in

SGK Mülakat Soruları

SGK MÜLAKAT SORULARI VE CEVAPLARI

1) Hazine teorisi nedir?
CEVAP : İdarenin faaliyetleri dolayısıyla hakları ihlal edilen kişilere yargısal yoldan tazminat (mali karşılık) elde etme imkanı sağlayan yönetim sistemidir. Devleti temsil eden tüzel kişilikle, devlet hazinesini temsil eden tüzel kişiliğin birbirinden ayrılması temeline dayalı bir sistemdir. Bu sistemde devlet yaptığı bir işlem dolayısıyla herhangi bir sorgulamaya tabi olmamakta ancak bu işlem dolayısıyla hazine aleyhine yargı yoluna başvurabilmektedir.
2) Devlet nedir?
CEVAP :Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal örgütlü bir ulusun ya da uluslar topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır.
3) Tüzük nedir?
CEVAP :Bakanlar Kurulu tarafından kanunun yorumlanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirtmek maksadıyla kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek şartıyla çıkarılan düzenleyici işlemlere tüzük denir. Tüzükler Cumhurbaşkanı tarafından onaylanır ve Resmi Gazetede yayınlanır.
4) Görünmez El Prensibi nedir?
CEVAP : Piyasa mekanizmasında tüketicilerin ve üreticilerin kişisel yararlarını maksimize etmeye yönelik davranışları sonucu, toplum veri kaynaklardan maksimum yararı elde eder veya kısaca etkinlik sağlanır Piyasa mekanizmasında her karar biriminin toplumun yararını (sosyal yararı) değil de kendi yararını maksimize etmeye yönelik davranması sonucu, hiç amaçlanılmadığı halde sosyal yararın maksimize edilmesine, görünmez el prensibi denir. Modern iktisadın kurucusu Adam Smith Milletlerin Zenginliğinde bu husus aşağıdaki gibi ifade etmiştir.
gerektirir.
5) BM Genel Sekreteri kimdir?
CEVAP : Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, 5 yıllık süre için BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) önerisi üzerine BM Genel Kurulu’nun onayıyla seçiliyor. Görev süresini dolduran genel sekreter tekrar aday olabiliyor.
Güney Kore’nin eski Dışişleri Bakanı Ban Ki-mun, BM tarihindeki 8. genel sekreter. Ban’ın ikinci beş yıllık dönemi 2016 sonunda tamamlanacak. İki dönem görev yapan Ban Ki-mun’un tekrar seçilmesi için yazılı kurallara göre bir engel bulunmuyor ancak BM tarihinde hiçbir
genel sekreterin iki dönemden fazla görev yapmamış olması bu konuda bir teamülün oluşmasını sağladı.
BM sisteminin işleyişi ve işlevlerine ilişkin raporlar hazırlayan ve örgütü idari olarak yöneten genel sekreterler, BM Güvenlik Konseyi’nin BM Genel Kurulu’na yaptığı öneriyle seçiliyor. Dolayısıyla bir adayın genel sekreter olabilmesi için öncelikle BMGK’nın beş daimi üyesi tarafından onaylanması gerekiyor. Aksi halde ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin, Konsey’deki veto yetkisiyle bir adayın seçilmesini engelleyebiliyor.
Teamüllere göre bir kişi iki dönemden fazla genel sekreterlik yapmıyor. Genel sekreter beş coğrafi gruptan dönüşümlü olarak seçiliyor ve BMGK’nın daimi üyesi ülkelerin vatandaşları genel sekreter olmuyor.
Genel sekreterin sadece iki dönem görev yapabileceği, coğrafi bölgeler arasında dönüşümlü olması ve adayın BMGK’nın daimi üyelerinden olmaması yazılı kanunlarda yer almıyor. Doğu Avrupalı bekleniyor
BM Genel Sekreterliğini 2017’den itibaren üstlenecek isim için yazılı kurallar öngörüde bulunulmasını engellese de teamüller dolayısıyla diplomatik çevreler bölge ve isim bazında tahminlerde bulunuyor.
Doğu Avrupa grubunun BM’deki beş coğrafi bölge arasında hiç genel sekreter çıkarmamış olması bu bölge üzerine beklentileri artırıyor. BM tarihinde hiç kadın liderin genel sekreterlik görevine getirilmemiş olması da bununla birleşince Doğu Avrupa ülkelerinden kadın bir genel sekreterin seçilmesi ihtimali yüksek gibi görünüyor.
Doğu Avrupa olmaması halinde ise 1982’den bu güne kadar genel sekreter çıkarmayan Batı Avrupa ve Diğerleri ile düşük de olsa 1982-1992 arasında bir kez genel sekreter çıkaran (Peru) Latin Amerika ve Karayipler grubunun da şansı olduğu belirtiliyor.
Olağan dışı bir durum olmadığı takdirde 1992’den bu tarafa genel sekreterlik görevini Afrika ve Asyalı liderler yürüttüğü için 2016’da belirlenecek genel sekreterin bu gruplardan gelmesi beklenmiyor.
6) SGK’daki kurum birleşmelerinden bahset?
CEVAP : Sosyal Güvenlik Kurumunda denetim ve denetimde tek çatı
Sosyal Güvenlik Kurumu açısından özellikle 2006 yılından sonraki kurum süreci ve denetim yapısını ele almakta fayda var. Çünkü 5502 sayılı kanun ile SSK- Bağ-Kur ve Emekli Sandığı Kurumları tek çatı olarak Sosyal Güvenlik Kurumu adıyla birleştirilmiştir.
7) İşlevsel açık nedir?
CEVAP :
Operasyonel açıkta denilir.
Birincil açık ile reel faiz ödemelerinin toplanması sonucu oluşan farka denir.
8) Mutlak üstünlükler teorisini açıklayınız?
CEVAP : Adam Smith’in dış ticaretin yapılış nedenlerini açıklamak için öne sürdüğü teori Mutlak Üstünlük Teorisi’dir. Uluslararası iktisadın bir bilim haline gelmesi Smith’in bu
çalışmasıyla başlar. Ondan önce geçerli olan Merkantilist düşünce tarzına göre, dünya servetleri sabittir, dış ticaret yoluyla arttırılamaz ve ticaret yapan ülkelerden birinin kazancı diğerinin kaybını oluşturur. Oysa Mutlak Üstünlük Teorisi (ve bunun dayanağı olan serbest ticaret ve uluslararası işbölümü) ile her iki ülkenin dış ticaretten yarar sağlayacağı, dünya kaynaklarının böylece en optimal biçimde kullanılmış olacağı ortaya konmuştur. Mutlak Üstünlük Teorisi’ne göre, her ülke diğerlerinden daha düşük maliyetle ürettiği mutlak üretim üstünlüğüne sahip olduğu malları üretmeli (bunların üretiminde uzmanlaşmalı) ve bunları ihraç ederek, pahalıya üretebildiklerini dışarıdan ithal etmelidir. Örneğin bu modele göre, Türkiye kumaşı, İngiltere de motoru daha ucuza üretebiliyorsa, Türkiye, motoru İngiltere’den satın almalı, bu ülkeye kumaş ihraç etmelidir. Her ülkenin ucuza ürettiği malda uzmanlaşmasına dayanan böyle bir uluslararası işbölümüne gitmesi, ticarete katılan ülkelerin tümünün yararınadır. Çünkü ülkeler dış ticarete kapalı bir ekonomi modeline göre, daha çok mal ve hizmet üretme olanağı elde etmiş olacaklardır. Mutlak Üstünlük Teorisi, modern dış ticaret teorisinin oluşmasına öncülük eden önemli bir kavramdır.
9) Fizyokratları açıklayınız.
CEVAP : Bu düşünce sistemi 18.yy’da Fransa’da başlamış; Almanya, İngiltere ve bütün Avrupa kıtasına yayılmış ve ardından da Amerika kıtasına geçmiştir. Merkantilist düşünce sisteminden fizyokratik düşünce sistemine geçiş doğrudan doğruya ve hemen olmamıştır. Merkantilizmin hataları fizyokrasi ortamını hazırlamıştır.
Fizyokrasinin en ünlü temsilcisi ve kurucusu Francois Quesnay’dır (1694-1774). Fizyokrasi, merkantilizmin aksine Fransa’da gelişmiş bir düşüncedir. Fizyokrat felsefenin babası John Locke’dur. Locke’un ‘rasyonalizm’ ve ‘doğal düzen’e verdiği önemi Fizyokratlar da benimsemiştir. Bunun yanı sıra önemli isimler Turgot, Condillac’tır.
Quesnay’ın eserinin adı Ekonomik Tablo’dur. Quesnay’ın Ekonomik Tablo eserinde, tarımın üretken sektör olduğunu, toprağın bir ‘artık’ değer yarattığını bu tablo vasıtasıyla gösterdikten sonra, vergilerin de tarımdan alınması gerektiğini vurgulamıştır. Böylece iktisat politikasında ‘tek vergi’ diye adlandırılan kavramı oluşturmuştur.
Fizyokratlar toplumun üç sınıftan oluştuğunu kabul etmişlerdir. Bunlar;
 Toprak sahipleri
 Tarımda kiracılar; toprağı işler ve üretim yaparlar
 Kısır sınıflar olarak adlandırılan zanaatkarlar ve tüccarlardır.
10) Kusursuz sorumluluk Halleri nelerdir?
CEVAP : Bazı hallerde kişiler doğan zarardan dolayı bir kusurları olmasa da sorumlu tutulabilirler. İşte bu haller kusursuz sorumluluk halleri olarak nitelendirilir. Dolayısıyla bu kişiler kusur sorumluluğu değil, sebep sorumluluğu ilkesine göre sorumlu tutulurlar. Kusursuz sorumluluk halleri, dikkat ve özen sorumluluğu, hakkaniyet sorumluluğu ve tehlike (risk) sorumluluğu olarak üç başlıkta incelenebilir.
Hakkaniyet sorumluluğu:
Ayırt etme gücü olmayanlar verdikleri zarardan ancak hakkaniyet gerektiriyorsa ve kusursuz olarak sorumludurlar. Burada durumun hakkaniyet gerektirip gerektirmediği hakimin takdirine bağlıdır. Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak ayırt etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Not: Ayırt etme gücünü geçici yitirenler, verdikleri zarardan hakkaniyet gerektirmese de sorumlu olurlar.
Dikkat ve özen sorumluluğu:
Bu hükümde kişinin bakım ve gözetimindekilerin fiillerinden dolayı sorumluluğu ve sahip olduğu veya yaptığı yapının veya taşınmazın verdiği zararlardan sorumluluğu incelenmektedir.
a) Adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu:
Borçlar kanunu madde 66 “Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.” Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz. Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, ödediği tazminat için zarar veren çalışana ancak onu bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.
b) Hayvan bulunduranın sorumluluğu:
Bir hayvan bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi, hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Kişinin bu zararın doğmasında kusuru olmasa dahi doğan zarardan sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk kusur sorumluluğu değil sebep sorumluluğudur. Hayvan bulunduran, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz. Yani hayvan idare eden kurtuluş kanıtı getirebilir.
c) Yapı malikinin sorumluluğu
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Bina ve yapı maliki zararı ödeme konusunda kurtuluş kanıtı ileri süremez. Ancak rücu hakkı saklıdır. Her ne kadar bina ve yapı malikinin kurtuluş kanıtı ileri sürme imkanı olmasa da zararın mücbir sebepten, olağan üstü halden, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklandığını ispat ederse illiyet bağının kesilmesini sağlar ve zararı ödemekten kaçınabilir.
d) Taşınmaz malikinin sorumluluğu
Bir taşınmaz malikinin, mülkiyet hakkını bu hakkın yasal kısıtlamalarına aykırı kullanması sonucunda zarar gören veya zarar tehlikesi ile karşılaşan kimse, durumun eski haline getirilmesini, tehlikenin ve uğradığı zararın giderilmesini dava edebilir. Taşınmaz malikinin tüm eşyadan sorumluluğu vardır. Zarar gören komşu taşınmaz maliki ya da sınırlı ayni hakka veya kira gibi şahsi bir hakka dayanarak zilyet olan kişiler olmalıdır.
e) Ev başkanının (reisinin) sorumluluğu
Ev başkanı ev halkından olan küçüğün kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur. Örneğin kişi, 6 yaşındaki çocuğun sokakta kırdığı araba camının zararından sorumludur. Ev başkanı kurtuluş kanıtı ileri sürebilir.
Tehlike ilkesi
Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.
11) Yürütmeyi durdurma kararlarını şartları nelerdir?
CEVAP : Danıştay veya İdari Mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir ancak durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar;
 Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Dava Daireleri Kurallarına
 Bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine
 İdare ve vergi mahkemesi ile tek hakim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine
 Çalışmaya ara verme süresi içinde ise idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara en yakın nöbetçi mahkemeye veya kararı veren hakimin katılmadığı nöbetçi mahkemeye kararın tebliğini izleyen günden itibaren 7 gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir.
NOT : Danıştay’da veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlerin yürütülmesini durdurmaz. Ayrıca ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir.
12) Gini Katsayısı nedir?
CEVAP : Gelir eşitsizliğinin sayıyla tanımlanmasını sağlayarak karşılaştırma yapma imkanı sunar. 0-1 arası değer alır. 1’e yaklaşması eşitsizliğin arttığını, 0’a yaklaşması azaldığını gösterir.
Eğer gelir katsayısı 0 ise mutlak eşitlik vardır. Gini katsayısı gelir dağılımının adaletinin yanı sıra sanayide yoğunlaşmanın ölçüsü olarak da kullanılmaktadır.
13) Arz yönlü iktisadi düşünce nedir kimler savunur?
CEVAP : Arz-yönlü iktisat, özellikle vergi indirimleri yoluyla üretimin ve dolayısıyla vergi gelirlerinin pozitif yönde etkileneceğini ve bu suretle ekonomik büyümenin, kaynak kullanımında ve dağılımında etkinliğin sağlanacağını savunan bir iktisadi düşüncedir.
14) Bütçe nedir?
CEVAP : Bütçe bir devletin belli bir döneme ilişkin gelir ve gider tahminlerini gösteren gelirlerin toplanılmasını ve harcamaların yapılmasına izin veren bir kanundur. Bütçe kanunun 3 temel özelliği vardır.
 Bütçe kanunu bir yılı kapsayan geçici bir kanundur.
 Hükümete yetki veren bir yetki kanunudur.
 Diğer kanunlardan farklı olarak tahminler içerir.
15) Bütçeleme ilkeleri nelerdir?
CEVAP : 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu ile bütçeleme sisteminde değişiklikler yapılmış ve bütçeleme ilkeleri yeniden belirlenmiştir. Buna göre;
 Bütçelerin hazırlanması ve uygulanmasında, makro ekonomik istikrarla birlikte sürdürebilir kalkınmayı sağlamak esastır.
 Kamu idarelerine bütçe ile verilen harcama yetkisi kanunlarla düzenlenen görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla kullanılır.
 Bütçeler kalkınma planı ve proğramlarda yer alan politika ve hedef önceliklere uygun şekilde idarelerin stratejik planları ile performans ölçütlerine fayda ve maliyet analizlerine göre hazırlanır, uygulanır ve kontrol edilir.
 Bütçeler, stratejik planlar dikkate alınarak izleyen iki yılın bütçe tahminleriyle birlikte görüşülür ve değerlendirilir.
 Bütçe, kamu mali işlemlerinin kapsamlı ve saydam görünmesini sağlar.
 Tüm gelir ve giderler gayri safi olarak bütçelerde gösterilir.
 Belirli gelirlerin, belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.
 Bütçelerde gelir ve gider denkliğinin sağlanması esastır.
 Bütçeler, ait olduğu yıl başlamadan önce TBMM veya yetkili organlarca kabul edilmedikçe veya onaylanmadıkça uygulanmaz.
 Bütçelerde bütçeyi ilgilendirmeyen hususlara yer verilmez.
 Bütçeler kurumsal, işlevsel ve ekonomik sonuçların görülmesini sağlayacak şekilde Maliye Bakanlığınca uluslararası standartlara uygun olarak belirlenen bir sınıflandırmaya tabi tutularak hazırlanır ve uygulanır.
 Bütçe gelir ve gider tahminleri ile uygulama sonuçlarının raporlamasında açıklık, doğruluk ve mali saydamlık esas alınır.
 Kamu idarelerinin tüm gelir ve giderleri bütçelerinde gösterilir.
 Kamu hizmetleri bütçelere konulacak ödeneklerle mevzuatlarda belirlenmiş yöntem, ilke ve amaçlara uygun olarak gerçekleştirilir.
 Bütçelerde ödenekler belirli amaçları gerçekleştirmek üzere tahsis edilir.
16) Sürekli İş Görmezlik Nedir?
CEVAP: Kurumca, iş kazası geçiren veya meslek hastalığına tutulan sigortalıya sağlanan sağlık yardımı ve tedavi sonunda, şayet sigortalının geçici iş göremezlik durumu düzelip
çalışma gücü yeniden kazanılmamışsa, sürekli iş göremez duruma düşen bu sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanır.
Sürekli İş Göremezlik Gelirine Hak Kazanma Koşulları Nelerdir?
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az % 10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalı, sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanır.
17) İş Akdinin tanımını yapınız ve unsurlarını sayınız.
CEVAP: bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesiyle oluşan sözleşmedir.
Unsurları
a) Bir İşin Görülmesi;
İş sözleşmesi gereğince işçi işverene karşı bir işin görülmesi (yerine getirlmesi) ile yükümlü olan gerçek kişidir. Ekonomik açıdan iş olarak değerlendirlen her türlü çalışma bu kapsama girer. Çalışma bedenen veya fikeren yahut her ikisi birlikte de olabilir.
b) İşin Ücret Karşılığında Görülmesi
İş Sözleşmesinin Kanuni tanımında, işçinin ücret karşılığında iş gören kişi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ücretin iş sözleşmesinde açıkça belirlenmemiş olması çalışmanın ücret karşılığı olmadığı sonucunu doğurmayacağı gibi ücretin uzun süre ödenmemesi de bu niteliğini ortadan kaldırmaz. Ancak hatır için yahut ahlaki bir görev kapsamında çalışılan işler ücret karşılığı yapılan işler olarak kabul edilmez.
c. Bağımlılık Unsuru:
İş Sözleşmesinin en ayırdedici unsuru bağımlılık unsurudur. Bu unsur işçinin işin yapılması sırasında işverenin talimatlarına sıkı skıya bağlı olması ve işverence denetlenmesi anlamındadır. Bağımlılık unsuru iş sözleşmesini eser ve vekalet gibi diğer iş görme borcu doğuran sözleşmelerden de ayırmaktadır. Mesela eser sözlşemesinde müteahhit, bir bedel karşılığı olarak iş sahibine bir eser yapıp teslim eder ama işini yaparken bağımsız hareket eder. İş sahibinden işin yapılması ile ilgili talimat almaz. Burada öenemli olan eserin anlaşmada belirlenen niteliklere uygun olarak ve belirtilen sürede yapılıp teslim edilmesidir. Yine vekalet sözleşmesinde vekil belirli bir işin görülmesi yükümlülüğü altındadır. Sözleşme veya teammül varsa ücret de isteyebilir. Ancak burada vekil ile iş sahibi arasındaki bağımlılık unsuru iş sözleşmesine nazaran çok zayıftır. Vekil işini işverenden ekenomik açıdan bağımsız bir şekilde kendi araçları ve perseneli ile ve genellikle kendi iş yerinde yapmaktadır.
18) İşverenin işçi ile yaptığı sözleşmeyi haklı nedenlerle fes edebileceği durumlar nelerdir?
CEVAP: I- Sağlık sebepleri:
a) İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi.
b) İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve iş yerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda.
c) (a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin iş

