in

Diyanet İlmihali Önemli Bazı Terimler

 

 

Milel: Vahye dayanan dinler

 

Nihal: Bâtıl dinler

 

Religion: Batı dillerinde din kelimesinin karşılığı. Bir şeyi vazife edinmek, tekrar tekrar okumak,

 

yapmak anlamına gelir.

 

Dharma: Hinduizm’in kutsal dili Sanskritçe’de din kelimesinin karşılığı.

 

Dhamma: Budizm’in kutsal metinlerinin yazıldığı Pali dilinde din kelimesinin karşılığı.

 

Din Kelimesi: Kur’ân­ı Kerîm’de 92 yerde geçmektedir.

 

Fıtratullah: Allah’ın dini demektir ki o da İslâm ve tevhiddir.

 

Tek tanrı inancını savunanlar: Andrew Lang, Wilhelm Schmidt

 

Monoteizm: Tek tanrı inancı

 

İlâhî dinler: Tek tanrılı dinler

 

Mecûsîlik : Düalist (iki tanrılı) dinler( düalizm=seneviyye)iyilik ve kötülük tanrısı ateş kültü.

 

Eski Yunan, Roma ve Mısır dinleri : Çok tanrılı dinler.

 

Budizm, Şintoizm : Tanrı konusunda açık ve net olmayanlar.

 

Kurucusu olan dinler : Yahudilik, Hıristiyanlık, İslâm, Budizm.

 

Geleneksel dinler : Kimin tebliğ ettiği belli olmayan dinler, ilkel dinler, Eski Yunan, Eski Mısır

 

dinleri.

 

Millî dinler : Genellikle bir kurucusundan söz edilmeyen, sadece bir millete ait olan geleneksel

 

yapıdaki dinlerdir (Eski Yunan, Mısır, Roma dinleri gibi).

 

Hindistan’da yaygın dinler : Hinduizm, Budizm, Jainizm),

 

Çin ve Japonyada yaygın dinler: Konfüçyüsçülük, Taoizm, Şintoizm.

 

Marifetullah: Allah’ı tanıma ve bilme

 

Mâhabbetullah: Allah’ı sevme

 

Tekfir : Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından

 

ötürü kâfir saymak demektir.

 

İrtidad : Müslüman kişinin kendi irade ve ifadesiyle İslâm’dan ayrılması dinden çıkması anlamına

 

gelir.

 

Mürted : Dinden çıkana denilir.

 

Fıtrat Delili : Allah’ın varlığını ispatlamak için insanın fıtraten Allah inancına sahip oluşu.

 

Hudûs Delili : Âlemin ve âlemdeki varlıkların sonradan yaratılmış olup bir yaratıcıya muhtaç

 

olduğu.

 

İmkân Delili : Mümkin bir varlık olan âlemin var olması için bir sebebe ihtiyaç olduğu.

 

Nizam Delili : Tabiatın büyük bir âhenge ve şaşmaz bir düzene sahip olup bunun bir yaratıcının

 

eseri olmasının gerektiği.

 

El­yevmü’l­âhir : Son gün, âhiret ünü

 

Yevmü’l­ba‘s : Diriliş günü

 

Yevmü’l­kıyâme : Kıyamet günü

 

Yevmü’d­dîn : Ceza ve mükâfat günü

 

Yevmü’l­hisâb : Hesap günü

 

Yevmü’t­telâk :Kavuşma günü

 

Yevmü’l­hasre : Hasret ve pişmanlık günü

 

Âhiretin Varlığının İspatı : Bu konuda tek bilgi kaynağı vahiydir. Kur’an’da ve sahih hadislerde ne

 

haber verilmişse onunla yetinilir.

 

Vâkıa : Kesin olarak meydana gelecek olan

 

Et­tâmmetü’l­kübrâ : En büyük felâket ve belâ

 

Hâk : Gerçek olan

 

Gaşiye : Şiddetiyle birden bire halkı saran

 

Karia : Kapıyı çalacak gerçek

 

Eşrâtü’s­sâat : Kıyamet Alâmetleri

 

Berzah : Kabir hayatı

 

Ba‘s : Öldükten sonra tekrar dirilmek

 

Haşir ve Mahşer(Arasât): Toplanmak, bir araya gelmek

 

Ashâb­ı yemîn : Amel defteri sağdan verilenler manasına gelir, cennettekileri ifade eder.

 

Ashâb­ı şimâl : Amel defteri soldan veya arkadan verilenler manasına gelir, cehenneme gidecek

 

olanları ifade eder.

 

Mîzan : Sözlükte “terazi” anlamına gelir

 

Sırat : Cehennemin üzerine uzatılmış bir yoldur.

 

Havuz : Kıyamet gününde peygamberlere ihsan edilecek havuzlar bulunacaktır. Müminler

 

bunların tatlı ve berrak suyundan içerek susuzluklarını gidereceklerdir.

 

Şefâat­i uzmâ : En büyük şefaat demektir, Peygamberimiz (sav)’in şefâat­i.

 

Makam­ı mahmûd : Övülen makam. Peygamberimiz’in bu şefaati, Kur’an’da (övülen makam)

 

adıyla anılır

 

A‘râf : “Dağ ve tepenin yüksek kısımları” anlamına gelen a‘râf, cennetle cehennemin arasında

 

bulunan sûrun ve yüksek kısmın adıdır.

 

Rü’yetullah : Allah’ın Âhirette Görülmesi

 

FIKIH TERİMLERİ

 

Ahkâm­ı şer‘îyye: Şer‘î hükümler

 

Ahkâm­ı ilâhiye: İlâhî hükümler

 

Ahkâm­ı fer‘iyye: Amelî hükümler

 

Ehliyyetü’l­hitâb: İnsanın dinin davetini anlayacak konum ve kıvamda olması.

 

İstibrâ: Küçük abdest temizliği.

 

İstincâ: Büyük abdest temizliği.

 

Mazmaza: Ağzı su ile çalkalamak (gargara yapmak)

 

İstinşak: Burnu su ile temizlemek.

 

Delk: Ovmak (uzuvları su ile ovmak)

 

Büyük hades: Gusülle giderilebilen “cünüplük (cenâbet), hayız ve nifas” gibi hükmî kirlilikler.

 

Küçük hades: Abdestle giderilebilen hükmî kirlilik.

 

Büyük hükmî temizlik: Gusül

 

Küçük hükmî temizlik: Abdest

 

Necaset: Maddî kirlilik

 

Hades: Hükmî kirlilik

 

Necâsetten tahâret: Görünür kir ve pisliklerin giderilmesi.

 

Hadesten tahâret: Abdestsizlik halinin giderilmesi.

 

Necâset­i galîza: Ağır pislik . Tavuk, kaz gibi kümes hayvanlarının dışkıları.

 

Necâset­i hafîfe: Hafif pislik. Sığır, koyun, geyik gibi dört ayaklı hayvanlarınki ve At, eşek ve

 

katırın idrar ve dışkısı ile havada pislemeleri sebebiyle sakınılması zor olduğu için, atmaca, kartal,

 

güvercin gibi kuşların dışkıları, hafif pislik grubundadır.

