in

Türk Anayasa Tarihi – Konu Özeti – Kpss Tarih

 

 

 

 

 

 

 

Büyük ihtilallerde, gelismelerde fikir babalarına ihtiyac duyulur. Önce fikir dünyası olusur, bu teorigi pratığe geçırecek kurumlar, dernekler , sosyal sınıflar olur. Topluma duyurmak ve toplum içinde buna ivme kazandırmak için örgütlenmek gerekir. 1867’de aydınlar Namık kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Pasa ve Ali Suavi genc Osmanlılar adı altında dernek kurdular. Hürrıyet, muhbir ve ibret gibi gazetelerde bu düşünceleri topluma duyurmak icin yazılar yazdılar. Müesseseler düsünceleri harekete geçirmek içindir. Mutlak monarşi yönetiminin ülkeye aykırı olan hertürlü yönünü eleştirdiler.

Meşrutiyet aydınlarında dönemin tüm tehlikesine ragmen elestiriden sakınmadıklarını görüyoruz.

Düşünce özgürlügünü kapsayan bir anayasanın olması gerektiğini, hükümetin kanuna göre hareket etmesi gerektigini ve erkler ayrılıgının benımsenmesını savunuyorlar.

Erkler ayrılıgı konusundaki tavırları Fransız ihtilalinin ünlü fikir babalarından Montesquieu’dan geliyor.  Montesquieu 1748’de yayımlamiş oldugu ‘kanunların ruhu’ adlı eserinde güçler ayrılıgı ilkesini ortaya atıyor; her devlette varolan bu güçlerin tek kişide veya tek organda toplanması durumunda özgürlük denen seyın kalmayacagını belirtiyor. Kuvvet kuvveti durdurur ilkesinin denetimi ortadan kalkmaktadır. Baskı kuralları ortaya cıkar ve özgürlüklerin sınırlandırılması neden olur. Bugün hukuk devletinin temelınde kuvvetler ayrılıgı vardır. Ayrıca montesquieu bu eserinde her ülke icin uygun rejimin oldugu ve bu rejimin iklimden bile etkilenebilecegini belirtmiştir.

Aydınlar bunları benımseyip kanun-ı Esasi’yi savunuyorlar. Ancak Namık Kemal bunu savunurken ortaya cıkan bir celişkiyi farkediyor.  Dogal olarak ulus egemenligini kabul etmek demek cumhuriyet rejiminin ortaya cıkmasına neden olacaktır. Fakat zamanın koşullları ülkede cumhuriyet uygulanamayacagını belirtiyor. Bu nedenlede aydınlar mutlak monarşıden meşruti bir monarşıye geçiş istiyor.

Siyasal bakımdan yönetim surekli eleştiri altında kalmıştır. Sarayın durumu, ülkenin gidisatı ve yönetimdeki karısıklıklar tanzimatla yapılan yeniliklerle giderilememiştir.

Bu hoşnutsuzluk 1859’da Kuleli olayı ıle noktalanmamiş, Abdüllaziz in tahta gecmesinden sonrada daha da artmıştır. Kuleli özgürlükçü bir girisiim ve mesrutiyet icin yapılan ilk hareket.

11 mayıs 1876’da istanbul’da öğrenci ayaklanmaları oldu.  Bu ögrenciler padışahin keyfi yönetimine karsi ayaklandılar. Sadrazamın ve şeyhülislamın görevden alınmasını istemişlerdir. İstekleri kabul edilmiş ancak sorun tam olarak çözulememiştir. 20 mayıs 1876’da  Abdüllaziz tahtan indirilmiş ve yerine V.murat gecmiştir. Ahmet Mithat padisahın mesrutiyet yönetimini kabul etme egilimini sezınleyıp bir kanun hazırlamıştır. Tasarıyı kabul ettırmek istemiştir ancak yöneticiler buna karşı cıkmiştır. Ahmet Pasa ile bu kişileriin arası acılmıs ve Ahmet Paşanın evine yapılan bir baskında serazker Hüseyin pasa öldürülmüştür. Bu olay Mithat Pasa’nın düsüncelerinin uygulanmasının önünü açmıştır ancak V.Murat’ın hastalıgı bunu engellemiştir. Onun yerine II.Abdülhamit tahta çıkartılmiştır.