yerindeki çalışma süresine göre 17. maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74. maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
a) İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması.
b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesi veya davranışlarda bulunması yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması.
c) İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması.
d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması veya 84. maddeye aykırı hareket etmesi.
e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.
f) İşçinin, iş yerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi.
g) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki iş günü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç iş günü işine devam etmemesi.
h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.
k) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, iş yerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması.
III- Zorlayıcı sebepler:
 İşçiyi iş yerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması.
 İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17. maddedeki bildirim süresini aşması.
19) Tatil’i eşgal nedir?
CEV AP:
TATİL-İ EŞGAAL 27 Temmuz 1909
Eşgaal, Arapça isim, işler güçler, anlamına geliyor. Tatil-i Eşgaal, işleri güçleri bırakma anlamını taşıyor. Buna, bu günkü anlamıyla grev denilebilir.
27 Temmuz 1909 tarihinde ise geçici kanunun yerine, süreklisi olan Tatil-i Eşgaal kanunu çıkarılmıştır. Bu kanunda “hizmet-i umumiye” kavramı geliştirilmiştir. Geneli ilgilendiren hizmetleri yerine getiren işyerlerinde, sendika kurma yasağı getirilmiştir. Aynı zamanda, kurulu sendikalar da kapatılmıştır. Grev hakkı kısıtlanmış, grev uygulamasında önce uzun bir uzlaşma süreci yaşanması öngörülmüştür.
1936 yılında yürürlüğe giren 3008 sayılı iş sözleşmesi kanununa kadar yürürlükte kalmıştır.
20) Hizmet akdi nedir?
CEVAP: Tanımı
MADDE 393- Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
21)Mutlak Üstünlükler teorisi ile karşılaştırmalı üstünlükler teorisinin arasındaki fark nedir? Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi
Adam Smith’ten yaklaşık bir kırk yıl sonra David Ricardo, Mutlak Üstünlükler Teorisi’ne ilişkin analizleri geliştirerek Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi’ni ortaya atmış ve Mutlak Üstünlükler Teorisi’nin eksikliklerini gidermeye çalışmıştır. Böylece bir ülke bütün malların üretiminde diğer ülkelere göre maliyet avantajına sahip olsa da, ya da bir ülke bütün mallarda diğer ülkelere göre maliyetlerde dezavantajlı olsa da, dış ticarete girerek kazancını ve refahını artırabileceği öne sürülmüştür. Ricardo serbest dış ticaretin ticarete giren bütün taraflara yararlı olduğunu öne sürmüştür. Çünkü döneminde serbest dış ticaretten en büyük yararı sağlayacak olan ülke kendi ülkesi İngiltere’dir.
Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisi’nin dayandığı temel varsayımlar şunlardır (İşgüden, 1973: 9);
– Uluslararası ticaret iki ülke arasında yapılmaktadır.
– Ticarete yalnız iki mal konu olmaktadır.
– Nakliye, sigorta gibi masraflar yoktur.
– Ticaret, takas esasına dayanmaktadır.
– Üretim faktörleri ülke içinde tam hareketli; ülkelerarasında ise tam hareketli değildir.
– Maliyetler, üretim miktarlarına bağlı olmayıp, emek maliyetleri itibariyle sabittir.
– Teknoloji, faktör arzları ve iş gücü yeteneği veri olarak kabul edilmiştir.
Ricardo şöyle yazmaktaydı “Amerika’nın ihracatı karşılığında Avrupa’dan ithal edebileceği malların Avrupalılara fazla veya az emeğe mal olmasının her hangi bir önemi yoktur. Amerika’yı ilgilendiren husus, malları bizzat kendisi üretmek yerine satın almanın kendisine daha az emeğe mal olacağıdır” (Hatiboğlu, 1969: Teorinin asıl amacı uluslararasında serbest ticaretin, ticarete katılan bütün ülkeler için yararlı olacağını ispatlamaktır..
Mutlak Üstünlükler Teorisi
Adam Smith’e göre ülkeler, kapalı ekonomi durumuna göre daha kârlı olduğu için dış ticaret yaparlar. Bir ülke bir malı diğerine göre mutlak olarak daha ucuza üretiyorsa, o malın üretiminde ihtisaslaşmalı, buna karşılık mutlak üstünlüğe sahip olmadığı malların üretim ve ihracatını üstünlüğe sahip olan ülkelere bırakmalıdır. Smith’in anladığı anlamda üstünlük, bir matın diğer ülkelere göre bir ülkede daha prodüktif üretilmesidir. Bu şekildeki uluslararası ihtisaslaşma sonucunda, üretim faktörleri ülkeler arasında daha etkin bir şekilde kullanılacak
1776 yılında Ulusların Zenginliği (The Wealth of Nations) isimli meşhur kitabında, dünyada serbest ticaretin gerek ülkelerin ve gerekse dünya refahının artması bakımından çok daha yararlı olacağını savunmuştur. Smith kitabında, akıllı bir aile reisinin dışarıda daha ucuza satın alabileceği bir şeyi hiçbir zaman evde yapmaması gerektiğini savunarak işbölümüne verdiği önemi ortaya koymuştur.
ve dünya üretiminde artış sağlanacaktır. Bundan, şüphesiz birbirleri ile ticaret yapan tüm
ülkeler yararlanacaktır.
Adam Smith’in Mutlak Üstünlükler Teorisi, mantıklı olmakla beraber birçok yönden eksiktir. Teori, uluslararası ticaretin sadece küçük bir kısmını açıklamaktadır. Smith’in bu görüşleri daha sonra R. Torrens ve David Ricardo tarafından geliştirilmiş ve daha tutarlı bir duruma getirilmiştir.
21) İstisnai akid ve hizmet akdi arasındaki farklar?
CEVAP:H izmet Akdi;
“Hizmet sözleşmesi, ücret karşılığında, belli veya belli olmayan bir zaman için bir kişinin hizmetini kiralamasıdır. Bu akit, karşılıklı borç doğuran akitlerden olup, hizmet görmek borcu ile hizmetin karşılığını ödemek borcuna ilişkin karşılıklı borçları kapsar. Hizmet deyiminden, maddi ve fikri her türlü çalışmayı anlamak gerekir. Yapılan hizmetin, ekonomik bir yarar sağlaması ya da hizmet verene bir menfaat getirmesi zorunlu değildir.
Hizmet akdi şu nitelikleri taşır:
· Hizmet akdi, iki tarafı da bağlayan karşılıklı taahhütleri içine alan bir akittir;
· Hizmet yapacak olan hizmet verene bir çalışma vaat eder;
· Bu hizmet, belli ya da belli olmayan bir zaman için vaat edilir;
· Hizmet veren (işveren) hizmeti yapana bir ücret vermekle yükümlüdür.
İstisna sözleşmesinin unsurları şunlardır:
· Bir yapıt (eser) meydana getirme;
· Meydana getirme (imâl);
· Eser için bir karşılık (ücret) vaadetme.
Yapıt, belirli bir iş, belirli bir çalışma sonucunu anlatır. İnsan emeğinin mahsulü olup, hukuki bir bütün halinde anlam ifade eden ve iktisadi değer taşıyan maddi ve gayri maddi her şeydir. İmâl ise, var olan bir şeyin bir parçasını yapmak, onu tamir etmek, onarmak veya bir şeyin tümünü yeniden meydana getirmek, yapıp ortaya çıkarmaktır..
Vekalet Akdi
Vekalet akdinde ise vekil, sözleşme kapsamında kendisine yüklenen işin yönetimini ya da yüklendiği hizmetin ifasını üstlenir. Burada bir yapıtın meydana getirilmesi veya değiştirilmesi değil, diğer iş ve hizmetlerin yapılması söz konusudur ve vekâlet bu yönüyle genel bir mahiyet taşımaktadır. Bu sebeple, bir zamanla sınırlı olarak ifa edilmeleri gerekmeyen (aksi halde hizmet sözleşmesi vardır), konusu bir eserin meydana getirilmesi veya değiştirilmesi olmayan (aksi halde eser sözleşmesi vardır) veya tellallık, kredi mektubu, taşıma, komisyon ve yayın sözleşmesi gibi özel bir şekilde düzenlenmiş sözleşmeler arasında yer almayan bütün hizmet edimleri, hep vekalet hükümlerine tabidirler.
Benzerlikler ve Farklar
Bir taraf, diğer tarafın vermeyi kabul ettiği bir semen karşılığı, bir şey imalini borçlanmışsa, ortada bir istisna akdi var demektir. Hizmet akdini istisna akdinden ayıran şey, müteahhidin bir şeyi imal keyfiyetidir. İstisna akdinde amaç, önceden belli edilmiş olan ve bir bütün meydana getiren bir işin yapılmasında harcanılmış bulunan beden ve kafa gücünün verimi sonucu eserin ortaya çıkarılmasıdır. Hizmet akdi ise belli veya belli olmayan bir süre için işin görülmesi yükümlülüğüdür. Hizmet akdinde bir kimse doğrudan doğruya emeğini kiralar, istisna akdinde ise belli bir sonucun elde edilebilmesi için, bir hizmetin sonucu taahhüt edilir. İşverenin emir ve talimatları doğrultusunda günün belli saatlerinde işyerinin girişinde beklemek ve giren çıkanı kontrol etmek ancak hizmet sözleşmesine konu olabilir. Burada herhangi bir şeyin imal edilmesi taahhüdü ve fiili bulunmamaktadır. Belirlenen saatlerde işyerinin girişinde beklenilmesi ile bir taraf sözleşmenin kendisine yüklediği edimi yerine
getirmiş olmaktadır. Oysa bir makinenin tamiri, çalışır hale getirilmesi istisna akdine konu olabilir. Bunun için ne kadar emek harcanırsa harcansın makine çalışır hale getirilmedikçe edim yerine getirilememiş ve semene hak kazanılmamış olacaktır.
Hizmet akdini vekaletten ayıran unsurlar ise zaman ve süre kavramlarıdır. İşçi, belli veya belli olmayan zaman için hizmet görmeyi vaat eder. Hizmetin bu devamı vekalette yoktur.
İstisna akdi, bir eserin yapılıp ortaya konması veya mevcut bir eserin üzerinde değişiklik yapılmasını; vekalet akdi ise sözleşme uyarınca yüklenilen işin idaresini veya yerine getirmeyi kabul ettiği işin yerine getirilmesini kapsar. İstisna akdinde, müteahhidin borcunu yerine getirebilmesi, emeğin sonucu eserin elde edilebilmesine bağlıdır. Vekalette ise, çalışma çabası bir sonuç vermese de, vekil yine borcunu yerine getirmiş sayılır.
22) Türkiyedeki ilk iş kanunu ne zaman yapılmıştır?
CEVAP: Cumhuriyetin İlk İş Kanununun (No: 3008) ancak 1936 yılında çıkartılabilmesinin nedeni genç kıt ulusal kaynaklarla bir an önce kalkınabilmek için değişik iktisadi politikaları hayata geçirme çabalarıdır. Gerçekten önce özel sektöre dayalı ulusal bir ekonomi politikası izlenilmeye çalışılmış, ancak sermaye ve girişimcilerin yetersiz kalması, iç ve dış ekonomik ve siyasal gelişmeler 1930’lardan sonra devlet öncülüğünde bir sanayileşme modelini ortaya çıkarmıştır.
23) Dünyadaki sosyal güvenlik sistemleri nelerdir?
CEVAP : 1.2.1. Dünyada Sosyal Güvenlik Sistemleri
Sosyal güvenliğin önemli bir bileşenini oluşturan sosyal sigorta yasalarının ilk örnekleri Almanya’da yürürlüğe girmiştir. Bu ülkede, 1883’te hastalık sigortası, 1884’te iş kazaları sigortası, 1889’da sakatlık ve yaşlılık sigortası hayata geçirilmiştir. Zamanla bu yöndeki adımlar geliştirilerek ve genişletilerek sürdürülmüş ve aynı yöndeki adımların, diğer Batı toplumlarında da gerçeklik kazandığı görülmüştür. Diğer Batı toplumlarında, bu alanda atılan ilk adımların örnekleri olarak Norveç’te 1905’te hastalık sigortası, İsveç’te yaşlılık ve Sakatlık sigortası, İsviçre’de 1911’de iş kazaları sigortası İngiltere’de 1908’de yaşlılık sigortası, 1911’de hastalık ve sakatlık sigortası ve aynı tarihte Dünyada ilk kez olmak üzere işsizlik sigortası, Fransa’da 1910’da yaşlılık sigortası yürürlüğe sokulmuştur. 1929 ekonomik bunalımından sonra ilk kez ABD’de kullanılmaya başlanan “ Sosyal Güvenlik” kavramı, 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İnsan Hakları Beyannamesi’nde yer alarak evrensel bir kavram olmuştur .Görüldüğü üzere başta Avrupa ülkelerinde olmak üzere Sosyal Güvenlik alanında önemli adımlar atılmıştır. Fakat Sosyal Güvenliğin finansmanının nasıl sağlanacağı tüm Dünya ülkelerinin üzerinde durdukları önemli bir konu olmuş ve bu konuda ülkeler kendi sosyo ekonomik ve kültürel yapılarına göre çeşitli finansman yöntemleri geliştirmişlerdir.
Genellikle bir sosyal güvenlik sisteminin niteliğini finansman yöntemi belirler. Bu yaklaşıma bağlı olarak dört sistemden söz edilebilir .
A. 1880’li yıllarda geliştirilen ve prim esasına göre finansmanı sağlanan Bismarkçı sosyal güvenlik sistemi: İşçilerin içinde bulunduğu ağır çalışma koşulları ve gereksinimleri olan sosyal güvence, Almanya imparatoru I’nci Wilhelm ve Başbakan Bismarck tarafından fark edilince gerekli reformlar yapılmaya başlandı. Ülkede dağınık şekilde bulunan sigorta kurumları, birleştirilerek hizmet ve ödemelerde standartlaşmaya gidildi. Sigortalı olmak zorunlu hale getirildi. Bu amaçla 1883’de hastalık, 1884’de kaza ve 1889’da yaşlılık ve sakatlık sigortaları kuruldu. Daha sonra bu ülkeyi, Avusturya ve diğer birçok ülke örnek aldı (Çelik, 2006:23). Günümüzde, sosyal sigorta modeli olarak Avrupa Birliği içinde en yaygın
olarak uygulanan modeldir. Türkiye’de de çıkarılan son sosyal güvenlik yasası 5510 sayılı yasa bu modele uymaktadır (www.turkhukuksitesi.com).
B. 1942 yılında geliştirilen ve vergi gelirleri ile finanse edilen Beveridge tipi sosyal güvenlik sistemi:İngiltere kendine özgü bir model oluşturdu. Bir “Sosyal Güvenlik Komisyonu” kurularak başkanlığına Sir William Beveridge atandı. Beveridge, ülkede mevcut sosyal tarafların (127 kuruluşun) görüşlerini alarak yeni bir sistem geliştirildi. Kendi adı ile anılan bu düzende, sadece çalışanlar değil ülkedeki tüm fertler koruma kapsamına alınmaktadır. Klasik sosyal riskler için (iş kazası, meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm) 15 – 65 yaş arası herkes prim öder. Primler isçi ücretlerinin yüzdesi üzerinden, belirlenen miktar kadar ödenir. Bu sistemde müstahdem, işçi, bağımsız çalışan ve memur ayrımı yoktur. Çalışanların kendilerine özgü bir sigorta kurumu mevcut değildir. Hizmetler merkezi bir kurum ve ona bağlı taşra teşkilatı tarafından sağlanır. İşçiler, ister iseler ek sigorta kurumu kurabilirler (Çelik, 2006:23).
C. Prim ve vergilerle karma finansmanı öngören karma sosyal güvenlik sistemi: Bismarck ve Beveridge’nin oluşturdukları modellerden dünyada birçok ülke esinlendi. Bazıları modelleri aslına yakın bir şekilde benimserken, bazıları da her ikisini birlikte uygulamayı uygun gördü. Yani işçi sigortası ve halk sigortası bir arada uygulandı. Örneğin Hollanda’da önceleri Alman modeli esas alınmış, sonra Beveridge’den esinlenerek kurulan bir komisyon herkesi tüm risklere karşı koruyacak şekilde reform çalışmaları yapmıştır. Sonuçta ortaya çıkan tabloda, halk hastalık, analık, kaza, sakatlık, çocuk sahibi olma, yaşlılık ve ölüm risklerine karşı değişik düzenlemelerle koruma altına alınmıştır. Finansman, işçiler için işverenleri tarafından ücretlerin belirli bir yüzdesi üzerinden sağlanmaktadır. 15 – 65 yaş arası halk maktu prim ödemekte, belirtilen yaş sınırının altında ve üstünde kalanlar ise primden muaf tutulmaktadır. Tahsilât görevi, vergi dairelerine verilmiştir. İş görmezlik doğuran ve tedaviyi, gerektiren söz konusu durumlar için, 26 adet bölge hastalık kasası faaliyette bulunmaktadır. Ancak, Hollanda’da halk istisnalar hariç sadece 365 günden fazla süren rahatsızlıklar bakımından koruma kapsamına alınmışlardır. Yaşlılık ve ölüm riskleri için ise, ülke genelinde yetkili tek kurum olarak Sosyal Güvenlik Bankası hizmet vermektedir. İşçiler 365 günden kısa süren iş göremezlik, hastalık ödeneği, sakatlık ve işsizlik riskleri için ayrıca koruma kapsamına alınmışlardır. Bunun için gerekli finansman anılan her risk için ayrı olmak üzere, ücret üzerinden yüzde olarak işçi ve işverence sağlanmaktadır. Halka hizmet sunan bölge hastalık kasaları, işçilerin uzun süreli tedavilerinde olduğu gibi, kısa süreli tedavilerinde de görevlidirler. Ayrıca doğum hizmetleri, hastalık ve analık paraları, sakatlık aylığı ve işsizlik ödeneği bu kasalar tarafından sağlanır. İşçilerin ayrıca isteğe bağlı olarak bir işletme sandığında, bir meslek kasasında ya da özel sigorta şirketinde ek yaşlılık sigortası sahibi olabilmesi mümkündür (Şahan, 2006:2).
D. 1981 yılında Şili’de uygulanmaya başlanan, devletin gözetim ve denetiminde finansmanı tamamen bireysel primlerle sağlanan özel zorunlu bireysel sigortacılık sistemi: Bu konudaki ilk çalışmalar Şili’ de başlamıştır. Sözü edilen ülkede, çalışma hayatına yeni girenler özel şirketlerle poliçe imzalamışlar, eski çalışanlara ise iki seçenek sunulmuştur. Mevcut sistemde çalışmaya devam etmek ya da eski emeklilik hakları da devredilmek suretiyle yeni kurulan sandıklara tabi olmak. Özel sigorta işçiler için zorunlu, bağımsız çalışanlar için isteğe bağlı tutulup işveren prim payı kaldırılmış, böylece istihdamda rahatlama amaçlanmıştır. 1981 yılında başlayan bu model, çalışanlar için olumlu sonuçlar doğurmamıştır. Söz konusu modelin ülkemize yansıması, bireysel emeklilik uygulamasıdır (Çelik, 2006:24).
24) Bütçenin genel tanımı ve süreçlerini açıkla?
CEVAP: Bütçe devletin belirli bir dönem gelir ve gider tahminlerini gösteren, gelirlerin toplanmasına ve giderlerin yapılmasına izin ve yetki veren kanun.
Kalkınma Bakanlığı Orta Vadeli Mali Programı hazırlar ve Bakanlar Kurulu bu programı en geç eylül ayının ilk haftasının sonuna kadar kabul eder ve aynı süre içerisinde resmi gazetede yayımlanır. Orta Vadeli Mali Programın maliye bakanlığı tarafından hazırlanır. Yüksek planlama kurulu tarafından en geç eylül ayının 15’ine kadar karara bağlanır ve resmi gazetede yayımlanır. Bütçe Çağrısı ve Bütçe Hazırlama Rehberi maliye bakanlığınca Yatırım Genelgesi ve Yatırım Programı Hazırlama rehberide kalkınma bakanlığı’nca hazırlanarak en geç eylül ayının 15’ine kadar resmi gazetede yayımlanır. Hazırlanan bütçe teklifleri maliye bakanlığına yatırım projeleride kalkınma bakanlığına en geç eylül ayı sonuna kadar gönderilir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ‘na göre Bakanlar Kurulu mali yıl sonundan en geç 6 AY içinde kesin hesabı TBMM ye ve Sayıştay’a verir. Sayıştay, Kesin hesap yasa tasarısının kendisine verildiği tarihten itibaren en geç 75 gün içinde Genel Uygunluk bildirimini TBMM ye sunar. Kesin hesap yasa tasarısı, yeni yılın bütçe kanun tasarısı ile birlikte bütçe komisyonu gündemine alınır. Bütçe komisyonu bu iki tasarıyı TBMM genel kuruluna birlikte sunar. Genel kurul da kesin hesap kanun tasarısı ile yeni yılın bütçe kanun tasarısını birlikte görüşerek karara bağlar. Bütçe tasarıları ve rapor 40 üyeden oluşan bütçe komisyonunda (25 iktidar 15 muhalefet) görüşülür. Bütçe komisyonunun 55 gün içerisinde kabul edeceği tasarı üzerinde, bütçe komisyonu üyeleri her türlü değişikliği yapabilir. Komisyon üyeleri dışında hiç bir milletvekili görüş ve teklif bildiremez. Tasarı oy çokluğuyla kabul edilir. Artık tasarı yasalaşması için mali yıla 20 gün kala TBMM genel kuruluna gelir ve oylanmaya başlanır. Genel kurulda tasarı maddeler halinde okunur, bölümler halinde oylanır. TBMM üyeleri bütçe kanunu tasarılarının genel kurulda görüşülmesi sırasında gelir azaltıcı ve gider arttırıcı önerilerde bulunamazlar. Meclis Genel Kurulu’nda basit çoğunlukla (oturuma katılanların yarısından 1 fazlası) kabul edilen tasarı yasalaşmış olur. Bu yasa Cumhurbaşkanı’na gönderilir ve Cumhurbaşkanı da bunu resmi gazetede yayımlar. Böylece 1 Ocak mali yılbaşı ile birlikte Bütçe Kanunu uygulanmaya başlanır.
25) Hukuka uygunluk nedenleri nedir?
CEV AP : Kural olarak bir fiil ceza kanununda tanımlanan suçu oluşturuyorsa cezalandırılacaktır. Ancak bazı hallerde işlenen fiil kanundaki suçu oluştursa da fiil cezalandırılmamaktadır. Bunlara hukuka uygunluk nedenleri denir. Ceza hukukunda hukuka uygunluk nedenleri var olduğunda, fiil hukuka uygun kabul edilir ve ceza verilmez.
Ceza hukukunda hukuka uygunluk ndenleri şunlardır: – meşru müdafaa,
– zorunluluk hali,
– kanun hükmü,
– amirin emri,
– ilgilinin rızası, ve
– hakkın kullanılması.
Hukuka uygunluk nedenleri söz konusu olduğunda işlenen fiilden dolayı faile ceza verilemeyecektir
26) İlo nedir açıklayınız?
CEVAP : Uluslararası Çalışma Örgütü ya da ILO (International Labour Organization), ülkelerdeki çalışma yasalarında ve bu alana ilişkin uygulamalarda standartları geliştirmek ve ileriye götürmek gibi bir amaçla kurulan kuruluştur. Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunmaktadır.
27) Asgari ücret uygulaması nedir? Sonuçları ve olması gerekenler nedir?
CEVAP :
01.01.2016 – 31.12.2016 tarihleri arasında (ASGARİ ÜCRET): ASGARİ ÜCRET AYLIK BRÜT: 1.647,00 TL
ASGARİ ÜCRET AYLIK NET: 1.300,99 TL
ASGARİ ÜCRET GÜNLÜK BRÜT: 54,90 TL
Asgari ücret ;
Fiyat tabanının işçileri korumak için uygulanması sonucunda ortaya çıkan ve ücret düzeyinin devletçe tespit edilmesine yönelik politikadır.Asgari ücret politikasının etkin olabilmesi için asgari ücretin piyasa ücret haddinden düşük olmaması gerekir. Asgari ücret uygulamasında piyasaya sunulan emek arzı ,talep edilen emek miktarından fazla olacağından ,bu durumda bir emek arz fazlası ortaya çıkacaktır.ancak işçiler işssiz kalmak yerine asgari ücretin altında bir ücret düzeyinde çalışmayı kabul edecektir.bu durumda asgari ücretin altında bir karaborsa ücret ortaya çıkacaktır.
28) Kamutay nedir?
CEVAP: Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 23 Nisan 1920’de Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletleri’nce işgali sırasında direniş gösteren Türk Milletinin oluşturduğu irade ile kurulan, (asli kurucu iktidar) ve yine bu iradenin sahibi olan Türk Milletinin anayasa ile verdiği yetki ile yasama görevi yapan Türkiye Cumhuriyeti anayasal devlet organıdır. “
29) Dilaver Paşa Nizamnamesi nedir?
CEV AP: Dilaver paşa nizamnamesi 1865 Ereğli de çalışan kömür isçilerinin çalışma koşullarını düzeltmek, işverenin isçi üzerindeki haksiz baskısını ortadan kaldırmak için 1865 yılında yürürlüğe konulmuş düzenlemedir. Aslında sunu özellikle eklemek gerekir. Nizamname ile isçi hakları iyileştirilmiştir ancak asıl maksat isçi halkını iyileştirmekten çok o dönemdeki isçi azlığına çare bulmaktır. Koşullar iyileştirilerek milletin tarla yerine madende çalışması istenmiştir.

30) Vekalet Akdi Nedir?
CEVAP: Vekalet Akdi Vekalet akdinde ise vekil, sözleşme kapsamında kendisine yüklenen işin yönetimini ya da yüklendiği hizmetin ifasını üstlenir. Burada bir yapıtın meydana getirilmesi veya değiştirilmesi değil, diğer iş ve hizmetlerin yapılması söz konusudur ve vekâlet bu yönüyle genel bir mahiyet taşımaktadır. Bu sebeple, bir zamanla sınırlı olarak ifa edilmeleri gerekmeyen (aksi halde hizmet sözleşmesi vardır), konusu bir eserin meydana getirilmesi veya değiştirilmesi olmayan (aksi halde eser sözleşmesi vardır) veya tellallık, kredi mektubu, taşıma, komisyon ve yayın sözleşmesi gibi özel bir şekilde düzenlenmiş sözleşmeler arasında yer almayan bütün hizmet edimleri, hep vekalet hükümlerine tabidirler.
31) Haksız fiilin tanımı ve unsurları nelerdir?
CEVAP: Haksız Eylem: Başkalarına zarar veren hukuka aykırı davranışa haksız eylem, bundan doğan sorumluluğa haksız eylem sorumluluğu denir. Örneğin bir kişinin diğerini yaralaması, hırsızlık yapması, trafik kurallarını ihlal etmek, piknik sonrası orman yangını vb. Haksız eylemler, o eylemi işleyeni meydana gelen zararı ödeme borcu altına sokar, böylece haksız eylemi işleyen ile zararı gören arasında bir borç ilişkisi doğurur. Haksız eylemler de borcu doğuran kaynaklardandır.
Haksız Fiilin Unsurları: Borçlar kanununa göre haksız fiillerden sorumlulukta dört unsur söz konusudur:
Hukuka Aykırı Fiil: Hukuk düzeninin, kişilerin mal varlığını veya şahıs varlığını korumaya yönelmiş yazılı, yazılı olmayan kurallarına aykırı eylemler haksız fiillerdir. Her hak, amacı içinde kullanılmalıdır. Hakkın kötüye kullanılması suretiyle zarar verme halinde de haksız fiil söz konusudur. Örneğin mülkiyet hakkına, telif hakkına, şahsiyet hakkına saldırı teşkil eden fiiller hukuka aykırı fiillerdir.
Zarar: Tazminat yükümlülüğünün doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiille bir zarara sebebiyet verilmiş olması gerekmektedir.
Kusur: Haksız bir fiil ile başkasına zarar veren kimse ancak kusurluysa bu zararı tazmin ile yükümlüdür. Hukuka aykırı sonucu önlemek için gerekli iradeyi göstermeyen kişi kusurludur. Kusur kast ve ihmal olarak ikiye ayrılır.
İlliyet Bağı: Haksız fiilin tazminat borcunun doğması için hukuka aykırı fiil ile zarar arasında bir illiyet (nedensellik) bağının bulunması gerekir. Fiil olmasaydı meydana gelen zararın doğması mümkün olmayacak idiyse fiil ile zarar arasında bir illiyet bağı var demektir. Kusursuz Sorumluluk: Haksız fiillerin özel unsurlarından bir tanesi de kusurdur. Kural olarak haksız eylemin sonuçlarından sorumlu tutulanlar, o eylemi işleyenlerdir. Ancak kanun bazı durumlarda haksız eylemi işleyen ile birlikte başka bir kimsenin de sorumlu tutulabileceğini kabul etmiştir.
32) Yetki gaspı,Fonksiyon Gaspı ve yetki tecavüzü nedir ve ne tür sakatlıklar doğurur?
CEVAP:Yetki gaspı idare adına irade açıklamasında bulunmaya yetkili olmadığı halde idare içinde yer alıp işlem yapan bir kişinin yaptığı işleme yetki gaspı denir.yetki gaspıyla alınmış bir idari karar yoklukla malüldür.
Fonksiyon gaspı:İdarenin kendi görev alanına girmeyen ,aslında hiçbir idari kuruluşun görev içine girmeyen bir konuda karar almasına görev gaspı denir.Görev gaspı nedeniyle alınmış karar yok hükmündedir.
Yetki Tecavüzü: Bir idarei mercii veya kamu görevlisinin, idare adına irade açıklamaya ve işlem tesis etmeye yetkili olmakla birlikte, başka bir idari mercii veya kamu görevlisinin görev alanına giren bir konuda karar alması durumunda ortaya çıkar.Yetki tecavüzü nedeni ile hukaka aykırılık teşkil eden bir karar,yok hükmünde sayılmaz.böyle bir karar hukuken doğmıstur ve hukuka uygunluk karinesinden yararlanılır ancak iptali istenebilecek bir karardır.
33) Bilanço ve gelir tablosu nedir?
CEVAP:Bilanço, işletmenin belli bir tarihteki varlıklarını ve bu varlıkların sağlandığı kaynaklarını gösteren mali bir tablodur.
Gelir tablosu, işletmenin belli bir dönemde elde ettiği tüm gelirler ile aynı dönemde katlandığı bütün maliyet ve giderleri ve bunların sonucunda işletmenin elde ettiği dönem net kârı veya zararını gösteren bir tablodur.
34) Dönemsellik İlkesi nedir?
CEVAP: Dönemsellik ilkesi, işletmenin sürekli olması nedeniyle sınırsız kabul edilen ömrünün, belli dönemlere bölünmesi ve her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden bağımsız olarak saptanmasını ifade etmektedir.
35) Tacir yardımcılarını sayınız.
CEVAP: Tacir Yardımcıları ; işletme içinde ve dışında, işletme sahibine ait yetkilerin tama- mını veya bir kısmına sahip olup, anında karar verebilecek yardımcılardır.
Özetle Tacir Yardımcılarını Gruplanması Aşağıdaki Şekildedir.
1.Bağlı Tacir Yardımcıları
a. Temsil Yetkisi Olanlar
– Ticari Temsilci >>>>>
– Ticari Vekil >>>>>
– Pazarlamacı >>>>>
b. Temsil Yetkisi Olmayanlar
– İşçiler
2.Bağlı Olmayan Tacir Yardımcıları

a. Temsil Yetkisi Olanlar
– Acente >>>>>
b. Temsil Yetkisi Olmayanlar – Simsar ( Tellal ) >>>>>
– Komisyoncu >>>>>
– Alım Satım Komisyoncusu – Taşıma İşleri Komisyoncusu
36) İdari işlem nedir?
>>>>>
CEVAP: İdari işlemler, tek yanlı ve idarenin kamu kudretini kullanarak tesis ettiği hukuksal işlemlerdir; bunlar, idarenin iradesini açıklaması ile hukuksal sonuçlarını idare hukuku alanında doğururlar; idari işleme muhatap olan karşı tarafın bu konuda iradesini açıklamasına gerek yoktur.
İdari makamların kamu gücü kullanarak idare işlevine yönelik olarak tesis etmiş oldukları idare hukuku alanında
sonuç doğuran
hukuki işlemlerdir.

37) İdari işlemdeki sakatlık halleri nelerdir?
CEVAP: Yetki Unsurunda
Yetki unsurundaki bazı sakatlık hallerini
(1) Fonksiyon gaspı: Devletin üç organından birisinin, diğeri yerine işlem yapması fonksiyon gaspını oluşturur. Örneğin, yasama organının oylama suretiyle bir ile vali ataması bu şekildedir. Fonksiyon gasbı ile yapılan işlemler “yoklukla malul” kabul edilir. (2) Yetki gaspı: İdare adına işlem yapma yetkisi bulunmayan bir kişinin (idareye tamamen yabancı bir kişi veya görevi sona eren kişinin işlem yapmaya devam etmesi gibi) idare adına işlem yapması, yetki gaspını oluşturur. (3) Yetki tecavüzü: Bir kamu görevlisinin, başka bir kamu görevlisi yerine işlem yapmasına yetki tecavüzü denir. Örneğin, okulda dersin hocası yerine başka bir hocanın not vermesi yetki tecavüzünü oluşturur. Dava açıldığında mahkeme işlemi iptal eder. (4) Ağır ve bariz yetki aşımı: İşlemin yetkisiz bir kamu görevlisi tarafından yapıldığının, uzman olmayan bir kişi tarafından bile anlaşılacak kadar açık olması durumuna denilir. Örneğin Sağlık Bakanı’nın, İçişleri Bakanlığı bünyesinde çalışan bir polis memuru hakkında işlem yapması bu niteliktedir. Bu tür işlemlerin de “yoklukla malul” olduğu kabul edilmektedir.
38) Avrupa Birliğini kısaca anlatınız.
CEVAP : Avrupa Birliği ya da kısaca AB, yirmi sekiz üye ülkeden oluşan ve toprakları büyük ölçüde Avrupa kıtasında bulunan siyasi ve ekonomik bir örgütlenmedir. 1992 yılında, Avrupa Birliği Antlaşması olarak da bilinen Maastricht Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi sonucu, var olan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yeni görev ve sorumluluk alanları yüklenmesiyle kurulmuştur. 500 milyondan fazla nüfusuyla Avrupa Birliği, dünya ülkelerinin GSYİH’ye
de şu
Sakatlık şekilde
Halleri sıralayabiliriz:

(nominal) göre sıralanışında nominal gayrisafi yurtiçi hasılasının%30’luk bölümünü oluşturur. (16,8 trilyon ABD$)[2]
Avrupa Birliği, tüm üye ülkeleri bağlayan standart yasalar aracılığıyla, insan, eşya, hizmet ve sermaye dolaşımı özgürlüklerini kapsayan bir ortak pazar (tek pazar) geliştirmiştir.[3] Birlik içinde tarım, balıkçılık ve bölgesel kalkınma politikalarından oluşan ortak bir ticaret politikası izlenir.[4] Birliğe üye ülkelerin on dokuzu, euro adıyla anılan ortak para birimini kullanmaya başlamıştır. Avrupa Birliği, üye ülkelerini Dünya Ticaret Örgütü’nde, G8 zirvelerinde ve Birleşmiş Milletler’de temsil ederek dış politikalarında da rol oynamaktadır. Birliğin yirmi sekiz üyesinden yirmi ikisi NATO’nun da üyesidir. Schengen Antlaşması uyarınca birlik üyesi ülkeler arasında pasaport kontrolünün kaldırılmasının da arasında bulunduğu pek çok adlî konu ve içişileri düzenlemelerinde Avrupa Birliği’nin payı bulunur.[5]
Avrupa Birliği, devletlerarası ve çok uluslu bir oluşumdur. Birlik içinde kimi konularda devletlerarası anlaşma ve fikir birliği gerekir. Ancak belirli durumlarda uluslarüstü yönetim organları, üyelerin anlaşması olmaksızın da karara varabilir. Avrupa Birliği’nin bu tip haklara sahip önemli yönetim birimleri Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği Konseyi, Liderler Zirvesi, Avrupa Adalet Divanı ve Avrupa Merkez Bankası’dır. Parlamentoyu, Avrupa Birliği vatandaşları beş yılda bir oylama yöntemiyle seçerler.
Avrupa Birliği’nin temelleri 1951 yılında, altı ülkenin katılımıyla oluşturulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’na ve 1957 Roma Antlaşması’na dayanmaktadır. O dönemden bu yana, birlik yeni üyelerin katılımlarıyla boyut olarak büyümüş; var olan yetkilerine yeni görev ve sorumluluk alanları ekleyerek de gücünü arttırmıştır. Üye devletler Aralık 2007’de, birliğin bugüne dek yaptığı antlaşmalar ile yasal yapısını güncellemek ve iyileştirmek amacıyla Lizbon Antlaşması imzalanmıştır. Lizbon Antlaşması’nın onaylanma ve işleme girme sürecinin 2008 yılı içinde olması öngörülmüşse de İrlanda’da, antlaşmanın onaylanması için yapılan halk oylamasının ilk etapta olumsuz sonuçlanması kabul sürecini geciktirmiştir. Avrupa Birliği 2012 Nobel Barış Ödülü’nü almıştır.[6]
39) Müsteşar ad ve lakap nedir?
CEVAP : Müsteşar ad, kişinin belli bir çevrede veya belli bir faaliyette gerçek kimliğini gizlemek amacıyla seçip kullandığı addır. Buna, “namı müstear”, “mahlâs” veya “takma ad” da denilmektedir. Müstear ad, genellikle, sanatçılar ve yazarlar tarafından kullanılmaktadır. Lâkap da, başka adlar gibi bir kimseyi teşhise ve diğerlerinden ayırt etmeye yarar ve genel ahlâka aykırı olmamak şartıyla ad olarak kazanılabilir.
40) Taşeron nedir?
CEVAP: TAŞERON:
 Bir işin bir bölümünü , esas işi yapan kurum ya da kişiden alarak , o işi yapmaya başlayan kişi, kurum ya da firmaya taşeron adı verilir. Taşeron kavramını yasalarda “alt işveren” olarak geçmektedir.
 Taşeron iş yapan firmalarda çalışan işçilere (emekçilere) taşeron işçi denir.
41) Kişiliği sona erdiren haller nelerdir?
CEVAP: Gerçek Kişiliğin Sona Ermesi
*Ölüm : Gerçek kişiliği sona erdiren olaydır.Ölüm ile kişilik hakları sona erer fakat malvarlığı hakları mirasçılara geçer.

