan çocuk daha çabuk, iyi ve düzgün konuşma olanağına sahiptir. Çünkü tek çocuk ailenin ilgi merkezidir, bu yüzden çocukla konuşmak için aile daha fazla zaman ayırır.

İki Dillilik

İki ayrı dilin konuşulduğu ortamlarda yaşayan ya da iki dil öğrenmek zorunda kalan çocuklar başlangıçta tek dili öğrenen çocuğa göre dahayavaş bir gelişim gösterirler.

Sağlık

Şiddetli ve uzun süreli hastalıklar çocuğun konuşmasını, bir ya da iki yıl geciktirebilir. Ayrıca böyle du¬rumlarda, çocuk konuşmaya daha az teşvik edilerek, her istediği hemen yapılır. Böylece bir süre sonra daha bir şey söylemeden istediklerinin yapıldığını gören çocuk, konuşma ihtiyacı duymadığı için akranlarından geri kalabilir. Dil, dudak ve çene yapısındaki yapısal problemler de dil gelişimini olumsuz etkiler.

Zeka

Dil yeteneği ile zeka arasında doğru orantı bulunur. İki yaşına kadar çocuğun çıkardığı seslerle zeka arasında bir ilişki olmamasına rağmen, iki yaşından sonra dil gelişimi ile zeka arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü önem kazanır. Erken konuşan çocuklar, genellikle zeka açısından normal ya da normalin üstündedir.

DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI

• Sözel iletişimin herhangi bir nedenle olmaması ve herhangi bir boyutta ortaya çıkan aksaklıklar ve düzensizlikler şeklinde tanımlanır.

• Dil ve konuşma bozukluklarının nedenleri organik (yapısal) ve fonksiyonel bozukluklar olarak iki grupta toplanabilir.

Dil ve Konuşma Bozukluklarının Nedenleri

Organik Bozukluklar

• Ağızda yapı bozuklukları (yarık dudak vb.)

• Merkezi sinir sistemi bozuklukları

• Duyu organlarındaki bozukluklar (görme ve işitme kaybı)

• Bilişsel bozukluklar (zekâ gerilikleri)

• Motor bozukluklar

Fonksiyonel Bozukluklar

• Çocuğun yaşadığı çevre

• Ailede yöresel dilin konuşulması

• Ailede birden fazla dilin konuşulması

• Ciddi sosyal ve duygusal bozukluklar

• Aile içi problemler

• Ciddi duygusal sorunu olan çocuklar

DİL BOZUKLUKLARI

• Ses bilgisi (fonoloji) bozuklukları

• Biçim bilgisi (morfoloji) ve söz dizimi (sentaks) bozuklukları

• Anlam bilgisi (semantik) bozuklukları

• Kullanım bilgisi (pragmatik) bozuklukları

KONUŞMA BOZUKLUKLARI

• Eklemleme bozuklukları

• Ses bozuklukları

• Akış bozuklukları

• Diğer konuşma bozuklukları (gecikmiş konuşma ve afazi/söz yitimi

DİL BOZUKLUKLARI

Ses bilgisi (fonoloji) bozuklukları: Dildeki sesleri oluşturma, algılama ve kullanmada zorlukları olan çocuklar bu grupta yer alır. Bu çocuklar yaşıtlarına göre dildeki sesleri geç öğrenirler ve ses dağarcıkları kısıtlıdır.

Biçim bilgisi (morfoloji) ve söz dizimi (sentaks) bozuklukları: Bu tür sorunu olan çocuklar dildeki özellikle takıları öğrenmekte, anlamakta ve kullanmakta zorlanırlar. Cümleleri genellikle kısa ve takılar açısından eksik ve hatalıdır.

Anlam bilgisi (semantik) bozuklukları: Bu bozukluğu gösteren çocukların sözcük dağarcıkları kısıtlıdır. Konuşurken sözcük hataları yaparlar veya sözcük bulmada zorlanırlar. Konuşmalarında belirgin sözcükler yerine ‘şey, o’ gibi belirgin olmayan ifadeleri sık kullanırlar.

Kullanım bilgisi (pragmatik) bozuklukları: Bu tip bozukluğu olan çocuklarda sosyal beceriler ve anlatım becerileri genellikle zayıftır. Dilin diğer bileşenlerindeki yetersizlikler kullanım bozuklarına yol açabilir.

KONUŞMA BOZUKLUKLARI EKLEMLEME BOZUKLUĞU

• Çocuğun ana dilindeki sesleri doğru ve anlaşılır şekilde çıkaramaması, birbirine gereği gibi ulayamaması ya da sesleri çıkarmada ve birleştirmede akranlarından beklenenden çok fazla farklılık göstermesi durumudur. Eklemleme (söyleyiş/artikülasyon) bozukluğu, dört grupta toplanarak açıklanabilir.

• Sesin düşürülmesi (atlamalar), konuşma sırasında bir sözcüğü oluşturan seslerden bir ya da birkaçının atlanmasıdır. Örneğin “tavşan” yerine “taşan” “saat” yerine “sat” gibi durumlar sesin düşürülmesidir.