Meşrutiyet üzerinde iç ve dış baskılara karşı bır takım onlemler almak gerekiyordu; dısarda rusya ve balkan uluslarının kışkırtmaları baslar. Balkanlarda bu karısıklıgı önlemek icin donemin ileri gelen devletleri istanbul’da bir konferansta biraraya gelir. Asıl amac hristiyan tebanın yararına ıslahatlar hazırlamak ve bunları Osmanlıya kabul ettırmektir. İste o zamanda Mithat pasaya göre Kanun-i Esasiyi kabul etmek gerekiyordu. Bu devlete hemen bir canlılık vermeyecek ancak dışardan devletlerin iç islerine karışmaları engellenecekti. Devlet kendi iç işlerinde rahat olacaktı.

Bu toplantı sırasında Mithat Pasanın istegi kabul edılmiş ve Kanun-i Esasi ilan edilmiştir. Gerek sekil gerekte maddi bakımdan bir anayasa kimliği seklindedir. Bu konferans sırasında Osmanlıya yeni bir sayfa acıldıgı ve karısıklıktan kurtulunacagı belirtilmiştir.

 

 KANUN-İ ESASİ:

Kısa bir süre uygulanmasına rağmen anayasal dönemin ilk perdesi olması nedeniyle önemlidir. II.mesrutiyette yeni bir anayasa yapılmamış bu anayasa degiştirilerek kabul edilmiştir. Bu anayasa bazılarına göre cumhuriyetin ilk anayasasıdır. 1924 anayasası özelligindedir. Tarihi ve hukuki bir değer tasımaktadır.

Nasıl hazırlandı ve neler getirdi?

Kanun-i Esasinin önemi: ana cizgilerini koruyarak I. Mesrutiyetin ve 1924 anayasasının temelini olusturmuştur. 12 bölüm ve 119 maddeden oluşur. Bölumler sunlardır:

  1. Osmanlı devleti ile ilgili genel esaslar. Sistematik bakımdan padişahın hak ve yetkilerini açar. Hukuki yorumlar önemlidir. Öncelik verilen maddeler önem taşıdıgı düşünülürse padişahın en başta düzenlenmesi kanun yapıcının yorumunu anlamamızı sağlıyor.
  2. Osmanlı halkının hak ve özgürlüklerini
  3. bakanlar kurulu Þ yürütme erkini oluşturan kişilerin yetkileri.
  4. memurların durumu
  5. yönetim sistemini mesruti hale dönüştüren kavram, parlamentoyu düzenleyen kurallar.
  6. Osmanlı ayan meclisi üyesi olabilmek icin gerekli koşulların düzenlenmesi.
  7. heyeti mebusan hakkında düzenlemeler, bazı ayrıcalıklar (yasama dokunulmazlığı, asıl bu sistemin meşruti olmasının nedenı sayılmakta.)
  8. mehakim (mahkemeler) ile ilgili düzenlemeler. Onların istiklaline ilişkin hükümler.
  9. divan-ı Ali Þ yüce divanın kuruluşu.
  10. mali isler
  11. illerin yönetim usullerinin düzenlenmesi
  12. ceşitli hükümler son kurallar, örf ve idari, sıkıyönetim, Kanun-i Esasinin üstünlüğü ve değiştirilmesine ilişkin hükümler.

Bu acılardan bakıldıgında Kanun-i Esasi değistirilmesi zor olan sert bir anayasadır.

Kanun-i esasinin yorumu ayan meclisine aittir. Bu meclisin padişaha yakın olması nedeyle dikkat edilecek bir konudur. Alınan kararlarda prusya anayasasından esinlenildigini düşünenlerde vardır.