*Ölüm Karinesi :Bir kimse ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi bulunmamış olsa bile ölmüş sayılır. Örn ; Havada infilak edip parçalanarak düşen uçaktaki yolcular.
*Birlikte Ölüm Karinesi : Birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat edilemezse hepsi aynı anda ölmüş sayılır. Örn ; Fırtına kazası,yanma, savaş vb
*Gaiplik : Gaiplik kararı verildiği andan itibaren değil ,ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin alındığı günden başlayarak hüküm doğurur. -Ölüm tehlikesi içinde kaybolma (Örn ; avlanmakta olan avcının kaybolması) halinde dava açmak için 1 yıl geçmesi gerekir. -Kişinin kendisinden uzun zamandan beri haber alınamaması (Örn ; Çalışmak üzere yabancı ülkeye gitmiş kişiden haber alınamaması) durumunda ise dava açmak için 5 yıl geçmesi gerekmektedir.
-Gaiplik kendiliğinden yani kanundan ötürü gerçekleşmez.Mahkeme tarafından gaiplik kararı verilmesi şarttır.
42) Gerçek kişi nedir?
CEVAP Hukukta kişi terimi, haklara ve borçlara sahip olabilen, yani hakları ve borçları bulunabilen varlıkları ifade eder. Başka bir söyleyişle, hak sahibi, borç sahibi olabilen varlıklar hukuk açısından birer kişidir.
• Hukuk düzeni biri gerçek kişi, diğeri tüzel kişi olmak üzere iki türlü kişi kabul etmektedir. Gerçek kişiler sadece insanlardan ibarettir. Tüzel kişiler ise, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulmuş ve hukuk düzeninin aradığı koşullara sahip bulunan kişi toplulukları ile mal topluluklarıdır.
43) Fatih Acar kimdir?
CEVAP: Fatih Acar, 22 Mart 1966 yılında Samsun’un Ladik ilçesinde doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi memleketinde okudu. Lisansını, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümünde yaptı ve 1986da mezun oldu. Yüksek Lisansını ise Uludağ Üniversitesi Mali Hukuk Ana Bilim dalında tamamladı. Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörlüğü sınavını kazanarak 1988de İstanbul Grup Bakanlığına atandı. 2007de Sosyal Güvenlik Kurumu Bakan Yardımcılığı ve YönetimKurulu Üyeliği görevine getirilen Fatih Acar; 2008-2009 yıllarında Sosyal Güvenlik Reformunun hayata geçirilmesi ve teşkilatın kurulması sürecinde Kurum Başkan Vekilliği görevini yürüterek SGK’nın başkanı oldu. 2013 yılında görevinden alınan Fatih Acar daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşarlığı’na atandı.Pralel yapı ile ilişki iddiaları nedeni ile Nisan 2014’te müsteşarlık görevinden alındı. Fatih Acar’ın ’’Petrol Mevzuatı ve Muhasebesi’’ ve ’’A.Ş. Kar Dağıtımı ve Vergilendirme’’ konulu iki ayrı tez çalışması ile ’’Toplam Kalite Yönetimine Bakış’’, ’’Vergi ve İstihdam Politikası Açısından Kayıtdışı Ekonomi’’ konulu kitapları da bulunanmaktadır. Acar, evli ve 3 çocuk babasıdır.
44) Medeni hukukun kaynakları nelerdir?
CEVAP: Medeni Hukukun Kaynakları
Medeni Hukukun şekli kaynaklarını,”asli kaynakları” ve “tali kaynaklar” şeklinde ayrılır.

 Asli kaynaklar
hakimin medeni hukukun konusuna giren bir anlaşmazlığı çözüme bağlamak üzere ilk önce başvuracağı kaynaktır.O halde medeni hukukun asli kaynaklarını,daha doğru bir deyişle medeni hukukun yazılı kaynaklarını beş grupta toplayabiliriz.”Kanunlar”,”kanun hükmünde kararnameler”,”tüzükler”,”yönetmelikler” ve “içtihadı birleştirme kararları”.
1. Kanunlar
“Kanun,Anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından yazılı bir şekilde ve bu ade altında tespit edilmiş bulunan genel,sürekli ve soyut hukuk kurallarından ibarettir.
2. Kanun Hükmünde Kararnameler
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konularda çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.Bunlar da kanunlar gibi Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girerler.
3. Tüzükler
Tüzükler,herhangi bir kanunun uygulanmasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere Danıştay’ın incelemesinden geçirilmek suretiyle Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır ve Cumhurbaşkanı’nca imzalanarak kanunlar gibi Resmi Gazete’de yayımlanırlar.
4. Yönetmelikler
Bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak maksadıyla bunlara aykırı olmamak üzere çıkardıkları yazılı hukuk kurallarıdır.
 Tali kaynaklar
Medeni hukukun asli kaynakları yanında tali(ikincil) kaynakları da vardır.Bu kaynaklar,hakimin medeni hukukla ilgili bir anlaşmazlığı çözüme bağlarken asli kaynaklarda bu anlaşmazlığın çözüme bağlanmasını sağlayacak bir hukuk kuralı bulamaması halinde başvuracağı kaynaklardır.
1. Örf ve Adet hukuku
Örfve adet hukuku,medeni hukukun yazılı olmayan kaynağıdır.Örf ve adet hukukunu oluşturan kurallar,yetkili bir organ tarafından istenerek konulmuş olan kurallar değildir.Bunlar toplumda kendi kendilerine vücut bulurlar.
2. Hakimin yarattığı hukuk
MK.m.1 uyarınca,”Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa,hakim,örf ve adet hukukuna göre,bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.”
45) Bolluk(KİNG) paradoksu nedir?
CEVAP : Tarımsal ürünlerin talebinin inelastik olması sonucu ürünün bol olduğu yıllarda piyasa fiyatının aşırı düşmesi ve satın alınmak istenen miktarının pek artmaması nedeniyle, üretici gelirleri normal ürün yıllarında elde edilen gelirin altına düşer. Kısaca “iyi ürün kötü hasılat, kötü ürün iyi hasılat sağlar.” Düşüncesini yansıtan bu teoriye “bolluk paradoksu” denir.
46) SGK KURUM BAŞKANI KİMDİR?
CEVAP : Dr. Mehmet Selim BAĞLI Kurum Başkanı
Mehmet Selim Bağlı, 1975 yılında Şanlıurfa’da doğdu.
Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünü bitiren Bağlı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Ekonomisi bölümünde ise yüksek lisans ve doktorasını tamamladı.
1999 yılında Maliye Bakanlığı, Devlet Muhasebe Uzman Yardımcısı olarak çalışmaya başlayan Bağlı, Ocak 2000-2007 döneminde Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nda, Denetçi Yardımcısı ve Denetçi olarak görev yaptıktan sonra, 2007 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde İç Denetçi olarak çalışmaya devam etti. Bağlı, 2013 yılında ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı oldu.
47) Tam rekabet piyasası nedir, anlat?
CEVAP : Bu piyasada alıcı ve satıcı sayısı fazladır. Alıcıların ve satıcıların fazla olduğu piyasalarda arz ve talebe göre fiyat kendiliğinden oluşur. Bu piyasalara mükemmel piyasalar da denebilir. Tam rekabet piyasasında alıcılar ve satıcılar her zaman eşit sayıda olmayabilir. Alıcı ve satıcı sayısı zamanla kendiliğinden piyasa koşullarında dengesini bulacaktır. Özellikleri: Homojen ürün, giriş çıkış serbestisi, fiyatın alıcı ve satıcı için veri olması, piyasa hakkındaki tam bilgi.
48) Tacirin basiretli olması ne demektir?
CEVAP : Her tacir, tüm ticari faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek sağduyu sahibi ve ileriyi düşünmek ve işlemlerini ona göre organize etmek zorundadır. Bu cümleden olmak üzere memleketin siyasi atmosferini dahi düşünmek ithal ve ihraç yasağını takip etmek velhasıl piyasa durumunu ve ekonomik çalkantıları hesaba katmak zorundadır. Yapacağı sözleşmelerin yerine getirilip getirilmeyeceğini hesaba katıp “basiretli bir iş adamı” gibi davranıp borcun yerine getirilmesini engelleyebilecek hareketleri önceden nazara alması gerekecektir.
49) Muhasebenin temel ilkeleri nelerdir?
CEVAP : Muhasebenin temel kavramları aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.
1. Sosyal Sorumluluk Kavramı:. Muhasebe bilgileri doğru, tarafsız, adil ve kurallara uygun olmalıdır. İnsanlara yanlış bilgi verilerek insanlar yanıltılmamalıdır. Bu kavram hukuki sorumluluk ile birlikte vicdani sorumluluğu da kapsamaktadır.
2. Kişilik Kavramı: Kişilik kavramı işletme sahibinden, ortaklardan ve işletme ile ilgisi olan tüm kişi ve kuruluşlardan ayrı bir kişiliğe sahiptir.
3. İşletmenin Sürekliliği Kavramı: Sözleşmede aksi bir madde yoksa işletmenin sonsuz bir süre için kurulduğu ve ömrünün belli bir süreye bağlı olmadığı kabul edilir. İşletmenin faaliyet süresi sahiplerinin yaşam süreleri ile sınırlı değildir.
4. Dönemsellik Kavramı: İşletmenin sınırsız olarak kabul edilen ömrü belli dönemlere ayrılır ve her dönemin faaliyetleri birbirinden bağımsız olarak sürdürülür. Muhasebede bu dönem genellikle bir yıldır..
5. Parayla Ölçme Kavramı: Muhasebenin konusu para ile ifade edilen değerlerdir. Olayların kaydedilebilmesi için ortak bir ölçü (ulusal para değeri) kullanılır.
6. Maliyet Esası Kavramı: İşletmelerin faaliyet konusuna giren mal veya hizmetlerin elde edilmesi için katlandığı her türlü faktörlerin para olarak ifade edildiği toplam değere maliyet denir. Bir varlığı edinirken katlanılan parasal fedakârlıktır. İşletmenin edindiği tüm varlık ve
hizmetler muhasebeleştirilirken bunların maliyetleri esas alınır. Piyasa şartlarındaki değişim ile malın değeri de değişebilir. Para değerindeki değişmeler ile maliyet değeri anlamsız hale gelirse maliyet yeniden belirlenebilir.
7. Tarafsızlık ve Belgelendirme Kavramı: Muhasebede yapılan tüm işlemlerin belgelendirilmesi ve kayıtların belgeye dayanması gerekir. Belgeler usulüne uygun düzenlenmeli ve gerçeği yansıtmalıdır. Kişilerin beyanına göre değil, fatura, senet, makbuz gibi belgelere dayanarak kayıt yapılmalıdır.
8. Tutarlılık Kavramı: Muhasebede seçilen politika ve izlenen yöntemler her dönemde aynı şekilde uygulanmalıdır. Benzer işlem ve olaylarda kayıt düzeni ve işlem basamakları değişmemelidir. Geçerli sebepler ile değişiklik yapılırsa bu değişimin nedenleri ve sonuçları açıklanmalıdır.
9. Tam Açıklama Kavramı: Muhasebenin temel kavramlarından birisi de bilgi vermektir. Tablolar işletmenin bilgilerine ihtiyaç duyan ve öğrenmek isteyen ilgi gruplarına yardımcı olacak ölçüde yeterli ve anlaşılır olmalıdır. Örneğin borç tutarı yazılırken bunların biçimi, vadesi, ayrı şekilde belirtilmelidir.
10. İhtiyatlılık Kavramı: İşletmenin karşılaşabileceği riskler göz önüne alınarak temkinli davranılmalıdır. Örneğin, ileri bir tarihte bedeli tahsil edilmek üzere bir mal veya hizmet satılırsa hemen gelir olarak kaydedilmemeli, tahsilât yapıldıktan sonra kaydedilmelidir. Aynı şekilde bir gider veya zarar kesinleşmese bile ortaya çıktığında bunun için karşılık ayrılmalıdır.
11. Önemlilik Kavramı: İşletme bilgilerinin muhasebeleştirilmesinde önemli hesap tutarları sayısal sonuç çok küçük olsa bile gösterilmelidir. Bir bilgi verilmediğinde tablo doğru yorumlanamıyorsa o bilgi önemlidir.
12. Özün Önceliği Kavramı: Muhasebe kayıtları yapılırken şekilden çok finansal özellikleri ve işletme için ifade ettiği önem göz önüne alınmalıdır. Genelde şekil ve öz paraleldir. Ancak arada fark olursa öz önceliklidir. Örneğin bir alacak zamanında tahsil edilemediğinde öz olarak şüpheli duruma düşmüş sayılır. İşletme borçlunun ödeme yapacağından emin olsa bile alacağın şüpheli duruma düştüğüne dair kayıt yapmak zorundadır.
50) Kıdem tazminatı nedir?
CEVAP : İşçinin iş sözleşmesinin sona eriş biçimine bağlı olarak ve işçinin çalıştığı süre dikkate alınarak ücret tutarına göre işveren tarafından ödenen bir miktar paradır. Kıdem tazminatı adı altındaki ödeme hukukumuza ilk kez 1936 yılında 3008 sayılı İş Kanunu ile girmiştir. İşçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için iş kanunlarının kapsamında olması iş sözleşmelerinin belirli bir şekillerde sona ermesi ve belirli bir süre çalışmış olmak (en az bir yıl) şartlarını birlikte yerine getirmesi gereklidir. Burada esas alınan süre takvim yılı olup fiilen çalışan süre değildir. Kural bu olmakla beraber görevde geçen süreler, tutukluluk süreleri ve makulu aşan rapor süreleri çalışılmış gün kavramına dahil edilmemekte ve kıdem süresinden düşülmektedir.
51) İstisna harcı nedir?
CEVAP : Belgesiz İşlemler
Müsteşarlıkça yasalarla belirlenen işlemler ve bu işlemler sebebiyle düzenlenen kağıtlara; ihracata ilişkin olduğunun tevsiki halinde işlem yapan kuruluşlarca resen vergi, resim ve harç istisnası uygulanır.
Belgeli İşlemler
İhraç edilecek malların üretiminde kullanılacak maddelerin ithali ile yurt içi alımları ve bunlarla ilgili işlemlerde, İhracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve
faaliyetlerde vergi, resim ve harç istisnasından yararlanmak için Vergi Resim Harç İstisnası Belgesi alabilirler.
52) Hukuktaki kanun yolları nelerdir?
CEVAP : KANUN YOLLARI: Yanlış olan kararların tekrar incelenmesini ve değiştirilmesini sağlar. Kararın kanun yollarından geçmesinden sonra veya bu kanun yollarına başvurma sürelerinin geçirilmesi ile karar kesinleşir; artık onun aleyhine normal bir kanun yoluna gidilemez. Kanun yolları nihai kararlar için kabul edilmiştir. Kanun yolları 3 tanedir: 1.temyiz
2.karar düzeltme 3.yargılamanın iadesi (fevkalade kanun yolu)
53) İş kazası nedir?
CEVAP : Kaza kişinin kusuru ve iradesi dışında meydana gelen önceden görülemeyen, kaçınılması mümkün olmayan, zarar doğuran ve dıştan gelen bir etken sonucu ortaya çıkan durumdur. Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için kazayı geçiren kişinin sigortalı olması, sigortalının işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde bulunması, olayın işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmesi, kaza ile sonuç arasında uygun bir illiyet bağının bulunması, kaza sonucu bedence veya ruhça özre uğraması ve bu unsurların bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir. İş hukuku bakımından bir kazanın iş kazası sayılabilmesi için;
1. Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
2. İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,
3. Sigortalının işverence görevle başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini
yapmaksızın geçen zamanlarda,
4. Kadın sigortalının çocuğunu emzirmek için geçirdiği zamanlarda,
5. Sigortalının işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere götürülüp getirildiği
sırada meydana gelmesi gerekmektedir.
54) İşçi ve işveren nedir?
CEVAP : İşçi: İş hukukuna göre, bir iş sözleşmesine bağlı olarak işveren ad ve hesabına çalışan gerçek kişilere “işçi” denir.
İşveren: Bir iş sözleşmesine dayanarak işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişilerle tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara “işveren” denir.
55) Phillips eğrisi nedir?
CEVAP : Phillips eğrisi, bir ekonomide enflasyonla işsizlik arasında ters yönlü ilişki olduğunu anlatan bir ekonomik analizdir. Yeni Zelandalı iktisatçı A.W. Phillips tarafından İngiltere ekonomisi üzerinde yapılan bir araştırma sonucunda geliştirilmiştir. Bu ilişkiyi şöyle bir şekilde göstermek mümkündür.
56) Stagflasyon nedir?
CEVAP : Enflasyon ile ekonomik durgunluğun bir arada meydana gelmesine veya ekonomik durgunluk sırasında enflasyon görülmesine stagflasyon denir.
57) Muvazaa nedir?
CEVAP : Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kasten beyan ettikleri iradeleri ile gerçek iradeleri arasında ortaya çıkan uygunsuzluğa “muvazaa” denir. Tarafların gerçek iradelerine uymayan bir işlem yapmaları ve görünürdeki bu işlemin kendilerini bağlamayacağı konusunda anlaşmalarına “mutlak muvazaa”; tarafların gerçek iradelerine uyan işlemi görünürdeki bir işlem altında gizlenmelerine “nispi muvazaa” denir. Muvazaa durumunda, tarafların gerçek iradesine uymayan görünürdeki işlem batıldır ve hüküm ifade etmez. Buna karşılık nispi muvazaa da gizli işlem, tarafların gerçek iradelerini yansıttığı için yasanın aradığı diğer gerçeklik şartlarını sağlamış olmak kaydıyla geçerlidir. Esas itibariyle muvazaalı işlem üçüncü kişiler için de hüküm ifade etmez. Ancak iki istisna vardır:
 Muvazaa konusu olan şey, hüsnüniyetli olan üçüncü kişiye temlik edilmişse üçüncü kişinin kazanması geçerlidir.
 Yazılı bir borç kabulünü hüsnüniyetle kazanan kimseye karşı borçlu muvazaa iddiasında bulunamaz.
58) Memurlukta kaç derece vardır?
CEVAP : 15 derece vardır.
59) SGK ne zaman kurulmuştur?
CEVAP : Norm birliğinin sağlanması ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi oluşturulması amacıyla sosyal güvenlik reformu yapılması gerekli görülmüştür. Bu doğrultuda, yukarıda tarihsel süreçleri özetlenen Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ve Bağ-Kur Genel Müdürlüğünü aynı çatı altında toplayan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, 20.05.2006 tarihli ve 26173 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 sayılı Kanunla kurulmuştur. Bu reformla sigorta hak ve yükümlülüklerinin eşitlendiği, mali olarak sürdürülebilir tek bir emeklilik ve sağlık sigortası sisteminin kurulması öngörülmüştür.
60) SGK’dan önce ne vardı?
CEVAP : SSK, Emekli Sandığı ve BAĞKUR
61) Yaşlılık, malulluk ve ölüm sigortası ne fayda sağlar?
CEVAP : SSK’nın Yararları, Neden sigortalı olmalıyım?
Sigortalı olduğunuz takdirde siz ve aileniz hayatın çeşitli risklerine karşı korunursunuz. Çalışma hayatı türlü risklerle doludur. Çalışırken iş kazası geçirebilirsiniz. Meslek hastalığına tutulabilirsiniz. Siz ve aileniz hastalanabilir. Kadın iseniz siz, erkek iseniz eşinizin hamileliği de sizin giderlerinizi arttıran risklerdir. Yine işsiz kalabilirsiniz. Yine yaşlanınca çalışamaz duruma düşebilirsiniz. Malül kalabilirsiniz. Ölümünüz halinde eşiniz ve çocuklarınız geçimlerini sağlayamayabilir. İşte sosyal sigorta sizi ve ailenizi tüm bu zor durumlara karşı koruyan ve sizi bu gibi zor durumlarda destekleyen bir sistemler bütünüdür.
Sigortalı olduğunuzda; İş kazası, meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık, ölüm, işsizlik risklerine karşı siz ve aileniz sigortalanmış olursunuz.
Bu risklerden birine yahut birkaçına maruz kaldığınızda çalışamadığınız geçici ya da sürekli zaman diliminde SSK size “günlük ödenek”, “gelir” ya da “aylık” adları altında çeşitli ödemeler yapar, çalışmanıza engel olan husus, hastalık ya da kaza ise iyileşmenize yarayacak yardımları yapar, yaşlılık ya da malullük ise ömrünüzün sonuna kadar başkasına muhtaç olmayacağınız asgari yaşam düzeyini, garanti eder.
Sigortalı olmak size ne kazandırır?
Sigortalı olarak bir işyerinde çalışmakta iken iş kazasına uğramanız veya meslek hastalığına yakalanmanız halinde;
1. Sağlık yardımları yapılır,
2. Geçici iş göremezliğiniz halinde günlük ödenek verilir,
3. Sürekli iş göremezliğiniz halinde gelir bağlanır,
4. Gerekli görülmesi halinde tedaviniz için protez araç ve gereçleriniz sağlanır, takılır, yenilenir ve onarılır.
5. Yurt içinde herhangi bir yerde tedaviniz yaptırılır,
6. Yurt içinde gerekli tedaviniz sağlanamıyorsa yurt dışındaki tedavi imkanlarından yararlanırsınız,
Ayrıca hak sahiplerinize;
7. Vefat etmeniz halinde gelir bağlanır,
8. Cenaze masrafı karşılığı verilir.
Hastalandığınızda;
1. Sağlık yardımı yapılır,
2. Gerekli görüldüğünde tedaviniz için protez araç ve gereçleri sağlanır,
3. Geçici iş göremezlik halinde günlük ödenek verilir,
4. Gerekli hallerde muayane ve tedavi için yurt içinde başka bir yere gönderilirsiniz,
5. Yurt içinde tedavi sağlanamayan hallerde gerekli şartlarla yurt dışında tedavi imkanlarından yararlanırsınız.
Hastalıkları halinde eş ve çocuklarınıza;
1. Sağlık yardımı yapılır (ilaç ve iyileştirme araçları),
2. Protez araç ve gereçleri sağlanır.
Analık halinde sigortalı kadına ve sigortalı erkeğin sigortalı olmayan eşine;
1. Gebelik yardımları,
2. Doğum yardımları,
3. Emzirme yardımları yapılır,
4. Parasal gebelik ve doğum yardımları sağlanır.
Hastalıkları halinde bakmakla yükümlü bulunduğunuz anne ve babanıza sağlık yardımı yapılır.
Yaşlandığınızda sağlanan yardımlar;
1. Yaşlılık aylığı bağlanır,
2. Toptan ödeme yapılır.
Çalışamayacak şekilde malül durumuna düşerseniz; malüllük aylığı bağlanır.
Vefat ettiğinizde;
1. Eşinize, çocuklarınıza, bakmakla yükümlü olduğunuz anne ve babanıza aylık bağlanır. 2. Eşinize, çocuklarınıza, bakmakla yükümlü olduğunuz anne ve babanıza toptan ödeme yapılır.
3. Hak sahiplerinize cenaze masrafı karşılığı verilir.
İşsiz kaldığınızda;
1. İşsizlik Ödeneği Ödenir.
2. İşsizlerin işsiz kalınan süre içindeki tedavileri sağlanır.
3. İşsizin yeni iş bulmasına yardımcı olunur.
4. İşsize meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitimi verilir.
Bu Yardımları Kazanmanın Temel Şartı Nedir?
Bu yardımları kazanmanın en temel şartı sigortalı olarak çalışmaktır.
62) Denetmen ne iş yapar?
CEVAP : DENETÇİ YARDIMCISI NEDİR?
Denetim için eğitim alan ve bu faaliyetleri yürüten , denetim konusunda deneyimli , yeterli bilgiye sahip, bağımsız , tarafsız davranabilen , kişilere denetçi denir.Bir denetçi denetim yaparken , tarafsız ve ahlaki kurallara önem göstererek yapar. Bir çok işletme tarafından hoş karşılanmayan denetçiler , ülkenin önemli bir meslek mensuplarıdır. Her şeyin nizami ve kurallara uygun olması için caydırıcı cezalarla , yahut yapılan uyarılarla gerekli düzeni kurmaya ve korumaya çalışırlar. Denetçiler yani diğer adıyla yeminli mali müşavir olarak da bilinirler. Bazı iş ilanları ve sektörlerde denetçi yerine yeminli mali müşaviri de denilmektedir.
DENETÇİ YARDIMCISI NE İŞ YAPAR?
Uzman olunan konularda belgelere dayanarak inceleme, tahlil, denetim yapmak, mali tablo ve beyannamelerle ilgili hususlarda yazılı görüş vermek, rapor düzenlemek, tahkim, bilirkişilik ve benzeri işleri yapmak. Denetçilerin diğer adıyla yeminli mali müşavirler bu görevlerinin yanında tasdik işleri yaparlar.
63) SGK denetmeni ne iş yapar?
CEVAP : SGK denetmeni ne iş yapar.
1) Denetmen ve denetmen yardımcıları, sosyal güvenlik merkez müdürlüğünden intikal eden denetim gerekçeleri de dâhil, il müdürü veya görevlendireceği il müdür yardımcısı tarafından verilen yazılı emir üzerine;
a) Yapılacak inceleme, denetim ve kontrol sonucunda;
1) İşyerinin mevcut durumunun, gerektiğinde ruhsatsız yapılmış olanlar da dâhil olmak üzere özel bina inşaatlarının yapı, sınıf ve grubunun belirlenmesi için inşaatın niteliğinin ve yüzölçümünün, yarım kalan inşaatların yapılmış olan kısımlarının seviyelerinin, başlama ve bitiş tarihlerinin,
2) İşyerinin faal olup olmadığı ile işyeri tescilinde verilen bilgilerin doğruluğunun, 3) İşyerlerinde yapılan işin niteliği ile yapılan işte değişiklik olup olmadığının,
4) Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen prim borçlarına halef olma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin,
5) Sigortalıların ve sigortalı olması gerekenlerin Kuruma bildirilip bildirilmediğinin,
6) Kanunda sigortalılık başlangıç ve bitişi ilgili kurum ve kuruluşlardaki vergi mükellefiyeti, tescil ve sicil işlemlerine bağlanmış sigortalıların sigortalılık başlangıç ve bitiş tarihlerinin,
7) Sigortalıların kimlik bilgilerinin, çalışma sürelerinin, ücretlerinin ve prime esas kazançlarının,
İşten ayrıldığı bildirilen sigortalının, fiilen çalışmalarının devam edip etmediğinin tespit edilmesi ile aylık prim ve hizmet belgesi ve sigortalı hesap fişi bilgilerinin farklı olduğunun tespit edilmesi halinde, sigortalıların işten ayrılış tarihinin,
9) Sigortalıların/iştirakçilerin fiili hizmet veya itibari hizmet uygulamasından yararlandırılıp yararlandırılmayacağı hususlarının,
tespit edilmesi,
b) İşyerleri ve işverenlerin defter ve belgelerinin incelenmesi,
c) Kurumun ilgili birimlerince yapılan yazışmalar sonucu işverenlerin, aracıların, sigortalıyı devir alan işverenlerin, sigortalıların ve diğer şahıs veya kuruluşların adreslerinin tespit edilememesi halinde gerekli araştırmaların yapılması,
ç) Kurum alacağının tahsili amacıyla ilgililerin hacze kabil mal varlığının olup olmadığının araştırılması,
d) Sigortalı işe giriş tarihinde, sigortalının bildirimi ile işverenin/bildirim yükümlülüğü bulunan ilgili kurum ve kuruluşların bildirimi arasında farklılık olması halinde, farklılık nedeninin tespit edilmesi,
e) Sicilsiz tahakkuklara ilişkin bildirimlerin hak iddia eden kişiye ait olup olmadığının tespitinde denetim sonucuna göre karar verilebilme ihtimalinin bulunması halinde, ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerin neler olduğunun açıkça belirtilerek araştırılması,
f) 6/8/2003 tarihinden önce ölen sigortalının ana ve babasının geçimlerinin, sağlığında sigortalı tarafından sağlanıp sağlanmadığı hususunda gerektiğinde araştırma işleminin yapılması,
g) Sigortalılar ile Kurumdan gelir veya aylık alanların geçindirmekle yükümlü bulundukları kimselerinin olup olmadıkları ile bunların sağlık yardımlarına müstehak bulunup bulunmadıklarının araştırılması,
ğ) Sigortalı veya diğer hak sahiplerinin gelir veya aylık alma şartlarını taşıyıp taşımadıkları veya bu şartları taşımaya devam edip etmediklerinin tespitinin yapılması,
h) Ölüm ve malullükle sonuçlananlar dışındaki iş kazası ve meslek hastalığı hallerinin incelenmesi ve/veya soruşturulması ve hastalık iddiası olaylarının incelenmesi
64) SGK’nın gelirleri nelerdir?
CEVAP :
Sgk Gelir-Gider Dengesi
(Milyon Tl) 2008 2009
I-Gelirler 67.257 76.877
1- Prim gelirleri 47.871 52.881
2- Yeniden yapılandırma 6.676 1.698
3- Devlet katkısı 1.719 10.879
4- Ek ödeme 2.589 2.923
5- Faturalı ödemeler 5.019 5.908
6- Diğer gelirler 3.384 2.588
Iı-Giderler 93.159 105.580
1- Emekli aylıkları 58.885 67.408
2- Ek ödeme 2.614 2.957
3- Sağlık harcamaları 25.404 28.863 3.1- İlaç harcamaları 10.717 13.161
3.2- Tedavi harcamaları 13.953 15.129 3.2.1- Devlet hastaneleri 7.325 7.875 3.2.2- Üniversite hastaneleri 2.247 2.572 3.2.3- Özel hastaneler 4.381 4.682
4- Faturalı ödemeler 3.317 4.044
5- Diğer giderler 2.689 867
III- Açık -25.902 -28.703
IV- Bütçe transferi 35.016 52.600
1- Açık için 25.689 29.369
2- Devlet katkısı 1.719 10.879
3- Faturalı ödemeler için 5.019 2.923
4- Ek ödeme için 2.589 5.908
65) Verginin toplum üzerindeki etkisini açıklayınız?
CEVAP : Verginin gelir etkisi: geliri azalan mükellefin eski yaşam standardını koruyabilmek daha çok çalışmasını ifade eder.
Verginin ikame etkisi: geliri azalan mükellefin çalışma saatleriyle boş zamanını ikame etmesini ifade eder yani daha az çalışmaya başlar.. ayrıca laffer eğrisinde optimum vergi düzeyine ulaşıldıktan sonra vergi hasılatının azalma nedeni vergini ikame etkisidir.
66) Kaçıncı dereden işe başlayacaksınız?
CEVAP : 7/2
67) Vergi istisnası ve vergi muafiyeti nedir?
CEVAP : Vergi istisnası: Vergi kanunlarına göre esasen vergilendirilmesi gereken bazı vergi konularının kanunun açık hükmüne göre vergi dışı bırakılmasıdır.
Vergi Muafiyeti: Vergi kanunlarına göre kendilerine vergi borcu terettüb eden belli kişi ve kişi gruplarının açıkça vergi mükellefiyeti dışında bırakılmasına vergi muafiyeti denir.
68) Konversiyonu tanımla?
CEVAP : Ekonomik şartların el vermemesi nedeniyle var olan yüksek faizli kamu borçlarının düşük faizli borçlarla değiştirilmesi işlemine denir.
69) Vergi nasıl konulur?
CEVAP : Vergi: Devletin kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla gerçek ve tüzel kişilerden, cebren ve karşılıksız olarak ödeme gücü oranında aldığı parasal değerdir. Vergi kanunla konulur.
70) Borçlunun temerrüdü ne demektir?
CEVAP : Henüz ifası mümkün olan muaccel bir borcun borçlu tarafından gereken zamanda yerine getirilmemesine borçlunun temerrüdü denir. Borçlunun mütemerrid olabilmesi için borcun muaccel olması, alacaklı tarafından borçluya bir ihtarda bulunulması ve hakim tarafından belirlenen bir mehil verilmesi gerekir. Ancak borcun muaccel hale gelmesine rağmen borçlu ifadan kaçınmak hususunda bir defi hakkına sahipse bu hakkını ileri sürerek temerrüde düşmekten kurtulur. Temerrüde düşen borçlu gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür. Burada ki gecikme tazminatı alacaklının borcun geç ifa edilmesinden dolayı uğradığı zarara karşılamak amacı taşımaktadır. Burada tazmin edilecek zarar bir tür müsbet zarardır. Para borçlarında temerrüd olması halinde ise gecikme tazminatını karşılamak ve tazminatın alt sınırını oluşturmak temerrüd faizle ödemesi öngörülmüştür. Borçlu temerrüde düşmede kusuru bulunmasa dahi para borcu için temerrüd faizi ödemek zorundadır. Diğer taraftan alacaklının bir zararı bulunduğunu da kanıtlaması gerekmez. Temerrüde düşenin satıcı olması halinde alıcının temerrüde düşmüş bulunan satıcıya karşı kullanabileceği seçimlik hakları vardır. Bunlar:
1. Gecikme tazminatı ile gecikmiş ifayı talep etme
2. Sözleşmeden dönme ve menfi zararların tazminini talep etme
3. İfadan vazgeçerek müspet zararın tazminini talep etmek

