1. Milli Egemenlik Teorisi
“Milli egemenlik teorisine göre, belli bir zamanda ve ülkede yaşayan insanların kişiliklerinden ayrı bir manevi kişiliği olan millet, egemenliğin tek meşru kaynağı ve sahibidir. ” Bu teori, genel ve soyut nitelikleri haiz “milli irade” kavramıyla nun düşüncelerinde temellenmiştir.
Bu teori, “Milli Egemenlik Teorisi” ile benzerlikler gösterse de, temelde birbirinden farklı vurgular yapmaktadır. “Milli egemenlik teorisinde, egemenliğin soyut bir bütün olarak kendisine manevi kişilik tanınan millete verilmesine karşılık, halk egemenliği teorisinde egemenlik, somut olarak belli bir zamanda milli topluluğu meydana getiren vatandaşlar kitlesine verilmektedir.”
Max Weber’e göre meşru iktidarın (otorite) üç ideal tipi mevcuttur. Geleneksel otorite
Karizmatik otorite
Yasal-ussal (rasyonel) otorite
Webere göre, bürokratik yapı ve örgütlenmenin temeli yasal-ussal otoritedir. David Easton’a göre meşruiyet üç kaynakran beslenir ideolojik kaynak, yapısal kaynak ve liderin kişisel nitelikleri.
Egemenlik kavramını ilk kez tanımlayıp sistemli bir teori haline getiren, bu kavramı siyaset bilimi literatürüne sokan kişi jehn Bodin’dir. Ona göre egemenlik sınırsız. bölünemez ve devredilemez mutlak bir iktidardır.
Egemenlik kavramının kökü Latince “superanus”, yani “en üstün iktidar” kelimesidir. Bu anlamda Machiavelli (1469 – 1527) de, 1513 yılında yazdığı, ancak ölümünden 5 yıl sonra 1532 yılında basılan Prens (Hükümdar) adlı eserinde kurguladığı teorinin merkezine iktidar olgusunu oturlmuştur. Egemenliği en üstün iktidar anlamında kullanan bir başka düşünür de Thomas Hobbes’tur. Onun düşüncesinde de egemenlik sınırsız, bölünemez ve devredilemez bir güçtür. Siyasal iktidarın meşruiyeti herkesin herkesle savaşını bitirebilmesinde yatar. Hobbes bu görüşlerini 1651 de yazdığı Leviathan adlı eserinde ortaya koymuştur.
”Machiavelli, Bodin ve Hobbes’un egemenlik anlayışında {klasik egemenlik), günümüz egemenlik teorilerinin en önemli ilkesi olan, siyasal iktidarın sınıriandırılması ilkesini bulamayız . Toplumu bir bütün olarak algılama , bu bütünlüğü soyut irade ile tanımlama, egemenliği bu iradenin yansıması olarak sunma ve sonuçta da, bu iradeyi tek bir kişinin/egemenin şahsında temsil etmeye indirgeme şeklinde gelişen bu süreçte, siyasal iktidarın meşruiyeti sadece egemenin keyfi iradesine bağlıdır.
5 bölüm siyasal gelişme
L. Pye, siyasal gelişme üzerine araştırma yapan siyaset bilimcilerin siyasal gelişme tanımlarını sınıflandırmaya tabi tutarak, siyasal gelişmenin ele alınış biçimlerini belirlemiştir:
“- Ekonomik gelişmenin zorunlu siyasal önkoşulu olarak siyasal gelişme ;
– Sanayileşmiş toplurnlara uygun siyasal sistemin oluşturulması olarak siyasal gelişme;
– Siyasal modernleşme (eşitlik, katılma, liyakat gibi) olarak siyasal gelişme
– Ulus-devletin işleyişine bağlı olarak siyasal gelişme;
– İdari ve yasal geli§me olarak siyasal gelişme;
– Kitle mobilizasyonu ve kitle katılımı olarak siyasal gelişme; -Demokrasinin kurulması açısından siyasal gelişme;
– Çok- boyutlu sosyal değişim sürecinin bir yönü olarak siyasal gelişme: ”
A. Edward Shils’in Tipolojisi
1960 yılında siyasal sistemlerin gelişmesini beş aşamada inceleyen Yeni Devletlerde Siyasal Gelişme (Political Development in the New States) adlı bir araştırma yayınlamıştır. Bu beş aşama sırasıyla, siyasal demokrasiler, vesayet altındaki demokrasiler, modernleştirici, totaliter ve geleneksel oligarşilerdir: 1. Siyasal Demokrasiler: Shills bu demokrasi aşamasını batı demokrasisini temel alarak modelleştirmiştir. Bu rejimin kurumsallaşma, siyasal sorunları çözmede ve taleplere cevap vermede en mükemmel rejim olduğu düşüncesindedir. Diğer ülkelerdeki sistemler bu sistem temel alınarak yorumlanmaktadır.