Görünüştüde olsada bazı esasların düzenlenmesine imkan vermekte. Bunlar;

  • siyasi yasamda dinsel, orfi, vicdan kuralları yerine yeryüzüne dönük nesnel kurallar
  • hükümdara, geleneklere dayanan devlet yerine yüzeyselde olsa erkler arası ayrımına bağlı sistem oluşturma
  • hükümdarın karşısında bir yasama erkinin bulunması, bireylerin hak ve özgürlüklerinin ilan edilmesi ile yönetimi meşruti bir sekle dönüştürme.

 

Cogulcu anlamda meşruti yönetim özelliklerini taşımasına ilişkin görusler;

  • demokratik yapılarınca halk tarafından seçilmişlerce yapılmış değil kurucu meclisin katılısına ımkan tanımadı.
  • Bu meclisin kabul ettıgı anaysa halk oyuna sunulmadı,anayasa padişahın oyuna sunuldu. Padişah 113. maddeyi koydurdu. Buda Kanun-i Esasi’nin üzerinde son sözü söyleme hakkını padisaha bırakıyordu.
  • Kaynagi bakımından ferman anayasa olarak görülmüştür.
  • Tamamen seküler bir anayasa olmadıgı görüsünde olanlarda vardır. Sultan aynı zamanda bir halife olarak bu görüşe kanıt oluşturmuştur.
  • Padişahın durumuda eleştiriye neden olmaktadır. Yürütme organı başı ve Kanun-i Esasi nin temel ögesidir. Bazı mukaddes haklarından söz edilmektedir.
  • Bakanlar, sadrazamlar ve seyhülislamı ataması
  • Başkumandan
  • Yürütme organı başı
  • Devlet makamı ile ilgili düzenlemeler
  • Cezaları affetme veya indirme
  • Parlamentonun toplanmasına ve dagıtılmasına karar vermesi

 

Bakanlar kurulunun özel bir islevinin olmadıgını görüyoruz. Padisahın iznini gerektiren konularda hiçbir önemi yok. Aldıgı kararların uygulanması padısahın onayına bagli. Memurlar ve yöneticiler vekiller ve bakanlardan daha güvencede.

Kanun-i Esasi de bakanların parlementodan güvenoyu almaları söz konusu degil. Meclise dayanarak hükümetin hükümdara bir karşı gelme olayı gerceklesemiyor. Padisahın onayından gecmesi sonucu ortaya ortak fikir üreten bir kurum cıkıyor.

41.madde parlementodan bahsediyor. Meclis-i umumi ve her iki meclisin ortak hükümlerini icermekte.

Kasım basında padısahın iradesiyle acılır ve mart sonunda gene onun iradesiyle kapanır. 1982 anayasasına kadar bizde de bu böyle devam etmistir. Ancak demokratik meclislerde cagrısız toplanma olur. Monarsik meclislerin toplanma bicimi cagrı iledir. Meclislerden biri toplanmadıkca digeride toplanamaz. Meclisi umuminin parlamentonun yetkileri üzerinde baskısı söz konusu olur. İster toplar ister görüşme sürelerini kısaltır. Meclis-i umumi’de padisah bir acılıs konusması yapar. Her iki meclisin üyeleri padişahın sahsına, vatana ve Kanun-i Esasi karsı yemin ederler. Padişahın sahsının önce gelmesi ve yeminde dini hükümlerin yer alması monark yapının yansımasıdır.

Vekiller emredici degil, temsili vekaleti kabul ederler. Söz ve düsüncelerinden ötürü sorumlu tutulamazlar. Burada yasama sorumsuzlugu vardır.

Alınan kararlar padisahın onayına sunulmak zorundadır. Ancak padisahin önünüe gelinceye kadarki süreçte nisab (yeter sayısı) kuralı uygulanır.

Ayan meclisi seçilmiş bir meclis degildir. Padisah atar. Üye olabilmek icin toplumun güvenini kazanmış, devlete hizmet etmis, tanınmıs olmak ve 40 yasından genc olmamak gibi kosullar aranır. Ayan üyeligi ölünceye kadardır. Ayan meclisi görüşmeleri gizlidir. Demokratik sistemde bu böyle degildir. Padisahı korur ve mebuslar meclisini padisahın adına kontrol eder.