• Sesin değiştirilmesi (yerine koyma), çocuğun; sözcüğün başında, ortasında ya da sonundaki çıkarılması kendisine zor gelen bir sesin yerine kendince kolay çıkarabileceği bir sesi kullanarak konuşması olarak tanımlanır. En sık görülen eklemleme (artikülasyon) bozukluklarından biridir. Örneğin “sarı” yerine “sayı”, “kara” yerine “kaya”, “arı” yerine “ayı” gibi durumlar sesin değiştirilmesidir.

Eklemleme Bozukluğu

• Ses eklenmesi, sözcük içinde olmayan bir sesin eklenerek söylenmesi olarak tanımlanır. Bazı çocuklar, iki ünsüz sesin arasına bir ünlü ekleyerek “saat” yerine “sahat” gibi söyler. Bazı çocuklar belirli bir kurala uymaksızın ekleme yapar. Örneğin, “avlu” yerine “havlu” “eşek” yerine “eşşek” gibi durumlardır.

• Ses bozulması, sesler tam ve doğru olmamakla birlikte gerçeğine yakın ya da ses, konuşma dilinde olmayan yeni bir ses olarak ortaya çıkar. Sesi tanımak güçtür. Çocuklarda çok rastlanan bir bozukluk değildir. Örneğin ‘yaz’ yerine ‘yax’ gibi.

• Bu bozukluğun düzeltilmesi için nedenlerin ortadan kaldırılması ya da en aza indirilmesi ve çocuğun konuşma eğitimine alınması gerekir.

Ses bozuklukları

• Sesin şiddet, perde, ton, esneklik, yaş, cinsiyet ve duruma göre sürekli olarak beklenenden farklılık göstermesi ve iletişimi etkileyecek farklılıkların bulunması ses bozuklukları olarak tanımlanır. Ses bozuklukları, dört grupta toplanarak açıklanabilir.

• Sesin şiddetindeki bozukluklar, sesin gereğinden fazla gür ve çok zayıf olması olarak ifade edilir. Bu durumlar dinleyeni rahatsız eder.

Ses Bozuklukları

• Sesin perdesindeki bozukluklar, kişinin sesi yaşına ve cinsiyetine göre beklenenden daha yüksek (tiz) ya da alçak (pes) olması olarak tanımlanır.

• Sesin kalitesindeki bozukluklar, burun yolundan çıkması gerekmeyen seslerin, burun yolundan çıkması sesin tonunda bozuklukların görülmesine neden olabilir. Bu bozuklukta genizden konuşma görülür, konuşmaya hırıltı, horultu eşlik eder.

• Sesin esnekliğindeki bozukluklar, konuşmanın dinleyenin izleyebilme gücünden hızlı ya da normalden yavaş olması olarak tanımlanır.

Akış Bozuklukları

• Konuşma esnasında konuşmada dinleyicileri rahatsız edecek duraklama, patlama görülme durumudur. En yaygın olarak görülen konuşma bozukluğu kekemeliktir.

• Kekemelik, konuşma için gerekli olan sesler, heceler veya sözcüklerde uzatma, tekrarlama, irkilme, duraklama ve bazen de bunların yanında el, yüz, kol ve vücut hareketleri ile konuşmanın ritim ve akıcılığında oluşan bozukluk olarak tanımlanır.

• Çoğunlukla 2.5-5 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıkabilir. Kızlara göre erkeklerde kekemeliğe daha çok rastlanır.

Diğer Konuşma Bozuklukları

Afazi (söz yitimi)

beynin hasar görmesi sonucu oluşan iletişim bozukluğu olarak tanımlanır. Afazide dili anlama, kullanma yeteneği ve becerisi tam ya da kısmi hasar görmüştür. Afazi; beyin yapısında meydana gelen bir iletişim problemi olduğu için nörolojik kökenlidir.

Gecikmiş Konuşma

• Gecikmiş konuşma, çocuğun konuşmasının yaşına ve cinsiyetine göre beklenenden çok ya da yavaş gelişme göstermesidir.

• Dili gecikmiş çocukların kelime dağarcığı sınırlıdır. Dillerinde anlatım noksanlığı, gramer ve söz dizimi yanlışları vardır.

• İstek ve duygularını jest, mimik ve hareketlerle anlatmaya çalıştıkları, çevrelerindeki konuşmalara pek ilgi göstermedikleri, durmadan anlamsız sesler çıkardıkları, yalnız kalmaktan hoşlandıkları görülür.

• Gecikmiş konuşmanın nedenlerinin de çok farklı olduğu görülmektedir.

• Zihinsel engel, çocuğun konuşma döneminde hasta olması, işitme kaybı, konuşma organlarındaki bozukluk, kardeş kıskançlığı, korku, sevgi eksikliği, şok gibi duygusal çatışmalar, aile içi problemler, dil gelişimin hızlı olduğu dönemde ailede sağlıklı modellerin olmaması, çocukla yeterince ilgilenmeme vb. durumlar gecikmiş konuşmaya neden olabilir.

Bozukluğun düzeltilmesi için;

• Problemin türünü ve ayrıntılarını bilmek,

• Çocuğu konuşmaya istekli hâle getirmek,

• Çocuk için olumlu bir model oluşturmak,

• Çocuğun sorularına doğru ve tam cümlelerle yanıt vermek,

• Çocukla konuşurken basit cümleler kurmak,

• Çocukla konuşurken ve dinlerken göz kontağı kurmak,

• Görsel ve sözel ifadelerin birlikte sunulduğu oyun etkinliklerinden eğitimde yararlanmak gerekmektedir