2. Vesayet Altındaki Demokrasiler: Siyasal demokırasilerin düzeyine erişememiş , fakat siyasal demokrasiyi örnek almış rejimlerdir. Siyasal demokrasilerde bulunan unsurların çoğunu bu sistemde görebiliriz.
3. Modemleştirici Oligarşiler: Hızlı bir modemleşmeyi ve iktisadi kalkınınayı gerçekleştirmek amacıyla sivil ya da asker yöneticilerin siyasal sistem üzerinde tüm insiyatifi ellerinde bulundurmalarıdır.
4. Totaliter Oligarşiler: Topluma belirli bir ideolojiyi tüm yönleriyle benimsetme ve uygulatma amacı taşıyan sistemlerdir.
5. Geleneksel Oligarşiler: Siyasal iktidarın çoğunlukla akrabalık yoluyla el değiştiği, geleneksel değerlerin hukuk kuralı olarak uygulandığı sistemlerdir.
B. Organski’nin Tipolojisi
Organski, toplumların gelişmesi nde dört önemli aşamanın olduğunu ileri sürmektedir. Bunlar: ilkel birleşme, sanayileşme, refah ve bolluk.
1. İlkel birleşme: Ekonomideki tek sektörün tarım olması nedeniyle yönetenlerin sanayileşme politikası gerçekleştirmek istemeleri, halk üzerindeki idari ve siyasi denetim mekanizmalarının güçlendirllmesi, sivil ve askeri seçkinlerden oluşan bürokratik bir aygıt geliştirmektedir.
2 . Sanayileşme: Uygulanan sanayileşme politikalarının sonuçlarının alınmaya başlandığı dönemdir.
3. Refah: Bu aşamada ise sanayileşmenin ortaya çıkardığı dağıtım sorunları Baş göstermektedir.
4 . Bolluk: Bu aşamada refahın ve üretilen malların artması sonucu ortaya çıkan siyasal isteksizlik durumu vardır.
C. Gabriel Almond – Bingham Powell’in Tipolojisi
Almond ve Powell, sistemleri üç kategoride sınıflandırmışlardır: ilkel sistemler, geleneksel sistemler ve çağdaş sistemler.
D. David Apter’in Tipolojisi
Apter, harekete geçirici sistem, ortaklık sistemi, modem otokrasi sistemi olmak üzere üç ayrı gelişme sınıflandırması yapmıştır.
1. Harekete geçirici sistem: Bu sistemin örgütlenme gücü sayesinde değişime ve gelişmeye yönelik değer yargıları yeniden sistemleştirilmektedir.
2. Ortaklık sistemi: Toplum u oluşuran farklı istek ve amaçları olan birçok grubun, müzakere yoluyla bazı ortak değerler yarattığı sistemdir.
3. Modem Otokrasi sistemi: Bu tip sistemde, düzen ile gelişme bir arada yürütülür .
I.İDEOLOJİ KAVRAMI
Siyasi ideolaji ,
bir ülke devlet millet siyasal bir parti veya siyasal bir grup tarafından benimsenen belirli siyasal hedefleri olan ve siyasal, sosyal, ekonomik olayları kurumları, bu amaçlara göre yorumlayan inanç ve fikirler bütünüdür.” Başka bir tanımlamayla da “İdeoloji, bireylerin gerçek var oluş koşullarıyla kurdukları imgesel ilişkinin, imgesel bir tasarımlanmasıdır.