71) İcaba davet nedir?
CEVAP : Sözleşmenin esaslı noktalarını içermeyen ve karşı tarafta kabul edildiğinde sözleşmeyi kurabilecek olgunlukta olmayan beyanlara icaba davet denir. İcaba davette davetçi, son sözü söyleme hakkını kendinde saklı tutarak başkalarının kendisine icapta bulunmasını tahrik ve teşvik etmeyi amaçlamaktadır. İcaba davette bağlanma iradesi yoktur. İcaba davete, tanıtım ve reklam filmleri, bedel konmaksızın mal teşhir edilmesi örnek verilebilir.
72) Asya Hun Devletinin merkezi neresidir?
CEVAP : Asya Hun Devleti ya da diğer adıyla Büyük Hun Devleti tarihte bilinen ilk Türk devletidir. MÖ 220 yılında Teoman tarafından kurulan devletin merkezi ise Ötüken şehriydi.
73) Hicri Takvim ile Miladi Takvim arasındaki zaman farkı nedir?
CEVAP : Hicri Takvim AY yılını, Miladi Takvim GÜNES yılını esas alır. Bu yüzden ikisi arasında 11 gün fark vardır.
Hicri takvim 1 yılı 354 ya da 355 gün olan ve 12 kameri aydan oluşan bir takvimdir.
Miladi takvim 365 gün 6 saatlik zamanı “1 yıl” olarak kabul eden takvimdir.
Baslangıç tarihleri farklıdır. Hicri Takvimde baslangıç tarihi Hazreti Muhammedin Mekkeden Medineye hicret ettiği tarih olan 622 yılıdır. Miladi Takvimde ise baslangıç Hz. İsanın doğum tarihi 0 yılıdır.
74) Konvertilibite nedir?
CEVAP : Konvertibilite, bir ülke parasının, döviz piyasalarında başka bir ülke parası veya altın, gümüş gibi değerli metallerle serbestçe değiştirilebilmesi ve uluslararası ticari işlemlerde değişim aracı olarak kullanılabilmesidir. Bir başka deyişle konvertibilite, milli paranın, diğer paralara veya altına hiçbir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın çevrilebilmesidir.Bu tür paralara da konvertibl döviz adı verilir. Konvertibl paralar, milletlerarası ödeme aracı niteliğini taşırlar.
Merkez Bankası tanımına göre Konvertibilite: Bir ülke parasının, döviz piyasalarında başka bir ülke parası ile serbestçe değiştirilebilmesi ve uluslararası ticari işlemlerde değişim aracı olarak kullanılabilmesidir.
75) Türk Lirası konvertibil midir?
CEVAP : 1989 yılında konvertibl oldu.
76) SGK Denetmen Yardımcılarının en önemli görevleri nelerdir?
CEVAP: Denetmen ve denetmen yardımcılarının görevleri
(1) Denetmen ve denetmen yardımcıları, sosyal güvenlik merkez müdürlüğünden intikal eden denetim gerekçeleri de dâhil, il müdürü veya görevlendireceği il müdür yardımcısı tarafından verilen yazılı emir üzerine;
a) Yapılacak inceleme, denetim ve kontrol sonucunda;
1) İşyerinin mevcut durumunun, gerektiğinde ruhsatsız yapılmış olanlar da dâhil olmak üzere özel bina inşaatlarının yapı, sınıf ve grubunun belirlenmesi için inşaatın niteliğinin ve yüzölçümünün, yarım kalan inşaatların yapılmış olan kısımlarının seviyelerinin, başlama ve bitiş tarihlerinin,
2) İşyerinin faal olup olmadığı ile işyeri tescilinde verilen bilgilerin doğruluğunun,
3) İşyerlerinde yapılan işin niteliği ile yapılan işte değişiklik olup olmadığının,
4) Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen prim borçlarına halef olma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin,
5) Sigortalıların ve sigortalı olması gerekenlerin Kuruma bildirilip bildirilmediğinin,
6) Kanunda sigortalılık başlangıç ve bitişi ilgili kurum ve kuruluşlardaki vergi mükellefiyeti, tescil ve sicil işlemlerine bağlanmış sigortalıların sigortalılık başlangıç ve bitiş tarihlerinin,
7) Sigortalıların kimlik bilgilerinin, çalışma sürelerinin, ücretlerinin ve prime esas kazançlarının,
8) İşten ayrıldığı bildirilen sigortalının, fiilen çalışmalarının devam edip etmediğinin tespit edilmesi ile aylık prim ve hizmet belgesi ve sigortalı hesap fişi bilgilerinin farklı olduğunun tespit edilmesi halinde, sigortalıların işten ayrılış tarihinin,
9) Sigortalıların/iştirakçilerin fiili hizmet veya itibari hizmet uygulamasından yararlandırılıp yararlandırılmayacağı hususlarının, tespit edilmesi,
b) İşyerleri ve işverenlerin defter ve belgelerinin incelenmesi,
c) Kurumun ilgili birimlerince yapılan yazışmalar sonucu işverenlerin, aracıların, sigortalıyı devir alan işverenlerin, sigortalıların ve diğer şahıs veya kuruluşların adreslerinin tespit edilememesi halinde gerekli araştırmaların yapılması,
ç) Kurum alacağının tahsili amacıyla ilgililerin hacze kabil mal varlığının olup olmadığının araştırılması,
d) Sigortalı işe giriş tarihinde, sigortalının bildirimi ile işverenin/bildirim yükümlülüğü bulunan ilgili kurum ve kuruluşların bildirimi arasında farklılık olması halinde, farklılık nedeninin tespit edilmesi,
e) Sicilsiz tahakkuklara ilişkin bildirimlerin hak iddia eden kişiye ait olup olmadığının tespitinde denetim sonucuna göre karar verilebilme ihtimalinin bulunması halinde, ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerin neler olduğunun açıkça belirtilerek araştırılması,
f) 6/8/2003 tarihinden önce ölen sigortalının ana ve babasının geçimlerinin, sağlığında sigortalı tarafından sağlanıp sağlanmadığı hususunda gerektiğinde araştırma işleminin yapılması,
g) Sigortalılar ile Kurumdan gelir veya aylık alanların geçindirmekle yükümlü bulundukları kimselerinin olup olmadıkları ile bunların sağlık yardımlarına müstehak bulunup bulunmadıklarının araştırılması,
ğ) Sigortalı veya diğer hak sahiplerinin gelir veya aylık alma şartlarını taşıyıp taşımadıkları veya bu şartları taşımaya devam edip etmediklerinin tespitinin yapılması,
h) Ölüm ve malullükle sonuçlananlar dışındaki iş kazası ve meslek hastalığı hallerinin incelenmesi ve/veya soruşturulması ve hastalık iddiası olaylarının incelenmesi,
ı) İl müdürü tarafından denetimi uygun görülen eczane, hastane, tıbbi malzeme ve tedavi edici ürünler temin eden işyerleri, optisyenlik gibi müesseseler gibi sağlık hizmet sunucularının, sigortalıların sosyal güvenlik mevzuatı kapsamındaki iş ve işlemlerinin mevzuata, Kurumla yapılan sözleşme ve protokollere uygunluğu konusunda inceleme, tespit, denetim ve tarama yapılması,
i) Sağlık hizmet sunucularının vermiş olduğu sağlık hizmetlerinin, sosyal güvenlik mevzuatına ilişkin ödeme belgeleri ile eklerinin, ilgili mevzuat ve Kurum ile sağlık hizmet sunucuları arasında akdedilen sözleşme hükümleri çerçevesinde düzenlenip düzenlenmediğinin kontrol edilmesi ve incelenmesi,
j) Sağlık hizmet sunucularının denetiminde, denetim konusu ile ilgili olarak her türlü bilgi, belge ve kayıtların ibrazının istenmesi, bunların incelenmesi, gerektiğinde tasdikli örnek ve fotokopilerinin alınması,
k) Sağlık hizmet sunucularının denetimi sonucunda tutanak veya rapor düzenlenmesi,
l) Sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasıyla ilgili olarak işverenlere, sigortalılara ve diğer üçüncü kişilere hakları ve ödevleri konusunda bilgilendirme yapılması,
m) İl müdürü veya görevlendireceği il müdür yardımcısı tarafından verilecek benzeri inceleme, araştırma, tespit, denetim ve tarama yapılması,
görevlerini ve bu hususlarda ilgililerin beyanlarını alarak tutanağa kaydedilmesi işlemlerini yürütür.
(2) Birinci fıkranın (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde belirtilen işler en geç onbeş gün içinde sonuçlandırılır.
Denetmen ve denetmen yardımcılarının yetkileri
(1) Denetmen ve denetmen yardımcıları, Kanunun uygulanması bakımından 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununda belirtilen denetim ve kontrol yetkisini haizdir.
(2) İşyerlerinde yapılan fiili tespitlerde çalıştıkları belirlendiği halde, işyeri kayıt ve belgelerinde bu çalışmalara yer verilmeyen veya prime esas kazançlarının Kuruma bildirilmediği anlaşılan veya eksik bildirildiği tespit edilen sigortalıların geriye yönelik prime esas gün sayılarının veya prime esas kazançlarının, en fazla tespitin yapıldığı tarihten geriye yönelik bir yıllık süreye ilişkin kısmı dikkate alınır.
(3) Denetmen ve denetmen yardımcılarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve buna benzer işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılır. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.
(4) Denetmen ve denetmen yardımcıları, görevlerini yaptıkları sırada, Kurumca verilen kimlik belgelerini göstermek suretiyle;
a) Görevlerinin yürütülmesi sırasında işyerine serbestçe girmek,
b) İşverenler, aracılar, sigortalıyı geçici olarak devir alan işverenler, sigortalılar, işle ilgili gerçek kişiler ile tüzel kişilerin ve tüzel kişiliği olmayanların temsilcilerini ve konuyla ilgili bulunan kimseleri; işyerinde ya da işyeri dışında dinlemek, sorular sormak, bunlardan gerekli bilgileri istemek ve ifadelerini almak, gerekli defter, belge ve delilleri toplamak,
c) Yapılan denetim sırasında ilgililerin kimliklerini istemek ve kimlik bilgilerini tutanağa kaydetmek,
ç) Görevlerinin yapılmasında zorluk çıkarılması halinde güvenlik kuvvetleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticilerinden kendilerine her türlü kolaylığın sağlanmasını ve yardımcı olunmasını istemek,
d) 24 üncü maddede belirtilen tespitleri yapmak üzere, aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince belirlenen işverenlerin işyeri kayıtlarını incelemek,
e) Görevlerinin ifası için gerekli çalışma ortamının sağlanmasını istemek,
f) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından, vergi dairelerinden, belediyelerden, özel idarelerden, ilgili diğer kurum ve kuruluşlardan, muhtarlıklardan gerekli bilgi ve belgeleri istemek, yetkisine sahiptirler.
(5) Denetmen ve denetmen yardımcılarınca, 4857 sayılı İş Kanununun 69 uncu maddesi gereğince gece çalışılan işyerlerinde sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasına ilişkin tespit, denetim ve tarama yapılabilir.
(6) Denetmen ve denetmen yardımcılarının, Kanunun uygulanmasından doğan inceleme, araştırma ve denetim görevlerini yerine getirmeleri sırasında işverenler, sigortalılar, işyeri sahipleri ve bu işle ilgili diğer kişiler, görevlerinin yapılmasına engel olamazlar; engel olanlar hakkında eylemleri başka suç oluştursa dahi, asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezası uygulanır. Ayrıca, görevlerini engellemek amacıyla cebir veya tehdit kullanan işveren, sigortalı, işyeri sahipleri ve bu işle ilgili diğer kişiler daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir
suç teşkil etmediği taktirde 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 265 inci maddesinin birinci fıkrasına göre cezalandırılır. Bu suçu işleyenler hakkında ayrıca asgari ücretin on katı tutarında idari para cezası uygulanır.
(7) Denetmen ve denetmen yardımcıları, sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasına ilişkin konularda il müdürü veya görevlendireceği il müdür yardımcısının yazılı emri üzerine kamu kurum ve kuruluşlarının denetim ve kontrolle görevli memurları ile ortak çalışma yapabilirler. (8) Denetmen ve denetmen yardımcıları tarafından, işyeri defter, kayıt ve belgelerin istenilmesi halinde işverence onbeş gün içinde ibraz edilmesi zorunludur. Ayrıca, yapılacak tebligat üzerine defter ve belgeler, incelemeyi yapacak ilgili denetmen veya denetmen yardımcısının tebligatta gösterdiği adrese getirilir. İşveren, aracı ya da sigortalıyı devir alan işveren tarafından defter ve belgelerin işyerinde ya da belge ile kanıtlanması kaydıyla işletme merkezinde, işletme merkezi bulunmuyorsa kanuni ikametgâhında incelenmesi yazılı olarak istenir veya bu istek bir tutanak ile tespit edilir ve ilgili denetmen veya denetmen yardımcısı tarafından da incelemeye elverişli bulunursa inceleme orada yapılır.
77) Konsolidasyon nedir?
CEV AP:
Özellikle uluslar arası borç işlemlerinde borçlu ülkenin,vadesi gelen bir borcun daha uzun süreli bir vadeye uzatılması işlemine konsolidasyon denir.Kısaca vadesi kısa vadeli devlet borçlarının vadelerini uzatmak suretiyle uzun süreli borç şekline dönüştürülmesidir.
78) Anonim şirket özellikleri nelerdir?
CEVAP: 1. Anonim şirketlerin tanımı: Sermaye şirketi olmanın tüm özelliklerini taşıyan, büyük hedefleri gerçekleştirmek için kurulan, her türlü ekonomik faaliyette bulunabilen kurullarla çoğunluk esasına göre yönetilen, menkul kıymet (hisse senedi, tahvil vb.) çıkartabilen şirketlerdir. Bir unvana sahip, esas sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan ve borçlarından dolayı yalnız mal varlığı ile ortaklarının sorumluluğu, taahhüt etmiş oldukları sermaye payı ile sınırlı bulunan şirkettir. (Türk Ticaret Kanunu 269. madde)
(Yeni TTK 329) maddesinde anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız mal varlığıyla sorumlu bulunan şirket olarak tanımlanmıştır. Pay sahipleri, sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur.
.
2. Anonim şirketlerin özellikleri: – Anonim şirketler kanunen yasak edilmeyen her türlü iktisadi ve ticari konuların gerçekleşmesi amacıyla kurulabilir. Ana sözleşmede şirket konusunun açıkça gösterilmesi zorunludur.
– Anonim şirketlerde, tüzel kişinin tacir olmasının bir sonucu olarak, bir ticaret unvanı altında kurulmak ve bu ticaret unvanını ticaret sicilinde tescil ettirmek zorundadır. – Anonim şirket sermaye şirketi olduğundan, ticaret unvanı iş konusu ile ilgili olmalıdır. “Anonim şirket” ibaresinin açık veya kısaltılmış “AŞ” olarak yazılması gerekir.
– Anonim şirketlerin kuruluş işlemleri Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmektedir. Mevcut TTK’na göre bir anonim şirketin kurulması için şirkette pay sahibi en az beş kurucunun bulunması şart iken, yeni TTK ile anonim şirket kurulması için bir veya daha fazla kurucunun var olması yeterlidir (Yeni TTK Md.338). Böylelikle yeni TTK ile tek kişinin anonim şirket kurabilmesine olanak sağlanmıştır.
– Yeni TTK’na göre, esas sermaye 50.000 TL’sından ve kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş bulunan halka açık olmayan anonim şirketlerde başlangıç sermayesi 100.000 TL’sından aşağı olamaz (Yeni TTK Md. 332).

– Anonim şirketlerde hisse devri kolaydır. Menkul kıymet olarak el değiştirir. Kuruluş sırasında ayni (mal, eşya) olarak konan sermaye karşılığında alınan hisse senetleri iki yıl geçmedikçe satılamaz. – Anonim şirketler, kurumlar vergisi mükellefidir. Verginin muhatabı şirkettir. – Hisse senedi ve tahvil çıkarma hakkı sadece anonim şirketlere verilmiştir. – Anonim şirketler tüzel kişiliğe sahiptir. Tüzel kişilik ticaret siciline tescille gerçekleşir. – Anonim şirketin, borçlarına karşı sorumluluğu mal varlığı ile sınırlıdır. Ortakların sorumluluğu ise taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlıdır. – Sermaye, her biri 1 Kr’luk paylara ve katlarına bölünür. – Anonim şirket, sermayesi paylara bölünerek hisse senetleri ile temsil edilebilir. Şirket sermayesinin tamamı ödenmedikçe hamiline yazılı hisse senedi çıkarılamaz.
79) Laffer Eğrisi neyi gösterir?
CEVAP:.Laffer Curve) Vergi oranları ile devletin tahsil edeceği toplam vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi gösteren eğri. Bireyler, ister işçi, ister tasarrufçu ya da yatırımcı olsunlar, vergi oranlarında yapılacak değişmelere tepkide bulunurlar.. Konu, özellikle 1980 lerde ArzYara Ekonomisinin tartışıldığı sıralarda gündeme gelmiştir. Buna göre, vergi oranlarındaki artışlar, belirli bir “yüksek düzeye” ulaştıktan sonra bireyler, çalışmalarını azaltacaklar ve daha fazla vergi kaçırmanın yollarını araştırmaya başlayacaklardır. Başka bir deyişle, belirli bir noktadan sonra vergi oram artışları devletin elde edeceği vergi gelirlerinin azalması ile sonuçlanacaktır.
80) 5510 sayılı kanunun adı ve 5502 kanunun adı?
CEVAP: 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu
81) Kayıt Dışı İstihdam Nedir ve Nasıl Önlenir?
CEVAP: Kayıt dışı istihdam, sosyal güvenlik açısından “niteliği itibariyle yasal işlerde çalışarak istihdama katılan kişilerin, çalışmalarının gün veya ücret olarak ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına hiç bildirilmemesi ya da eksik bildirilmesi” olarak tanımlanabilir. 3 türlü
kayıt