 

Bedel, Halef : Mest ve sargı üzerine mesh’in yıkama yerine geçmesi.

 

Hades­i asgar : Abdest almayı gerektiren küçük kirlilik.

 

Hades­i ekber : Guslü gerektiren büyük kirlilik.

 

Teyemmüm : Sözlükte “bir işe yönelmek, bir şeyi kastetmek”

 

Hayız: Adet, aybaşı, kanaması.

 

Nifas: Loğusalık hali.

 

Nüfesâ: Loğusa kadın.

 

İstihâze: Özür kanı. Rahim içi damarlardan hayız ve nifas hali dışında ve bir hastalık veya yapısal

 

bozukluk sebebiyle gelen kana istihâze (özür kanı) denilir.

 

Mektûbe: Allah’ın farz kıldığı namazlar

 

Mesnûn: Hz. Peygamber’in sünnetiyle sabit olan namazlar

 

Şurûtü’s­salât: Namazın şartları

 

Erkânü’s­salât: Namazın rükünları

 

Hurûc bi sun‘ih: Kişinin kendi isteği ve fiili ile namazdan çıkması

 

Ta‘dîl­i erkân: Namazın rükünlerinin düzgün bir şekilde yapılması

 

Fey­i zevâl: Güneş tam tepedeyken eşyanın yere düşen gölge uzunluğu.

 

Asr­ı sânî: Her şeyin gölgesi kendisinin iki misline ulaştığı zamana denir.

 

Asrı evvel: Öğle namazının vaktinin çıkması; İkindi namazının vaktinin girmesi.

 

Örfî gündüz: Güneşin doğmasından batmasına kadar olan süre.

 

Şer‘î gündüz: Fecr­i sâdıktan güneşin batmasına kadar olan süredir.

 

Taglis: Sabah namazını fecr­i sâdık doğarken, yani ortalık henüz karanlık iken kılmak.

 

İsfâr: Taglis’in zıttıdır, fecr­i sâdık doğduktan sonra hava aydınlanınca kılmak.

 

İbrâd: Öğle namazını geciktirip serinlikte kılmak

 

Vakt­i istivâ: Güneşin tam tepe noktasında olduğu zaman.

 

Şürûk zamanı: Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman yaklaşık 40­45 dakika

 

civarındadır.

 

Gurûb: Güneşin batma zamanı. Gurup vakti, güneşin sararıp veya kızarıp artık gözleri

 

kırpıştırmadan rahatlıkla bakılacak hale geldiği vakittir.

 

Tuma’nîne: Rükû duruşunda bir müddet beklemek.

 

Kavme: Kıyam vaziyetinde bir süre beklemek.

 

Ka‘de­i ûlâ : ilk oturuş

 

Ka‘de­i Ahîre: Son oturuş

 

Celse: İki secde arası oturuş

 

Zâit tekbir: İlave tekbir

 

Kısâr­ı mufassal: Kısa sûreler (Beyyine sûresinden Nâs sûresine kadar olan sûrelerdir.)

 

Evsât­ı mufassal: Orta uzunluktaki sûreler.( Bürûc sûresi ile Beyyine sûresi arasındaki sûreler bu

 

grupta yer alır)

 

Tıvâl­i mufassal: Uzun süreler.( Hucurât sûresi ile Bürûc sûresi arasındaki sûreler bu grupta yer

 

alır)

 

İrsâl: Elleri yanlara salıvermek

 

İtimat: Elleri bağlamak

 

Tahrîme: İftitah tekbiri

 

Teavvüz: Eüzü besmele(Eûzü billâhi mine’ş­şeytâni’r­racîm)

 

Tesmî: Semiallahü limen hamideh

 

Tahmîd: Rabbenâ leke’l­hamd

 

Kavme: Rükûdan doğrulup dik durmak

 

Celse: İki secde arasında kısa bir ara oturuşu yapmak.

 

Teverrük: Kadınların ayaklarını sağ yanlarına yatık bir şekilde çıkarıp otururmaları.

 

Müfsidât­ı salât: Namazı bozan şeyler

 

Sıfâtü’s­salât: Namazın farz ve vâciplerine, sünnet ve âdâbına uygun şekilde kılınışı.

 

Muhâzâtü’n­nisâ: Kadınların cemaatle namazdaki saf düzeni ve erkeklerde aynı safta veya hizada

 

olması

 

Tertîbü’l­makam: Duruş düzeni

 

İmâmet­i kübrâ: Büyük imâmet

 

İmâmet­i suğrâ: Küçük imâmet

 

İktidâ: İmama uymak

 

Muktedî: İmama uyan kimse

 

Müfteriz: Farz namazı kılan kimse

 

Müteneffil: Nâfile namaz kılan kimse

 

Münferid: Namazı yalnız kılan kimse

 

Muktedî: İmama uyarak kılan kimse

 

Müdrik: İdrak etmiş, yetişmiş, kavuşmuş (Namazı tamamen imamla birlikte kılan kimse)

 

Muhtazar: Ölmek üzere olan kişi

 

Meyyit: Ölen kişi

 

Teçhiz: Ölü için genel olarak yapılması gereken hazırlık

 

Gasil: Ölünün yıkanması

 

Tekfin: Ölünün Kefenlenmesi

 

Teşyî: Tabuta konulup musallâya yani namazın kılınacağı yere ve namazdan sonra kabristana

 

taşınması.

 

Defin: Kabre konulması

 

Namaz Terimleri (sözlük)

 

Mektûbe: Allah’ın farz kıldığı namazlar

 

Mesnûn: Hz. Peygamber’in sünnetiyle sabit olan namazlar

 

Aynî farz (farz­ı ayın) : Farz olan namazlar, oruç gibi.

 

Kifâî farz (farz­ı kifâye) : Cenaze namazı gibi. Bu namazı birileri kılınca öteki müslümanlar cenaze

 

namazı kılmadıkları için sorumlu olmazlar. Sevap ve fazileti ise namazı kılanlar elde etmiş olurlar.

 

li­aynihî vâcip : Vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan. Vitir namazı ile ramazan ve kurban

 

bayramı namazları birinci grupta yer alır. Tilâvet secdesi gibi.

 

li­gayrihî vâcip : Vâcip oluşu kulun fiiline bağlı olan

 

Revâtib : Vakit namazları yanında düzenli olarak kılınan sünnetler

 

Regaib : Allah’a yakınlaşmak ve sevap kazanmak maksadıyla ayrıca kılınan namazlar

 

Nâfile : Farz ve vâciplerin dışında fazladan yapılan işler

 

İsâet: Yanlış ve kötü davranış

 

Edep : Çoğulu âdâb

 

Muvâzebe : Hz. Peygamber’in devamlı olarak yaptığı

 

Şurûtü’s­salât : Namazın şartları

 

Erkânü’s­salât : Namazın rükünları

 

Hurûc bi sun‘ih : Kişinin kendi isteği ve fiili ile namazdan çıkması

 

Ta‘dîl­i erkân : Namazın rükünlerinin düzgün bir şekilde yapılması

 

Edâ : Bir farz namazın vakti içinde kılınması.