ÇAGDAŞ SİYASAL İDEOLOJİLER
A.Liberalizm
Liberalizm Avrupa’da bin yıl kadar hüküm süren feodalitenin parçalanması sonucu, aristokrat sınıf denilen toprak soyluları ile sanayileşme ve ticaretin gelişmesiyle ortaya çıkan kentsoylular denilen burjuva sınıfı arasındaki çatışma sonucu ortaya çıkmıştır. On beşinci yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan sanayileşme ve ticaretin ortaya çıkardığı ekonomik yönden güçlü burjuva sınıfı ekonomik, siyasal ve hukuki bazı haklara kendilerinin de sahip olması gerektiğini savunuyordu. Çünkü aristokrat sınıfının doğuştan siyasal, toplumsal ,ekonomik ve hukuksal hakları vardı. Liberalizm bu koşullar altında üç temel ilkeye dayalı olarak doğdu: Eşitlik, Özgürlük ve Çoğulculuk.
l. Liberalizmin Öğeleri
Bir siyasal ideoloji olan liberalizmin içerdiği başlıca değer ve ilkeler arasında
bireycilik, özgürlük, hukuk devleti, çoğulculuk, eşitlik, özel mülkiyet, serbest piyasa, hoşgörü ve akıl sayılabilir.
Siyasal çoğulculuğun esas olduğu liberal demokrasi, eşit ve serbest seçimler temelinde temsili ve dolaylı demokrasiye dayanır. Ama bu hiçbir zaman halkın sınırsız egemenliği anlamına gelmez. Rousseau’nun “genel milli irade” kavramının tersine, azınlıkta kalanların hak ve özgürlükleri ile görüşlerine de liberal demokraside önem verilir. Ayrıca liberal demokrasi modelinde, devlet (siyasal) toplum ile sivil toplum arasında açık bir ayrım esastır. Siyasal toplum (siyasal alan), kamusal alana (sivil topluma) ve özgürlüklerine baskıda bulunmamalı, müdahale etmekten kaçınmalıdır.
Robert A. Dahi, 1961 yılında yayınlanan “Who Governs” (Kim Yönetiyor?) kitabında çoğulculuk (pluralism) kavramını siyasal bilimler literatürüne tanıtmış, 1971 yılında yayınlanan “Poliarşi:
Katılım ve Muhalefet” kitabında ise çoğulcu demokrasileri açıklamak için “poliarşi” kavramını geliştirmiştir.
Dahl’a göre bir siyasal sitemin poliarşik olması için şu 7 özelliğe sahip olması
zorunludur:
- SiyasetleilgilikararlarınAnayasalolarakseçilmişlerebırakılması,
- Seçilmişlerin düzenli olarak yapılan adil, özgür ve zora dayanmayan seçimlerle iş başına gelip aynı biçimde barışçıl olarak görevdenayrılmaları,
- Bütünyetişkinlerinoyhakkınınbulunması,
- Yetişkinlerin seçimlerde kamu kurumlan için yarışma hakkına sahipolması,
- Vatandaşların iktidar ve iktidardakilere karşı serbest, özgür ve adil olarakeleştirme ve ifade özgürlüğüne sahip olmaları,
- Vatandaşların devletle ilgili bilgiye ulaşma haklarının devlet tarafındansağlanması ve korunması,
- Vatandaşların her türlü siyasal parti ve çıkar grubu dahil olmak üzereörgütlenme ve bunlara üye olma haklarının güvence altına alınması.
B.Klasik Liberalizm
Klasik liberalizm bireye aşırı derecede vurgu yapar. Klasik liberalizm devlete adalet, güvenlik ve diplomasi dışında toplumsal yaşama müdahale etmemesi gerektiği anlayışıyla bir tür “gece bekçisi ” gözüyle bakar. Klasik liberalizm, ekonomik boyutta, serbest piyasaya aşırı bir güven duymaktadır. “litissez fitire, litissez pisSer” olarak adlandırılan “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler’ ilkesi, ekonomik aktivitelerde devletin her türden müdahalesine karşı çıkar. Serbest piyasanın bireylerin rasyonel tercihleri doğrultusunda, “görünmez bir el” sayesinde kendi kendisinin dengesini optimum düzeyde sağlayacağını savunur.