– Sigorta primine esas kazanç tutarlarının eksik bildirilmesidir.
Bütün ekonomilerce kayıt dışı istihdamı önlemek için çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır. Kayıt dışı istihdamın önlenebilmesi için genel anlamda bazı önemli tedbirler alınmakta olup, bu tedbirler aşağıda sıralanmıştır:
– Vergi indirimleri yapılması,
– Kamu kuruluşları arasında gerekli eşgüdümün sağlanarak işbirliğinin artırılması,
– Kamu kuruluşları ile sosyal taraflar arasında işbirliği yapılması,
– Davranış ve tutum değişikliğine yol açabilecek etkin ve verimli bir denetim sisteminin geliştirilmesi,
– Kayıtlı işgücü piyasasına girişlerin teşvik edilmesi,
– Kayıt dışı istihdamın olumsuzluklarının kamuoyuna basın ve yayın kuruluşları aracılığı ile çeşitli panel ve konferanslarla anlatılması,
– Okullarda kayıt dışı istihdamın zararlarının anlatılması,
Çalışanların Çalışma
Sosyal gün
sayılarının
eksik
dışı
çalışma
Güvenlik Kurumuna
söz
hiç
konusudur: bildirilmemesi, bildirilmesi,
– İşverenlerle sosyal diyaloglar geliştirilerek kayıtlı istihdama yönelmeleri için ikna edilmeleri,
– Kayıt dışı istihdamın çalışana kaybettirdikleri konusunda çalışanlara bilinçlendirme faaliyetleri yapılması,
– Merkezi yönetim, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının tam bir işbirliği içinde çalışmalarının sağlanması,
– Kayıt dışı çalışanları kayıt dışı çalışmaktan alıkoyacak sloganlar kullanılması,
– Kayıt dışı işçi çalıştıran işverenlerin belirli bir süre kamu ihalelerine alınmaması,
olarak sıralanabilir.
82) Muvazaalı boşanmaların kurumumuzla ilgisi nedir?
CEVAP : 5510 Sayılı Kanun’da yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının, her birine ölen sigortalının aylığının %25’inin bağlanacağı hükme bağlanmıştır. Bu şekilde devlet zor durumda kalan ve ihtiyacı olan kız çocuklarının veya dul kadınların mağduriyetine bir nebze azaltmayı amaçlamıştır.
Hal böyle iken iyi niyetli olmayan kişilerce yasanın hükmünden istifade edilme olasılığına karşında “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıklarının kesileceği ve bu kişilere ödenmiş olan tutarların, 5510 sayılı Kanun’un yersiz ödemelerin geri alınması hükümlerine” göre tekrar alınacağı belirtilmiştir.
.
Öncelikle evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlar baba veya annelerinden kalan maaşları alabilmek için aile mahkemesine başvurarak evliliklerini sonlandırmaktadırlar. Evliliğini resmi olarak sonlandıran kız çocuğu Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurup ölen kişiden hak sahibi olduğu gerekçesi ile payına düşen aylığı talep etmektedir. Söz konusu taleple ilgili olarak durumun Kurum olarak incelenmesi için talep Sosyal Güvenlik Denetmenlerine intikal ettirilmekte ve Kurum Denetmenlerince kişi ile ilgili inceleme başlatılmaktadır.
83) Sosyal Güvenliği kısaca tanımlayınız?
CEVAP : Sosyal güvenlik; gelirleri ne olursa olsun, kişilere belirli sosyal riskler (iş kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık, malullük, yaşlılık, ölüm, işsizlik) karşısında gelir ve sağlık güvencesi sağlama görevini yerine getiren uygulamalar topluluğudur.
Bu çerçevede, sosyal güvenlik hem aktif çalışma dönemi, hem de sonrası için bir hayat garantisidir.
84) İptal davasını açıklayın?
CEVAP : İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalardır.
85) Memur olmanın genel şartları nelerdir?
CEVAP : Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır. A) Genel şartlar:
1. Türk Vatandaşı olmak,
2. Bu Kanunun 40 ncı maddesindeki yaş şartlarını taşımak,
3. Bu Kanunun 41 nci maddesindeki öğrenim şartlarını taşımak,
4. Kamu haklarından mahrum bulunmamak,
5. (Değişik: 10/1/1991-3697/1 md.) Taksirli suçlar ve aşağıda sayılan suçlar dışında tecil edilmiş hükümler hariç olmak üzere,ağır hapis veyahut 6 aydan fazla hapis veyahut affa uğramış olsalar bile Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından dolayı hükümlü bulunmamak.
6. Askerlik durumu itibariyle;
a) Askerlikle ilgisi bulunmamak,
b) Askerlik çağına gelmemiş bulunmak,
c) Askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olmak,
7. 53 üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydı ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek vücut veya akıl hastalığı veya vücut sakatlığı ile özürlü bulunmamak.
B) Özel şartlar:
1. Hizmet göreceği sınıf için 36 ve 41 nci maddelerde belirtilen öğretim ve eğitim kurumlarının birinden diploma almış olmak,
2. Kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak.
82) Mali tevzin nedir?
CEVAP : Kamu hizmetlerinin ve kamu gelirlerinin devletin merkezi ve yerel yönetimleri arasında yeniden dağıtılması ve bölüştürülmesine mali tevzin denir.
86) Semerkant nerededir?
CEVAP : Semerkand, Özbekistan Cumhuriyeti’nin üç büyük şehrinden biridir. Nufusu 362.300’dir (1999). Bu tarihi şehir 2700 senelik geçmişe sahiptir. Özbekistan’da Semerkand idârî biriminin merkezi olan şehir. Nüfûsu 600.000 civârındadır. Orta Asya’nın en daha önceki şehirlerinden biridir. M.Ö. 4. yüzyılda Sogdiane’nin başşehriydi ve Marahanda ismiyle hatıralıyordu. Târihinin ilk dönemlerinden îtibâren değişik medeniyetlerin hâkimiyetinde kaldı. Sırasıyla Büyük İskender, Orta Asya Türkleri, Araplar, İran Açık sarıları ve çeşitli Türk boylarının idâresi altında bulundu. 1220’de Harezmşah idâresi altındayken Moğol Hükümdârı Cengiz Han tarafından yıkıldı. Moğol istilâsına karşı verilen mücâdelelerin hemen peşinden 1365’te Tîmûr Hanın kurduğu imparatorluğun başşehri oldu. Bibi Hanım Câmii ve külliyesi gibi pekçok değerli yapıt yaptıran Tîmûr Han şehri Orta Asya’nın en önemli ekonomik ve kültürel merkezi hâline getirdi. 1500’de Özbekler tarafından fethedilen ve Buhara Hanlığına bağlanan şehir 18. yüzyıla doğru değerini kaybetmeye başladı. 1887’de Rus Çarlığına bağlı bir şehir merkezi oldu. Rus Çarlığı döneminde bir demiryolu kavşağı vaziyetine geldi. 1924’ten 1930’a kadar Sovyet Sosyalist Cumhûriyetinin başşehriydi. 1930’da Semerkand idârî biriminin merkezi oldu.
87) Horasan nerededir?
CEVAP : Günümüzde Horasan topraklarından olan Merv, Nesa ve Serahs Türkmenistan’da; Belh ve Herat mıntıkası Afganistan’da; geri kalan daha büyük kısmı da İran sınırları içindedir. İran’da Horasan bölgesi Meşhed şehrine bağlıdır ve onun toprakları içinde yer alır. Horasan, “İran’ın kuzey doğusunda bulunan geniş bir coğrafi bölge” olarak da tarif edilebilir.
88) Vergi ile ilgili terimlerin bazıları?
CEVAP : Vergi Maliyeti: Bir vergi uygulaması dolayısıyla katlanılması gereken açık ve gizli maliyet unsurları. Açık maliyet gelir örgütünün merkez ve taşra kuruluşlarının faaliyetlerini sürdükleri binaların yapımı, alım, kiralama, tüm personel giderleri, demirbaşlar, vs gizli maliyet ise mükellefin vergi dolayısı ile yaptığı harcamalardır.
Vergi Harcaması: tannan vergi indirimleri, imtiyazlar ve önecelikler nedeniyle toplanamıyan geliri ifade etmektedir.
Vergi Erozyonu: Vergi hasılatının aşınması olarak kullanılan vergi erezyonu iki nedeni vardır. Vergiharcamarının artması ve vergi kaçınması ile kaçakçılığın artmasıdır.
Vergi Kapasitesi: ülke düzeyinde, tüm mükelleflerin vergi ödeme güçlerinin toplamına vergi kapasitesi denir.
Vergi gayreti: Bir ülkede bulunduğu tahmin edilen vergi kapasitesi ile fiili vergi hasılatı arasındaki oransal ilişkiye vergi gayreti denir. Bu vergi idaresinin etkinliği ile yakından ilgilidir.
Mali Anestezi: Mali yükümlülüklerin muhatapları tarafından farkına varılmadan yerine getirilmesini ifade eder. Özellikle dolaylı vergilerin fiyat içeresinde gizlenmiş olmaları nedeniyle verginin önleyicisi tarfından açıkça hissedilmemesi en iyi örneği oluşturur
Vergi Görevi: vergiye kartşı toplumsal olrak tekpi şiklinde yükümlülükleri yerine getirmeme davranışıdır.
Olivera tanzi etkisi: gelir vergisi uygulamasında vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği yıl yerine gelecek yıl tahsil ediliyor olmasından dolayı, enflasyonist ortamda reel olarak devlet gelirlerinin düşmesine denir.
Verginin karar veya beyan etkisi: vergi mükelleflerin satın alma güçlerini etkilediği gibi, aynı zamanda bireyin tüketim tasarruf ve yatırım kararlarınıda etkilemektedir. Uygulanan bir vergi nedeniyle kişilerin kararlarının etkilenmesinde verginin karar veya beyan etkisi denir.
Verginin amortismanı: taşınır veya taşınmaz malların sermaye değeri; veya geliri üzerine konulan vergiler, belli koşullar altında bir tür geriye yansıma olayı meydana getirerek, sermaye değerinin düşmesine neden olurlar, buna verginin amortismanı denir. Bu olay ile vergi konus malın değerinin azalması ile sonuçlanır.
Verginin kaptilazsyonu: Bir dayanıklı malın sermaye değeri yada geliri üzerinden alınnan verginin kaldırılması ile sermaye değerinin yükselmesidir.
Tevzii ( Dağıtma ) Vergileri: Elde edilmek istenen vergi hasılatının global tutar olrak önceden saptanması, sonrada bu tutarın mükellefler arasından bölüştürülmesidir.
Laffer eğrisi : vergi hasılatını vergi oranı ile ilişkilendirmekte vergi oranlarıın yükselmesi ile başlangıçta artan vegi ve vergi oranlarının yükselmeleri ile başlanğıçta artan vergi hasılatının belli bir sınırdan sonra azalacağını iddia eden teori
Mali Tevzin : geniş anlamıyla hem hizmetlerin hemde gelirlerin farklı idare kademeliri arasında bölüştürülmesidir.
Mali sürükleme (Fiscal druğ- Vergi çengeli- mali fren: Ekonominin gelişme döneminde kişilerin gelirleri artar, bu artan gelirler ya tüketime yada tasarrufa dönüşecektir. Eğer bu gelirler tüketime dönüşebilecekse ki genişleme döneminde ekonominin enflasyonist bir döneme girişini sağlayan bir dönemdir. Vergi sistemlerinin artan bir döneme girişini sağlayan bir dönemdir. Vergi sistemlerinin artan oranlı bir tarifiye sahip olması halinde, gelirlerin büyük bir bölümü en yüksek vergi oranı ile vergilendirileceğinden, kişiler tüketime ayırmak isteyecekleri gelirlerin büyük bir kısmını devlete aktarmış olacaklardır. Bu durumda ekonomide talep sıkıntısı çekeceğinden ekonomi duraklama dönemine girecektir. Ayrıca mali sürüklenme otomatik stabilizatörlük görevide görmektedir.
Decot Sistemi( Vergide indirim): indirim uygulanmaksızın matraha vergi oranı tetbik edelir. Bulanan vergiden en az geçim indirimi indirilir. Buna decot sistemi denir.
Muafiyet subjektiflik: vergi yükümlülüğü verginin mükellefidir. Subjektif vergi yükümlülüğünün kaldırılması muafiyettir. Muafiyet vergi yükümlüsü olması geretigi halde kanun konuycunun ekonomik ve sosyal nedenlerle bazı kişi veya kişi gruplarını vergi yükümlüsü olmasından çıkarmasıdır, örnek olarak diplomat ve esnaf muaflığını gösterebiliriz.
İstisna : objektif vergi yükümlüğü verginin konusunu tanımlamaktadır. İstisna vergi konusunun sınırlanmasıdır. Bu itibarla istisana verginin konusnua girdiği halde kanun koyucunun bazı nedenlerden dolyı verginin konusundan çıkarılmasıdır. Örnek ihracatın KDV den istisna olmasıdır.
89) Vergi arbitrajı nedir?
CEVAP : Vergi mükelleflerinin, farklı vergi türlerinden oran ve külfetçe daha kolay ve az olanını tercih ederek bu durumdan yararlanmalarına vergi arbitrajı denir. Örneğin makinası için vergi ödemek istemeyen işyeri sahibi bu makinesini bir başka işyerine satıp daha sonra leasing yoluyla kiralayarak; bu makinaya sahip olmanın getireceği vergi mükellefiyetinden kurtulabilir. Yahut mükellefler ayrı ayrı vergilendirildiklerinden iki mükellefin ödedikleri vergi ortak mükellefiyete ödedikleri vergiden yüksek ise, doğal olarak ortak mükellefiyeti tercih ederek daha az vergi ödeyecekler.
90) Lorenz eğrisini açıklayınız?
CEVAP :
Lorenz Eğrisi, toplumdaki gelir dağılımı adaletini gösterir. Toplumun yüzde kaçı, milli gelirden hangi oranda pay alıyor sorusunun cevabını verir. Gini katsayısı ise bunun formülüze edilmiş halidir.
Yatay eksende hane halkı yüzdesi, dikey eksende toplam gelirden alınan pay oranı olmak üzere;
Köşegen mavi doğru mutlak eşitlik doğrusudur. Tüm halkın gelirden eşit oranda pay aldığını gösterir. Kırmızı renkli Lorenz Eğrisi ise gelir dağılımı adaletsiliğini gösterir. Lorenz sağ alt köşeye yaklaştıkça gelir dağılımı bozulmaktadır.
Gini Katsayısı: Gelir eşitsizliğinin sayıyla tanımlanmasını sağlayarak karşılaştırma yapma imkanı sunar. 0-1 arası değer alır. 1’e yaklaşması eşitsizliğin arttığını, 0’a yaklaşması azaldığını gösterir.
G = A / A+B
91) Homo economicus nedir?
CEVAP : Her zaman maksimum faydayı amaçlayan, karını maksimumda tutmayı düşünen ve kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyen insan olarak açıklanabilir. Homo Economicus felsefesine baktığımız zaman klasik ve neo klasik iktisadın görüşlerinin ürünü olduğunu anlayabiliyoruz.
92) Keyneste tam istihdam dengesi ve enflasyon kavramını açıkla?
CEVAP : Keynesyen ekonomi, mikro sorunlardan çok, makro değişkenler üzerinde durmuştur. “Toplam talep” kavramına büyük ağırlık vermiştir. Toplam talep, özel kişilerin tüketim malları talebi ve firmaların yatırım malları talebinden oluşur.
Keynes ekonomisinde tam istihdam özel bir durum olarak ele alınmıştır. Tam istihdam, ancak toplam taleple toplam arzın tam istihdam düzeyinde eşit olması durumunda gerçekleşir. Ancak ekonomi genellikle eksik istihdamda dengededir.
Keynes, eksik istihdam ve düşük kapasite üretimini önlemenin en uygun yolunun, devletin ekonomiye müdahalesi olduğunu savunmuştur. Bu müdahale, toplam talebi ya doğrudan doğruya (maliye politikası gibi), ya da dolaylı (para politikası gibi) bir şekilde etkileyen önlemlerle gerçekleştirilecektir.
Keynes’e göre, bireylerin tüketim düzeyini belirleyen en önemli etmen, bireylerin gelir düzeyidir.
Keynes’in Genel Kuramı şöyle ifade edilebilir: Milli gelirin denge düzeyi ve denge faiz oranı, aynı zamanda o şekilde oluşur ki, tüketicilerin tasarruf etmek istedikleri miktar, girişimcilerin yatırmak istediği miktara eşit olur, halkın servetini para şeklinde tutmak istediği miktar ekonomide var olan para miktarına eşit olur. Bu denge durumu, bir tam istihdam durumu olmayabilir. Devlet, tam istihdamı sağlamak üzere ekonomiye müdahale etmelidir. Bu konuda para politikası (yani para arzının artırılması) fazla etkin olmadığı için, maliye politikası tercih edilir.
Keynes’e göre, ekonomik istikrarsızlıklar, toplam talep ve toplam arz arasındaki uyumsuzluklardan doğar. Toplam talebin toplam arzı aşması halinde enflasyon, aksi halde deflasyon ortaya çıkar.
-Mal piyasası dengesi: Mal piyasası dengesi için ekonomideki tasarrufların (S) yatırımlara (I) eşit
Keynes’e göre, para piyasasında dengeyi sağlayan mekanizma, faiz oranındaki değişmelerdir. Fiyatlar genel düzeyi ise, toplam talep ve toplam arz tarafından belirlenir.
.
Keynes ekonomisi nedir? (Ekonomi)
(Keynesian Economics) John Maynard Keynes ve O’nun izleyicileri tarafından geliştirilen İktisat Teorisi. Ondan önce geçerli olan sistem Klasik ekol idi.
Klasiklere göre, milli gelir istihdam düzeyine, bu da reel ücretlere bağlı idi. Fiyatlar genel düzeyi ise para miktarı tarafından belirleniyordu (Bkz. Miktar Teorisi) Ekonomide toplam arz toplam talep dengesi, faiz oranı tarafından sağlanacaktı. Klasikler, ekonomiyi sürekli olarak Tam İstihdam durumunda kabul etmişlerdi. Keynes ilk defa ekonominin eksik çalışma düzeyinde de dengeye gelebileceğini göstermiştir. Keynes Modeline göre, milli gelir ve istihdam düzeyini belirleyen temel faktör, toplam harcamalar veya Efektif Taleptir. Efektif talep tüketim harcamaları ile yatırım harcamaları toplamından oluşur. Eğer ekonomide toplam harcamalar (efektif talep) tam kapasite üretimini karşılamaya yeterli değilse, talep yetersizliği sorunu başgösterecek, dolayısıyla üretim kısılacak ve işsizlik artacaktır. Milli gelir dengesi, toplam talebin toplam arza (toplam üretim) eşitlendiği noktada sağlanır. Bu eşitlik tam kapasite üretim düzeyinde gerçekleşmişse ekonomi tam çalışma durumundadır, diğer bir deyişle ekonomide ne bir işsizlik, ne de bir enflasyon durumu vardır.
Aksine, söz konusu denge tam çalışma üretiminin altında sağlanmışsa ekonomide bir işsizlik, üzerinde sağlanmışsa da enflasyonist baskılar vardır. Toplam talep, tüketim ile yatırım harcamalarının toplamından oluştuğuna göre, ekonomik istikrarın sağlanması açısından bu harcamaları belirleyen faktörlerin bilinmesi gerekir. Tüketim harcamaları bireylerin harcama eğilimlerine bağlıdır. Bu da harcanabilir gelirin bir fonksiyonudur. Gelirin tüketilmeyen kısmını tasarruflar oluşturduğundan o da gelirin bir fonksiyonu olmalıdır. Eğer tasarruflardaki

bir artış, yatırım artışına dönüşmezse toplam talep düşecek, dolayısıyla da işsizlik artacaktır. Ancak tasarruf ve yatırımlar her zaman (ex-ante olarak) birbirine eşit olmayabilir.
Yatırım, sermayenin marjinal verimliliğine ve iş adamlarının gelecek hakkmdaki tahminlerine bağlıdır. Faiz oram da Klasiklerin kabul ettikleri gibi, tasarruf arz ve talebini eşitleyen bir faktör olmayıp likidite tercihiyle ilişkilidir. O bakımdan dönem başında planlanan tasarruflar planlanan yatırımlara eşit olmayabilir. Hatta, tasarruf düzeyi çoğunlukla yatınm düzeyinin üzerinde gerçekleşir. Bu da işsizlik ve duraklama demektir. Ekonomide, uzun – süreli işsizlik durumundan ilk kez söz eden, Keynes olmuştur. Klasik İktisatçılar, say Kanunu ile “Her arz kendi talebini yaratır.” diyerek ekonomide genel bir işsizliği kabul etmiyorlardı. Çünkü Klasikler, gelirin tasarruf edilen payının faiz oranındaki değişmeler yoluyla yatırıma gideceğini, dolayısıyla ekonomide bir talep yetersizliği sorununun doğmayacağını savunuyorlardı.
Keynes’e göre talep yetersizliğinden kaynaklanan işsizliği gidermek için toplam harcamalar artırılmalı (açık bütçe politikası), aşırı talep veya enflasyon durumunda ise toplam harcamalar kısılmalıdır (bütçe fazlası) Keynes Teorisi, Makro – ekonomik teorinin temelini oluşturmuştur. Bununla birlikte, 1973 Dünya Petrol Buhranı sonucunda ortaya çıkan Enflasyon ve işsizlik durumları (Bkz. Stagflasyon), Keynes Teorisine olan güveni önemli derecede sarsmıştır. Keynes Teorisi, esasta işsizliğin, daha çok talep yetersizliğinden kaynaklandığı gelişmiş ülkelere has bir teori durumundadır. Oysa az gelişmiş ülkelerde sermaye yetersizliğinden kaynaklanan yapısal işsizlik daha önemli bir sorundur. Keynes az gelişmiş ekonomilerin sorunlarıyla ilgilenmiş değildir.
Keynes ekonomisi, Klasik Ekole göre radikal değişiklikler getirmesine karşın (özellikle ücret rijiditesi, yatırımların faiz oranına duyarlı olmaması ve para talebinin sınırsız olduğu minimum ücret haddi gibi konularda) denge konusu ile aşırı şekilde ilgilenmesi ve Klasik Ekolün birçok sınırlamalarını taşıması bakımından eleştirilere konu olmuştur.
93) Klasiklere göre tam istihdam nedir?
CEVAP : Klasik Makro Ekonomi Modeli ve Denge
Klasik ekonomistler, ekonomik sorunların en etkin çözümü için piyasa ekonomisi görüşünü getirmişlerdir. Piyasa ekonomisi kurallarına uyulduğu takdirde, ekonomik sorunların kendiliğinden ve eldeki olanaklar çerçevesinde en etkin biçimde çözümleneceğini savunmuşlar ve devleti sınırlı bir alanda faaliyetlerini sürdüren ve Ekonomiye müdahale etmeyen bir birim olarak tanımlamışlardır.
Klasik ekonomistler, ekonominin tam rekabet koşulları altında otomatik olarak tam istihdam düzeyinde dengeye geleceğini savunmuşlardır.
Klasik modelin temelinde ekonomik birimlerin akılcı (rasyonel) oldukları varsayımı vardır. Tüketiciler faydalarını, üreticiler ise karlarını maksimum kılmaya çalışır.
Klasik ekonomistler, devletin ekonomiye müdahale etmemesi gerektiğini savunurlar. Çünkü klasiklere göre, ekonomi sürekli tam istihdamda bulunacak ve fiyatlar genel düzeyi, sürekli belli bir düzeyde karar kılacaktır. Tam istihdama ulaşmak, enflasyon ve deflasyon gibi aşırı fiyat hareketlerinden kurtulmak için devletin ekonomiye karışmasına gerek yoktur. Ekonomideki “görünmez el kendiliğinden tam istihdamı ve fiyat istikrarını sağlar.
Klasik ekonomi kuramının temel varsayımları şunlardır;
– Ekonomide tam rekabet koşulları geçerlidir.
– Ücret, faiz oranı ve mal fiyatları esnektir.
– Her arz, kendi talebini yaratır. (Say Yasası)
– Ekonomide para yalnızca işlem amacıyla talep edilir, para yansızdır. Para arzı yalnızca mutlak fiyat düzeyini etkiler, nispi (göreli) fiyatları ve reel ekonomiyi etkilemez.

94) Uluslar arası kredi değerlendirme kuruluşları nelerdir ve verdikleri puanlar ne işe yarar?
CEVAP : Üç adet kredi derecelendirme kuruluşu oluşturmaktadır. Bunlar Amerikan Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tesis edilen NRSRO bünyesinde (2) yer alan ve ’üç büyükler’ olarak adlandırılan Moody’s, Standart & Poor’s (S&P) ve Fitch Ratings’dir.
Derecelendirme Kuruluşlarının İşlevi
Genel bir tanım gereği kredi derecelendirme kuruluşu bağımsız olarak çalışan, borçlunun kredibilitesini; borcunu zamanında ve düzenli geri ödeme kapasitesini ölçmeye yarayan, profesyoneller tarafından oluşturulmuş standart ve ’tarafsız’ görüş belirten şirkettir
Kredi derecelendirme; genelde talep doğrultusunda ve belirli bir ücret karşılığında şirketlerin ve borç aracının riskini ölçen bir notlandırma ile şirketin ve borç aracının para ve sermaye piyasalarındaki rolünü ve etkisini değerlendirmede kullanılır. Ayrıca bir şirketin veya ülkenin isteği dışında da yatırımcı yararı için kredi derecelendirmesi yapılabilmektedir.
Kredi derecelendirme kuruluşlarının şirketlere, borç araçlarına ve ülkelere verdikleri notlar, yatırımcılar için paralarını yönlendirecekleri şirket ve ülkeyi seçmelerini belirlemelerine yardımcı olmaktadır. Ayrıca borçlanmak isteyen şirket ve ülkeler için de faiz miktarını belirleyerek, borç maliyetini oluşturmaktadır. Ayrıca sosyal sorumluluğu olan bazı kurumların (emeklilik fonları gibi) yatırım yapabilecekleri araç veya ülkelerin kredi derecelendirmesi yapılmış ve yüksek not almış olması gerekmektedir. Bu tip kurumların veya firmaların değerlendirecekleri tek şey ise derecelendirme kuruluşlarının değerlendirme notlarıdır. Notlandırmada ’spekülatif’ veya ’çöp’ seviyesindeki şirket, borç aracı veya ülkelere olan yatırımların oldukça az, borçlanma maliyetinin yüksek veya yatırım yapmanın aşırı riskli olması beklenir.
95) İyiniyet ve Hakkın kötüye kullanılması nedir?
CEVAP : İyiniyetin Tanımı
İyiniyet ilkesini düzenleyen MK. m.3’te,
“Kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır.
Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.”
biçiminde bir düzenleme yer almaktadır. Bu maddede sözü edilen iyiniyet, “BİR HUKUKİ SONUCUN DOĞMASINA ENGEL OLAN BİR DURUMUN VARLIĞINI BİLMEME VE BİLMESİ DE GEREKMEME” şeklinde tanımlanabilir..
Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK) ’nun “Dürüst Davranma” alt başlıklı 2. maddesinde “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” ilkesine yer verilmiş, devamında da “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” kuralı getirilmiştir.
Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nun 2/I hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Medeni Kanununa göre dürüstlük kuralları verir.
96) İdarenin yargısal denetimi nasıl yapılır?
CEVAP : İdarenin Yargısal Denetimi
Sosyal yaşamda kişinin hak ve özgürlüklerinin yalnız kişiler arasında, birbirlerine karşı korunması yeterli değildir. Bireyin idarenin hukuka aykırı davranışlarına karşı da korunması gerekmektedir. Anayasa bunu sağlamak için 125. madde de idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine açık olduğunu düzenlemiştir. Dolayısıyla idarenin faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygunluğunun yargı denetimine tabi tutulması gerekir.
Yani yargı denetimi hukuk devleti ilkesinin bir başka özelliğidir. Bu ilke ile idarenin hukuka bağlılığı etkili bir biçimde sağlanmış ve idare edilenler, idarenin keyfi ve kanunsuz davranışlarına karşı korunmuş olur. Yargısal denetim ile idarenin, işlem ve eylemlerinden haksızlığa uğrayan kişi, yetkili yargı merciine başvurarak, idari işlemin bozulmasını, kendisine yapılan haksızlığın giderilmesini isteyebilir.
Anayasaya göre idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. İdari yargı mercileri YERİNDELİK DENETİMİ YAPAMAZ.
Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. (2010 Anayasa Değişikliği)
97) Anayasanın üstünlüğü neyi ifade eder?
CEVAP : Anayasa bir hukuk sistemi içindeki en “üstün” yasadır.
1982 Anayasası’nın 11. maddesine göre: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. / Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” Buna göre, “anayasanın üstünlüğü”, en başta yasaların Anayasa’ya aykırı olmaması gerektiğini ifade eder. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Anayasa’ya uygun yasalar yapmak zorundadır. Dünyada bir çok anayasal sistemde, yasaların Anayasa’ya uygun olup olmadığı yargı organı tarafından denetlenir. Bizim anayasal sistemimizde bu görev Anayasa Mahkemesi’ne verilmiştir. Anayasa Mahkemesi Anayasa’ya aykırı yasaları iptal ederek “anayasanın üstünlüğü” ilkesinin hayata geçirir.
Yasama organı gibi, yürütme organı da Anayasa ile bağlıdır. İdari yargı, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetlerken aynı zamanda idarenin Anayasa’ya uygun hareket etmesini sağlar.
Yargı organı açısından da hukuk sistemindeki en üstün yasa Anayasa’dır. Yargıçlar, önlerine gelen davalarda yasaları uygularken, uyuşmazlıkları çözerken veya “Türk Milleti” adına cezalandırma yetkisini kullanırken hep Anayasa’nın çizdiği çerçeve içinde hareket eder. Devlet organları dışında tün özel ve tüzel kişiler de “anayasanın üstünlüğü” ilkesine saygı göstermek zorundadır.
Bütün bunların ötesinde Anayasa’nın üstünlüğü, Anayasa’nın yasalardan daha zor değiştirileceği anlamına da gelir. Örneğin, anayasaların bazı maddelerinin değiştirilmesi yasaklanabilir, Anayasa’da değişiklik yapılması için yasama organında yasaları değiştirmek
için aranan çoğunluktan daha fazla bir çoğunluk aranabilir veya anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesi için halkoylamasına sunulması şartı konabilir. Bütün bu yöntemler değiştirilme açısından da anayasaların hukuk sistemindeki diğer kurallardan üstün olmasını sağlar.
98) Verginin ilkeleri nelerdir?
CEVAP : Verginin Tanımı: Vergi, kamu hizmetlerini karşılamak amacıyla, kişilerden ve kuruluşlardan kanun yoluyla toplanan paralardır. Vergi, devlet ve diğer kamu kuruluşlarının, kamu hizmetlerinin finansmanını karşılamak üzere kişilerden zorla aldıkları paralardır. Vergi anayasamızda yer alan ve herkesin ödeme gücüne göre ödemekle yükümlü olduğu bir görevdir.
Verginin İlkeleri:
1. Vergide Adalet İlkesi:
Vergi adaletinin sağlanmasında kişilerin asgari geçim sınırlarının vergi dışında tutulması, bu sınırın üzerinin vergilendirilmesi esastır. Ayrıca, Kişilerin şahsi ve ailevi özelikleri, dikkatten kaçırılmamalı, vergi kaçakçılığı dikkatle takip edilmeli ve çifte vergi önlenmelidir.
2. Vergide Kesinlik İlkesi: Verginin konusu, oranları, ödeme yeri ve zamanı ve ödeme şekli vergi kanunlarında açık ve net bir şekilde belirtilmektedir. Bu konuda herhangi bir belirsizlik ya da değişik anlaşılmalara sebep olacak ifadeler yer almamaktadır. Mükelleflerin vergilerini kanunda belirtilen şekilde ve yerde ödemeleri ve bu konuda herhangi bir şüphe duymamaları gerekmektedir.
3. Vergide Ekonomiklik İlkesi: Vergi uygulama ve toplama maliyeti, elde edilen vergi hasılatına göre yüksek bir seviyede olmamalıdır. Mükellefin cebinden çıkan para ile devlet hazine giren para arasındaki fark çok küçük olmalıdır. Vergiden beklenen hasılatın belirli bir dönem içinde elde edilmiş olması ve elde edilirken en az masrafla yani harcamaların asgari seviyede tutularak tahsil edilmesini öngörmektedir. Burada önemli olan hem vergi tahsilatının vergi süresi içerisinde yapılabilmesi hem de vergi maliyetinin en düşük seviyede tutulabilmesidir.
4. Vergide Uygunluk İlkesi: Vergi mükellefler için en uygun ve doğru bir zamanda, en uygun biçimde alınmalıdır. Vergi toplumun yapısına uyumlu olarak, ekonomiyi zorlamadan elde edilen bir gelir olmalıdır.
5. Verginin Yasallığı İlkesi: Vergileme ilkelerinin oluşumunda, Anayasa’nın sadece doğrudan vergi ile ilgili hükümlerinin değil, tümünün dikkate alınması gerekir. Anayasa’nın ceza hukukuna ilişkin suç ve cezaların yasallığı, suç ve cezaların önceden belli olması vb. gibi ilkeler, vergi ceza hukukunun temel ilkeleri olmak durumundadır. Hukuk devleti ilkesinin hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleri aynı zamanda vergi hukukunun da ilkeleri olmak durumundadır. Özel girişim özgürlüğü ve sözleşme özgürlünün asıl olması, vergileme ilkeleri içerisinde, bu özgürlükleri kullanılamaz hale getirmeme şeklinde belirmelidir.
99) Haksız fiil nedir, sonuçları nelerdir?
CEVAP : HAKSIZ FİİLLERDEN DOĞAN BORÇLAR
Haksız Eylem: Başkalarına zarar veren hukuka aykırı davranışa haksız eylem, bundan doğan sorumluluğa haksız eylem sorumluluğu denir. Örneğin bir kişinin diğerini yaralaması, hırsızlık yapması, trafik kurallarını ihlal etmek, piknik sonrası orman yangını vb.
Haksız eylemler, o eylemi işleyeni meydana gelen zararı ödeme borcu altına sokar, böylece haksız eylemi işleyen ile zararı gören arasında bir borç ilişkisi doğurur. Haksız eylemler de borcu doğuran kaynaklardandır.
Haksız fiiller borcun kaynaklarındandır ve bu borç ilişkisinden doğan edim, tazminattır. Maddi tazminat aynî tazminat ve nakdî tazminat şeklinde olur. Tazminatın miktarını ve şeklini bizzat hâkim belirler. Zararı ispat etmek davacıya düşer.
Kusursuz Sorumluluk: Haksız fiillerin özel unsurlarından bir taneside kusurdur. Kural olarak haksız eylemin sonuçlarından sorumlu tutulanlar, o eylemi işleyenlerdir. Ancak kanun bazı durumlarda haksız eylemi işleyen ile birlikte başka bir kimsenin de sorumlu tutulabileceğini kabul etmiştir.
Borçlar Kanununa göre istihdam edenler, çalıştırdıkları kimselerin başkalarına verdikleri zararı ödemekle yükümlü tutulurlar. İstihdam eden kimsenin, zarardan sorumlu olduğu ölçüde zararı veren şahsa rücu hakkı vardır. İşin ifasında başkasını çalıştırmak hizmet sözleşmesine dayanır. Örneğin, A bir inşaat yaptırmaktadır. İşçilerden biri dikkatsizlikle tuğlayı elinden düşürmüş, caddeden geçen B’nin yaralanmasına neden olmuştur. Bu takdirde B, A’ya karşı dava açarak hizmetinde çalıştırdığı kimsenin haksız fiilinden doğan zararını ödetecektir. Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borçlar: Günlük yaşam sırasında türlü nedenlerle başkalarından mal veya para alınabilir. Böylece kişinin kendi ekonomik varlığı artar. Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın malvarlığının çoğalması (zenginleşmesi) demektir. Sebepsiz zenginleşme nedeni ile bir davanın açılabilmesi için, bir iade borcunun doğması için dört unsurun bulunması gerekir.
Sebepsiz zenginleşmede geri verme, fakirleşen tarafın zenginleşen tarafa karşı açacağı bir davayla sağlanır, bu davaya sebepsiz zenginleşme davası denir. Bu dava zarar görenin verdiğini geri istemeye hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten başlayarak on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
100) Ciro türleri ve fonksiyonları nelerdir?
CEVAP : Cironun Türleri Konusu
Ciro çeşitli ölçütlere göre sınıflandırılabilir. Biz, özellikle önem taşıyan iki ölçüt çerçevesinde ciro türlerini ele alacağız. Yapılış şekli açısından tam/beyaz ciro olmak üzere iki türlü, yapılış amacı açısından ise, temlik/tahsil/rehin cirosu olmak üzere üç türlü ciro vardır:
Yapılış Şekli Açısından
Ciro şerhinde, kime ciro yapıldığı gösterilmiş ise tam ciro vardır. Örneğin : “Cemil Can’a ödeyiniz. İmza (Lami Kaya)” gibi. Cironun normal şekli budur. Beyaz ciro ise, ciro yapılan kişinin belirtilmediği cirodur. Ya yalnızca imzayı veya imza ile birlikte devir ibaresini içerir (TTK m.683/2). Böylece senet, hamiline yazılı imiş gibi tedavül eder fakat hamiline senet haline gelmiş olmaz. “Hamiline” ciro da beyaz ciro sayılır (m. 682/3). Beyaz ciroya örnek : “ ödeyiniz. İmza (Lami Kaya)”.
TTK m.686/1 uyarınca, bir beyaz ciroyu bir başka ciro takip ederse beyaz cironun, son ciroyu imzalayan kimseye yapıldığı var sayılır. Böylece silsile kanunen düzgün sayılmış olmaktadır. Bir kişi senedi beyaz ciro yoluyla devraldıktan sonra başkasına devretmek isterse, çeşitli devir olanaklarından yararlanabilir (Bkz. m. 684/2). A, B’ye olan borcunu nakit ödeme yerine, elinde bulunan adına düzenlenmiş bononun arkasını imzalayarak teslim etmiştir. Bonoyu gören B’nin arkadaşı, ciroda B’nin isminin yazılı olmaması nedeniyle senedin geçerli olarak devredilmediğini, B’nin alacağını tahsil edemeyeceğini ileri sürmektedir. Sizce haklı mıdır?
Yapılış Amacı Açısından