 

Kazâ : Bir farz namazın vaktinin çıkmasından sonra kılınması.

 

Fecr­i kâzib : Birinci fecir. Sabaha karşı doğuda tan yerinde ufuktan göğe doğru dikey olarak

 

yükselen, piramit şeklinde, akçıl ve donuk bir beyazlıktır.

 

Beyâz­ı müstetîl : Uzayıp giden beyazlık.

 

Fecr­i sâdık : İkinci fecir. Sabaha karşı doğu ufkunda tan yeri boyunca genişleyerek yayılan bir

 

aydınlıktır.

 

Beyâz­ı müsta‘razî : Enlemesine beyazlık. Bu andan itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah

 

namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda, sahurun sona erip orucun başlaması (imsak)

 

vaktidir.

 

Taglis : Sabah namazını fecr­i sâdık doğarken, yani ortalık henüz karanlık iken kılmak.

 

Şürûk zamanı: Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman yaklaşık 40­45 dakika

 

civarındadır.

 

Vakt­i istivâ: Güneşin tam tepe noktasında olduğu zaman.

 

Fey­i zevâl : Güneş tam tepedeyken eşyanın yere düşen gölge uzunluğu.

 

Asr­ı sânî : Her şeyin gölgesi kendisinin iki misline ulaştığı zamana denir.

 

Asrı evvel : Öğle namazının vaktinin çıkması; İkindi namazının vaktinin girmesi.

 

İkindi Namazının Vakti: İkindi namazının vakti, öğle namazının vaktinin çıkmasından güneşin

 

batmasına kadar olan süredir. Her şeyin gölge uzunluğu, kendi uzunluğunun iki katına çıktığı

 

andan itibaren.

 

Gurûb: Güneşin batma zamanı. Gurup vakti, güneşin sararıp veya kızarıp artık gözleri

 

kırpıştırmadan rahatlıkla bakılacak hale geldiği vakittir.

 

Örfî gündüz : Güneşin doğmasından batmasına kadar olan süre.

 

Şer‘î gündüz : Fecr­i sâdıktan güneşin batmasına kadar olan süredir.

 

Akşam Namazının Vakti: Akşam namazının vakti güneşin batmasıyla başlar, şafağın kaybolacağı

 

zamana kadar sürer.

 

Şafak : Akşamleyin ufuktaki kızıllıktan/kızartıdan sonra meydana gelen beyazlıktan ibarettir.

 

Yatsı Namazının Vakti: Yatsı namazının vakti, şafağın kaybolmasından yani akşam namazı

 

vaktinin çıkmasından itibaren başlar, ikinci fecrin doğmasına kadar devam eder.

 

İsfâr : Taglis’in zıttıdır, fecr­i sâdık doğduktan sonra hava aydınlanınca kılmak.

 

İbrâd : Öğle namazını geciktirip serinlikte kılmak

 

Kıyam : Doğrulmak, dikelmek, ayakta durmak demektir.

 

Kıraat : Sözlükte “okumak” anlamına gelen kıraat, “Kur’an okumak” demektir.

 

Cehrî : Açıktan okumak, yüksek sesle okumak.

 

Hafî : Gizli, sessiz okumak.

 

Zelletü’l­karî : Okuyuş hataları ve dil sürçmesi.

 

Umûm­ı belvâ : Kaçınılması mümkün olmayan bir durum

 

Rükû : Rükû sözlükte “eğilmek” anlamına gelir.

 

Secde : Secde sözlükte “itaat, teslimiyet ve tevazu içinde eğilmek, yere kapanmak, yüzü yere

 

sürmek” anlamına gelir.

 

Tuma’nîne : Rükû ve Secde duruşunda bir müddet beklemek.

 

Kavme: Rükûdan doğrulup dik durmak. Kıyam vaziyetinde bir süre beklemek.

 

Tuma’nîne ve kavme süresinin asgari ölçüsü “sübhânellâhi’l­azîm” diyecek kadar durmaktır.

 

Ka‘de­i ûlâ : ilk oturuş

 

Ka‘de­i Ahîre : Son oturuş

 

Celse : İki secde arası oturuş

 

Ta‘dîl­i Erkân : Rükünleri düzgün, yerli yerinde ve düzenli yapmak demektir.

 

Zâit tekbir : İlave tekbir

 

Kısâr­ı mufassal : Kısa sûreler (Beyyine sûresinden Nâs sûresine kadar olan sûrelerdir.)

 

Evsât­ı mufassal : Orta uzunluktaki sûreler.( Bürûc sûresi ile Beyyine sûresi arasındaki sûreler bu

 

grupta yer alır)

 

Tıvâl­i mufassal : Uzun süreler.( Hucurât sûresi ile Bürûc sûresi arasındaki sûreler bu grupta yer

 

alır)

 

İrsâl : Elleri yanlara salıvermek

 

İtimat : Elleri bağlamak

 

Tahrîme: İftitah tekbiri

 

Teavvüz : Eüzü besmele(Eûzü billâhi mine’ş­şeytâni’r­racîm)

 

Tesmî : Semiallahü limen hamideh

 

Tahmîd : Rabbenâ leke’l­hamd

 

Teverrük : Kadınların ayaklarını sağ yanlarına yatık bir şekilde çıkarıp otururmaları.

 

Amel­i kesîr : Namaz dışı davranış.

 

Müfsidât­ı salât : Namazı bozan şeyler

 

Sıfâtü’s­salât : Namazın farz ve vâciplerine, sünnet ve âdâbına uygun şekilde kılınışı.

 

Muhâzâtü’n­nisâ : Kadınların cemaatle namazdaki saf düzeni ve erkeklerde aynı safta veya

 

hizada olması

 

Tertîbü’l­makam : Duruş düzeni

 

İmâmet­i kübrâ : Büyük imâmet . Devlet başkanlarının imamlığı.

 

İmâmet­i suğrâ : Küçük imâmet . Cami imamlarının imamlığı.

 

İktidâ: İmama uymak

 

Muktedî: İmama uyan kimse

 

Münferid : Namazı yalnız kılan kimse

 

Müdrik : İdrak etmiş, yetişmiş, kavuşmuş (Namazı tamamen imamla birlikte kılan kimse)

 

Lâhik : İmamla birlikte namaza başlamasına rağmen, namaz esnasında başına gelen bir durum

 

sebebiyle namaza ara vermek zorunda kalan ve bu sebeple namazın bir kısmını imamla birlikte

 

kılamayan kimse.

 

Mesbûk : İmama namazın başında değil, birinci rek‘atın rükûundan sonra, ikinci, üçüncü veya

 

dördüncü rek‘atlarda uyan kimse.