C.Modern Liberalizm
Bireyin özgürlüklerine müdahale etmeden devlet müdahalesinin, toplumsal refahın artmasına katkı yapacağı görüşüdür. Bu açıdan modern liberalizm, klasik liberalizme göre devlete daha iyimser yaklaşmaktadır. Bu akımın temsilcileri olarak LT. Hobhouse, T.H.Green ve J.A. Hobson gösterilebilir.
Bu çerçevede, 2. Dünya Savaşından sonra Refah Devleti ya da Sosyal Devlet politikaları etkinlik kazanmıştır. Refah Devleti politikaları, Keynesyen ekonomik anlayış doğrultusunda devletin sosyal refahı artırmak, piyasanın başarısızlıklarını ve yetersizliklerini telafi etmek için bir girişimci olarak sosyal ve ekonomik alanlara müdahale ederek düzenleme destek olma, sübvansede bulunma ve yeniden dağıtma işlevlerini üstlenmesini içerir.
D.Muhafazakarlık
Muhafazakârlık, ilk kez 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başında ortaya çıkmıştır. Fransız Devrimiyle meydana gelen hızlı siyasal, sosyal ve ekonomik değişikliklere duyulan tepki, bu düşüncenin temellerini oluşturur. Bu yaklaşımın en önemli unsurları düzen ve istikrar arayışıdır.
Muhafazakârlık toplumsal değişime şüpheyle yaklaşan düşünce akımıdır. İngiliz siyasetçi ve filozof Edmund Burke ( 1729-1797) muhafazakar düşüncenin öncüsü olarak görülür. Burke’in “Fransız ihtilalı Üzerine Düşünceler” isimli bir eseri vardır. Burke, Friedrich Hayek ve Karl Popper gibi liberal muhafazakâr düşünürler üzerinde çok etkili olmuştur.
1.Muhafazakarlığın Öğeleri
Gelenek: Toplumsal olanın önceliği, geleneklere ve köklü kurumlara saygı ve toplum tarafından ortaya çıkartılmış bu kurumları muhafaza etme arzusu muhafazakar düşüncenin temelini oluşturur.
Faydacılık (Pragmatizm): Muhafazakar düşüncede soyut ilkeler ve düşünceler yerine tarih tarafından doğrulanmış tecrübelere olan inanç, bu düşüncenin faydacı yönünü ortaya koyar.
insanın Kusurlu Oluşu: İnsanın doğası “bozulmaya” oldukça yatkın, insan aklı da yetkinlikten uzak , eksik ve hatalı algılayan bir yapıdadır. Bu yüzden onu doğru yola sevk edecek yapı toplum ve geleneksel değerlerdir.
-Organizmacılık: Muhafazakar düşünce toplumu yaşayan, canlı bir organizma olarak görürler.
-Hiyerarşik Toplumsal Yapı: Muhafazakar düşüncede sosyal tabakalar ve var olan yapı mümkün olanın en iyisi olduğundan doğal ve değiştirilemezdir. Bu toplumdaki uyumun yegane kaynağıdır.
-Otorite: Toplumda liderliğin ve topluma rehberlik edici bir otoritenin varlığına olan inanç ve saygı muhafazakar düşüncenin diğer bir önemli unsurudur. -Mülkiyet: Muhafazakar düşüncede mülkiyet insanlara güvenlik hissi verdiğinden ve başkalarının mülkiyetine ve güvenliğine saygı gösterileceği toplumsal düzene yapacağı katkı bakımından önemlidir
E.YeniSağ
Yeni Sağ ll.Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan refah devleti anlayışının iflas etmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Keynesyen ekonomik modelin yarattığı olumsuzlukları gidermek amacıyla “serbest ekonomi’ ve ” küçük ama güçlü devlet’ anlayışıyla, neoliberalizm, neokonservatizm (yenli muhafazakarlık) ve kamu seçimi sacayaklarına dayanan yeni sağ politikalar benimsenmiştir. Bu bağlamda yeni sağ, ekonomik alanda liberal, sosyal alanda ise muhafazakar politikaların uygulanmasını öngörür.