Yapılış amacı açısından üç tür ciro vardır:
Temlik Cirosu
Senedin ve senetteki alacağın devri amacıyla yapılan cirodur. Şekil açısından tam veya beyaz ciro şeklinde olabilir. Şayet bir ciro, tahsil ya da rehin amacıyla yapıldığına dair bir açıklık içermiyor ise, temlik cirosu sayılır.
Tahsil Cirosu
Tahsil cirosu, senetten doğan bütün hakları devretmek için değil, ciro edilen kimseye senet bedelini tahsil ve buna bağlı işlemleri yapma yetkisini vermek için yapılır. Bu tür ciroda, ciro eden senedin mülkiyetini muhafaza etmekte, ciro edilen ise, senet bedelinin tahsili konusunda cirantanın temsilcisi sıfatını kazanmaktadır. Bu itibarla ciro edilen poliçeden doğan hakları kendi adına değil, ciranta adına kullanır. Tahsil cirosunun temlik veya teminat işlevi yoktur; yalnızca teşhis işlevi vardır.
Tahsil cirosu ile poliçeyi devralan hamil, senedi ancak tekrar bir tahsil cirosu ile devredebilir. Temlik veya rehin cirosu yapamaz. Tahsil cirosu ancak tam ciro seklinde yapılabilir ve ayrıca ciroda “tahsil içindir”, “vekâleten”, “tevkil içindir” gibi, tahsil cirosu olduğunu gösterir bir ibare yer almalıdır (m. 688/1). Böyle belirtilerek yapılan ciroya “açık tahsil cirosu” denilmektedir. “Örtülü tahsil cirosu” yapılması da mümkündür.
Tahsil cirosunda, ciro edilen hamil, cirantanın temsilcisi durumunda olduğundan, ancak cirantaya karşı ileri sürülebilecek defiler, hamile karşı da ileri sürülebilir (m. 688/2). Buna karşılık hamilin şahsına karşı ileri sürülebilecek kişisel defiler ileri sürülemez. Tahsil cirosu ile verilen yetki, cirantanın ölümü ya da fiil ehliyetini kaybetmesi ile sona ermez.(m. 688/3).
Rehin Cirosu
Rehin cirosu, poliçeye bağlanmış olan hakkı, ciro edilen kişiye rehnetmek amacıyla yapılır. Rehin cirosu ile senedi devir alan kişi, feri olmakla beraber senet üzerinde ayni bir hak kazanmıştır. Rehin cirosu ancak bir tam ciro seklinde yapılabilir. Ayrıca ciroda “bedeli rehindir”, “teminat içindir” gibi rehnin varlığını gösteren bir ibarenin bulunması gerekir (Açık rehin cirosu). Örtülü rehin cirosu da yapılabilir.
Rehin cirosu ile poliçeyi devralan kişi, poliçeyi ancak tahsil cirosu ile devredebilir (m. 689/1). Rehin cirosunda poliçeyi devralan senetten doğan hakları kendi adına kullanır. Bu nedenle, cirantaya karşı ileri sürülebilecek şahsi defiler kendisine karşı ileri sürülemez (m. 689/2). Fakat borçlu, rehinle temin edilen asıl alacağa ilişkin defileri ileri sürebilir; çünkü rehin feri nitelikte olduğundan, asıl borç geçersiz ise rehin de geçersiz olacaktır.
101) Yeni belediye kanunu ile ilgili bilgi veriniz?
CEVAP : Yeni belediye kanunu ile belediye yönetiminde önemli değişiklikler yapılmıştır. En başta belediyelerin görev alanları genişletilmiş, belediye meclisi ve encümen ile ilgili göze çarpıcı yeniliklere gidilmiş, meclisin işlevselliği arttırılarak encümenin yürütme görevi ön
plana çıkarılmıştır. Stratejik plan, norm kadro, acil eylem planı gibi yenilikler uygulamaya konulmuştur.
1- Belediyenin Görev Alanları Genişletilmiştir
2- Yerindelik (Subsidiarity) İlkesi Getirilmiştir
3- Malî Özerklik Getirilmiştir
.
4- Belediye Meclisiyle İlgili Değişikliler
a- Yakın akrabalar bir mecliste birleşebilir
b- İstifa kendiliğinden sonuç doğurur
.
c- Meclis toplantıları her ay yapılacaktır
d- Meclisin fesih nedenleri sınırlandırılmıştır
.
e- Meclis üyelerine huzur hakkı getirilmiştir
5- Encümenle İlgili Değişlilikler
6- Belediye Başkanıyla İlgili Değişiklikler
Belediye başkanı ayrı bir bölümde düzenlenmiştir.
5393 sayılı kanunla belediye başkanın yetkileri daha geniş belirlenmiştir. 7- Stratejik Plan Yapılması Zorunluluğu Getirilmiştir
8- Belediyeler Kurumlarla Doğrudan Yazışabilir
.
9-Belediyelerin Borçlanmaları Değişmiştir
.
10- Belediye Teşkilatında Değişiklikler Yapılmıştır
a- Norm kadro uygulamasına geçiş yapılmıştır
b- Acil durum planlaması yapma zorunluluğu getirilmiştir
102) Faturanın tanımı ve özellikleri nelerdir?
CEVAP : 1. Fatura tanımı: Fatura nedir? satılan mal ve yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı tutarı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tacir tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.
-Kullanılacak faturalar notere tasdik ettirilmiş veya antlaşmalı matbaalara bastırılmak suretiyle temin edilir. Fatura düzenlemek zorunda olanlar, müşterinin adı ve soyadı ile bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasının doğruluğundan sorumludur. – Fatura düzenleyenin istemesi halinde müşteri, kimliğini ve vergi dairesi hesap numarasını gösterir belgeyi ibraz etmek zorundadır. Ancak nihai tüketiciye satılan mallar veya yapılan işler için düzenlenecek faturalarda, müşterinin belge ibrazı ve fatura düzenleyenin sorumluluğu söz konusu olmayacaktır. – Faturanın baş tarafında iş sahibinin veya namına, imzaya yetkili olanların imzası bulunur.
103) Satın almanın maliyeti nasıl hesaplanır?
CEVAP : Malın iktisap edilmesi sırasında faturada yazılı değeri, hammadde ambara gelinceye kadar yapılan giderlerin (nakliye, sigorta, gümrük, vergi vb eklenmesiyle bulunan maliyetlerdir.Malın satın alınması sırasında ortaya çıkan maliyetler olduğu için alış maliyetleri olarak da ifade edilmektedir.
104) Emeklilik yaşları kaçtır?
CEVAP : SGK’dan emekli olabilmeniz için aşağıdaki 3 şartında yerine gelmesi gerekir
 1.Tamamlamanız gereken sigortalılık süresi (Hizmet Yılı)
 Tamamlamanız gereken yaş
 Tamamlamanız gereken prim
Erkek : 60 Bayan : 58
105) Pozitif ayrımcılık nedir?
CEVAP : toplumsal yaşamda iş, meslek edinme, yönetme gibi alanlarda kadınlara, çocuklara ayrıcalık tanıma, onlara toplumun öteki kişileriyle eşit bir duruma gelebilmelerinin yollarını açma.
106) Sosyal Güvenlik Reformu nedir?
CEVAP : Ülkemizde işçiler, kendi adına bağımsız çalışanlar, devlet memurları , banka çalışanları, ticaret odası çalışanlarının sosyal güvenlik hakları farklı Kanunlarla farklı kurumlar tarafından sağlanmakta ve uygulamada kesimler arasında farklılıklar, eşitsizlikler, karışıklıklar oluşmakta; ayrıca hiçbir sosyal güvencesi olmayan küçümsenemeyecek sayıda insan da bütün haklardan mahrum kalmakta, özellikle sağlık hizmetinden faydalanamamakta, sadece bir kısmı yeşilkart uygulamasından yararlanmaktaydılar.
Sosyal Güvenlik Reformu bütün bu problemleri ortadan kaldırmak, sosyal güvenlik kuruluşlarını tek çatı altında toplamak, Genel Sağlık Sigortası uygulaması ile doğumdan ölüme kadar herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanmasını sağlamak, bütçede kara delik haline gelen sosyal güvenlik açıklarını asgariye indirerek ortadan kaldırmak amacını taşıyordu.
Reformu üç kanuni düzenleme oluşturmaktaydı. Bunlar;
-Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu
-Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
-Sosyal Yardımlar ve Primsiz Ödemeler Kanunu’nun dan oluşmaktaydı.
Bunlardan ilki olan ve sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplayan 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu 20.05.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi ve böylece süreç başladı, devamında da SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı tarihe karışarak tek çatı sağlanmış oldu.
107) SGK ‘nın rengi nedir?
CEVAP : MAVİ
108) Fiyat istikrarı nedir?
CEVAP : Fiyat istikrarı,genel bir tanım çerçevesinde, insanların yatırım, tüketim ve tasarrufa yönelik kararlarında dikkate almaya gerek duymadıkları ölçüde düşük bir enflasyon oranını ifade eder.
109) BM’nin yapısını anlat?
CEVAP : Birleşmiş Milletler Örgütü ya da kısaca Birleşmiş Milletler (BM), 24 Ekim 1945’te kurulmuş dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için kurulan uluslararası bir örgüttür. Birleşmiş Milletler kendini “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş küresel bir kuruluş” olarak tanımlamaktadır. Uluslararası İlişkilerde, kuvvet kullanılmasını ilk olarak evrensel düzeyde yasaklayan ilk antlaşma Birleşmiş Milletler Antlaşması’dır.
Örgütün, kurulduğu yıllarda 51 olan üye sayısı şu an itibariyle üyeliği kaldırılan Vatikan ve değiştirilen Çin Halk Cumhuriyeti son katılan üye Güney Sudan dahil 193’e ulaşmıştır. Örgütün yönetimi New York’ta bulunan genel merkezinden yürütülür ve üye ülkelerle her yıl düzenli olarak yapılan toplantılar yine bu genel merkezde gerçekleştirilir.
Örgüt yapısal olarak idari bölümlere ayrılmıştır; Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Yönetim Konseyi, Genel Sekreterlik ve Uluslararası Adalet Divanı. Örgütün en göz önündeki mercii Genel Sekreterdir.
Birleşmiş Milletler fikri ilk olarak, II. Dünya Savaşı’nın bitiminde savaşın galibi ülkeler tarafından, ülkeler arasındaki anlaşmazlığı ortadan kaldırarak ileride meydana gelebilecek ve kendi güvenliklerini tehdit edebilecek bir savaşın önüne geçebilmek amacıyla ortaya atılmıştır. Örgüt yapısının halen bu amacı koruduğunu BM Güvenlik Konseyi’nin varlığı ve çalışmalarıyla ortaya koymustur. Güvenlik Konseyi on beş ülkeden oluşmakta olup, bu üyelerden beşi daimi üye statüsündedir ve mutlak veto yetkisine sahiptir. Bu ülkeler ABD, Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Birleşik Krallık ve Fransa’dır. Güvenlik Konseyinin karar alabilmesi için 9/15 oranı gerekli olup, daimi üyelerden herhangi birisinin aksi yönde oy kullanmaması gereklidir. BM içtihatlarına göre Güvenlik Konseyi karar alırken veto yetkisine sahip üyelerden biri veya birkaçının oylamaya katılmaması bu üyelerin kararı veto ettiği anlamına gelmemektedir. Ayrıca daimi üyelerin çekimser kalmaları da aynı sonucu vermektedir.
110) ISSA nedir?
CEVAP : Uluslararası sosyal güvenlik örgütü : ISSA Uluslararası iş sağlığı komisyonu : ICOH Uluslararası iş denetim örgütü : IAL
Avrupa iş sağlığı ve güvenliği ajansı : OSHA
111) Shangay işbirliği örgütüne girmelimiyiz?
CEVAP : Uluslararası Örgüt Künyesi Örgütün Amacı:
Üye ülkeler arasında karşılıklı güven, iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerinin güçlendirilmesi, bölgesel barış, güvenlik ve istikrarın korunması için ortak çaba sarfedilmesi, terörizm, köktencilik, ayrılıkçılık, örgütlü suçlar ve yasadışı göçle ortak mücadele edilmesi, ayrıca siyaset, ekonomi, bilim ve teknoloji, kültür ve eğitim, enerji, çevre konularında işbirliğinin geliştirilmesidir.

Kuruluş Tarihi: Merkezi: Genel Sekreteri: 15 Haziran 2001 Pekin Rashid Alimov
(Tacikistan)
Üye Ülkeler:
Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan, Özbekistan (Kurucu Üyeler)
Afganistan, Moğolistan, İran, Hindistan, Pakistan (Gözlemci Ülkeler) Türkiye, Sri Lanka, Belarus, (Diyalog Ortağı Ülkeler)
Örgütün Tarihi
ŞİÖ ilk olarak 1996 yılında ÇHC, RF, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan tarafından üye ülkeler arasında güvenin arttırılması, sınır bölgelerinin silahsızlandırılması ve bölgesel işbirliğinin teşvik edilmesi amacıyla “Şanhay Beşlisi” adıyla kurulmuştur.
1996 ve 1997 yıllarında anılan beş ülkenin Devlet Başkanları sırasıyla Şanhay ve Moskova’da bir araya gelerek “Sınır Bölgelerinde Askeri Güvenin Arttırılması” ve “Sınır Bölgelerinde Askeri Güçlerin Azaltılması” Anlaşmalarını imzalamışlardır. 1998-2000 yılları arasında zirve toplantıları sırasıyla Almatı, Bişkek ve Duşanbe’de yapılmış ve üye ülkeler, sınır bölgelerinde güvenin arttırılması yollarının yanı sıra, siyaset, ekonomi ve güvenlik gibi alanlarda da görüş alışverişinde bulunmaya başlamıştır.
Türkiye’nin Diyalog Ortaklığı:
2008 Duşanbe Zirvesi’nde, Örgütle irtibat kurmak isteyen ve gözlemci konumunda olmayan üçüncü ülke ve uluslararası kuruluşlarla ilişkilerin kurumsal bir çerçeveye oturtulması amacıyla, “ŞİÖ Diyalog Ortaklığı Statüsü” adı altında yeni bir mekanizma ihdas edilmiştir.
112) Fatura yerine geçen belgeler nelerdir?
CEVAP :
1. Gider Pusulası
2. Müstahsil Makbuzu
3. Günlük Müşteri Listesi
4.Yolcu Listesi
5. Kıymetli Maden Alım Satım Belgesi
Gider Pusulası, defter tutan işletmecilerin, defter tutmayan işletmecilerden aldıkları Mal/Hizmet karşılığında düzenledikleri ticari belgeye verilen isimdir. Satıcıya imzalatılan belgenin kopyası müşteride, aslı ise satıcıda kalır.
Müstahsil makbuzu, Defter tutan-vergiye tabi olan- çiftçi veya toptancıların, defter tutmayan- vergiye tabi olmayan- çiftçilerden satın aldıkları ürünler karşılığında düzenlenmesi zorunlu bir belgedir. iki nüsha olarak düzenlenir.
Günlük Müşteri Listesinin Tanımı: Günlük müsteri listeleri, otel, motel, pansiyon vb. konaklama yerlerince tutulan, adalar, bölmeler ve yatak durumu planlı olarak gösteren bir belgedir. Müteselsil seri ve sıra numaraları taşır.
Yolcu Listesinin Tanımı: Şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan işletmeler, yaptıkları her sefer için yolcu isimleri ve ödedikleri ücretleri gösteren listeyi düzenlemek zorundadır. Bu belgeye yolcu listesi denir.
Buna göre 1/3/2008 tarihinden geçerli olmak üzere, kıymetli maden alımında “Kıymetli Maden Alım Belgesi”, satımında da “Kıymetli Maden Satım Belgesi” düzenleme zorunluluğu getirilmiştir. Kıymetli maden alım satım belgelerinin Vergi Usul Kanunu uyarınca düzenlenmesi gereken belgeler kapsamına alınması uygun görülmüştür.
113) Müstahsil makbuzunu kimler verir?
CEVAP : MÜSTAHSİL MAKBUZU: Defter tutmak zorunda olanlar tacirler götürü usulde tabi veya vergiden muaf üreticilerden mal aldıklarında bunların faturaları olmadığından fatura yerine geçen bir belge – müstahsil makbuzu – düzenleyerek alırlar. Müstahsil makbuzu 2 nüsha halinde düzenlenir ve üretici veya onun adına satışı yapan aracı ile alıcı tüccar tarafından imzalanır. Müstahsil makbuzlarda olduğu damga pulu yapıştırılır. Avans üzerine yapılan alışlarda belge malın tesliminde düzenlenir. Ayrıca Müstahsil makbuzunda müstahsilden alınan ürünün bedeli üzerinden gelir vergisi stopajı da gösterilir.
114) 4a, 4b, 4c nedir?
CEVAP : Sigortalılık yönünden SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığına tabi olanlar Sosyal Güvenlik Reformuyla birlikte 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında birleşmişler ve aradaki bu ayrım kaldırılmıştır. Ancak bu defada çalışanlar, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında (a), (b) ve (c) şeklinde kategorilere ayrılmışlardır.
5510 sayılı Kanuna göre 4 a 4 b ve 4 c liler
5510 sayılı kanun Madde 4 – (Değişik madde: 17/04/2008-5754 S.K./2.mad)
Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;
a) Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar,
b) Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise;
1) Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar,
2) Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar,
3) Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları,
4) Tarımsal faaliyette bulunanlar,
c) Kamu idarelerinde;
1) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar,
2) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine tabi olmayanlardan, sözleşmeli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86 ncı maddesi uyarınca açıktan vekil atananlar,
115) Bütçe kanunu veto edildiğinde ne olur?
CEVAP :
116) Normal kanunlar veto edildiğinde ne olur?
CEVAP : Cumhurbaşkanının Geri Gönderme Yetkisi [15].- Cumhurbaşkanı kendisine gelen her kanunu yayımlamak zorunda değildir. Anayasanın 89’uncu maddesine göre, “Cumhurbaşkanı, yayımlanmasını uygun bulmadığı kanunları, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre (onbeş gün) içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Bütçe kanunları bu hükme tâbi değildir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun Cumhurbaşkanınca yayımlanır; Meclis, geri gönderilen kanunda yeni bir değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu tekrar Meclise geri gönderebilir”.
117) Cumhurbaşkanı anayasa mahkemesine iptal davası açabilir mi?
CEVAP : “Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, TBMM İçtüzüğü’nün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından anayasaya aykırılığı iddiasıyla
Anayasa Mahkemesi’nde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, 1-Cumhurbaşkanı,
2-İktidar ve ana muhalefet partisi Meclis grupları ile
3-TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir.
İktidarda birden fazla siyasi partinin bulunması halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkı en fazla üyeye sahip olan partidir.”
118) Ekonomiden sorumlu devlet bakanı kimdir?
CEVAP : İşte 65. Hükümet’in Bakanlar Kurulu
Başbakan: Binali Yıldırım
Başbakan Yardımcı: Numan Kurtulmuş
Başbakan Yardımcı: Veysi Kaynak / Kahramanmaraş Milletvekili Başbakan Yardımcı: Nurettin Canikli
Başbakan Yardımcı: Mehmet Şimşek
Başbakan Yardımcı: Yıldırım Tuğrul Türkeş İçişleri Bakanlığı: Efkan Ala
Adalet Bakanlığı: Bekir Bozdağ
Bilim ve Sanayi Bakanı: Faruk Özlü / Düzce Milletvekili

Avrupa Birliği Bakanı: Ömer Çelik
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Süleyman Soylu
Gençlik ve Spor Bakanı: Akif Çağatay Kılıç
Milli Savunma Bakanı: Fikri Işık
Orman ve Su İşleri Bakanı: Veysel Eroğlu
Sağlık Bakanı: Recep Akdağ / Erzurum Milletvekili
Dışişleri Bakanı: Mevlüt Çavuşoğlu
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı: Fatma Betül Sayan Kaya
Kalkınma Bakanı: Lütfi Elvan
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı: Faruk Çelik
Maliye Bakanı: Naci Ağbal
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Berat Albayrak
Ekonomi Bakanı: Nihat Zeybekçi
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı: Ahmet Arslan / Kars Milletvekili Gümrük ve Ticaret Bakanı: Bülent Tüfenkçi
Milli Eğitim Bakanı: İsmet Yılmaz
Çevre ve Şehircilik Bakanı: Mehmet Özhaseki / Kayseri Milletvekili Kültür ve Turizm Bakanı: Nabi Avcı
119) Yaşlı aylığı için şartlar nelerdir?
CEVAP : 65 yaşını tamamlamış muhtaç yaşlılar,
 Tüm vücut fonksiyonlarını %40 ile %69 arasında kaybeden özürlülerle tüm vücut fonksiyonlarını %70 veya üzerinde kaybeden ve başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek derecede özürlü olanlar,
 Kanunen bakmakla yükümlü olduğu ve fiilen bakımını gerçekleştirdiği 18 yaşını tamamlamamış %40 ve üzerinde özürlü yakını bulunanlara 2022 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanmakta ve sağlık yardımı sunulmaktadır.
Belirtelim ki; 2022 sayılı Kanun kapsamında yardım yapılanlar gelirleri ve konumları itibariyle toplum içinde en fazla korunmaya ihtiyaç duyan vatandaşlardır.
120) A.B. Üye sayısı kaçtır ve son katılan ülke hangisidir?
CEVAP : 28 Son Ülke : Hırvatistan
Avrupa Birliği üyesi ülkeler, 1958 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu adıyla kurulan Avrupa Birliği’nin yirmi sekiz üyesini ifade eder. Başlangıçta altı üyesi olan topluluk birbirini izleyen genişlemelerle
1 Temmuz 2013 tarihinde Avrupa Birliği’nin 28. üyesi olmuştur.