 

Müfteriz : Farz namazı kılan kimse

 

Müteneffil : Nâfile namaz kılan kimse

 

Mürâi : Göterişçi

 

İzn­i âm : Herkese açık olma şartı.

 

Zuhr­i ahîr : Son öğle namazı:

 

Müekked Sünnetler : Sabah, öğle, akşam ve cuma namazının sünnetleri ile yatsının son sünneti

 

müekked sünnettir.

 

Gayr­i Müekked Sünnetler : İkindi namazının sünneti ile yatsı namazının ilk sünneti gayr­i

 

müekkeddir.

 

Tervîha : Dinlenme

 

Tatavvu : Gönüllü namazlar (arzuya bağlı)

 

Sünen­i regaib : Revâtib sünnetler dışındaki nâfile namazlar.

 

Duhâ namazı : Kuşluk Namazı

 

Tahiyyetü’l­mescid : Mescidin selâmlanması, saygı gösterilmesi demek.

 

İstihâre : Hayırlı olanı istemek anlamına gelir.

 

İstiska duası : Su isteme, yağmur isteme duası.

 

Küsûf Namazı : Güneş tutulması esnasında kılınan namaz.

 

Hüsûf Namazı : Ay tutulması esnasında kılınan namaz.

 

Kasrü’s­salât : Farz namazlarını ikişer rek‘at olarak kısaltılarak kılınması(yolculukta).

 

Cem‘ü’l­fiil” ve Cem‘ü’l­muvâsala : Bir namaz (öğle veya akşam), diğer namazın (ikindi veya yatsı)

 

vaktinin girmesine yakın bir zamana kadar geciktirilip, bu namazın kılınmasından sonra diğerinin

 

vaktinin girmesi ve bu namazın da kendi vaktinde kılınması. Bir namaz son vaktinde diğeri de ilk

 

vaktinde olmak üzere her namaz kendi vakti içinde kılınmış olacağı için buna “mânevî cem‘” ve

 

“şeklî (sûrî) cem‘” de denilir.

 

Cem‘­i takdîm : Öğle namazının vaktinde öğle ile ikindinin birleştirilerek kılınması.

 

Cem‘­i te’hîr : Yatsı namazının vaktinde, akşam ile yatsının birleştirerek kılınması.

 

Fâite : Kaçmış. Vaktinde kılınamayan kaçırılmış namaz. (çoğulu fevâit).

 

Teşehhüd : Tahîyyat.

 

Muhtazar : Ölmek üzere olan kişi

 

Meyyit : Ölen kişi

 

Teçhiz : Ölü için genel olarak yapılması gereken hazırlık

 

Gasil : Ölünün yıkanması

 

Tekfin : Ölünün Kefenlenmesi

 

Teşyî : Tabuta konulup musallâya yani namazın kılınacağı yere ve namazdan sonra kabristana

 

taşınması

 

Defin : Kabre konulması

 

Kamîs : Boyun kısmından ayaklara kadar uzanan gömlek yerinde bir bezdir.

 

İzâr : Eteklik yerinde, baştan ayağa kadar uzanan bir bezdir.

 

Lifâfe : Sargı yerinde olup baştan ayağa kadar uzanan, baş ve ayak taraflarından düğümlenen bir

 

bezdir. Bu bakımdan izârdan biraz daha uzundur.

 

Hükmî şehid : Allah yolunda savaşırken öldürülen kişilerdir. Kâmil mânada şehid bunlardır.

 

Oruç Terimleri(sözlük)

 

Muayyen farz: Ramazan orucu. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında

 

tutulabilir.

 

Gayr­i muayyen farz: Diğer oruçlar. (aşağıda geçen oruçlar gibi) mubah olduğu her zaman

 

tutulabilir.Yani tutacağı orucun adını ve zamanını kişi kendi belirler.

 

Kefâret : Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken oruç.

 

Zıhâr : Yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürmesi sebebiyle tutulması gereken oruç.

 

Halk : Hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olması sebebiyle tutulması gereken oruç.

 

Muayyen: Önceden belirlenmiş

 

Şevval Orucu : Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün

 

oruç tutmak müstehaptır.

 

Aşure Orucu : Muharrem ayının onuncu gününe “âşûrâ” denilir. Fakat sadece o günde oruç

 

tutulması doğru görülmemiş, bunun yanında bir önceki veya bir sonraki günün de oruçlu

 

geçirilmesi tavsiye edilmiştir.

 

Her Ay Üç Gün Oruç : Her aydan üç gün oruç tutmak, bunu özellikle her ayın 13, 14 ve 15.

 

günlerinde yapmak müstehap kabul edilmiştir. Kamerî takvim (ay takvimi) hesabına göre

 

bugünlere “eyyam­ı bîd” denir. Peygamberimiz’in özellikle ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak

 

üzere her ay üç gün oruç tutmayı tavsiye ettiği rivayet edilmiştir.

 

Pazartesi­Perşembe Orucu : Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da teşvik

 

edilmiş bir nâfiledir. Peygamberimiz’in pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu ve soruya

 

cevaben de “İnsanların amelleri Allah Teâlâ’ya pazartesi ve perşembe günleri arzolunur; ben

 

amelimin arzı sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum” (Ebû Dâvûd, “Savm”, 60; İbn Mâce,

 

“Sıyâm”, 42) dediği rivayet edilmektedir.

 

Zilhicce Orucu : Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Zilhicce ayının

 

  1. günü kurban bayramının ilk günüdür. Fakat Hacda olanların 9. günü (arefe günü) sıkıntıya ve

 

halsizliğe sebep olacağı gerekçesiyle oruç tutması mekruh görülmüştür.

 

Haram Aylarda Oruç : Haram aylar olarak anılan zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarında,

 

perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutmak müstehaptır.

 

Şâban Orucu : Şâban ayında oruç tutmak müstehap sayılmıştır.

 

Dâvûd Orucu : Gün aşırı oruç tutmak yani bir gün oruç tutup ertesi gün tutmamak, Peygamberimiz

 

tarafından “savm­ı Dâvûd” olarak nitelenmiş ve bu şekilde oruç tutmanın faziletli olduğu ifade

 

edilmiştir.

 

Şek günü : Havanın bulutlu olması gibi sebepler yüzünden şâban ayının yirmi dokuzundan

 

sonraki günün şâban ayına mı yoksa ramazan ayına mı ait olduğu konusunda şüphe meydana

 

gelirse, bugüne “şek günü” denilir. Bugünün ramazan ayına ait olup olmadığında kuşku bulunduğu

 

anlamına gelir. Bugün herhangi bir oruç tutmak mekruhtur.

 

Savm­i visâl : İki veya daha fazla günü, arada iftar etmeksizin birbirine ekleyerek oruç tutmak . Bu

 

şekilde oruç tutmak mekruhtur.

 

Orucun zimmette sübût bulması : Oruç borcunun kaçınılmaz bir şekilde kesinleşmiş, sabit hale

 

gelmiş olması demektir. Meselâ başlanmış fakat bir sebeple tamamlanamamış nâfile orucun

 

kazâsı zimmette sabit olmuş, borçluğu kesinleşmiştir.