Yeni sağ akıma göre, siyasetçi-bürokrat-seçmen üçlüsünün her birinin kendi çıkarları doğrultusundaki tercihleri (kamu seçimi) sonucu kurumları ve personeliyle sürekli büyüme eğilimi gösteren sosyal refah devleti hem iktisadi hem de bireysel özgürlükleri tehdit etmektedir. Dolayısıyla devletin özelleştirme politikaları ve yerinden yönetimlerin güçlendirilmesiyle küçültülmesi, küçülen devletin de özel sektör ve işletmecilik mantığıyla “3E” çerçevesinde ekonomik, etkin ve etkili çalışması bireysel özgürlüklerin, ekonomik güven ve gelişmenin sağlanması açısından kaçınılmazdır. Yeni sağ akımın başlıca kuramcıları Hayek ve Friedman’dır.
F.Neoliberalizm
Neoliberalizm, klasik liberalizmin F.Hayek, R.Nozick ve M. Friedman gibi düşünürler tarafından güncellenmiş ve tekrar yorumlanmış şeklidir. Neoliberalizmin de
G.Yeni-muhafazakârlık
Yeni sağı oluşturan ana öğelerden birisi olan neo muhafazakârlığın
. Neo muhafazakârlıkta otorite, kültürel değerlere bağlılığı, toplusal istikrarı ve toplum içinde saygıyı ve disiplini
sağlayacak bir güç olarak görülür.”
H.Sosyalizm
“Üretim araçlarının
. Söz konusu ilkeleri eksen alan yönetim tarzına da sosyalist yönetim denir.”
Sosyalizm kapitalizme bir tepki olarak doğmuştur. 1789 Fransız devrimi ile aristokrat sınıf ile hukuksal ve siyasal eşitliği sağlayan burjuva sınıfı aslında pek de farkında olmadan kendi rakip sınıfını da yaratmıştır. Bu sınıf da işçi sınıfıdır (proleteryadır). “Erken dönem sosyalizminde fundamentalist, devrimci ve ütopyacı özellikler görülürken, mevcut üretim sisteminin değiştirilerek ortak mülkiyete dayalı bir toplum idealine ulaşmak sosyalizmin temel amacı olarak
gözükmektedir. 19. yüzyılın sonlarına doğru ise kapitalist sistemi köklü bir devrimle değiştirmek yerine; işçi sınıfının çalışma koşullarında ve ücretlerinde belirgin iyileştirmeler yaparak bu sınıf ile kapitalist toplumu uzlaştırmaya yönelik akımlar güç kazanmaya başlar.”
1. Sosyalizmin Öğeleri
– Topluluk: Sosyalizmin temel vurgusu insanların sosyal varlıklar olduğu ve ancak bir topluluğun üyesi olarak kendilerini gerçekleştire bilecekleridir. -Kardeşlik: İnsanlar aynı topluluğun parçası oldukları için, savaş değil işbirliği ve kardeşlik duygusuyla hareket ederler.
-Sosyal Eşitlik: Sosyalist düşüncede, liberal düşüncedeki fırsat eşitliği nosyonunun yerini sosyal eşitlik almıştır.
-İhtiyaç: Sosyalizmin sosyal eşitlik anlayışına paralel olarak iktisadi alanda da eşitlik istemi,kaynakların dağılımında da eşitliği öngörür.
– Sosyal Sınıf: Sosyalistlere göre toplum, aralarında uzlaştırılamaz çelişkiler bulunan sınıflardan oluşmuştur. Bu düşüncede tarihin itici gücünü işçi sınıfı oluşturur.