Mebuslar meclisinde vekiller secimle isbasına gelir. Her 50.000 erkege bir vekil          düşer. Belirli bir bölgenin degil tum ülkenin temsilcileridir. Her 4 yıl icin göreve gelirler.

Padisah meclislerin baskanlarının secimindede söz sahıbıdır. Meclis-i ayan baskanını kendisi secer. Meclis-i mebusan baskanını ise meclisin aday olarak gösterdigi 3 kisi icinden yine kendisi secer.  Boylece yasama organlarının baskanlık divanlarında da yetkisini kullanmaktadır.

Heyet-i mebusan seçımle gelmiş ilk osmanlı meclisidir. Vekillerin her birini umum Osmanlının vekili ilan eden bir sistemde padişahı artık siyasal sistemin mutlak ve biricik egemeni olmaktan cıkarmaktadır. Bu meclisin yetkileri ne kadar kısıtlı, sultanınkiler n kadar geniş olursa olsun, halkın ya da milletin temsil yoluyla devreye girdigi bir düzende, artık padişah egemenlik hakkının tek sahibi sayılamaz. Millet, adı konmuş olmasa bile, padisahın mutlak olan egemenlik hakkına rakip olmak üzere ortaya cıkmıştır.

 

ª meclisi secimlere götürmek için dagıtma islemine fesih denir. Yeni bir meclisin kurulmasını, calışmayan bir meclisin dağıtılması, yenisinin kurulması siyasi iktidarın sahibi olan topluma götürmek.

Kanun-i esasi Þ mebusan meclisinde fesih tarihinden 6 ay icinde seçim yapılmalıdır diyor. Baskan, başkanvekili ve padisah oluşturuyor bu mebusan meclisini. Gerektiginde göruşmeleri gizli yapabilir ancak bunlar sadece istisnai durumlarda söz konusu.

 

İlk millet meclisinin seçimi:

İlk seçim mevzuatı 1. meşrutiyette ortaya cıkıyor. Temsili demokrasinin saglanması. İktidarın yetkisiyle yasama yetkisini kullanan meclisler halkın konsensusuna bağlı.

 

Demokrasi icin olmazsa olmaz bir öge Þ seçim ama seçim sadece demokrasi icin yeterli degil. Secim oldugu halde demokratik olmayan rejimler vardır. Osmanlı da bicimsel olarak seçim vardır. Secim yalnızca demokrasinin ilkelerinden biridir, bir araçtır, amaç degildir.

Kanun-i Esasi her 50000 erkek nüfusu icin bir mebus seçilecektir diyor. Seçimler 4 yılda bir ve gizli oy olacak.

 

 

Mebus olmak icin aranan kosular Þ seçilme yeterliliği ve seçenler icinde .

Seçme ve seçilme hakkı o devletin yurttaşlarına tanınmıştır. Yani yönetimde pay sahibi olma aranmamaktadır.

 

Secmen olmak icin yaş olarak 30 yaş ve bazı suçlardan öturur kısıtli olmamak. Seçmek icin pek özel kosullar yapılmamamış.

Her anayasa icin yeni  bir secim yasası yapılır. Kanun-i Esasi ve yeni seçim yasası mebuslar meclisinin kuruluşunda henüz yoktu. Ancak yabancı devletlerin üzerinde iyi etki yapmak için Kanun-i Esasi ilan ettiler. Osmanlı diplomatik düsündügü icin Kanun-i Esasi uygylamasına hemen geçilmesi icin meclisi hemen toplamiş bu yüzden de Osmanlı bir yeni seçim yasası oluşturmamamiştır. Ve yalnız ilk toplantı yılı icin geçerli olmak koşuluyla meclis-i vükela (bakanlar kurulu) tarafından hazırlanan 7 maddelik Talimat-ı Muvakkate vardir. Yani geçici bir talimat hazırlamıstır. Bundan sonra ikinci bir düzenleme vardır bu da seçim beyannamesidir.