 

Şeyh­i fânî : Düşkün ihtiyar

 

Mûtat : Normal, alışılmış olmayan

 

Zekât Terimleri(sözlük)

 

El­milkü’t­tâm : Tam mülk

 

Deyn­i mutavassıt : Orta kuvvette alacak

 

Deyn­i zaîf : Zayıf alacak

 

Deyn­i kavî : Kuvvetli alacak

 

Nâmî : Artıcı vasıf

 

Nemâ : Artma ve üreme

 

Hakikî (gerçek) nemâ : Bir malın ticaretle, doğum yoluyla veya tarımla artmasıdır. Ticaret malları,

 

hayvanlar ve toprak ürünleri böyledir.

 

Takdirî (hükmî) nemâ : Bir malın kendisinde nemâ imkânının bizzat (potansiyel olarak) mevcut

 

olmasıdır. Altın, gümüş ve parada olduğu gibi.

 

Havâic­i asliye : Zekâta tâbi mallarda aranan şartlardan biri de o malın, mükellefin kendisinin ve

 

bakmakla yükümlü olduğu kimselerin temel ihtiyaç maddelerinin dışında olmasıdır.

 

Nisab : Zengin olmanın asgari sınırı veya asgari zenginlik ölçüsü. Sözlükte “sınır, işaret, asıl ve

 

kök” anlamlarına gelen nisab kelimesinin terim anlamı; zekâtın vücûbuna alâmet ve ölçü olmak

 

üzere tesbit edilen belirli bir miktardır.

 

Havelânü’l­havl : Malın üzerinden bir kamerî yılın geçmesi.

 

Mâl­i müstefâd : Önceden yok iken sonradan ferdin mülkiyetine geçen mal.

 

El­emvâlü’z­ zâhire: Açık mallar

 

El­emvâlü’l­bâtına : Gizli mallar

 

Zâhirî : Açık

 

Müftâ bih : Kendisiyle fetva verilen

 

Temlik : Mülkiyetine geçirmek. Zekâtı, ona ehil olanlara vermek yani (gerçek ihtiyacı olan) kişilere

 

vermek.

 

Mukadderât–ı şer‘iyye: Şer‘î belirleme

 

Tathîr : Temizleme

 

Tezkiye : Arıtma

 

Öşür (uşr): Toprak ürünlerinden alınan zekât” anlamında kullanılmıştır.

 

Rikâz : Rikâz terimi, maden, define ve hazine gibi kendiliğinden yer altında bulunan veya insanlar

 

tarafından yer altına gömülüp gizlenen her türlü kıymetli maden ve eşyayı ifade eder.

 

Lukata : Buluntu eşya

 

Sâime : Senenin çoğunu meralarda otlayarak geçiren hayvanlara denir.

 

Ma’lûfe : Yemle beslenen hayvanlara denir.

 

Âmile : Ziraat, nakliyat gibi işlerde kullanılan hayvanlara denir.

 

Muallel : Hükmün dayandığı vasfın bilinebilir olması.

 

Ve’l âmilîne aleyhâ : Zekât işinde çalışanlar.

 

Sâ’ : Bir hacim ölçüsü birimi olup 2.75 litredir.

 

Hac ve Umre Terimleri(sözlük)

 

Hac : Belirli zamanda Ziyaret ve Arafat vakfesiyle birlikte olur.

 

Umre : Belirli bir zamana bağlı olmayarak vakfesiz yapılır.

 

Menâsikü’l­hac : Hac törenleri

 

Hacc­ı ekber : Büyük hac (Normal hac) aynı zamanda arefesi cumaya rastlayan hac.

 

Hacc­ı asgar : Küçük hac (Umre)

 

İstitâat : Güç yetirebilme

 

İhram : Haram etmek, kendini mahrum bırakmak

 

Harem Bölgesi : Mekke ile etrafında, bitkileri koparılmamak ve av hayvanlarına zarar verilmemek

 

üzere belirli sınırlar içindeki emniyetli bölgedir. Bu bölgede oturanlara Mekkî (Mekkeli) denir.

 

Harem bölgelerinin sınırlarını Cibrîl’in rehberliğiyle Hz. İbrâhim belirlemiş, sınırları gösteren

 

işaretler daha sonra Hz. Peygamber tarafından yenilenmiştir.

 

Mîkat sınırı : Hz. Peygamber tarafından belirlenmiş, Mekke’ye veya Harem bölgesine gelenlerin

 

ihramsız geçmemeleri gereken beş nokta’nın her birine verilen isim.

 

Hil Bölgesi. Harem bölgesi ile Mîkat yerleri arasındaki yerlerdir. Bu bölgede ikamet edenlere

 

Mîkatî veya Hillî denir. Hillî, Hil bölgesinde yaşayan kişi anlamındadır. Mîkatîler gerek hac gerek

 

umre için Harem bölgesine girmeden bulundukları Hil bölgesinde ihrama girerler.

 

Âfâk Bölgesi. Harem ve Hil bölgelerinin dışında kalan yerlere Âfâk denir.

 

Âfâkı : Uzaklardan gelen anlamındadır. Harem ve Hil bölgelerinin dışında yaşayanlara denir.

 

Füsûk : Taatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.

 

Cidâl : Başkalarıyla tartışmak, hakaret ve kavga etmek. Her zaman yasak olan bu tür

 

davranışlardan, ihramlı iken daha çok sakınmak gerekir.

 

Şavt : Hacerülesved’in bulunduğu köşeden veya hizasından başlayıp bir tur dönmeye, (Her bir

 

devire “şavt” denir)

 

İfâda tavafı : Ziyaret tavafı

 

Metâf : Tavaf alanı

 

İstilâm : Hacerülesved’i selâmlamak demektir.

 

Lztıbâ : Ridânın yani ihramın vücudun belden yukarısını örten parçasının bir ucunu sağ kolun

 

altından geçirip, sol omuz üzerine atarak sağ kolu ve omuzu ridânın dışında bırakmaktır.

 

Remel : Tavafta kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve çabuk yürümektir.

 

Aslî vâcipler : Diğer ibadetlerde olduğu gibi haccın vâcipleri de kendileri müstakil birer nüsük olan

 

“aslî vâcipler”

 

Fer‘î vâcipler : Başka bir nüsüke bağlı olan “dolaylı (fer‘î) vâcipler”

 

Sa’y : Sa‘y sözlükte “koşmak, çaba göstermek” gibi anlamlara gelir. Hac ve umre ile ilgili bir terim

 

olarak ise sa‘y, Kâbe’nin doğu tarafında bulunan Safâ ve Merve adlı iki tepe arasında, Safâ’dan

 

başlanıp Merve’de tamamlanmak üzere yedi defa gidip gelmeyi ifade eder. Safâ’dan Merve’ye

 

gidiş bir şavt ve Merve’den Safâ’ya dönüş bir şavt olur.