– Ortak Mülkiyet: Sosyalizmde özel mülkiyet bencillik ve sömürünün araçlarından biridir. Onun yerine ortak mülkiyet eşitliği sağlayan bir sistem olarak kabul edilir.
kuramsallaştırdığı Marksizm, yine kapitalist sisteme karşı geliştirilmiştir. Aslında sosyalizm ve Marksizm, K.Marks’ın öngördüğü toplumsal aşamalardaki siyasal sistemlerdir. Marksist teoriye göre, insanlığın
gelişimi sırasıyla şu evrelerden geçmiş ve geçecektir:
ilkel toplum >> köleci toplum >> feodal toplum >> kapitalist toplum (burjuva toplumu) >> sosyalist toplum >> komünist toplum
1. Marksizmin Öğeleri
-Tarihsel Materyalizm: Marx ‘ın toplumsal kuramların tarihsel süreç içerisinde maddi varlık ve koşulların diyalektik bir dönüşümle oluşturuldukları düşüncesidir.
“Tarihsel materyalizm, tarihin ve sosyal gelişmenin sınıf temelli ekonomik analizleri açıklanması fikrine dayanmaktadır. ”
-Diyalektik Materyalizm: “Doğa, toplum ve düşüncenin kendi içlerinde taşıdıkları iç çelişkilerin doğal bir sonucu olarak sürekli bir devinim ve değişim halinde bulunduklarını kabul eden yaklaşım” diyalektiktir.
-sınıf çatışması: Marksistlere göre tarihi değişimler sınıflar arası çatışmalardan kaynaklanır.
-Yabancılaşma: Kapitalist meta üretiminde insan emeği, yaptığı standart İş yüzünden kişiselliğini kaybeder ve insan emeği bir metaya dönüşür. Bu süreçte emekçi emeğine ve ürettiklerine yabancılaşır.
-Emek-Değer Teorisi (Artık Değer): Marksistlere göre “bir malın değeri onun üretimine harcanan emekle doğru orantılıdır. Ancak, kapitalist, malı piyasada sattıktan sonra, işçiye, harcadığı emeğin değerinin altında ve ancak onun işgücünü yeniden üretimine yetecek kadar ödeme yapar. Aradaki fark artık değerdir. ”
-Proleter Devrim: İşçi sınıfının üretim araçları üzerindeki egemenliğinin bir devrimle gerçekleşeceği inancıdır.
-Komünizm: Proletarya diktatörlüğünden sonraki toplum aşaması olan komünist toplumda, özel mülkiyet yoktur ve herkesin yeteneğine ve ihtiyacına göre üretimin yapıldığı bir evredir.
J. Sosyal Demokrasi
Marksist Komünizm kapitalist sistemi devrim yoluyla yıkarak proletarya diktatörlüğünün kurulmasını savunurken, sosyal demokratlar amaçların mantıklılık ve içtenlikle sunulup savunulduğu takdirde üretici kesimlerin bilgi ve bilinç düzeyinin yükseltip seçimler yoluyla iktidara gelinmesini savunmaktadırlar. “Sosyal demokrasi devlet ile pazar, birey ile toplum arasında sağlıklı bir denge kurmaya çalışır. Nihai anlamda devletin ve toplumun, devrim veya çelişkilerin artırılması yoluyla değil, halkın rızasıyla, yani tedricen ve demokratik yoldan dönüştürülmesini savun maktadır.” Sosyal demokrasi bir sentez meydana getirir. Liberalizmin özel mülkiyet ve serbest piyasa anlayışına karşı çıkmaz, fakat, daha adil bir dağıtım için mücadele eder. Edward Bernstein ve Karl Kautsky gibi isimler sosyal demokrasinin ortaya çıkışına öncülük etmişlerdir.