121) Yüksek Mahkemeler nelerdir?
CEVAP : Ülkemizin yargı sisteminde yüksek mahkemeler olarak 6 farklı mahkeme vardır. Bu mahkemeler sırası ile aşağıda belirtilmiştir.
1. Anayasa mahkemesi
2. Yargıtay
3. Danıştay
4. Askeri Yargıtay
5. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi
6. Uyuşmazlık Mahkemesi
122) Anayasa mahkemesinin görevleri nelerdir?
CEVAP : Anayasa mahkemesinin görevleri
1. Siyasi partilerin kapatılması davalarına bakmak,
2. Siyasi partilerin mali denetimini yapmak,
3. Milletvekillerinin, milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin iptal davalarına bakmak,
4. Uyuşmazlık Mahkemesinin başkanını seçmek,
5. Anayasada belirtilen kişileri Yüce Divan sıfatıyla yargılamak,
6. Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin iptal davalarına bakmak,
7. Anayasa değişikliklerinin, sadece şekil bakımından uygunluğunu denetlemek, Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, TBMM İçtüzüğü’nün anayasa şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetlemek ve bireysel başvuruları karar bağlamak.
Olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin şekil ve esas bakımından anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılamaz.
Anayasa Mahkemesi siyasi partilerin mali denetimini yaparken Sayıştayın yardımına başvurulabilir.
Kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi ilk kez 1961 Anayasası’nda kabul edilmiştir.
Anayasa mahkemesinin yüce divan sıfatıyla yargılardıkları
1. Cumhurbaşkanı,
2. TBMM Başkanı,
3. Bakanlar kurulu üyeleri,
4. Anayasa mahkemesi başkanı ve üyeleri,
5. Yargıtay,
6. Danıştay,
7. Askeri Yargıtay,
8. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,
9. Yargıtay cumhuriyet başsavcısı ve başsavcı vekili,
10. Hakimler ve Savcular yüksek kurulu üyeleri ve başkanları,
11. Sayıştay üyeleri ve başkanları,
12. Genelkurmay başkanını, kara, deniz, hava kuvvetleri komutanları ve jandarma genel komutanı görevleriyle ilgili suçlardan Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararlar kesindir.
Yüce Divanda, savcılık görevini Yargıtay cumhuriyet başsavcısı veya cumhuriyet başsavcı vekili yapar.
Yüce Divan kararları kesindir.
Anayasa Mahkemesi, anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.

123) 5510 Sayılı Kanun neyi ifade eder?
CEVAP : 5510 Sayılı Kanun
SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU Amaç
MADDE 1- Bu Kanunun amacı, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2- Bu Kanun; sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak
kişileri, işverenleri, sağlık hizmeti sunucularını, bu Kanunun uygulanması bakımından gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları kapsar.
124) 5510 sayılı kanunla değişiklikler?
CEVAP : 6552 SAYILI KANUNLA 5510 SAYILI KANUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERİN LİSTESİ
1 – 5510 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinin (c) bendinde yapılan değişiklik ile, Ev Hizmetlerinde 10 günden az çalışanlar sigortalı sayılmayacaklardır. (Yürürlük 01.04.2015)
2 – 5510 sayılı Kanuna eklenen ek madde 9 ile, a) Ev Hizmetlerinde bir veya birden fazla gerçek kişi tarafından çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında çalışma saatine göre hesaplanan çalışma gün sayısı 10 gün ve daha fazla olanlar sigortalılar hakkında 4/a kapsamındaki sigortalılara ilişkin hükümler uygulanacaktır.
* Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kollarından sağlanan yardımlardan yararlanabilmesi için iş kazasının olduğu tarihten en az 10 gün önce tescil edilmiş olması ve sigortalılığının sona ermemiş olması gerekmektedir.
3) İş kazası veya meslek hastalığından dolayı geçici iş göremezlik ödeneği ödenmesi veya sürekli iş göremezlik geliri ya da malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık bağlanabilmesi için prim ve prime ilişkin her türlü borçların ödenmiş olması şarttır. (Yürürlük 01.04.2015)
c) 5510 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinin (e) bendinde yapılan değişiklik ile, Uluslar arası sosyal güvenlik sözleşmesi hükümleri haklı kalmak kaydıyla; yabancı bir ülkede kurulu herhangi bir kuruluş tarafından ve o kuruluş adına ve hesabına Türkiye’ye üç ayı geçmemek üzere bir iş için gönderilen ve yabancı ülkede sosyal sigortaya tabi olduğunu belgeleyen kişiler ile Türkiye’de kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, yurt dışında ikamet eden ve o ülke sosyal güvenlik mevzuatına tabi olanlar sigortalı sayılmayacaklardır. (Yürürlük 11.9.2014) (21.8.2013 tarihinde 3 aylık süre kaldırılmıştı bu yasa ile tekrar 3 aylık sınır getirilmiş oldu.)
3 – 5510 sayılı kanunun 41’inci maddesinin (a) bendinde yapılan değişiklik ile, 4/a, 4/b ve 4/c kapsamındaki sigortalı kadının, 3 defaya mahsus olmak üzere doğum tarihinden sonra 2 yıllık süreyi geçmemek üzere borçlanma yapması sağlanmıştır. (Çocuğun yaşaması ve borçlanılacak sürelerde uzun vadeli sigorta kolları açısından sigortalı sayılmaması gerekir.) (Yürürlük 11.9.2014)
4 – 5510 sayılı Kanunun 63’üncü maddesinin (e) bendinde yapılan değişiklik ile, yardımcı üreme yönteminde (Tüp bebek) deneme sayısı 2’den 3’e çıkarılmıştır. 68’inci maddesinin 5’inci fıkrasında yapılan değişiklik ile de, yardımcı üreme tedavisi katılım payı ilk denemede
%30, ikinci denemede % %25 ve üçüncü denemede %20 oranında uygulanır.(Yürürlük 11.9.2014)
5 – 5510 sayılı Kanunun 82’inci maddesine eklenen ibare ile, Sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri için prime esas kazanç tutarı alt sınırın 3 katı olarak uygulanacaktır. (Yürürlük 01.10.2014)
6 – 5510 sayılı Kanunun 88’inci maddesine eklenen fıkra ile, Sigortalılar ile tüzel kişilerin kasıt, kusur, hata veya yanıltıcı beyanından kaynaklanmaması şartıyla, sigortalılarca ödenen prim ve prime ilişkin borcun noksan tahakkuk ettirildiğinin Kurumca sonradan tespit edilmesi hâlinde tespit edilen fark prime ilişkin borç aslına, tebliğ tarihinden itibaren 89 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. (Yürürlük 11.9.2014)
7 – 5510 sayılı Kanunun 97’inci maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, Bağlanan gelir ve aylıkların tahakkuk ettirildiği tarihten itibaren aralıksız (Daha önce 6 ay olan) 12 ay çekilmemesi halinde, gelir ve aylık bağlama şartlarının devam edip etmediğinin tespiti amacıyla durdurulacaktır. (Yürürlük 11.9.2014)
8 – 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 53 ile, GSS tescili yapılmış olanlardan gelir testine hiç başvurmayanlar 01.10.2014 tarihinden itibaren 6 ay içinde gelir testine başvururlarsa, GSS primleri test sonucuna göre tescil başlangıç tarihinden itibaren tahakkuk ettirilecektir. GSS tescili yapılmış olanlardan 11.9.2014 tarihinden önce gelir testi yaptırmış olmakla beraber gelir düzeyi asgari ücretin iki katından daha düşük olarak tespit edilmiş olanların, bu tespit öncesinde gss primi ödenmemiş olan süreleri için gelir testi sonucu bulunacak tutarlar üzerinden işlem yapılacaktır. Ancak 11.9.2014 tarihine kadar ödenmiş gss prim ile gecikme cezası ve gecikme zam tutarları iade edilmeyecektir. ( Yürürlük 11.9.2014) 9 – 5510 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 54 ile, Mülga 4355 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsaları Kanunu, mülga 5373 sayılı Esnaf Dernekleri ve Esnaf Dernekleri Birlikleri Kanunu ve mülga 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkârlar Kanununa göre; esnaf ve sanatkâr siciline veya odasına ya da her ikisine birden kayıtları bulunmakla birlikte üye kayıtlarının mevzuata uygun olarak yapılmadığının tespit edilmesi üzerine, Kuruma kayıt ve tescili yapılmakla birlikte, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalılık süreleri geçersiz sayılarak iptal edilen sigortalılardan 22/3/1985 tarihinden sonraki sürelere ait prim, gecikme zammı ve gecikme cezalarının 31/12/2013 tarihine kadar ödenmiş olması şartıyla 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalılıkları başlangıç tarihinden itibaren geçerli sayılır.
4 üncü ve 7 nci maddeler ile 2926 sayılı Kanunun 2 nci, 5 inci ve 9 uncu maddelerine göre kayıt ve tescili yapılanların, sigortalılık tescil ve sürelerine esas tarımsal faaliyetleri ile ilgili kurum ve kuruluş üye kayıtlarının mevzuata uygun olarak yapılmadığının tespit edilmesi üzerine sigortalılıkları geçersiz sayılarak iptal edilenlerin, tescillerinin yapıldığı tarihten 31/12/2010 tarihine kadar geçen sürelere ait prim, gecikme zammı ve gecikme cezalarının 31/12/2013 tarihine kadar ödenmiş olması şartıyla, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamındaki sigortalılıkları başlangıç tarihinden itibaren geçerli sayılır. Ancak, tevkifat kesintisine binaen geriye dönük yapılan tescillerden, tevkifatın yapıldığı tarihte ziraat odası kaydı bulunmayan, daha sonra geriye dönük tesis edilen kayıtlar geçerli kabul edilmez.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra birinci ve ikinci fıkralar uyarınca hizmet iptali yapılmaz.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir. (Yürürlük 11.9.2014)
125) Amortisman nedir?
CEVAP : Amortisman Tanımı: Amortisman, duran varlıkların, aşınma, yıpranma veya eskime payını ifade etmektedir.
İşletmeler kullanmak üzere aldığı maddi duran varlıkları normal şartlarda bir yıldan daha uzun sürelerde kullanırlar. Bu nedenle, maddi duran varlıkların ekonomik ömrü boyunca gider yazılması gerekir. Böyle yapılarak maddi duran varlık kullanıldığı muhasebe dönemlerine dağıtılarak gider yazılmış olur ve muhasebenin dönemsellik kavramı yerine getirilir. Amortisman Ayırma Şartları:



– İktisadi kıymetin değerinin 880 TL’yi (2015 yılı için) aşması
126) Elma toplayan işçinin geçirdiği kaza iş kazası mıdır?
kullanılabilir düşmeye maruz
kullanıma hazır
CEVAP : Sigortalı-sigortasız farketmez, işyeri alanı içerisindeyse iş kazası olur:
olması bulunması olması
İşletmede Yıpranmaya,
bir aşınmaya
yıldan veya
fazla kıymetten
Değerleme
gününde
envantere
dahil ve
127) Sosyal Güvenlik açıklarını Lorenz eğrisi, Gini Katsayısı ve Edgeworth kutu diyagramı bağlamında açıklayınız?
CEVAP :
128) Uruguay Round kavramı nedir?
CEVAP : GATT VE URUGUAY

RAUNT: GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN
DÜNYA TİCARETİNDEKİ YAPISAL BAĞIMLILIKLARININ ARTMASI

Yrd. Doç. Dr. Zeki KARTAL1
Özet
Bu makalenin problem alanını dünya pazarı ile bu pazarda ticaretin büyük bölümünü düzenleyen GATT ve Uruguay

Raunt’u oluşturdu. Bu alanın aktörleri olarak da
sanayi ülkeleri ve gelişmekte olan ülkeler seçildi. Çalışma a
çısından anlamlı bulunan
sorular şöyle formüle edildi: GATT ve Uruguay

Raunt dünya pazarında gelişmekte olan
ülkelerin bağımlılığını arttırdı mı yoksa azalttı mı? GATT ve Uruguay

Raunt’un
kazananları ve kaybedenleri kimlerdir?
Yukarıdaki sorulara şu metot
izlenerek cevap arandı: Öncelikle GATT’ın oluşumu,
prensipleri ve Uruguay

Raunt tetkik edildi. Bu yapılırken özellikle sanayi ülkeleri ile
gelişmekte olan ülkeler arasındaki ilişkilere göz atıldı. Daha sonra da Uruguay –
Raunt’un
sonuçları irdelendi. Bu maka
lede Uruguay

Raunt’un yapıldığı dönemde (1994) yayınlanan
kaynaklar kullanıldı. Ana veriler, genellikle GATT’ın ve Uruguay

Raunt’un hükümlerinden
oluştu.
Sonuç olarak, dünya pazarında GATT ve Uruguay

Raunt’un getirdiği yükü,
gelişmekte olan ülkelerin ve t
ek tek ülkeler açısından bakıldığında ise yoksul kesimlerin
taşıdığı görüldü.
129) Anlaşmalı boşanma nedir?
CEVAP : Anlaşmalı boşanma, boşanma sürecinde her iki eşinde boşanma yönünde irade sergilemesi ve boşanmanın tüm hukuki sonuçları üzerinde hem fikir olması ile birlikte gerçekleştirilen boşanma şeklidir. Ortak hayatın devamının mümkün olmadığı durumlarda taraflar evliliği bitirmek adına boşanma davası açmak zorundadırlar.
130) Alo 170 nedir?
CEVAP : Çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı altında sosyal güvenlik hizmeti veren Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), her türlü öneri, şikayet, soru, sorun vb. konularda vatandaşlarımıza Alo 170 numaralı hattan çözüm sunmaktadır.
131) CEVAP : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağılı ve ilgili kurum ve kuruluşlar
BAĞLI KURULUŞLAR
 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi
 Ereğli Kömür Havzası Amele Birliği Biriktirme ve Yardımlaşma Sandığı İLGİLİ KURULUŞLAR
 Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü
 Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
 Mesleki Yeterlilik Kurumu
 Devlet Personel Başkanlığı
 Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürlüğü
132) Memur, işçi ve kısa vadeli sigortalı kimdir?
CEVAP : Memur : Devlet hizmetinde, devletin süreklilik isteyen işlerinde aylıkla çalışan, yasalara göre sorumluluğu ve yetkisi olan kimse.
İşçi : Fabrika, atölye, maden ocağı, tarım işletmesi vb. gibi bir işyerinde, belli bir ücret karşılığında bedenini, kafa gücünü ya da bunlarla birlikte el uzluğunu kullanarak üretim yapan kimse.
Kısa vadeli sigorta kolları : Kısa vadeli sigorta kolları; çalışmaya başlar başlamaz (hatta çalışmanın ilk günü), çalışma şartlarından kaynaklanan veya hayatın normal süreci içerisinde çalışma hayatını olumsuz şekilde etkileyen riskler karşısında kapsamda bulunanlara sağlanan yardımları içermektedir.
Bu sigorta koluna, “kısa vadeli” denilmesinin nedeni, çalışmaya başlar başlamaz ortaya çıkabilecek riskleri karşılayan yardımları kapsamına dayanmaktadır.
KISA VADELİ SİGORTA KOLLARI HANGİ OLAYLARI KAPSAMAKTADIR ?
Kısa vadeli sigorta kolları;
1. – İş kazası ve meslek hastalığı,
2. – Hastalık,
3. – Analık,
olaylarını kapsamaktadır.
Bu olayların vuku bulması halinde sigortalılara 5510 sayılı Kanunda öngörülen yardımlar yapılmaktadır.
Dolayısıyla, sosyal güvenlik reformuyla, iş kazası-meslek hastalığı, hastalık ve analık durumlarından sağlanan yardımlar (istirahat ve ödenek verilmesi) ile sağlık yardımı verilmesi ayrıştırılmış, sağlık yardım şartları ve kapsamı genel sağlık sigortasıyla düzenlenmiştir.
133) Sigorta nedir?
CEVAP : Önceden ödenen prim karşılığında, bir kimsenin ya da bir şeyin herhangi bir yönden ilerde karşılaşabileceği zararı gidermek için, bu işle uğraşan bir kuruluşla yapılan bağlantı sözleşmesi.
134) Tüfe ve üfe nedir?
CEVAP : Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)
Tüketici tarafından satın alınan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişimleri ölçen endekstir. TÜFE hesaplanırken ilk olarak, ülkenin genelini temsil eden bir örnek kitlenin bir yıl içinde

hangi mal ve hizmete ne kadar para harcadığı hesaplanmaktadır. Bu hesaplamadan çıkan sonuca göre harcama gruplarına endeks içerisinde farklı ağırlıklar verilmektedir. Böylelikle bu örnek kitle tarafından yüksek oranda tüketilen mal ve hizmetler daha yüksek bir ağırlığa sahip olurken daha az tüketilenler daha düşük bir ağırlığa sahip olmaktadır. Yılın her ayının belirli günlerinde ve belirli alışveriş merkezlerinden alınan mal ve hizmet fiyatlarındaki değişim, bu ağırlıklara göre ölçülerek o ayın tüketici enflasyon rakamına ulaşılmaktadır. Üretici Fiyatı Endeksi ya da kısaltması (ÜFE), Belirli bir referans döneminde ülke ekonomisinde üretimi yapılan ve yurtiçine satışa konu olan ürünlerin, üretici fiyatlarını zaman içinde karşılaştırarak fiyat değişikliklerini ölçen fiyat endeksidir.
135) Sigorta kolları nelerdir?
CEVAP : UZUN VADELİ SİGORTA KOLLARI
Sosyal sigorta uygulamasında, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık bağlanması ve diğer yardımların yapılmasını ifade etmektedir.
Bu sigorta kolundan sağlanan yardımlara hak kazanmak için belli bir sürenin geçmesi ve belli şartların yerine getirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sigorta kolundan sağlanan yardımlar için belli bir sürenin geçmesine ihtiyaç duyulduğundan, “uzun vadeli sigorta kolu” olarak adlandırılmıştır.
Örneğin, emekli olmak için belli bir prim ödeme gün sayısı ve yaş şartı aranmaktadır.
KISA VADELİ SİGORTA KOLLARI NE DEMEKTİR ?
CEVAP : Kısa vadeli sigorta kolları; çalışmaya başlar başlamaz (hatta çalışmanın ilk günü), çalışma şartlarından kaynaklanan veya hayatın normal süreci içerisinde çalışma hayatını olumsuz şekilde etkileyen riskler karşısında kapsamda bulunanlara sağlanan yardımları içermektedir.
Bu sigorta koluna, “kısa vadeli” denilmesinin nedeni, çalışmaya başlar başlamaz ortaya çıkabilecek riskleri karşılayan yardımları kapsamına dayanmaktadır.
KISA VADELİ SİGORTA KOLLARI ;
1. – İş kazası ve meslek hastalığı,
2. – Hastalık,
3. – Analık,
olaylarını kapsamaktadır.
Bu olayların vuku bulması halinde sigortalılara 5510 sayılı Kanunda öngörülen yardımlar yapılmaktadır.
Dolayısıyla, sosyal güvenlik reformuyla, iş kazası-meslek hastalığı, hastalık ve analık durumlarından sağlanan yardımlar (istirahat ve ödenek verilmesi) ile sağlık yardımı verilmesi ayrıştırılmış, sağlık yardım şartları ve kapsamı genel sağlık sigortasıyla düzenlenmiştir.
136) 4856 sayılı iş kanunu mevzuatı nedir?
CEVAP : 4857 Sayılı İş Kanunu, işçi ve işverenlerin çalışma ortamlarındaki haklarını ve sorumluluklarını düzenlemek amacı ile 2003 yılında yürürlüğe girmiş, zaman içerisinde üzerinde bir takım değişiklikler yapılmıştır.
İş Kanunu, 4. Maddesinde ifade edilen işyerlerinin dışında kalan tüm işyerlerinde 4857 Sayılı Kanun hükümleri istisnasız olarak uygulanmaktadır.
Temel ilke, ilişki, şekil, usûl, hak, sorumluluk, ceza, iş güvenliği, izin, ücret, çalışma, iş sözleşmesi, sözleşme çeşitleri hakkında tanım ve açıklamalar 4857 Sayılı İş Kanunu’nda düzenlenmiştir.

137) Bağımsızlığın tanımı nedir?
CEVAP : Bağımsızlık bir devletin iç ve dış işlerinde bağımsız olarak, istediği gibi hareket edebilmesi. En genel anlamda bağımsızlık; belirli bir ülke üzerinde ve hükumet ile temsil olunan üstün ve merkezi bir otoritenin hükmü ve gözcülüğü altında, hukuki ve otonom bir düzene bağlı olarak yaşayan insanlardan meydana gelen siyasi bir birliğin, yani devletin en belirgin vasfıdır.
138) Arbitraj nedir?
CEVAP : Arbitraj, kısaca açıklamak gerekirse, farklı piyasalarda işlem gören aynı menkul kıymetin, paranın veya değerli madenin fiyatının farklı olması durumunda eş zamanlı olarak düşük fiyatlı piyasadan alınıp yüksek fiyatlı piyasada satılarak risksiz kar elde etmektir. Bu ürünler, altın gibi değerli maden veya hisse senedi gibi menkul kıymet olabilir. Buradaki amaç, tamamen risksiz bir şekilde kar elde etmektir. Günümüzde en çok sorulan sorulardan biri Arbitraj, yani risksiz kar elde etmek, nasıl yapılır?” sorusudur. Bunun için büyük ölçekli ve küresel olarak tanınmış birçok firma arbitraj fiyatlama modelleri oluşturarak bu soruya yanıt aramaktadır. Ancak günümüz sermaye piyasaları ve para piyasaları koşullarında bu sanıldığından daha zordur. Zira artık neredeyse bütün piyasalar iç içe girmiştir ve bilgi paylaşımı inanılmaz hızlara ulaşmıştır. Bu yüzdendir ki, manuel olarak, herhangi bir piyasada yanlış fiyatlama yakalamak ve bu sayede arbitraj yaparak kar elde etmek giderek zor bir hal almıştır. Durum böyle olunca arbitraj işlemleri, algoritmik yazılımlar ile yapılır hale gelmiştir. Bu yazılımlar, farklı piyasalarda işlem gören aynı menkul kıymet ile ilgili arbitraj fırsatı oluştuğunda, aynı anda her iki borsaya birden emir göndererek risksiz arbitraj işlemi yapmaktadırlar.
139) Aktif ve pasif sigortalı sayısı ne demektir?
CEVAP : Çalışan işçi, memur, esnaf, tüccar, çiftçi, muhtar ve isteğe bağlı sigortalılara aktif sigortalı diyoruz.
Emekli, malul, ölen sigortalının eşi ve çocukları ile sürekli iş göremezlik geliri alanlara da pasif sigortalı diyoruz.
140) Büyüme nedir, Türkiye en fazla ne zaman büyümüştür?
CEVAP : Büyüme : Ulusal gelirin bir önceki yıla oranla artışı.
141) Genel sağlık sigortasının yaşamımızdaki etkisi nedir?
CEVAP : GENEL SAĞLIK SİGORTASI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER
Sosyal Güvenlik mevzuatında bir çok konuda köklü değişiklikler yapan “5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak kanunun önemli bölümlerinden olan Genel Sağlık Sigortasının (GSS) uygulaması ertelenerek ancak 01.OCAK.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Genel Sağlık Sigortasının en önemli hususlarından biri kapsadığı toplum kesimlerinin büyük ölçüde genişletilmiş olmasıdır. GSS ile Sağlık sigortası sisteminin dışında kimsenin kalmaması sağlanmaya çalışılmıştır. Daha evvel sadece zorunlu sigortaya tabi çalışanların

ödedikleri hastalık sigortası primleri karşılığında yararlandıkları sağlık hizmetlerinden, artık genel sağlık sigortası primi ile bütün vatandaşlarımız sağlık hizmeti alacaklardır. Bu konu hakkındaki bilgilendirmelerimiz soru cevap şeklinde hazırlanarak aşağıda sunulmuştur.
1. Genel Sağlık Sigortası nedir.?
Herhangi bir sosyal güvencesi olmayan vatandaşların ve ailelerinin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için düzenlenmiş yeni bir sistemdir.
2. Genel Sağlık Sigortasından kimler faydalanacaktır.?
SGK’dan yaşlılık, malullük, ölüm, dul, yetim aylığı almayanlar ile geliri olmayan veya burada belirtilenlerden herhangi birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi durumunda olmayan, yani sağlık sigortasından yararlanamayan, aynı zamanda yeşil kartı da olmayan vatandaşlar faydalanacaktır.
3. Ailede çalışmayan herkes GSS Primi ödemek zorunda mı.?
5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesine istinaden genel sağlık sigortalısı olan kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişiler eğer sigortalı (işçi – bağkur – memur) olarak herhangi bir işte çalışmıyorlarsa, isteğe bağlı sigortalı değillerse, kendi sigortalılıkları nedeniyle gelir veya aylık almıyorlarsa genel sağlık sigortalısı olan anne, baba, eş veya çocukları üzerinden genel sağlık sigortasından yararlanabileceklerinden bütün aile bireylerinin GSS Primi ödemesine gerek yoktur. Ancak gelir testine tâbi tutulacak kişi ile aynı hanede yaşamayan ana ve baba için bakmakla yükümlü olunsa dahi ayrı gelir testi yapılır.
4. Gelir Testi hangi gelirler üzerinden yapılmaktadır.?
Gelir testinde Bankadaki paranızdan Tapu kayıtlarına kadar 13 ayrı kurum ve 28 kalem üzerinden gelirlere bakılacak. Gerekli görüldüğü takdirde ikametgah ziyaret edilerek ailenin yaşam tarzına bakılacak. Aslında yapılacak bu testin adı Gider testi olmalıydı. Çünkü bir kişinin veya ailenin hiçbir geliri olmasa eş-dost-akraba yardımlarıyla geçinse, evinin kirasını bir hayırsever ödese, Sosyal yardım vakfı veya kaymakamlıklardan yakacak ve yiyecek yardımı bile alsa bütün bu yardımlar gelir sayılacak, yani eve ödenen kira tutarı, ödenen elektrik, doğalgaz, su bedelleri gibi bedeller bir şekilde borçlanılarak ve yardımlarla da ödense, ödendiğine ve ölmeyip hayatta kalındığına göre gelir sayılacak. Bu şekilde toplam gelir hesaplandıktan sonra ailedeki kişi sayısına bölünerek kişi başına düşen kazanç hesaplanacak ve bu kazanç üzerinden 36,00 TL, veya 106,00 TL veya 212,00 TL GSS Primi tahakkuk ettirilecek.
5. Gelir Testini hangi kurum yapacak.?
Gelir testini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı ve her ilçede Kaymakamlıklar bünyesinde teşkilatlanmış olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonları yapacak.
6. Gelir Testi yaptırmak zorunda mıyım.? Yaptırmazsam ne olur.?
Gelir Testi yaptırmak mecburi değil, gelir testi yaptırmadığınızda en yüksek GSS prim tutarı olan 212,00 TL.sını her ay ödemek zorunda kalırsınız. Gelir Testi yaptırırsanız ve geliriniz yoksa veya geliriniz az ise ona göre hiç prim ödemez veya daha az prim ödersiniz.
7. Ödenecek GSS Prim tutarı ne kadar.?
Yapılacak gelir testi sonucunda;
a-) Kişi başına aylık geliri 295,50 TL. ile 886,50 TL. arasında geliri bulunanlar ayda 35,50 TL,