  • Talimat-ı Muvakkate Þ bütün yurdu kapsayan seçim ilkelerini düzenliyor ve genel nitelikte.
  • Beyanname Þ daha özel olup istanbul ve cevresini kapsayan ve bu bölgelerde yapılcak seçimleri düzenliyor.

 

Talimat-ı Muvakkate ana çizgileriyle nasıldı?

 

  • Geçici bor talimat ama yalnız bir seçim kanunu degil aynı zamanda bir anayasa metni özelligini de tasıyor. Cünkü orda onaylanmasıyla Kanun-i Esasi den yaklasık 2 ay önce hazırlanmıştır. Daha Kanun-i Esasi yürürlüğe girmeden ve anayasa yeralması gereken hükümler icerdiginden böyle bir anayasal metin özelligindedir.
    • Örnek: ayan ve mebusan meclisinin görevlerine ilişkin hükümler var. Aslında organların görevleriyle ilgili maddeler bir seçim kanununda yer almaz.
  • Kanun-i Esasi den farklı hatta ona aykırı esasları bile var.
    • Örnek: Kanun-i Esasi her 50000 icin bir mebus terken Talimat-ı Muvakkate de tüm millet icin 130 milletvekili seçilecek diyor.
  • 2 dereceli seçimden söz edilir. Secmenin milletvekillerini doğrudan doğruya secmedigi seçimlerdir. Halk ikinci seçmenleri seçiyor ve bu ikinci seçmenler de milletvekillerini seçiyor.

 

Beyanname :

 

İstanbul’un seçim bölgesini düzenliyor. Her çevreden 2’şer seçmen toplam 40 seçmen. Bu seçmenler ikinci seçmen olup sonradan gidip birde 10 mebus sececek. Cıkartılan bir vilayet nizamnamesi ile seçimlere katılabılmek icin bir vergi verilmesi gerektigi belirtiliyor. Ancak bu demokratik usullere aykırı. Ancak aynı uygulama 1848 lere kadar Avrupada da görülmüştür.

 

 

 

Genel oy Þ cinsiyet, ırk, din ve dil ayrımı olmaksızın oy kullanmak, ancak uzun bir evrim sonunda olabilmistir. Günümüzdeki sınırlandırmalar genel oy ilkesine engel değil. Osmanlı da 2. secmenleri seçebilmek için bir emlaka sahip olmak gerek, seçmen olabilmek icin de 25 yasını doldurmak gerekiyordu.

 

1.Mebusan meclisi:

seçimler basit, adil cogunluk sistemine göre yapılıyordu. En çok oyu alan seçilmiş sayılıyordu. Adayları kim gösteriyordu sorusunun cevabı olarak 1. ve 2.Mesrutiyette çok önemli olan siyasal gücü yönlerdiren partiler ve siyasi kurumlar yok. Bu yüzden adaylar kişisel, kişi olarak orda bulunuyor.

13 Şubat 1878 de 2.secimle 2. meclis kuruluncaya kadar bu 2 metne göre seçimler düzenlenmiştir.

Talimat-ı Muvakkate bir kanun bile degildir, bakanlar kurulu karanamesine benzetilebilir. Osmanlı parlementosunun 2 meclisinden de gecmemiş. Kanun-i Esasi ye aykırı ama ona özenen bir niteliği var.

 

Kanunların yapılmasındaki meclislerin yetkilerinin derecesi mevzuat sistemine göre değişikkik gösterir. 3 tane sistem var.

Bunlar:  otoriter, liberal ve uzlastırıcı.

 

  • otoriter Þ yasama yetkisinin derecesini otoriter biçimde düzenleyen bir sistemdir. Düşünüş biçiminden daha otoriter bir sistemdir.
  • Liberal Þ meclis en yetkili kurumdur. Yasamada meclis agırlıklı bir sistem.
  • Uzlaştırıcı Þ kanun yasamanın isidir ama yürütmenin de bu işleme katılmasıdır. Yasama ve yürütme işbirliği gibi birsey. Bu da parlamenter sistem gibidir.