K. Uçüncü Yol
Sosyal demokrat düşünceyi sağın savunduğu ilkelere yaklaştırmak amacıyla ortaya çıkan bir düşüncedir. “Giddens ‘Üçüncü Yol ve Eleştirileri’ (2000) kitabında, pek çok kişinin sosyal demokrasiyi Amerikan pazar liberalizmi ile Sovyet komünizmi arasında zaten üçüncü yol gördüğünü belirtmektedir. Ancak eski soldan farklı olarak, üçüncü yolun, zenginliği dağıtmaktan çok zenginlik yaratılan asına yönelik olduğunu, şirketlerde yaratıcılığa ve global ekonomide işçilerin verimliliğini artırmaya yöneldiğini vurgulamaktadır. Ayrıca da, yeni liberallerden farklı olduğunu, bunların düzenlenmemiş pazarın doğurduğu ve sosyal uyumu tehdit eden problemleri ihmal ettiğini belirtir.”
, Üçüncü Yol’un teorisyeni olarak kabul edilmektedir.
L. Anarşizm
Anarşizm, halk arasında günlük dilde kullanıldığı anlamdan farklı bir içerik taşımaktadır. “Etimolojik olarak eski Yunancada ‘hükümetin olmaması’ anlamına gelen anarchaia; insanın varlığını kısıtlayan her türlü otoritenin karşısındadır ve kurulmasını istediği toplumsal düzen , barış ve uyum ilkeleri temelin de sömürünün olmadığı, işbirliğinin hakim olduğu bir düzendir.”
Anarşizmdeki temel vurgular genelde şöyledir:
1. İnsanlar tabiatları itibariyle iyi kalplidirler, ancak, yönetim tarafından yozlaştırılırlar.
- Toplumun tabii ve hür olmasına karşılık, devlet istismar edici (sömürücü) ve tahakkümcüdür.
- İnsanlar gönüllü işbirliği yoluyla birbirlerini tamamlayan, fakat her çeşit zorlama tarafından hüsrana uğratılan sosyal hayvanlardır.
- “Yukarıdan gelen” reformlar onları başlatan otoritenin damgasını taşır ve bu yüzden değersizdir.
- Sosyal değişme devrimci eylemle, hatta belki de şiddetli eylemle gerçekleştirilmelidir. “
Max Stirner, Mihail Bakunin, loseph Proudhon anarşist düşüncenin başlıca temsilcisidirler.
Sivil itaatsizlik (Pasif Direniş)
Bu kavram (1817 – 1862) tarafından “Sivil İtaatsizlik Görevi Üzerine ” adlı makalesinde kullanılmıştır. ‘Thoreau, liberallerin ‘en iyi hükümet en az hükmedendir’ tezini mantık sonucuna götürür ve ‘en iyi hükümet hiç hükmetmeyendir’ der. Anarşist düşünceye önemli katkılarda bulunarak, her bireyin devletin haksız kanun ve kararlarına karşı şiddete başvurmadan sivil itaatsizlik görevi bulunduğunu söyler.”
Belirli ilkelere referansla yasaların özüne uymakla birlikte yasa ihlalini meşrulaştıran, yasalara koyan ve bundan doğacak cezaların gönüllü kabulünü içeren sivil itaatsizliğin 20. yüzyılda en çarpıcı örnekleri (1930 yılındaki tuz yürüyüşü gibi eylem ve protestolarıyla) Mahatmaha Gandhi tarafından gerçekleştirilmiştir.
N. Faşizm
Batı siyasal düşüncesine karşı olarak 20. yüzyılda ortaya çıkmış bir düşünce akımıdır. “Faşizmde, bireylerin yerini organik bir bağla birbirine bağlanmış, devleti ve milleti için kendisini feda etmeye hazır ve tam bir vazife anlayışıyla hareket eden insanlardan oluşan milli birlik ve dayanışma almıştır.
Faşist ideolojinin temel ilkeleri genel olarak şunlardır :
- Seçilmiş bir ulusal topluluğun diğer tüm ırk, grup ve azınlıklardan üstünolması,
- Mutlakbirönderinliderliğindebireyindevletetamamenboyuneğmesi,
- Tümözerkikincilkurumlarınbastırılmasıvetopyekûnbirtoplumsaldene-
- Parlamenterdemokrasininreddi,
- Barışçılbirenternasyonalizmekarşıçıkış,
6. Yayılmacıveistilacıbirdışpolitikanınulusunkaderigibigörülmesi.”
[wp_ad_camp_5]