b-) Kişi başına aylık geliri 886,50 TL. ila 1.773,00 TL. arasında geliri bulunanlar ayda 106,38 TL,
c-) Kişi başına aylık geliri 1.773,00 TL’nin de üzerinde olanlar ise ayda 212,76 TL,
GSS primi ödemek zorundadırlar.
8. Çalışanlar, emekliler ve isteğe bağlı prim ödeyenler GSS Primi ödeyecek mi.? Çalışanlar, emekliler ve isteğe bağlı prim ödeyenler bağlı oldukları kurumdan sağlık hizmeti almaya devam ettiğinden bu kişilerin GSS ile ilgili herhangi bir işlem yapmalarına gerek yoktur. Ayrıca bu kapsamda olan kişilerin eşi, çocuğu veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler de (anne-baba dahil) GSS Primi ödemeyeceklerdir.
9. Dul ve Yetim aylığı alanlar GSS Primi Ödeyecekler mi?
Dul ve yetim aylığı alanlar aylıkları ve bağlı oldukları kanun gereği sağlık hizmeti alabildikleri için GSS Primi ödemeyecekler.
10. Özel sağlık sigortası üzerinden sağlık hizmeti almaktayım, GSS primi ödemek zorunda mıyım.?
Kanunla kurulmuş olan Sosyal Güvenlik kurumlarına prim ödemeyip sadece özel sağlık sigortalarına prim ödeyenler GSS Primini de ödemek zorundadır.
11. Herhangi bir şekilde Devlet yardımı olarak sağlık hizmeti almak istemiyorum yine de GSS primi ödemeli miyim? Sağlık hizmetinden faydalanmak istemiyorum deme hakkımız yok, bu hizmeti almasak bile GSS primi ödemek zorundayız.
12. Çocukların GSS karşısındaki durumu nedir.?
18 yaşını doldurmamış çocuklar şu anda zaten GSS kapsamında olduklarından sağlık hizmetlerinden otomatik olarak yararlanıyorlar. Çocuklar ortaöğretim öğrencisi ve 20 yaşını aşmamışsa, Yükseköğrenim öğrencisi ve 25 yaşını aşmamışsa eskiden olduğu gibi aileleri üzerinden sağlık hizmeti almaya devam edecekler. Ancak 18 yaşını doldurmuş ve çalışmayan veya öğrenci değilseler bu kapsamdaki çocuklarda 01.Ocak.2012 tarihinden itibaren gelir testi yaptırmak ve GSS Primi ödemek zorundalar.
13. Kız Çocukları açısından farklılık var mı? Varsa nelerdir.?
GSS priminde kız çocukları açısından farklılık 01.Ekim.2008 tarihinden önce 18 yaşını dolduranlar ve bu tarihten sonra 18 yaşını dolduranlar açısından önemli bir ayrım vardır. 01.Ekim.2008 tarihinden önce 18 yaşını dolduran kızlar tamamen eski sisteme bağlı, yani; yaş sınırı olmadan evlenene kadar anne veya babanın sigortasından faydalanabilmekte, 01.Ekim.2008 tarihinden sonra 18 yaşını dolduran kızlar ise eğer yükseköğrenim öğrencisi değil veya çalışmıyorlar ise 01.Ocak.2012 tarihinden itibaren gelir testi yaptırmak ve GSS Primi ödemek zorundadırlar.
14. Yüksek lisans ve Doktora öğrencileri açısından durum nedir.?
Yüksek lisans ve Doktora öğrenciliği GSS kanunu kapsamında öğrencilik sayılmadığından 25 yaşını dolduran bu kapsamdaki öğrenciler de GSS primi ödemek zorundadırlar.
15. Yeşil kartlıların GSS karşısındaki durumu nedir.?
Yeşil kartlılar da artık GSS kanunu kapsamındalar. Bilindiği gibi yeşil kartlılar artlarına her yıl vize yaptırmakta idiler. Şu anda yeşil kart kullananlar vizelerinin dolacağı tarihe kadar bu kartlarından faydalanmaya devam edecekler fakat vizeleri dolduğunda artık onlar da otuz gün
içerisinde gelir testi yaptırmak ve şartlar uygun olduğu takdirde GSS Primi ödemek zorunda kalacaklar.
16. Part-Time Çalışanların GSS karşısındaki durumu nedir.?
Part-Time çalışanların ödedikleri sigorta primi 30 günün altında olduğundan bu şekilde çalışanlar da bağlı oldukları Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Fonuna müracaat ederek gelir testi yaptırmak ve GSS Primi ödemek zorundalar. Bu işlemi yaptırmadıkları takdirde Re’sen aylık 212,00 TL GSS Primi ödemek zorunda kalacaklar. Part-Time çalışan kişi eğer bir öğrenci ise ve çalıştığı süre kadar sigorta primi ödendiğinden bu kapsamdaki öğrenciler de çalıştıkları için gelir testi yaptırmak ve GSS Primi ödemek zorundalar. (25 yaş altı yüksek öğrenim öğrenciyim GSS Primi ödemeyeceğim diye düşünmesinler)
17. İşsizlik sigortasından aylık alanlar GSS Primi ödeyecek mi.?
İşten çıkarılmış ve halen işsizlik sigortasından aylık alanların sadece kendileri işsizlik aylığı aldıkları sürece sağlık hizmetlerinden faydalanabildiğinden bu kişiler aylık aldıkları sürece GSS Primi ödemeyecekler. İşsizlik sigortasından faydalanma süreleri dolduğu takdirde GSS Primi ödemeye başlayacaklar.
18. Ücretsiz izinli olanlar ile raporluların durumu nedir.?
Ücretsiz izin kullananların izin süreleri 1 aydan fazla ise 1ayı aşan süreler için GSS primi ödemeleri gerekmektedir. Çalışanların ay içinde raporlu oldukları günler için GSS primi ödemelerine gerek yoktur.
19. Yurt dışında yaşayanlar GSS Primi ödeyecekler mi?
Yurt dışında yaşayanların ikametgahları halen Türkiye’de ise GSS Primi ödemek zorunda kalırlar. Ancak ikametgahlarını yurtdışına aldıkları takdirde prim ödemek zorunda değiller
20. GSS prim borcum var sağlık hizmeti alabilir miyim.?
GSS prim borcu olan 1 kuruş dahi olsa sağlık hizmeti alamazsınız.
142) Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldızların sayısı kaçtır?
CEVAP : Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 Yıldızın Anlamı : Türkiye Cumhurbaşkanlığı Forsu, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ikametgahında, ziyareti süresince bulunduğu yerde, bayrak direğine çekilir, gece ve gündüz çekili kalır, makam odasında çalışma masasının sol gerisine konur, içinde bulunduğu arabanın sol önünde, tepesinde ay yıldız bulunan kromajlı direğe çekilir. Cumhurbaşkanının konuşma yaptığı kürsünün ön yüzünde yer alır. Forsun sol üst köşesinde yer alan güneş ve yıldızlar sarı renktedir.
143) Dünyadaki yüzölçümü en fazla olan 5 ülkeyi yazınız)
CEVAP : Rusya, Kanada, Çin Halk Cumhuriyeti, ABD, Brezilya
144) Babür Devleti nerede kurulmuştur?
CEVAP : Timur’un torunlarından Zahireddin Muhammed Babür tarafından bugünkü Hindistan topraklarında kurulmuştur. Zahireddin Muhammed Babür 1483 yılında Fergana’da doğmuştur. Babası Fergana hükümdarı Ömer Şeyh Mirza’dır, ki Şeyh Mirza aynı zamanda Timur’un torunudur. Babasının ölümünden sonra amcası ile yaptığı taht mücadesini kaybetmiş ve emri altındaki beylerle birlikte 1504′ te Kabil’e gitmiştir.
Babür İmparatorluğu günümüzdeki Hindistan toprakları üzerinde kurulmuş olan devlet. Yönetici sülalesi Türkleşmiş olan Barlaslardır.
145) Hazar Gölü nerededir?
CEVAP : Hazar Gölü , Güneydoğu Anadolu’da Elazığ vilayetinin güneyinde bulunan , Güneydoğu Torosların batı bölümünde ve dağ sıraları ile çevrili olan Güneydoğu toros dağ dizisinin kuzeybatı – güneydoğu doğrultusunda uzanan bir çöküntü gölüdür . 40 km kadar uzunluktaki bir çöküntü hendeğinin iç bölümünde yer alır. . Bu uzun ve çukur alan bu bölgedeki kıvrımlar eksenine paralel çöküntü yerlerindendir . Alanı 85 km2 , deniz seviyesinden yüksekliği ise 1235 m kadardır . Gölün en uzun noktası 20 km , en kapsamlı yeri 6 km , en dar yeri de 3 km dolaylarında , derinliği ise 150 metredir .
146) Selçuklu Devleti’nin kurucusu kimdir?
CEVAP : Türklerinin Üçoklu Kınık boyuna mensup Selçuklu hükümdar ailesinden Süleyman Şah tarafından, Anadolu’da kurulmuştur.
147) Mevlana kaçıncı yüzyılda yaşanmıştır?
CEVAP : Mevlana’nın içinde yaşadığı 13. yüzyıl,Anadolu’nun için için yandığı,Moğol istilasının bütün Asaya kıtasını kasıp kavurduktan sonra bu bölgeye yöneldiği ve artık bu yüzyılın ortalarına doğru Selçulklu Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu bir çağdır.1220-1237 yılları arasında hüküm süren 1.Alaüddin Keykubat zamanıAnadılo’nun Moğol saldırısına karşı başta Konya,Kyseri ve Sivas olmak üzere,Şehirler tahkim edilmiş,muazzam surlar ve kaleler yapılmıştır.Aynı zamanda Moğol tehlikesini devrin hükümdarları arasında en iyi gören ve bunun için önlemler alan da bu sultandır.Celalüddin Harizmşah’la dostluk ve birlik içinde olmanın önemini kavrayarak,ona aynı din ve milletten olduklarını,bu istila karşısında islam dünyasının kaderinin bu iki sultanın siyaset ve davranışlarına bağlı olduğunu söyleyerek ona bu istilacılarla anlaşmayı tavsiye etti.Fakat Harizm sultanıMoğollar2dan önce bir tehlike yarattı.Bu nedenle iki Türk sultanı mukadder savaş çok şiddetli oldu.Sonuçta Harizmşah mütüş bir yenilgiye uğradı.
Başarıları birbiri ardına süren Keykübad’ın henüz genç yaşta,1237 yılındaki ölümüyle açılan boşluğu dolduracak bir sultanın olmayışı ve sonunda Moğol istilası Selçuklu Devleti’nin çöküşüne neden olmuştur.
Moğol istilasının yapmış olduğu yıkıntı okadar büyüktür ki,herbiri birer ilim ve kültür merkezi olan Belh,Merv,Serash,Herat,Hemedan,Isfahan,Meraga,Bağdat ve Musul gibi islam şehirleri yakılıp yıkıldı.Yüzbinleri,hatta milyonları bulan insanlar toptan katledildi.Bu tehlikenin öünden ancak kaçabilen kutulabilirdi.İşte çok sayıdaki Türkmen nüfus,bilgin ve filozof,bu tehlikenin önünden kaçarak Anadolu’ya yerleşmişti.Mevlana ise ,o zamanlar, henüz çocuk yaşta bulunuyordu.
Öte yandan,Alaüddin Keykubad’tan sonra doğan yönetim boşluğu,bir çok ayaklanmalara neden oluyordu.Göçebe nufusun acı ve ızdırabını sömürerek onları çevresinde toplayan ve isyan için kışkırtanlar çıktı.Sonunda Babailerin isyanı,Selçuklu Devleti’nin ne kadar zayıfladığını açıkça ortaya çıkarınca,bunu fırsat bilen Moğollar Anadolu’yu istilaya başladılar.1243’te Baycu Noyan komutasında 30.000 kişilik bir ordu,tabi devletlerin
gönderdiği yardım kuvvetleriyle birlikte 80.000 kişilik Selçuklu ordusunu Kösedağ’da perişan edince,Moğollar önce Sivas’a,oradan da Kayseri’ye girdiler.Bu yenilgi Selçuklu’ların çöküşünün kesin işaretidir.Gerçi Muineddin Süleyman Pervane,Keyhüsrev’in öülümünden sonra IV.Kılıç Aslan ve III. Keyhüsrev adına devlet işlerini eline alarak 1261’den sonra,kısmende olsa bir istikrar dönemi başlattı.Moğollarla Selçuklu Devleti arasındaki ilşkileri büyük bir ustalıkla idare etti.Fakat onun öldürülmesinden sonra devler idaresi fiilen Moğollar’ın eline geçti.
İşte çok kısa ve ana çizgileriyle 13.yüzyılın siyasi durumu budur.Bir yandan Selçuklu Devleti çökerken,öte yandanda başka bir birliğin kurulması konusunda yol alınıyordu.Fakat yeni kurulacak bu birlikten henüz bir iz yoktu ortada.
Mevlana,I.Alaüddin Keykubat,IV.Kılıç Aslan ve III.Giyaseddin Keyhusrev ile bu son ikisinin dönemlerinin siyasi ve toplumsal çalkantılarını bizzat yaşamıştı.Muineddin Pervane ile yakın dostlukları olan Mevlana,ondan büyük bir saygı görür,onun evinde sema ayinleri yapardı.Hiç kuşkusuz Moğol saldırısına rağmen Pervane’nin 1277’de ölümüne kadar toplumsal,ekonomik ve kültürel bir sarsıntının olmayışı,devlet adamlarıyla,halkın manevi mimarları arasındaki derin saygı ve sevgi temellerinin bulunmasına bağlıdır.Mevlana ,ölümünden bir süre önce,dünya kafilesinin ”Ey tatmin edilmiş nefis!Sen O’ndan,O da senden razı olduğu halde Rabbine dön”ayetinin işaret ettiği şekilde hareket ederlerse selametten olacağını,bu ortadan kalktığı zaman ise,insanların nereye gideceklerini;sultanların,bilgi,kalem ve alem sahiplerinin nasıl yok olacaklarını anlatmıştı müritlerine.Gerçektende onun ölümünden sonra birçok büyük insan da birbiri arkasından bu dünyadan göç etmişler,Anadolu’da yetim ve devletsiz kalmıştır.
148) Ali KUŞÇU kimdir?
CEVAP : Ali Kuşçu asıl adı Ali Bin Muhammed, Timur İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nda bir astronom, matematikçi ve dil bilimcidir.
149) Mandela kimdir?
CEVAP : Nelson Rolihlahla Mandela ya da kabile adıyla Madiba, Güney Afrikalı Anti Apartheid aktivist ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahî devlet başkanı. 1994’te ilk defa tüm halkın katıldığı seçimlerde devlet başkanı seçilmiştir.
150) Cari açık nedir?
CEVAP : Merkez Bankası’nın verilerine göre, cari açık 2015’te 32,19 milyar dolar olarak gerçekleşti.
151) Osmanlı Devletindeki iktisatçılar kimdir?
CEVAP : Batı hedef seçtiği ülkelere girebilmek için birkaç süslü kelimeler ile pazar olarak seçtiği ülkeye nüfus edebilmek için , işbirlikçileri arar ve daha sonra hedef pazar sanatını icra eder. Truva atı misali hedef seçtiği ülkeye çeşitli yollar arar.Bunlardan bir tanesi ‘’liberalizm’’ yani ‘’serbest piyasa’’ yahut ‘’piyasa ekonomisi’’ Bu görüşü ta ki Osmanlı Devletine dayatması gibi.
Osmanlı Devletinin ilk iktisatçıları o dönemin ilk tabakası Ermenilerden oluşmaktaydı.Sakızlı ohannes efendi ,Portakal Mithat Paşa .Ermeni iktisatçıları kendi görüşleri olan liberalizm
öğrencilerine aşılamakta idi. Her iki iktisatçıya göre İktisadın tek bir okulu vardı o da manchester okulu, diğer bir ifade ile Liberal iktisatçılar okulu.
Osmanlı Devletinin ekonomik olarak iyi olmaması , liberal görüşün İngiltere de doğması ve sanayisi bakımından gelişmiş bir ülkenin görüşünü Osmanlı Devleti’ne dayatmak Osmanlıyı hedef Pazar durumuna düşürtmek den öteye gidememiştir.
İngiltere gibi sanayisi gelişmiş ülke , Pazar yolları ve ham madde sıkıntısını çözmek için yeni yollar aramaktadır. Bu yolu liberalizm düşüncesi dayatmak dan geçtiğini savunmaktadır. Ekonomik olarak zayıf olan ülkelerin liberalizm ile baş edememesi ülkeleri sömürü haline getirecektir.
Osmanlı Devletin de ki azınlık tabakasının yerli halkımıza göre daha rahat bir yaşam sürmeleri , Avrupa ile içli dışlı olmaları bu görüşü daha çok benimsetmiştir.
Bizde ki iktisatçıların ilk yapısı Ermenilerden oluştuğu için onların da gayesinde ki liberal iktisat okulu ve İngiltere görüşü hakimiyeti Osmanlı devletini açık bir Pazar haline getirmekte idi.
Osmanlı Devletinde ki sonraki iktisat akımcılarını TÜRK-MÜSLÜMAN iktisatçıları oluşturmakta idi.Ama bu iktisatçılarında görüşü Sakızlı Ohannes ve Portakal Mithat Paşa dayatmasından geçtikleri için onlarında görüşü öncekileri aratmamakta idi.
Ziya Paşa bu görüşe tamamen karşı çıkmıştır , vatan sairi olarak nitelendirdiğimiz Namık Kemal ise liberal görüşü benimsemiştir.
152) Herkes SGK’lı olabilir mi?
CEVAP : Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), herkesin Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamına alınacağını açıkladı.
Sosyal Sigortalar Genel Müdürü İbrahim Ulaş, sigortasız vatandaşların gelir tespitine başlandığını belirterek, tespit sonrasında SGK’dan gönderilecek yazıya göre, ailelerin zorunlu olarak ayda en az 30, en fazla 170 lira kademeli prim ödeyerek sağlık hizmetlerinden yararlanabileceğini bildirdi. Ulaş, “Geliri brüt asgari ücretin üçte birinden az olan ailelerin
primini devlet
Herkes
sigortalı
ödeyecek” dedi. olacak
Türkiye’de 59 milyon kişinin (SGK’ya tabi çalışanlar, emekliler veya bunların bakmakla
yükümlü olduğu kişilerin toplamı) GSS kapsamında olduğunu belirten İbrahim Ulaş, tüm nüfusun GSS kapsamına alınması için sigortalı olmayanların gelir tespitine başlandığını bildirdi ve şunları kaydetti: “Örneğin; sosyal güvencesi olmayan 4 kişilik bir ailenin eline 1000 lira geçiyor, yani kişi başına 250 lira düşüyor. Brüt asgari ücret 729 lira. Bunu üçe böldüğünüzde 243 lira çıkıyor. Kişi başına 243 liradan fazla geliri olan bu ailemiz, ayda 30 lira prim ödeyerek sağlık yardımlarından faydalanacak. Ama 5 kişilik bir ailenin eline toplam 1000 lira geçiyorsa, bu herkese 200 lira düştüğü anlamına gelir. O zaman ailenin primini devlet karşılayacak. Şayet 4 kişilik bir ailenin 2 bin 500 lira geliri varsa ortalama 625 lira düştüğünden, bu aile ayda 88 lira prim ödeyecek.”
Devletin veya kişilerin ödeyeceği primlerin emekliliğe yansımayacağını ifade eden Ulaş, “Sadece kişilerin sağlık kurumlarından faydalanmasının önü açılacak. Ancak kolaylaştırılan isteğe bağlı sigorta yoluyla ayda 234 lira ödenmesiyle hem emeklilikten hem sağlıktan yararlanılacak. Uygulama zorunlu. Primini ödeyemeyen ailelere genel prim tahsilatında
olduğu gibi Çocukların
sağlık
kolaylık sağlanacak” dedi. yardımı aksamaz
DEVLETİN, 18 yaşını doldurmamış çocuklara ücretsiz sağlık yardımı sağlamasının, yeni uygulamayla biteceği eleştirisine karşılık İbrahim Ulaş, “Aile prim ödüyor veya primi devletçe ödeniyor, ama kurum anne-babayı GSS yönünden kayıt altına alıyor. 18 yaşını doldurmamış çocukların sağlık yardımından yararlanması anne-babanın GSS’li olmasına, prim borcu olup olmamasına bağlı değil” dedi.
153) G8 ülkelerini sayınız?
CEVAP : (FAKİRAJ) ABD
Almanya
Birleşik Krallık Fransa
İtalya
Japonya
Kanada
Rusya (Üyeliği Askıda) (2014 te üyeliği askıya alındı)
1975 yılından bu yana her yıl düzenli olarak ekonomik zirveler düzenlemektedirler. G8 uluslararası hükümetler fonu olup Dünya ekonomisinin yaklaşık olarak yüzde 65′ini temsil ederler. Her yıl bir ülke lideri grubun liderliğini üstlenir. Bu lider aynı zamanda o seneki G8 toplantısının gündemini üstlenir.
Rusyagruba daha sonradan dahil olmuş ve bu ülkeler G8 ülkeleri olarak anılmaya başlanmıştır
NOT: Rusyanın G8 üyeliği 2014 yılında askıya alınmış G8 yerine G7 ülkeleri olmuştur
G8
Rusya gruba daha sonradan dahil olmuş ve bu ülkeler G8 ülkeleri olarak anılmaya başlanmıştır. G8 ülkeleri 1975’ten beri yıllık ekonomi zirveleri düzenlemektedirler. G8 Uluslararası hükümetler formu olup, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Rusya, İngiltere ve Amerika dünya ekonomisinin yaklaşık %65 ini temsil ederler. Grubun aktiviteleri yıl bazında konferanslar ve politik araştırmaları içerir. Üye ülkelerin hükümet başkanlarının yıllık zirve toplantısına katılması ile doruğuna ulaşır. Her yıl G8 ‘in üye devletleri grubun başkanlık görevini üzerine alır.Başkanlığı elinde bulunduran grubun gündemini belirler ve o yılki toplantı için ev sahipliği yapar. 2007 için başkanlık sırası Almanya’dadır ve 33’üncü G8 toplantısı için Heiligendamm’da 6-8 Haziran’da ev sahipliği yapmıştır.
G20
20 Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı Grubu, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan 19 ülkeden ve Avrupa Birliği Komisyonu’ndan oluşuyor. Daha çok İngilizce Group of 20 (20 Grubu) kavramının kısaltması olan G20 adıyla bilinir.
G20 ülkelerini Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve Avrupa Birliği Komisyonu oluşturuyor.
G20’ye üye 19 ülkenin hepsinin milli geliri dünyada ilk 31’de yer alıyor. Tayvan, İsviçre, Norveç, İran ve Venezüella, ekonomik olarak bazı üyelerden daha büyük olmalarına rağmen

G20’de bulunmuyor. Birçok Avrupa Birliği ülkesi de, G20’de bağımsız olarak değil sadece AB Komisyonu olarak temsil ediliyor.
Sonuç Olarak
– G8 ve G20’nin kökeni İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Kanada, Japonya,
İtalya ve Almanya ülkelerinin oluşturduğu G7 şeklinde adlandırılan yedi
koalisyonuyla
– G7’nin kuruluş amacı Arap Milletler tarafından Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallığa uygulanan petrol ambargosuna karşı, amacıyla kurulmuştur. G7 uluslararası ekonomik ve politik karar verme yönünden etkilidir. – 1997 yılında Rusya G7’ye katıldı ve koalisyonun adı G8 olarak değiştirildi. – 1999 yılında G8’e on altı ülke daha eklenerek adı G20 şeklini aldı. G20’ye eklenen en önemli ülkelerden Suudi Arabistan, Güney Kore ile birlikte ekonomik güç merkezi haline gelen Çin sayesinde mevcut ve gelecekteki ekonomik krizlerin etkilerini hafifletme odaklı zirveler gerçekleştirilmektedir.
154) D8 ülkeleri hangileridir?
CEVAP : D-8, ya da İngilizce uzun adıyla Developing Eight (gelişmekte olan sekiz ülke), 8 üye ülkeden oluşan bir uluslararası kuruluş. Bu sekiz ülke Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya. Bu sekiz ülkenin REFAHYOL Hükûmeti Başbakanı Necmettin Erbakan önderliğinde bir araya gelerek oluşturmuş oldukları bir organizasyondur. D-8 içinde yer alan ülkeler aynı zamanda İslam İşbirliği Örgütü nün de üyeleridir. D-8 üyeleri, tabii kaynakları, kalabalık nüfusları ve potansiyel pazarlarından ötürü kendi bölgelerinde önemli konum arz etmektedirler.
Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da düzenlenen 6. D-8 zirvesinde, D-8 daimi Sekreteryasının İstanbul’da olmasına karar verildi.[1]. Bu karar 20 Şubat 2009 tarihinde imzalanan anlaşma ile resmiyet kazandı.[2]
155) Hanya’yı, Konya’yı gördün mü cümlesindeki Hanya neresidir?
CEVAP : Hanya (Yunanca’da Χανιά – Hania – Chania), Orta Çağ ‘da Venedikliler döneminde Canea adını taşımıştır Girit ‘in ikinci büyük şehri (2001 nüfusu 139000) ve aynı adı taşıyan ve Girit’in dört idarî bölümünden biri olan ilin (nomos) merkezidir.
828 yılında adayı fetheden Araplar tarafından kuruldu. Sırasıyla Doğu Roma ve Venedik hakimiyetine geçen adaya 1453 yılında İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethinden sonra şehirden kaçan pek çok din adamı ve sanatçı sığındı; Bizans kültürü ve dinini yaşattılar. Hanya, 1645 yılında 54 gün süren kuşatmadan sonra 17 Ağustos’ta Osmanlılar tarafından fethedildi. Osmanlılar’ın Girit Adası’nda fethettiği ilk kale idi. 1669’da adanın fethini tamamlayan Osmanlı Devleti tarafından adanın idarî merkezi yapıldı. 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşı sırasında çıkan Rum isyanı üzerine adaya gönderilen Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Girit Rumlarının bağımsızlığı için zemin hazırlayan Halepa Sözleşmesi’ni 23 Kasım 1878’de Hanya’nın bir ilçesi olan Halepa’da imzaladı.
Hanya, 1898-1908 arasındaki Girit Cumhuriyeti döneminde de başkent işlevi görmüştür.
1880 yılında kurulan Mevlevihane, 1904 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüş ve civardaki diğer Mevlevihaneler ile Müslümanlar arasında bir haberleşme merkezi işlevini sürdürmüştür.[1]
Yunan devlet adamı Eleftherios Venizelos Hanya’ya yakın bir köyde doğmuştur. Türkçedeki “Hanya’yı ve Konya’yı görmek” deyimi bu şehirden dolayı ortaya çıktığı düşünülür.[2]
güçlü
ülkenin oluşur.

156) SGK’nın 2016 bütçesi ne kadardır?
CEVAP : SGK’nın 2015 yılı sonu itibariyle gelirleri 220 milyar 102 milyon lira, giderleri 231 milyar 546 milyon lira, açığı ise 11 milyar 444 milyon lira olarak gerçekleşmiştir”
2016 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu gelirlerinin 265 milyar 113 milyon lira, giderlerinin 276 milyar 422 milyon lira, finansman açığının ise 11 milyar 309 milyon lira olarak gerçekleşmesi beklenmektedir.
157) Batı Türkistan nerededir?
CEVAP : Batı Türkistan; bugünkü Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan’ın tamamı ile Kazakistan’ın büyük bir bölümü ve Afganistan’ın bir kısmını kapsamaktadır. Batı Türkistan’ın Afganistan’da bulunan bölümü Afgan Türkistanı olarak anılır ve Mezar-ı Şerif ve civarından oluşur.
158) 5502 SAYILI KANUN?
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KANUNU Kanun Numarası
: 5502
Kabul Tarihi
: 16/5/2006
Yayımlandığı R.Gazete
: Tarih: 20/5/2006 Sayı : 26173
Yayımlandığı Düstur
: Tertip : 5 Cilt : 45
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Tanımlar, Kuruluş ve Gö
revler
Amaç ve kuruluş
MADDE 1

Bu Kanunun amacı, Sosyal Güvenlik Kurumunun kuruluş, teşkilât, görev ve yetkilerine ilişkin usûl ve
esasları düzenlemektir.
Bu Kanun ile Kuruma görev ve yetki veren diğer kanunların hükümlerini uygulamak üzere; kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve malî açıdan özerk, bu Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda özel hukuk hükümlerine tâbi Sosyal Güvenlik
Kurumu kurulmuştur. Kurum, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgili kuruluşudur. Kurumun merkezi Ankara’dadır.
Kurum,
Sayıştay’ın denetimine tâbidir.
Tanımlar
(1) (2)
MADDE 2

Bu Kanunda geçen;
a) Bakanlık: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını,
b) Bakan: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanını,
c) Kurum: Sosyal Güvenlik Kurumunu,

ç) Genel Kurul: Sosyal Güvenlik Kurumu Gen
el Kurulunu,
d) Yönetim Kurulu: Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulunu,
e) Başkanlık: Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığını,
f) Başkan: Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanını,
g) Genel müdürler: Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürü, Sigorta Primleri Genel Müdürü, Ge nel Sağlık
Sigortası Genel Müdürü, (…)
(1)
ve Hizmet Sunumu Genel Müdürünü,

[wp_ad_camp_2]