 

Kanun-i Esasi daha otoriter bir sistemdir. Mebuslar meclisini kanun yapma yetkisinin aşırı derece sınırlandırmiştır. Genel esaslara bakildıgında da yasama yetkisinin kullanılması üzerinde sınırlandırmalar var. Öncelikle teklif sonra ise hazırlanması ve onaylanması asamalarında sınır bulunmakta.

Kanun-i Esasi göre hükümet kanun teklifi konusunda sınırsız bir hakka sahip mebuslar meclisinin kanun teklif yetkisi yok denecek kadar az. Mebusların kanun teklifi ancak konusu meclisin görevleri icersine girerse geçerli.

Yasama organı icin 3 islem vardır. Bunlar kural koymak, kaldırmak ve degistirmektir.

Hangi görevlerin meclisin yetkisine girdigini Kanun-i Esasi’den cıkarmak zordur. Belirsizligin nedeni padisah otoritesidir. Kanun teklifinin konusu hakkında esas yetki padisaha verilmiştir.

Kanun teklifinde bulunan mebusların önerisi mebus başkanına sunulur, onaylanırsa 10 mebustan oluşan encümen kurulur. Kanun teklifinin genel kurulda görüşülmeden once toplu bir raporla görulmesini kolaylaştırmak için oluşturulan kurumdur. Burada kabul edilirse padisahtan izin almak kaydıyla sadrazamlık makamına gönderilir. Reddedildigi taktirde bu tarihten iki aylık süre icerisnde tekrardan teklif edilemez. Günümüz tbmm icin bu süre bir yıldır.

Kanun tasarılarının hazırlanmasında da meclis serbest değildir. Kanun tasarılarını düzenleme yetkisi Şura-yı devlet’indir. Bu kurum hazırladıktan sonra kanun görüşülür.

Ayan meclisi kendisine gelen teklifin padisahın otoritesine, örf ve adet kurallarına ve kamunun yararına aykırı olması durumunda  bunları reddeder. Kabul edilen tasarı sadrazam aracılıgla padisaha sunulur. Padişahın onayı kanunun hukukça bir kimlik kazanması icin gereklidir. Kanun-i Esasi’nin özüne egemen olan güç padisahtır.

 

Kanun-i Esasi’nin 8. ve 26. maddeleriosm uyrugundaki kişilerin temel hak ve özgürlüklerini belirlemektedir.

Temel hak ve özgürlükler Þ *  kişi hak ve ödevleri

*  Sosyal ve ekonomik haklar

*  Siyasi hak ve ödevler

 

Hukuki, kanuni eşitlik:

Osmanlı devleti uyruğu herkes din ve mezhebi ne olursa olsun Osmanlı sayıyor. Bu kimseler kanun önünde hak ve ödevler açısından eşittir.

Yasanın gösterdigi yollar dışında kimse cezalandırılamaz. Bu ingilterenin 1679 Habeas Corpus ile ilk kez ortaya koydugu kişi dokunulmazlıgı ve güvenligi hakkındaki tarihsel bir gercekliktir.

Konut dokunulmazlığı, işkence zorla calıştırma ve mallara el konulması gibi konularda Kanun-i Esasi de düzenlemeler vardır. Kağıt üzerinde güzel gözüken bu maddelerle celişen maddeler yine Kanun-i Esasi de mevcuttur.

Kanun-i Esasi’nin 113. maddesi  kişi haklarını tehlikeye düsüren bir maddedir.

 

ª hükümetin güvenligini bozduklarını bir polis ya da zabıta memuru ile belli olan kişilerin sürgüne gönderilmesi padisahın yetkisindedir.

Kanun-i Esasi’ye din ve düşünce özgürlükleri açısıından bakıldıgında din özgurlügü tanımakta ancak düşünce özgürlüklerinden bahsetmemektedir. Basın özgürlüğüne ilişkin maddeler içermekte ancak icinde sansur ve denetimi yasaklamayan maddeler de yeralmaktadır. Basın kanun dairesinde özgürdür.

[wp_ad_camp_5]