 

Mes‘â : Sa‘yin yapıldığı Safâ ile Merve arasındaki yaklaşık 350 metrelik mesafeye (sa‘y yeri)

 

denir.

 

Hervele : Kısa adımlarla koşarak canlı ve çalımlı yürümek.

 

Remy­i cimâr : Şeytan taşlama.

 

Halk : Saçların dipten tıraş edilmesi.

 

Taksîr : Saçların uçlarından kesilip kısaltılması.

 

Tehallül : İhram yasaklarının kalkması.

 

Sader tavafı : Vedâ tavafı.

 

Kudüm Tavafı : (Mekke’ye geliş tavafı) Kudüm, “geliş ve varış” anlamındadır.

 

Eyyâm­ı nahr” ve “eyyâm­ı Mina” : Zilhiccenin 10, 11 ve 12. Günleri.

 

Tahsîb : Hac sonunda Mina’dan dönüşte, Mekke girişinde, Cennetü’l­muallâ civarında, Muhassab

 

denilen vadide bir süre dinlenmek.

 

İfrad Haccı : Umresiz yapılan hac.

 

Temettu‘ Haccı : Temettu‘ “yararlanmak, istifade etmek” anlamına gelir. Aynı yılın hac aylarında

 

umre için ayrı, hac için ayrı niyet ve ihram’a girilerek yapılan hac.

 

Kırân Haccı : Her ikisine birlikte niyet edilerek aynı yılın hac ayları içinde umre ve haccı bir

 

ihramda birleştirmektir. Hac ve umre tek ihramla yapıldığı için “birleştirmeli hac” anlamında bu adı

 

almıştır.

 

Hedy : Hac ve umre menâsikiyle ilgili olarak; Kâbe’ye ve Harem bölgesine hediye olmak üzere

 

kesilen kurban

 

Udhiyye : Kurban bayramı dolayısıyla kesilen kurban

 

Dem : Koyun ve keçi cinsinden olan kurban

 

Bedene : Sığır ve deve cinsi kurban

 

Dem­i cübrân : Ceza kurbanı

 

Dem­i şükrân : Şükür kurbanı

 

Eyyâm­ı nahr : Kurban kesme günleri (Kurban bayramının ilk üç günü)

 

İhsâr : Hac veya umre yapmak üzere ihrama girdikten sonra, herhangi bir sebeple tavaf ve vakfe

 

yapma imkânının ortadan kalkması demektir.

 

Fevât : Haccetmek üzere ihrama giren kişinin Arafat vakfesine yetişememesi, vakfe süresi içinde

 

bir an olsun Arafat’ta bulunamamasıdır. (Fevt etmiş) haccı kaçırmış olur.

 

Kurban Terimleri(sözlük)

 

Kurban : Sözlükte “yaklaşmak, Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” anlamına gelen

 

kurban, dinî bir terim olarak, “ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı

 

usulünce boğazlamak, ya da bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. Arapça’da bu şekilde

 

kesilen hayvana udhiyye denilir.

 

İstiğnâ : Asgari zenginlik seviyesinin ne kadar süreceği belli olmayan bir ihtiyaçsızlık hali

 

Gınâ : Oturmuş istikrar bulmuş bir zenginlik hali

 

Nisâb­ı gınâ : Oturmuş zenginlik

 

Nisâb­ı istiğnâ : İhtiyaçsızlık durumu

 

Tasadduk : Sadaka vermek

 

Nezir kurbanı : Adak kurbanı

 

Tatavvu kurbanı : Nafile kurban

 

Aile Hayatı Terimleri(sözlük)

 

İn‘ikad : Evlilik akdinin kuruluş şartları

 

Ta‘likî : Evlilik akdini geciktirici şart

 

İnfisâhî : Evlilik akdini bozucu şart

 

Takyîdî :Evlilik akdini kayıtlandırıcı şart

 

Nefâz : Evlenmenin hükümlerinin işlerlik ve yürürlük kazanması için aranan şartlar.

 

Küfüv : Kocası kendisine denk

 

Hıyârü’l­bulûğ : Bulûğ muhayyerliği

 

Hürmet­i musâhere : Erkek veya Kadının birbirlerine şehvetle dokunmaları veya ön avret yerlerini

 

çıplak görmeleri (mahremiyet)

 

Sefih :Aklı ermez, kapılgan, reşid olmayan, malını alabildiğine harcayan kimsedir.

 

Ma‘tûh : Bunak

 

Velâyet­i İcbâr : (Zorlayıcı Velâyet) Veliye velâyeti altında bulunan kimseyi rızâsını almaksızın

 

evlendirme yetkisi veren velâyettir.

 

Velâyet­i İhtiyâr veya İstihbâb : (Zorlayıcı Olmayan Velâyet) Veliye velâyet altında bulunan

 

kimseyi ancak onun rızâsıyla evlendirme yetkisi veren velâyettir.

 

Velâyet­i şirket : Bulûğa ermiş kızla velisi arasında mevcut olan müşterek velâyet

 

Zevi’l­erhâm grin ifade simgesi iğer akrabalar

 

Kefâet : Denklik

 

Sıhrîyyet : Yakın derecede kısımlık

 

Mehri müsemma: Akit (Nikah) esnasında konuşulan mehirdir aynen konuşulanı ödemek vaciptir.

 

Mehri misil: Akit esnasında mehir hiç konuşulmazsa veya konuşulur ama on dirhem( 7 miskal)

 

yani otuz gram altından az olursa bu kadının mehri babasının ailesinden olan kızların mehriyle

 

aynı olur.

 

Mehr­i Muaccel: Evlilik anında peşin olarak ödenen mehir’e muaccel mehir denir

 

Mehr­i Müeccel: Ödenmesi sonraya bırakılan mehir’e müeccel mehir denir

 

Nâşize : Kadının nâşize olması evlilik hukukuna riayet etmemesi ve kocasının rızâsını almadan

 

evini terk etmesi.

 

Ric‘î Talâk : Kocaya yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına dönme imkânı veren

 

boşama türüne dönülebilir boşama anlamında “ric‘î talâk” denir. Bir ric‘î talâktan bahsedebilmek

 

için evliliğin zifafla fiilen başlamış bulunması gerekir.

 

Bâin Talâk : Kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikâhla dönme imkânı veren boşanma şeklidir.

 

Bu boşama kocanın eşini üçüncü boşaması ise yeni bir nikâh da tarafların bir araya gelmesi için

 

yeterli değildir; aralarında büyük ayrılık denilen beynûnet­i kübrâ meydana gelmiştir. Kadının daha

 

önce belirtildiği üzere bir başkasıyla geçerli bir evlilik yapmadan ilk eşine dönmesi mümkün

 

değildir.

 

Beynûnet­i kübrâ : Büyük ayrılık (karıkoca’nın boşanması).

 

Sünnî Talâk :İsminden de anlaşılacağı üzere Sünnî boşama Hz. Peygamber’in bu konuda getirdiği

 

ölçü ve sınırlamalara riayet edilerek yapılan boşama şeklidir. Her şeyden önce Sünnî boşanmanın

 

ric‘î talâk olması gerekmektedir. Burada evlilik birliğine geri dönüş kapısının kapatılmaması ve

 

taraflara, daha doğrusu eşini tek taraflı irade beyanıyla boşayan kocaya yeni bir düşünme imkânı

 

tanınmak istenmektedir. Ayrıca kadının temizlik süresi başladıktan sonra ancak onunla cinsî

 

ilişkide bulunulmadan boşanması ve bu boşamanın bir boşama olması gerekmektedir. Bu da yine

 

aynı hedefe, evlilik birliğini koruma hedefine yöneliktir.

 

Bid‘î Talâk : Bid‘at tabiri, Sünnet’in mukabili ve zıttı olarak da kullanılmakta olduğundan burada

 

bid‘î talâk, Sünnet’e aykırı biçimde gerçekleştirilen boşamayı ifade etmektedir. Bu bakımdan genel

 

olarak Sünnî olmayan her talâk bid‘î kabul edilir. Kişinin temizlik süresi dışında veya temizlik

 

süresi içinde olmakla birlikte karısıyla cinsel ilişkide bulunduktan sonra veya aynı temizlik süresi

 

içinde birden fazla boşama durumunda ortada Sünnet’e uygun olmayan yani bid‘î bir boşanma

 

vardır.

 

Muhâlea : Tarafların anlaşarak boşanmaları

 

Maraz­ı mevt : Ölümcül hastalık

 

Liân : Karısının zina ettiğini veya çocuğunun zina mahsulü olduğunu iddia eden ve bu iddiasını

 

gerektiği şekilde ispat edemeyen koca hâkim huzurunda hususi bir şekilde yeminleşir ve evlilik

 

birliğine hâkim tarafından son verilir. Kur’an’da da ana hatlarıyla temas edilen bu prosedüre (en-

Nûr 24/6­9) İslâm hukukunda liân denilir. Liân sonunda hâkim tarafların arasını tefrik eder.

 

Îlâ : Kocanın dört ay veya daha fazla karısına yaklaşmayacağına dair yemin etmesi veya bu

 

içerikte bir nezirde bulunmasına îlâ denilir.

 

İddet : Boşanma, evliliğin feshi ve ölüm gibi bir sebeple evliliğin sona ermesi durumunda kadının

 

yeni bir evlilik yapmadan önce beklemesi gereken süreye iddet denir.

 

Ölüm İddeti: Kocası ölen kadınların bekledikleri iddettir. Bunlar eğer hamile iseler iddetleri

 

doğumla biter; isterse bu doğum kocanın ölümünden çok kısa bir süre sonra gerçekleşsin. Eğer

 

hamile değillerse bu durumdaki kadınların beklemeleri gereken süre dört ay on gündür.

 

Hamile olmayan eş:

 

Ric‘î talâk iddeti beklerken koca ölürse boşanma iddetini terkederek ölüm iddeti beklemeye başlar.

 

Bâin talâk iddeti bekleyen kadın ise ölüm iddeti beklemez; başlamış olduğu boşanma iddetini

 

tamamlar.

 

Haramlar ve Helâller Terimleri(sözlük)

 

Et‘ime: Yiyecekler

 

Zebâih: Hayvanların boğazlanması

 

Sayd: Avlanma

 

Udhiyye: Kurban

 

İsraf : İhtiyaç fazlası tüketim

 

Tebzîr : İhtiyaç olmayan yönde tüketim

 

Tayyibât : İyi ve temiz

 

Habâis : Pis ve iğrenç

 

Meyte : Kendiliğinden veya dinî usulde boğazlanmaksızın ölmüş hayvan

 

Zî nâb: Ağzının dört yanında uzun ve sivri dişleri olan hayvanlar (yırtıcı hayvanlar)

 

Zî mihleb: Pençesi ile avını parçalayan kuşlar (yırtıcı kuşlar)

 

Cellâle : Dışkı yiyen hayvan

 

ihtiyarî (hakikî) Usul : Eti yenen ehlî hayvanların boğazlanması normal şartlarda, hayvanın çenesi

 

altından yemek ve nefes borusu ile kan taşıyan iki büyük damarının kesilmesi (zebh) veya

 

develerde boğazla göğüsün birleştiği yere bıçak saplamak (nahr) suretiyle olur ve buna “ihtiyarî

 

boğazlama” tabir edilir.

 

Iztırarî (hükmî) Usul : Vahşi hayvanların veya ehlî olduğu halde yakalanamayan veya yatırılıp

 

boğazlanması mümkün olmayan hayvanın herhangi bir şekilde yaralanıp kanının akıtılması

 

boğazlama yerine geçer.

 

Zebh : Hayvanın çenesi altından yemek ve nefes borusu ile kan taşıyan iki büyük damarının

 

kesilmesi ile boğazlanmazı.

 

Nahr : Develerde boğazla göğüsün birleştiği yere bıçak saplamak suretiyle boğazlanması.

 

Mevkuze : Darbe ile öldürülmüş hayvan.

 

Meyâsir : Eyerlerin üzerine konan ipek örtü

 

Kassî : İpek ile nakışlanmış kumaş

 

Harîr : İpek

 

İstebrak : Kalın ipekli kumaş

 

Dîbâc : İpek olan kumaş

 

Veşm : Dövme (vücuda yapılan dövme)

 

Hilkat : Yaratıldığı hal ve şekil

 

Tebdil ve Tağyir : Allah’ın yarattığı şekil ve sureti bozma ve değiştirme

 

Ta’lîl : Gerekçelendirme

 

Melâhî : Çalgı aletleri

 

Lehve’l­hadîs : Sözlü eğlence

 

Halvet : Bir erkek ile bir kadının bir yerde baş başa kalmaları

 

Azil : Erkeğin spermini dışarı akıtması

 

Gurre : Cenine karşı bir cinayet işlenmesi halinde ödenmesi gereken ceza (tazminat).

 

Bid‘at­ı hasene : İyi ve yararlı uygulamalar.

 

Bid‘at­ı seyyie : Kötü ve zararlı uygulamalar.

 

İlm­i nücûm : Hem astronomiyi hem de astrolojiyi kapsayan bir terim

 

İtlâf : Başkasının malını hukuka aykırı biçimde tahrip etmek

 

İslâm Ahlâkı Terimleri(sözlük)

 

Ahlâk­ı hamîde, Ahlâk­ı hasene : İyi huy, iyi Ahlâk.

 

Ahlâk­ı zemîme, Ahlâk­ı seyyie : Kötü huy, kötü Ahlâk.

 

Rezîlet : Erdemsizlik

 

Nazarî : Teorik, kuramsal ahlâk

 

Amelî : Pratik, uygulamalı ahlâk

 

Bilmek” ve “Yapmak : Felsefenin kabul ettiği insanın iki temel yeteneği.

 

Hikmet­i nazariyye : “Neyi bilebiliriz? Bilgilerimizin değeri nedir?” soruları.

 

Hikmet­i ameliyye : “Neyi yapmalıyız? Eylemlerimizin değeri nedir ve ne olmalıdır?” soruları.

 

İslâm : “Teslim olma, kurtuluşa erme ve müsâleme” mânalarına gelir

 

Müsâleme : İslâm kelimesi ile aynı kökten gelmektedir “çatışma ve zıtlaşmayı ortadan kaldırarak

 

uyuşmak, anlaşmak, birbirinden emin olmak, dostça münasebetler kurmak” manalarına gelir.

 

Cehalet : Amelî bilgisizlik, yani sefahat, serkeşlik.

 

Mürüvvet : Cahiliye döneminde geniş anlamıyla yiğitlik ve mertliğin en ileri düzeyi olarak

 

algılanıyordu.

 

Summum bonum : Hayırların hayırı manasıda Romalıların kulladıkları bir tabirdir. “övülmeye

 

değer her şey” demek olan bu kavramın dengidir.

 

Asabiyet : Kabile üyeleri arasında kayıtsız şartsız dayanışma yasasını ifade etmekte ve Arap’ın

 

hayatına yön veren, ahlâkî zihniyet ve değerlerine hâkim olan Câhiliye ruhunu yansıtmaktdır.

 

(ırkçılık)

 

Fahr ve Tefâhur : Kibir, gurur, soyluluk ve üstünlük yarışı.

 

Hablullah : Allah’ın dini

 

Vasat : Adalet

 

Vasat Ümmet : Adaletli ümmet

 

Ahrâr : Kendilerini (özgür, soylu) diye niteleyerek başka zümrelerden üstün gören

 

mütegallibe(zorba).

 

Mütegallibe : Zorba, zorba takımı.

 

Temel : Çok önemli

 

Tâli : Az önemli

 

Takvâ : İnsanın, ibadet ve güzel işler yaparak kendisine acı verecek durumlardan korunması.

 

Allah’ın buyruklarına uyup yasakladığı şeylerden titizlikle kaçınmayı ifade eder.

 

Fücûr : Bütün kötülükleri ifade eder. Takvâ’nın zıttıdır.

 

Hilim : Akıl ve kültürle kazanılan, insan ilişkilerinde sabırlı, hoşgörülü, bağışlayıcı, uzlaşmacı ve

 

medenî davranışlar sergilemeyi sağlayan ahlâkî erdem.(hilim kelimesinin zıttı Cahillik)

 

Ahlâm : Hilim kelimesinin çoğulu

 

Halîm : Hilim sahibi

 

Teenni : Kararlılık, ağır başlılık.

 

Te’dib : Birini bir konuda bilgilendirme.

 

Edip : Bir şey hakkında bilgilendirilmiş kişi.

 

Ahlâk­ı hamîde : Güzel ahlâk

 

Ahlâk­ı zemîme : Kötü ahlâk

 

Ennefsü’l­levvâme : Vicdan duygusu insanı kötülük yapması halinde kınayan bir güç

 

Hevâ : İnsanın iyi ve kötü konusunda doğru seçim yapmasını ve akla uygun davranmasını

 

önleyen nefsânî arzular.

 

Sıddîk : Doğruluk ve dürüstlük erdemine sahip olan kişi.

 

İstikamet : Allah’ın buyruğuna uygun şekilde doğru, dürüst ve temiz kalpli olma.

 

Ümmü’l­habâis : Bütün kötülüklerin anası.

 

Ensar : Kur’ân­ı Kerîm’de, (yardım severler) diye anılır.

 

Ülfet : Toplumsal barış, uzlaşma ve kaynaşma.

 

Müdârâ: İlişkilerin kötüye gitmesini önlemek maksadıyla, huzursuzluk çıkarıp zarar verecek

 

insanlar karşısında durumu idare edip vaziyeti kurtarma.

 

Müdâhene : Gücü yettiği halde, haram işleyene mani olmamak, dalkavukluk yaparak, birinin

 

gönlünü alırken, İslamiyet’in dışına çıkmak, günaha girmektir. Rezilet (erdemsizlik).

 

İfsad : Kur’ân­ı Kerîm’de genellikle bir ülke veya beldedeki huzursuzluk ve kargaşa ortamı

 

kelimelerle ifade edilerek ifsadın kötülüğü vurgulanır.

 

Islah : Kur’ân­ı Kerîm’de genellikle barış ve güvenlik ortamı, faydası ve gerekliliği vurgulanır.

 

Sulh, Sâlih, Sâlihât : Kur’ân­ı Kerîm’de Barış anlamında kullanılmıştır.

 

Sâlihîn, Sâlihûn : Kur’ân­ı Kerîm’de iyilikle barış, iyi müslüman olmakla barışçı olmak anlamında

 

kullanılmıştır.

 

Hukukullah : Allah hakları

 

Hukuku ibâd : Kul hakları

 

Hukuku âdemiyyîn : İnsan hakları

 

İhtikâr : Karaborsacılık. Malı stok ederek talebi artırmak suretiyle malın pahalanmasına sebep

 

olmak ve fiyatlar yükselince malı satarak aşırı ve haksız kazanç elde etmek.

 

Tevessül : Arapça vesile kelimesinden gelmektedir. Vesile; derece yakınlık, şefaat, başkasına

 

yaklaşmak için vasıta kılınan şey manalarına gelir.

 

Zarûrî (Zarûriyyât) : Din, akıl, can, mal ve nesil (ırz) dinî hükümlerin ana gayesini, fert ve

 

toplumların varlıklarını koruyabilmesi için kaçınılmaz olan değerleri temsil eder.

 

Hâcî (Hâciyyât) : İnsanların yaşantılarını kolaylık içinde ve sıkıntıya düşmeden sürdürebilmek için

 

muhtaç oldukları şeyler demektir.

 

Tahsînî (Tahsîniyyât veya Kemâliyyât): Üstün ahlâka, güzel âdetlere ve olgun insan olmanın

 

gereklerine uygun düşen her türlü durum ve davranışı içine alır.

 

Muhteris: İhtiras sahibi, hırslı kişiler için kullanılır.

 

Îtidâl : Bir şeyin ayakta durmasını sağlayan dengeyi en güzel şekliyle muhâfaza etmektir.

 

İnfak : Allah’ın hoşnutluğunu kazanma amacıyla kişinin kendi servetinden harcamada bulunması,

 

ihtiyaç sahiplerine aynî ve nakdî yardım etmesi

 

Ülü’l­emr : Kur’ân­ı Kerîm’de devlet adamları için “ülü’l­emr” (iş başında olanlar) ifadesi

 

kullanılmıştır (en­Nisâ 4/59).

 

Fâcir : Kendisi günahlarla kirlenmiş kişi.

 

Emir bi’l­ma‘rûf nehiy ani’l­münker : İyiliği emredip kötülüğe karşı çıkma.

 

Üsve­i hasene: Güzel örnek